atölye

MOTTO TASARIM / ATÖLYE 1040

Yeni yıl sizin için ne ifade eder bilmem ama bana hep çocukluğumu hatırlatır.

Çocuk olmayı,hayal kurmayı,hediye vermeyi,paket

açmayı,kahkahaları,paylaşmayı,aileyi,dostluğu,eğlenceyi,hatıraları,sabahlamayı,

partileri,renkleri,dans etmeyi,yenilikleri,başlangıçları,sonları,umutları,yapılacak

listelerini, çılgın saç kesimlerini,verilen

sözleri,mektupları,özlemleri,kavuşmaları,kucaklaşmaları daha çok

hayatı,yaşamayı sanırım…

‘Aman boş ver ! , Nedir ki, hep aynı gün!’ gibi düşüncelerden kendinizi bir an

önce sıyırmalısınız çünkü o koskoca yıl,  365 gün yaşadığınız onca

gün,an,kutlamaya değer olmalı! Ne olursa olsun nasıl kutladığınız önemli

değil,sevdiklerinizle veya yalnız ,nerede, hangi şartlarda olduğunuz da önemli

değil.Yaşadığınız ,nefes aldığınız ve sadece sahip olduklarınız için bile

kutlamaya değer olmalı. Hiçbir şeyin önemi yoksa bile seneye iyi başlamak

için bir bahanemiz olsun. Kutlayalım ,umutlanalım,mutlu olalım! Biz bu ay

çamurdan mutlulukları , çamurdan hayalleri konuştuk.Çalışırken

yaratmayı,istersek her şeyi yapabileceğimizi,arada bir de çocuk olmayı ne kadar

çok özlediğimizi hatırladık .Seramikle iç içe olmak,keşfetmek,üretmek,oynamak

belki de sadece eğlenmek.Bu ay Motto Tasarım,Atölye 1040’ın çamur evine

konuk oldu ve Eren Kalender’e merak ettiklerini sordu .

 Kendinizden biraz bahseder misiniz ?

Mimar Sinan Üniversitesi Cam ve Seramik mezunuyum.Öncesinde

seramik panolar yapıyordum. Son 2 yıldır hayalimdeki işleri fonksiyonel

hale getirip üretim yapıyorum.

 Atölye 1040 ne zamandır üretmeye devam ediyor? Hikayesini bizlerle

paylaşır mısınız?

2013 Şubat ayında Atölye 1040 ı kurduk. Bu tarihten itibaren üretmeye

başladım. Güzel bir Pazar sabahı,kahvaltı sofrasında karar verdik atölyeyi

kurmaya ve ertesi gün yerimizi tutmuştuk.Sanırım isteyince , hayal

kurunca bazı şeyler oluyor…

 Peki ,seramik’in püf noktası nedir sizce?

Sevmek… El yapımı işler yapıyorum ve en önemli motive kaynağım bu!

İşi çok severek yapıyor olmam işin en önemli püf noktası.

 Biraz tasarım ve yapım aşamasından bahsedecek olursanız …

Eğlenceli, insanların yüzlerinde tebessüm yaratacak işler tasarlamayı

seviyorum.İşlerin çoğu el yapımı bu sebeple üretim süreci biraz daha

meşakkatli oluyor.Her birinin aynısı olması imkansız.Kiminin burnu

kiminin kulağı farklı oluyor,her an yeni bir ekleme yapıp yeni bir

karakter çıkabiliyor.İşin en keyifli kısmı da bu sanırım her an her şey o an

değişebiliyor,ruh halinize,hayallerinize kalmış.

 Ne ilham verir size?

Çocuk ruhum ve hayal gücüm.

 Yeniliklerden bahsedecek olursak,var mı yeni projeler?

Yeni karakterler,yeni hayvanlar eklenmeye devam edecek.Örneğin

aydınlatma için birkaç yeni ürün tasarlamaya başladım bile …

 Okuyucularımız ürünlerinize nerelerden ulaşabilirler?

Facebook ve instagram hesaplarımızı takip edebilirler ve beğendikleri

ürünün fotoğrafını alarak bize mail atabilirler. Bu şekilde olabildiğince

kısa bir sürede aynı üründen hazırlayıp gönderebiliyoruz.

Facebook: Atölye 1040,İnstagram: Atolye1040

 Ve son olarak motto’nuz…

Eğlenerek para kazanmak!

 

Meral Uyanık Koca

dfot

 

 

DEFNE SAMMAN

TASARIMCI

 

İstanbul’da doğdu.Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi seramik ve cam ölümünden mezun olduktan sonra yaklaşık 8 sene sanat yönetmeni olarak reklam filmlerinin dekor  ve set tasarımlarını yaptı.

