Röportaj | Hakan Eraslan

Röportaj | Hakan Eraslan

Ankara Galeri Soyut’da açılan “Melankoli İki” resim sergisi, soyut resim sevenleri bir kez daha Hakan Eraslan’ın özgün ve yenilikçi yaklaşımı ile buluşturdu. Dışavurumcu tavrı ile geleneksel resim algısının dışına taşan sanatçı, müzisyen figürleri ile canlı ve dinamik renklerden oluşan soyutu birleştiriyor.

Resim yapmaya nasıl başladınız?

Kötü giden okul ve aile hayatımın sorunlarına alternatif, yeni ve keyifli bir yaşam alanı oldu resim benim için. Ortaokuldaki resim öğretmenim Zennur Yüksel’in rehberliği, ilgisi ve desteği resim yapmam ve devamlılığımdaki en önemli etkendir. Resimlerinizle ilgili ne söylersiniz? Çizgi doku, leke ve renklerin oluşturduğu kaos ortamını düzene sokma çabası diyebilirim resmim için.. Deneysel çalışmaların resmime yön veren temel etken olduğunu düşünüyorum. Fovizmin renkçi anlayışının yanında ekspresyonizmin dışavurumcu tavrı resimlerimi derinden etkilemiştir. Figürü kompozisyon kurgusuna yardımcı bir unsur gibi kullanmayı yeğlerken grafiksel tatta geometrik formlarla da destekliyorum resmimi..

 

 

Sizi tetikleyen unsurlar, ilham kaynaklarınız neler?

 

Yalnızlıktan ilham alıyorum. Yalnız doğumla yalnız ölüm arasında yalnız yaşamlardan, yani kalabalık şehirlerin ışıklı yaşamları arasında sıkışan, çokluk içindeki insanın yalnızlığındaki melankoli ilham veriyor diyebilirim.

 

Müzik ile ilişkiniz nedir?

Üniversitede bizim resim bölümünün alt katı müzik bölümüydü, ister istemez müzik hep vardı zaten.. Resme giden yolun biraz da kulaktan geçtiğine inanıyorum. Her müzik aletinin estetik formlar taşıması da müzik temasını ele almamdaki etkenlerden biridir.

 

Güncel serginizin öyküsünü anlatabilir misiniz?

 

Geçen yıl Galeri Soyut’ta açtığım “Melankoli” isimli sergimin başarısının ardından “Melankoli II” ile izleyiciyle buluşmaya karar verdim. Melonkoli resimlerimde hep vardı zaten. Müziğin insan psikolojisine derin etkisi beni müzik ve müzisyen temasına itti, izleyiciyle resim arasında görünmez bağlar kurulmasına yardımcı oldu.. Melankolinin, insanın kendi içinde yaşadığı psikolojik yüzleşmeyi tam olarak yansıttığını düşünüyorum. Renklerin hareketi ve canlılığının yanında ışık ve gölgeyi kompozisyonu destekleyici unsurlar olarak kullandım. Gölge, figürlerdeki melankoliyi öne çıkaran bir tavır oldu. Arka planda sezilen peyzaj algılarında, şehir yaşamından bunalan insanın doğaya yönelme isteğinin gizlendiğine inanıyorum.

Sanat ve sanatçı tarifiniz nedir?

 

Sanat nesnel gerçeğin insan bilincinde yeniden yorumlandığı ,estetik ve plastik kaygılar içinde gerçeğe farklı bakış açıları getirip, geliştiren bir süreç, bir dışavurumdur. Kavramsal sanat her ne kadar sanat terimine yeni tanımlar üretirken estetik kaygıları önceliğinde tutmasa da benzer süreçlerden geçer. Sosyal yaşamın içindeki insan sorunsalına altarnatif katkılar, yeni bakış açıları geliştirme çabası içinde olan, bunu yaparken de estetik ve plastik çözümler üreten eylemcidir sanatçı..

Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce ?

 

Sanat yoluyla insan etkili ve kalıcı olarak kendini ifade edebilme özgürlüğüne ulaşmıştır . Özgür insan mutlu insandır diyebiliriz. Sanat, çoğu zaman güncel yaşamımızda yüzleştiğimiz gerçeklerimizi duygularımızla harmanlayarak mutluluk imgeleri saçan bir sanat eserine dönüştürüp kalıcılaştırabilir. Örneğin: Beethoven’in IX. senfonisinde, Schiller’in “Sevince Övgü” adlı yapıtında ya da yoksul ve hastalıklı Antoine Watteau’nun cenneti anımsatan resimlerinde bunu görmek mümkündür. Aynı etkiyi toplum üzerinde de görürüz.Sanatçıların yaratımlarıyla yaşadıkları keyifli mutluluğu, bizler de okuyarak, dineleyerek ya da izleyerek duymaktayız. Sıkıntılı bir zamanda okuyacağımız bir şiir ya da dinleyeceğimiz bir müzik bize mutluluk verecektir. Sanat, salt yaşamda olmayanı yaşama katmaz, yaşamda var olanı yeniden yeni bakış açılarıyla güzelleştirerek sunar. Sanatın bireyler üzerindeki bu olumlu etkileri yanında, toplumun sosyal yaşamı üzerinde de yapıcı bir rolü vardır. Sanat, İnsanları birbirine bağlar. Aynı sanat yapıtını okuyan ya da izleyen kişiler arasında bir ortak dil, zevklerde birlik olarak duyarlı bakış açılarına dönüşür. Bu etki, tüm sınırları aşarak evrenselleşir. Sanat yardımı ile zevkleri, düşünceleri kadar açık ve sağlam insanlar yetişir. Sanat,içinde insana dair ne varsa barındırır, hüzün de vardır mutluluk da.. Gören duyarlı insanlara ne mutlu..