2011 yılında Beşiktaş Abbasağa’da atölyesini kurdu ve ilk olarak resim çalışmalarına başladı,farklı malzemeleri, onların birbiriyle ilişkisini ve ortaya çıkardıkları dokuları araştırdı. Bazı çalışmalarıyla  Mixer Art Gallery’de ki platformda yer aldı.‘’Çamura’’ olan özlemi, kullanılabilir formlar tasarlama isteği ile birleşince kendi adını taşıyan markası ortaya çıktı. Malzemelerin tamamı kendisi tarafından hazırlanıp,renklendiriliyor,şekillendiriliyor ve pişiriliyor. Tamamı el yapımıdır.

Porselen ve kahve/siyah renklendirilmiş çamurla çalışıyor. Primitif,olabildiğince basit formları özellikle çok seviyor. Malzemeyi önce yönlendirip sonra kendi şeklini alması için serbest bırakıyor,böylece malzeme ve form bir karakter kazanmış oluyor,herkes kendini ortaya koyabiliyor.

 

 

 

  • Takip ettiğiniz siteler ? 

lebriz.com, creativetime.org, filmsforaction.org,dexigner.com

 

 

  • Çalışırken olmazsa olmazınız?

Aletlerim.

 

  • En sevdiğiniz dönem veya akım?

Rönesans  dönemi ve kavramsal sanat.

 

  • Favori mekanınız?

Evimin bahçesi

 

 

  • Ofisinizde asla neye rastlamayız?

Tertemiz masalara .

 

 

  • Nelerden ilham alırsınız ?

Duygu yoğunluğu yaratan her türlü şey .

 

 

  • Evde olmazsa olmazınız? (tasarım adına)

Babamın yaptığı ahşap, körüklü kamera.

 

 

  • Kendinizi en çok benzettiğiniz şehir?

Henüz  ‘o’ şehri bulamadım.

 

 

  • Tek bir cümle ile kendinizi anlatın desek…

Kendimi tek bir cümleyle antamam ki…

 

 

  • Motto’nuz…

Keşfet.

 

 

 

dfot

 

Sedat Girgin(İLLÜSTRATÖR)

 

 

 

Sedat Girgin 1985’de İstanbul’da doğdu.İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nün ardından, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Endüstri Ürünler Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu.Bir çok yayın evinde 60’a yakın kitap resimledi. Dergi ve ajanslarda serbest illüstrator olarak çalıştı. 2007 yılında Suna Dölek ile hazırladıkları “Karıncanın Kardeşi” isimli kitap Tudem Kitap yarışmasında üçüncülük ödülü aldı ve almancaya çevrildi. 2010 yılında katıldığı Art Vespa tasarım yarışmasında birincilik ödülü aldı. Çeşitli karma sergilere katılan sanatçı, ilk kişisel sergisi Hayretler Sirki’ni 2013 yılında açtı.

 

  •   Takip ettiğiniz siteler ?

Şu ara en çok yeni işleri Behance.net üzerinden takip ediyorum.

 

  •   Çalışırken olmazsa olmazınız?

Sakin bir çalışma ortamı ve masa lambam.

 

  •   En sevdiğiniz dönem veya akım?

Ekspresyonizmi çok seviyorum. Beni çok etkiliyor.

 

  •   Favori mekanınız?

Kadıköy Moda

 

  •   Atölyenizde asla neye rastlamayız?

Her şeye rastlamanız mümkün  🙂

 

  •   Nelerden ilham alırsınız ?

İnsan davranışlarından. Kalabalıkta insanları dışarıdan izlemeyi çok seviyorum.

 

  •   Evde olmazsa olmazınız?

Zaman zaman elime alıp karıştırdığım dergi ve kitaplarım.

 

  •   Kendinizi en çok benzettiğiniz şehir?

Sanırım Prag

 

  •  Tek bir cümle ile kendinizi anlatın  desek…

Sevdiği işi yapmaya çabalayan ve bu dünyaya ve kendisine minimum zarar, maksimum fayda sağlamaya çalışan ölümlü

bir bireyim sadece.

 

  •   Motto’nuz…

Önce herkes bir sakin olsun 🙂

dfot

 

KAĞITTAN HAYALLER ATÖLYESİ

PAPİER ATELİER

Her şey izledikleri ”Away We Go” filminin etkisiyle başlamış meğer!

Filmdeki BURT adlı karakterin kağıttan maketini yapma dürtüsüne karşı koyamamışlar ve iş almış başını gitmiş. 2011 yılında ‘’Anything with paper’’ motto’sunu benimseyen Türker Akman ve Deniz Yılmaz tarafından kurulan Papier Atelier tam anlamıyla bir kağıt heykel atölyesi. Onlar, her gün elimizin altında olan üzerlerine karaladığımız, notlarımızı aldığımız, kimi zaman yırtıp attığımız kağıtlara farklı bir boyut ve anlam yükleyerek adeta hayat veriyorlar. Her bir parçayı birer sanat eseri haline getiriyorlar. En büyük ilham kaynağının hayaller, filmler ve insanların büyülü hikayeleri olduğunun altını çiziyor ikili. İşin en güzel tarafı ise hayalleri gerçekleştiriyor olmaları. Düşünsenize, hayallerinizi sipariş ediyorsunuz! Ben kendi adıma Deniz ve Türker’e teşekkür ediyorum; hem ilham kaynağı oldukları hem de hayalleri gerçekleştirmeyi seçtikleri için.

Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Türker:Ben  mimarlık ve dergi tasarımı yapıyorum

Deniz: Ben de  match-up isimli basılı bir dergi çıkarıyorum. Aynı zamanda da 3 yıla yakındır Papier Atelier için kağıt heykeller tasarlıyoruz.

Beraber böyle bir projeye nasıl dahil oldunuz? Hayallerle dolu bu yolculuğun hikayesini bizimle paylaşır mısınız?  

Bundan birkaç yıl önce izlediğimiz bir filmdeki karakterin (Away We Go filmindeki Burt karakteri) kağıt heykelini yaparak bu proje şekillendi kafamızda. Önceleri sadece kendimiz için birkaç adet kağıt heykel yaptık, sonra ise gelen istek ve ilgi üzerine başka çalışmalar da yapmaya başladık. Aslında ilk başta amacımız sadece filmdeki karakterin küçük bir kağıt modelini yaparak eğlenmekti. Sonraları rüyalarımızda gördüğümüz ve ünlü isimler arasında sevdiğimiz insanların kağıt heykellerini yaptık. Birçok konuda fikir alışverişi yaptığımız ve çift olduğumuzdan ortak bir şeyler yapmayı çok istediğimiz için Papier Atelier projesi bizim için çok özel ve ilk.

Neden kağıt peki ? 

Kağıt aslında tasarımın başladığı yerdir. Fakat son ürüne gidilirken kağıt bir kenarda unutulup gider. Bizim amacımız hayatımızın her yerinde yer verdiğimiz bu malzemeye bir değer katmak.

Workshop çalışmalarınız var mı? Bize bilgi verir misiniz biraz? 

Düzenli olmamakla birlikte workshop çalışmaları yapıyoruz. Hatta 21 Haziran Cumartesi günü de Karaköy’de bir tane düzenliyoruz.

Bu workshoplar genelde bir günde oluyor ve 6-8 saat sürüyor. Önceden belirlenmiş bazı modellerimiz oluyor. Katılımcılarla birlikte önceden hazırladığımız kalıplardan kesip, ortaya çıkan parçaları yapıştırıp, bu parçaları boyayarak heykeli tamamlıyoruz. İnsanlar yer yer “Sanırım ben yapamayacağım!” diye panikleseler de sonunda herkesin kendilerine ait güzel birer kağıt heykeli oluyor…

Şimdiye kadar en vazgeçilmez karakteriniz hangisi?

En sevdiğimiz karakterimiz bizim için ilklerden biri olan “Fisherman” ve “Mademoiselle Coco Chanel”.

Sizce bu sanat Türkiye‘de yeterince ilgi görüyor mu veya tanınıyor mu?

Kağıtta kullandığımız teknik, kullanılan geleneksel yöntemlerden biraz farklı olduğu için Türkiye’de pek tanınmıyor. Yurt dışında ise ilham verici güzel çalışmalar yapan kişiler var.

Yurt dışından kimleri takip ediyorsunuz? 

Yurt dışından beğendiğimiz işler yapan isimlerden ilk aklımıza gelenler: Sher Christopher ve Asya Kozina. Ama bize en çok ilham veren kişi şüphesiz ki Turhan Selçuk.

Siparişler nasıl bir süreçten geçiyor? 

Öncelikle sizden yaptırmak istediğiniz heykelle ilgili detaylı bilgi istiyoruz. Kafanızda canlanan sahneyi anlatmanızı istiyoruz. Bu hikayeden kullanabileceğimiz detayları belirliyoruz. Eğer yapılacak heykel bir kişi içinse mümkün olduğu kadar fotoğrafla birlikte kişiye özel detayları alıyoruz.