 

 

Sanatın insan yaşamındaki yeri ne olmalı?

 

Doğada çevresini kendine uydurarak değiştirip dönüştüren tek canlı türüdür insan. Mağara duvarlarına yapılan resimle başlayan değişim yaşam çevremizi de yeniden şekillendirmemizi sağladı. Dört duvarla çevreleyerek çevresinden izole bir yaşam alanı kuran insan bunu yaparken kendine yeni bir yaşam alanı oluşturmanın yanında işin içine estetik unsurları da katmıştır, güzel olanın peşinden gitme isteği estetik beğeni algımızı da geliştirmiştir. Belki de yok olup gitme gerçeğine inat, ölümsüzlük arayışının dolaylı bir sonucudur sanat.. Çağımızın sınırsız ve hızlı değişkenliğine, sonsuz istek ve beklentilerine, gerek ayak uydurabilmek, gerek onda olumsuz bulduğumuz yönelme ve olgulara karşı gereken savaşımı verebilmek için, çok yönlü, çok boyutlu ve demokratik düşünmeyi öğrenmek adına, ilerici toplumsallaşmayı gerçekleştirebilmek, yetişen kuşaklara bu değerleri kazandırabilmek, öğretebilmek ve her yeni kuşağın bir öncekini aşması gerektiğini kavratabilmek adına sanat, toplumların evrensel dildeki varoluşudur. Çok boyutlu, sürekli yenilikler içeren ve yaratıcılığı destekleyen yöntemler ancak sanatın insana sunduğu kazanımlarla mümkündür diye düşünüyorum. Böyle olunca sanatın en geniş, en zengin kapsamıyla yaşam alanlarımız içerisinde yer alması gerektiğine inanıyorum.

 

Günümüz sanatı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 

Günümüz sanatı doğadan yer yer kopmuş yeni kavramlarla yüklenip,yeni bir gerçeklik,işlevsellik arayışına girmiştir.Bunu yaparken de çağın bilim ve teknolojideki gelişimlerini kullanarak sanata evrensel bir bütünlük kazandırmıştır. İkinci dünya savaşı sonrası yeniden kurulan kültürel, bilimsel ve ekonomik değişim, gelişim beraberinde tüketim toplumlarını da doğurarak sanata kavramsal bir yön vermiştir. Böylece sanat yüzyılın başından itibaren bugüne kadar yerleşmiş estetik kurallara, plastik değerlere ters düşmek adına yeni gerçekler, yeni bakış açıları kazandırmıştır. Günümüz kavramsal sanatına büyük sermaye yatırımları, gelişen endüstri, teknoloji, dünya siyaseti ve bitmek bilmeyen çatışmalar, savaşların yön verip kaynak oluşturduğunu düşünüyorum.

1945 sonrası resim sanatında ise informel soyutlamaların öne çıktığını görürüz. Alışılmış yağlıboya resminin dışında yeni boya ve malzemelerle yeni arayışlara girilmiş kolaj ve kabartma teknikleri denenmiştir. Foutrier ve Worls’un ortaya çıkardığı “informel soyutlama”da birleşen birçok sanatçı, bazıları Kandinsky’nin açmış olduğu lirik soyutlama düşüncesine, Mondriana’ ya, kimi sürrealizm otomatizmine, kimi ekspresyonizme ve uzak asya kaligrafisine dayanarak yepyeni üsluplar içinde günümüzün sanat hareketlerinin doğmasını sağladılar. Bunlar Taşizm, Post-Kübizm, Soyut Ekspresyonizm, Kaligrafik

Ekspresyonizm, Eylem resmi akımlarıdır. Günümüz sanatına yön veren kavramsal sanatlar, sanat tanımına her ne kadar yeni bakış açıları getirmiş olsa da günümüz resminde plastik kaygıların yeniden harmanlanarak, farklı bakış açıları ve yeni estetik arayışlarla güncellenip güçlendiğini düşünüyorum.

 

Ayşe Gülay Hakyemez