Bunun üzerine bizim kafamızda oluşan sahnenin eskizini paylaşıyoruz. Eskizin üzerinden tekrar konuşarak sahnenin son halini hazırlıyoruz.

Bundan sonra çalışma bilgisayar ortamına geçiriliyor ve detaylandırmalar başlıyor. Bütün duruşlar, ifadeler, büyüklükler, renkler… gibi detaylar bu süreçte belirleniyor. Bilgisayar ortamındaki çalışma son bulduktan sonra tekrar kağıda dönülüp heykelin hayata geçme süreci başlıyor. Düz bir kağıtla başlayan süreç bu kağıdın kesilip, kıvrılıp, yapıştırılması ile bir hacme bürünüyor.  Daha sonra bu kağıt istendiği şekilde renklendiriliyor ya da kağıdın doğal renginde bırakılıyor. Bu süreçten hiç bir fotoğrafı paylaşmıyoruz. Mümkünse de teslimi elden yapmayı tercih ediyoruz. Bu sayede heykel sahibine ulaştığındaki aralarında kurulan bağı izleme şansına sahip oluyoruz  ki bu da belki de işin en zevkli kısmı oluyor bizim için.

Farklı projeler var mı bizi bekleyen?

Şu sıralar sevdiğimiz bazı sanatçılarla ortak çalışmalar yapıyoruz. Onların farklı disiplinlerde üretmiş oldukları eserlerin kağıttan heykellerini yapıp paylaşıyoruz. İleride de kendi karakterlerimiz ve onların hikayeleri ile bir sergi düzenlemek için çalışmalarımızı da sürdürüyoruz.

Bu işin püf noktası nedir sizce?

Anahtar kelimemiz “sabır”. Çünkü süreç gerçekten yavaş ve zorlu işliyor. Kullandığımız teknikte istenilen geometrik etkiyi almak için keskin köşelerin birleşimlerinin kusursuz olması gerekiyor. Bu yüzden de hataya pek yer yok.

İlerde bir sergi açmayı düşünüyor musunuz? 

Kesinlikle düşünüyoruz ve bir süredir bu konuda da fikirler üretiyoruz.

 

Nerelerden ulaşabiliriz Papier Atelier heykellerine?  

Şu an sadece internet üzerinden www.papieratelier.com adresinden ulaşılabiliyor heykellerimize. Gerçeklerini şu an için sadece workshoplarımız sırasında, ya da yer aldığımız özel etkinlikler için düzenlediğimiz mini sergileri ziyaret ederek görebilirsiniz.

dfot

 

GOTWOB

 

GOTWOB Tasarım Atölyesi, mimarlar Begüm Çelik ve Berk Şimşek tarafından 2009 yılında İstanbul’da kuruldu.

GOTWOB Tasarım Atölyesi’nin faaliyet alanı, mobilya tasarımının yanısıra, geniş bir yelpazede mimari ve iç mimari projeleri de içermektedir.

2010 yılında GOTWOB, Dank ile işbirliği yaparak GOTWOB ofisinin de içinde yer aldığı ve GOTWOB tasarımlarının satışa sunulduğu İstinye’de HANGAR’ı kurdu.

GOTWOB 2013 yılında Alman Brickhous Publications Interior Designs kitabında gerçekleştirdiği bir restoran projesi ile yer aldı.

GOTWOB süreklilikle, Milano Il Saloni gibi uluslararası tasarım fuarlarında ürünlerini sergilemeye ve kendini geliştirmeye devam ediyor.

dfot

İKİ TEKER ÜZERİNDE BAŞLAYAN BİR TASARIM YOLCULUĞU

Yaz, kış farketmez, her zaman en kullanışlı ve en keyifli araçtır bisikletler. Hele ki yaza bu kadar yaklaşmışken, artık kilitleri çıkartıp bisikletlerinizin tozunu alma vakti gelmiş demektir. Kuşkusuz ilk alınan bisikletin yeri bir başkadır. Bir sürü maceranın ilk adımı onlunla atılmamış mıdır? İlk sürme denemeleri, ilk yaralar, yokuştan inerkenki o ilk heyecan…Kimi zaman kalabalık arkadaş grupları kimi zaman da yalnızlığın tadını çıkarmanın en keyifli yoludur bisiklet yolculukları. Özellikle açık havada yapılan bir bisiklet turu, bize tabiatın tüm güzelliklerini içimize sindire sindire seyretme imkanı vermez mi? Hele ki artan stres ve doğadan iyice uzaklaşmış bir toplum olma yolunda ilerlediğimiz şu günlerde, bisiklet demek; “özgürlük ve iç huzurun bir temsilcisidir” desem yanılmış olmam sanırım. Siz ne dersiniz?Motto Tasarım bu ay, hayallerinin ve tutkusunun peşinden giden,
ATELİER ALTAİR TELİAN’nın yaratıcısı, Yiğit Kuyulu’nun Galata’daki Atölyesine konuk oldu. Sanatın, tasarımın, yeteneğin, mütevaziliğin ve samimiyetin birleştiği bu atölyede yapılan her bir bisiklet kişiye özel bir tasarım. Onların sadece araç olmadığı aynı zamanda bir sanat objesi de olabildiğinin kanıtı bu atölye.

 

Kendinizden biraz bahseder misiniz?

Bahçeşehir Üniversitesi endüstri mühendisliğinden mezun oldum. Nurus’ta marka müdürü asistanı olarak çalıştım. Daha sonra yüksek lisans eğitimim için Milano’ya taşındım. Domus Academy’de Business Design eğitimi aldım. Neil Barrett’ta grafik tasarımcısı ve pazarlama müdürü asistanı olarak çalıştım. Neil Barrett’ta çalıştığım sürece kendimi moda fotoğrafçılığında da geliştirdim. Çalışmalarımdan bazılarını Wallpaper Magazine de görebilirsiniz…

Atelier Altair Telian fikri nasıl şekillendi?

Bisikletin her daim beni cezbeden bir tarafı olmuştur. İtalya’nın ve Fransa’nın kasabalarında dolaşıp bulduğum çeşitli bisikletlerin zaman içerisinde garajımda büyük bir hazineye dönüştüğünü gözlemledim. Türkiye’ye sanat ve tasarım yapmak için döndüm ve sahip olduğum bu hazineyi tasarımla harmanlamak için bu atölyeyi kurdum.

İlk  bisikletinizi nasıl yaptınız? Eminim çok  ayrı bir yeri vardır sizin için…

İlk bisikletimi İtalya’da kurguladım. Önceleri orada çok bisiklet çaldırdım. Bisikletinizi bir gece çaldırır, ertesi gün pazarda 25 Euro’ya satın alırsınız. Ben bu geleneğin bir parçası olmak istemedim. Bisikletim çalınmasın diye özel kilit sistemleri tasarladım. Kendi bisikletimi onu benim dışımda kimsenin kullanamayacağı şekilde tasarlamak istedim.

Bisiklet tasarımcısı Türkiye de çok yeni bir kavram. Dünyada çok var mı örnekleri? Sizin de takip ettiğiniz veya tasarımlarını beğendiğiniz bir tasarımcı var mı?

Türkiye de meraklı bir iki arkadaşım var fakat ilk atölye biziz. Dünya da çok var örnekleri. İskandinav ülkeleri , Oregon dan , Japonyo dan tasarımcıları beğeniyoruz. 70’ler Avrupası yarış bisikletleri ve bu dönem atölyelerde üretilen bisikletleri etkileyici buluyoruz.

Tarzınızı nasıl açıklarsınız?  

Yüksek kalitede ürün sunmak bizim için önemli. Son dönem yüksek teknoloji ürünleri bizi yansıtmıyor. Introperspektif bir bakış açısına sahibiz. Her zaman basitliğin ihtişamından yanayız. Bisikletlerimizi tamamlayan minimalist dokunuşlardır.

Altai̇r Teli̇an için aklınızdakilerin tamamını  gerçekleştirebildiniz mi? Sizi heyecanlandıran yeni fikirler veya projeler var mı yakın planda? 

Bisikletlerimizin artık kendi döngüsü var. Kaynağından boyasına hepsi tek tek işlenmekte. Fakat atölyemiz sadece bisikletlerle sınırlı değil. Bunun yanı sıra t-shirt, aksesuar tasarımları da mevcut. Uzun vadede ise bir başka tutkum olan tekne tasarlamayı planlıyorum. Domus Academy de tezimi yat tasarımı üzerine yapmıştım ve bu tutkuya adım adım yaklaşmak beni mutlu kılıyor.

Kendi yaptığınız bir bisikletle dünya turu yapmak ister miydiniz? 

Hayır. Biz yaptığımız her bisiklete tasarım gözüyle bakıyoruz. Onlara evinizde, galerinizde bir heykel gibi bakabilirsiniz; çünkü onlar sizin hayal gücünüzle şekillenecek. Yahut şehrin sokaklarında insanlar işten evine dönerken o iki tekerin dönmesini isteriz.

Okuyucularımız size nerden ulaşabilirler, tasarımlarınızı sergilediğiniz bir yer var mı?

Atölyemiz randevu sistemiyle çalışmaktadır.
Bize mail adresimizden; ‘info@altairtelian.com’dan ulaşıp randevu alabilirsiniz.

Peki, bisiklet meraklıları için  nasıl bir ipucu verirdiniz?

Kendi bisikletinizi kendiniz yapın. Bırakın o da sizin kişiliğinizin bir parçası olsun. Bunun için ayrıca Bisiklet Atölyesi adlı bir projemiz de var. Kafanızdaki tasarıma kendi emeğinizle sahip olabileceğiniz bir ortam yaratıyoruz.

Son olarak Motto’nuz…

Bisiklet herkesi gülümsetir.
dfot

dergi_form_nisan
HAYATIMIZDAKİ ‘MÜZ’ LER…

 

Bahar kapımızda,artık geri sayım başladı diyebiliriz.
Nisan yağmurları,açan çiçekler ve mis gibi bahar kokusu…
Motto Tasarım bu ay bitkilerin tasarımla olan büyülü dünyasına ; MÜZ’ün yaratıcısı Gülriz Sansoy ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdi.

Günümüzde çokça yaygınlaşan Teraryum furyası sayesinde evlerimiz, ofislerimiz kısacası yaşam alanlarımız daha eğlenceli ve keyifli hale gelmeye başladı. Eğlenceli diyorum çünkü küçücük bir cam kabının içinde kendi hayal dünyanızı yaratabiliyorsunuz.Minik cam kürelerin içinde yaşayan bir dünya Teraryum. Değişik formda camlar, kaktüsler, yosunlar, sukulentler, sarmaşıklar ile birbirinden farklı ve özel tasarımlar yapan Müz hayalinizdeki küçük bahçenizi yaratmanızı sağlıyor. Aslında teraryum fikrinin atası, Dr. Ward’un bitki koleksiyonunu muhafaza etmek için tasarladığı ‘Wardian Case’lermiş meğer. Bitkileri dış etkilerden korumayı ve cam içinde kapalı bir döngü oluşturmayı amaçlayan küçük ölçekli seralar bunlar. ’Wardian Case”ler özellikle 19. yüzyılda Avrupa ve Amerika’da dekoratif salon objeleri olarak oldukça popüler olmuş, Viktoryen dönemin kirli havasında evlerde orkideler ve eğreltiotları gibi özel koşullara ihtiyaç duyulan egzotik bitkileri sergilemeye olanak sağlamış ve günümüze kadar gelmiş…

 

‘Müz’ ne anlamaya geliyor?

Müz, Mousai sözcüğünden geliyormuş. Bu sözcük etimolojik olarak, akıl, düşünce, yaratıcılık yeteneği gibi anlamlara gelen ‘men’ kökünden geliyor. Müzler Yunan mitolojisinde, ilham tanrıçaları, ilham perileridir. Doğal objeler, sıra dışı bitkiler ve yalın malzemelerden ilham alan MÜZ doğalın etkisine ve sadeliğe inanıyor.

‘Müz’ nasıl hayat buldu,hikayesi nasıl başladı?

Müz, biraz ileri gitmiş bir bitki merakından ibaret aslında. Bitkilerle oldum olası haşır neşirdim, bir sene evvel de teraryum’larla uğraşmaya başladım. İlk kıvılcımı onlar oldu. Doğadan ilhan alan tasarımlar üretme amacıyla da Müz ortaya çıktı…

Şimdilik bir mağazanız yok diye biliyoruz ancak bazı butik dükkanlar da ‘Müz’ tasarımlarına rastlıyoruz. Yakın planda kendi mağazanızı açma düşüncesi var mı?

Müz’e ait bir mekan veya herkese açık bir atölye oluşturma planım var, en kısa zamanda da gerçekleştirmek istiyorum aslında. Müz’ler şu an birbirinden farklı işlevleri olan beş dükkandalar, aslında bu da çok güzel. Değişik mekanlara adapte olabiliyorlar, bu tam da Müz’ün anlatmak istediği şey. Ama insanlarla birebir ilişki kurabilmek, daha rahat üretim yapabilmek ve Müz’e ait dünyayı görselleştirmek için bir mekan ihtiyacı doğdu.

Her konsepte uygun çeşit çeşit bitkiler ile farklı tasarımlar üretiyorsunuz. Sipariş aldığınızda nasıl bir süreçten geçiyorsunuz? Müşteri, siparişine ne kadar zamanda ulaşıyor?

Genelde bizden tasarım isteyen kişiler kararları bize bırakıyor. Müz’ün belli bir anlayışı var, gelen istekler de bu yönde oluyor zaten. Kişiye ve duruma göre adaptasyonlar yaparak ilerleyebiliyoruz. Sipariş ile ilerlediğimiz alanlar daha çok vitrin tasarımları veya mekanlara özel tasarımlar oluyor, zamanlamalar da beklentilere göre değişiyor tabii.

Teraryum hakkında bizi biraz bilgilendirebilir misiniz? Nedir Teraryum?

Teraryumlar özel koşullara ihtiyaç duyan bitkiler için oluşturulmuş cam muhafazalar. Bu fikir aslında 1800’lü yıllara dayanıyor, günümüzde biraz şekil değiştirerek tekrar yaygınlaştı. Klasik teraryum’larda tamamen kapalı veya ağzı dar camlar kullanılır, formları yüksek nem oranına ihtiyaç duyan ve ev koşullarında rahatça bakılamayacak bitkiler için idealdir. Bir bakıma Teraryum’lar küçük doğa parçaları ve bitki akvaryumları olarak görülebilirler.

Peki, bakımı hakkında bilinen yanlışları düzeltmek adına bize birkaç ipucu verebilir misiniz ?

Kaktüs ve Sukulent türleri için yüksek nem zararlıdır, bu yüzden kapalı teraryum’lara uygun değiller. Teraryum yaparken kullanılacak bitkileri araştırmak ve ihtiyaçlarını gözetmek en önemli özelliklerden biri…

En çok talep gören bitki veya tasarım hangisi, var mı böyle bir kıstas?

Kaktüs ve Sukulent teraryum’ları bakım kolaylığı ve bitki çeşitliliği açısından en çok ilgi görenler.

Üzerinde çalıştığınız veya yakın zamanda bizleri bekleyen başka projeler de var mı?

Yine cam ve seramik odaklı ürünler ve Müz’e ait bir mekan oluşturmak şu sıralar üzerinde çalıştığımız konular. Aynı zamanda iki yeni vitrin projemiz var.

Peki, sizin hayatınızdaki ilham perileri neler veya kimler?

Kendimi dinlemek ve kafamdaki kalabalığı susturabilmek en büyük ihtiyacım, ilhamın adresini veremiyorum ama ona böyle ulaşıyorum.

Müz’e internet sayfanız dışında nerelerden ulaşabilir okuyucularımız?

instagram.com/muz_se adresinden takip edebilir, info@muz.se’ye email göndererek bize ulaşabilirler.

Son olarak ‘motto’nuz ?

Bitkiler ışık saçıyor…

 

dergi_form_nisan

dergi_form_nisan

 

SİNEK SEKİZ YAYINEVİ

 

Sinek Sekiz, sürdürülebilir yaşam, çevre, ekoloji konularında ilham verici kitaplar yayınlayan, küçük ve bağımsız bir yayınevidir. Çevre ve ekoloji ile ilgili kitaplar yayınlanıyor. Aynı zamanda atölye çalışmaları da gerçekleştiriyor Sinek Sekiz Yayınevi. Bu yayınevindeki insanlar, kitapların çıkmasında rol oynayan, emek verenlerin çoğu farklı yerlerde yaşıyorlar aslında. Biri Karaburun da, biri Ankara gibi farklı yerlerden gelen insanların birleştiği bir yer aynı zamanda. Sinek Sekiz’in genel yayın yönetmeni İrem Çağıl “Bizim hammaddemiz kağıt. Nasıl bir seramikçi çamurla uğraşır ve onu şekillendirir ise bizim de üretim yaptığımız şeyler hep kağıttan, kartondan oluyor.” diyor.
İlgi alanları çevre, ekoloji ve sürdürebilirlilik. Ama bunları kitap olarak yayınlamanın yanı sıra bu hammaddeyi kullanarak yaratıcı başka işlerinde yapılıyor olması. Defterler, kağıttan animasyon atölyeleri, kuklalar aklınıza gelebilecek her şeyin atölye çalışmalarını gerçekleştirmeye çalışan son derece yaratıcı ve üretken bir yayın evi Sinek Sekiz.
Ekoloji alanında dünyaca ünlü bir çok değerli yazarların kitaplarını da Türkçeye kazandıran Sinek Sekiz’in yayın listesi ise şöyle;
– EKOLOJİ Cep Rehberi, Ernest Callenbach
– SLOW FOOD DEVRİMİ, Carlo Petrini-Gigi Padovani.
– PERMAKÜLTÜRE GİRİŞ, Bill Mollison.
– EKOKÖYLER, Jonathan Dawson.
– İYİLERİN YANINDA, Vandana Shiva.
– TOHUM VE GIDANIN GELECEĞİ ÜZERİNE MANİFESTOLAR, Vandana Shiva.
– PETROL DEĞİL TOPRAK, Vandana Shiva.
– ŞEHİRDEKİLER İÇİN SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM REHBERİ, Scott Kellog – Stacy Pettigrew.

 

dergi_form_nisan

dfot

SERENAY LÖKÇETİN 

TASARIMCI/FOTOĞRAFÇI

1987 Bursa doğumluyum. Uludağ üniversitesi iktisat bölümünden mezun oldum. Zamanla asıl yapmak istediğim işin tasarım olduğuna karar verdim ve Nanay Design isminde bir marka yarattım.Aynı zamanda Serenay Lökçetin Fotoğraf adıyla Belgesel ve Düğün fotoğrafları çekiyorum. Nanay Design 2012 yılında yolculuğuna başladı.Polimer kil ile tanıştığım günden beri hayal gücümü şekillendirebiliyorum. Önce minyatür yiyeceklerle başladım. Bu konuda Türkiye’de başarılı olan çok az kişi var. Minyatür sevdası da çok başka.Daha sonra modellemeler yapmaya başladım ve kitap ayracı serisi bu şekilde meydana çıktı.Tabi ki Nanay sadece polimer kilden ibaret değil. Yeni şeyler denemeyi her zaman çok seviyorum.Bu durum beni daha iyilerini yapmaya heveslendiriyor.Bugünlerde ayraçların fiziki özelliklerini iyileştirme ve sunumunu farklılaştırma peşindeyim. Yurtiçi ve yurtdışına satışlar yapıyorum. Nanay Design 2014te hayattan, renklerden ilham alarak, hayallerine polimer kille şekil vermeye, üreteni de, tüketeni de mutlu etmeye devam edecek…

 

Takip ettiğiniz siteler ?

Stylemepretty.com, Etsy.com, Pinterest.com

 

• Çalışırken olmazsa olmazınız?

Müzik

 

En sevdiğiniz dönem veya akım?

Vintage ve Retro

 

Favori mekanınız?

Atölyem

 

Motivasyon?

Kahve,kahve,kahve…

 

• Ofisinizde asla neye rastlamayız?

Negatif enerji

 

Nelerden ilham alırsınız veya kimden?

Renklerden, desenlerden, olaylardan,  kısacası hayattan.

 

Evde olmazsa olmazınız?

Polimer killerim

 

• Kendinizi en çok benzettiğiniz şehir?

İzmir

 

Tek bir cümle ile kendinizi anlatın desek…

Mutlu

 

‘Motto’nuz…

Birini sevmeden, dünyayı sevemezsin.

 

 

 

 

 

dfot

Yaratıcı işlerde, aranması gereken en son şey tecrübe olmalı. İlk albümler bu yüzden daha güzeldir. Hamdır belki ama samimidir. En sevdiğin film genellikle hevesli bir yönetmenin ilk göz ağrısı çıkar. Evinde olmasından daima keyif aldığın vazgeçilmez eşyaları araştırsan yine yanılmadığımı görürsün. Yine birinin ilk işlerindendir.

Boğazkesen Caddesi’nde karşıma çıkan Ham:m bir genç tasarımcılar kollektifi olarak bu işte yeni olmanın sınırsızlığından faydalanıyor. Yeni mobilya ve tasarım markasının ismi de tam olarak bu nedenle Ham:m. Herkesin her telden çaldığı tasarımların olduğu kaotik bir durum yok yalnız. Bir araya gelişleri tek bir amaç doğrultusunda, mutluluk verici ‘zamansız’ tasarımlar ortaya çıkarmak.

Markanın tasarımcılarından Gülsüm karşılıyor beni. Bunu yaparken kendilerine masif meşeyi ana malzeme olarak seçtiklerini söylüyor. Özellikle masa, sehpa, tabure gibi tasarımlar için. Yanında demir, pirinç, bronz ve mermerin kullanıldığı boy ve el aynaları, kesme tahtaları, kalem setleri ve kalemlikler yer alıyor. Tasarımlarının tamamı kendi atölyelerinden ‘harika ustamız’ dedikleri marangozlarının elişçiliği. Ham:m tasarımlarına İstinye’deki ilk sergilenme alanları Dank’ta da rastlayabilirsin.