teras

dfot

 

Frank Lloyd Wright

Dünyanın gelmiş geçmiş en önemli mimarları arasında olan Frank Lloyd Wright’ı okumak ve tanımak için mimar olmak şart değildir.  Wright’ın yaşama yaklaşımı ve düşünceleri, kendine yatırım yapan tüm görüşlere farklı bir bakış açısı katacaktır.

“Yaşım ilerledikçe yaşam benim gözümde daha da güzelleşiyor. Dünyanın güzellikleri, insanlara da geçip yansır. Güzelliğe budalaca sırt çevirenler sonunda onsuz kalırlar; yaşamları yoksullaşır. Ama güzelliğe akıllıca yatırım ya¬parsanız, onu tüm yaşamınız boyunca yanınızda, yörenizde bulursunuz.” Frank Lloyd Wright

 

Yirminci yüzyılın en üretken ve çok yönlü mimarlarından biri olan Amerikalı Frank Lloyd Wright  8 Haziran 1867’ de Wisconsin’de Richland Center’ da doğmuş, 9 Nisan 1959’ da Arizona’da Phoenix’ de ölmüştür.

Ortaöğrenimini Madison’ da 1883’ de tamamlamıştır. 1885-1887 arasında Wisconsin Üniversitesi ‘nde Mühendislik eğitimi sırasında ünlü tasarımcılarla çalışarak, profesyonel deneyim kazanmaya başlamıştır. 1887’de Chicago’ya gittikten sonra D.Adler ile L.H.Sullivan’ ın bürosuna yardımcı mimar olarak girmiştir. Planlama ve tasarım bölümü yöneticiliğine geldiği bu büroda 1893 ‘e kadar çalışmıştır. 1909’ da bir Avrupa turuna çıkmış, 1911’ de ülkesine döndükten sonra Wisconsin’ de serbest mimarlığa başlamıştır.

1912’ de bürosunun Chicago şubesini açmıştır.1915’ de Tokyo’ da yapacağı bir otel nedeniyle Japonya’ ya gitmiştir. 1920 ‘ye kadar kaldığı bu ülkenin sanatıyla ilgilenmiş ve ( bugün Boston Güzel Sanatlar Müzesi’ nde Spaulding Koleksiyonu adıyla saklanan ) baskı resimler toplamıştır. Ülkesine döndükten sonra 1928’ e kadar California’ da, La Jolla’ da kalmıştır. 1929’ da bürosunu Arizona’ daki Ocatillo’ ya taşımıştır. Ölümüne kadar Wisconsin ve Arizona’ da çalışmalarını sürdürmüştür.

70 yıldan uzun bir süre çalışmış ve 400’ü inşa edilen 1000 kadar bina tasarlayan, çeşitli tarzlarda çalışan, materyal ve mimari form kullanımında çok yaratıcı olan Wright karışık etkilerin bulunduğu bir ülkede mimarlık yapmıştır. O yıllarda Avrupa mimarlığından gelen özellikler, özgün birleşimlere ulaşamadan teknolojik ve endüstriyel ilerlemelerin etkisiyle yerleşimi yeni bir yaratma alanına, Chicago okulu adlı akımın kimi çağdaş mimarlık ilkelerini uygulamaya başladığı gökdelen mimarlığına bırakmıştır. Bu akım içinde mimarlığa başlayan Wright, kendi özgün mimarlık anlayışını geliştirmiş, Chicago Okulu’ nun geri plana itilmesinden sonraki uygulamalarıyla, Le Corbusier, W. Gropius ve L. Mies van der Rohe ile birlikte 20. Yy mimarlığını en çok etkileyen dört mimardan biri olmuştur.

Wright yapılarıyla olduğu kadar düşünceleriyle etkili olmuş, mimarlığa ilişkin görüşlerini güçlü kalemiyle dile getirmiştir. Yapının bir ağaç gibi, yani yaşayan, organik, çevresi ve işlevleriyle uyumlu bir bütün oluşturmasını sağlayacak koşulların araştırılması gerektiğini söylemiştir. Kitaplarında ülkesine özgü özgürlük, demokrasi, iktisadi düzen ve toplumsal yaşama biçimlerini savunmuş, bunlara uygun bir mimarlığın oluşturulmasını istemiştir. Cam eşya, otomobil gibi endüstri tasarımı konuları üstünde çalışmış, bir süre de bir derginin kapağını hazırlamıştır.

Wright gerek çok sayıdaki uygulamaları, gerek düşünceleriyle 20. YY’ ın ilk yarısındaki en etkili mimarlardan biri olmuştur. 1910 yılında yapıtlarını Avrupa’ da tanıtan iki kitap, başta W.Gropius olmak üzere çağdaş mimarlığın önde gelen temsilcilerini etkilemiş, onların yeni düşünceler geliştirmesine yol açarak daha sonra Uluslararası üslup olarak adlandırılacak yaklaşımın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Wright, bir okul gibi gördüğü işliğinde pek çok mimar çalıştırmış, düşüncelerini izleyen öğrenciler yetiştirmiştir.

‘Bir yapı yalnızca var olunacak bir yer değildir, bir var olma tarzıdır’ diyen ünlü mimarın mimarlık tarihine etkileri dokunmuş birkaç projesini inceleyelim:

 

William H. Winslow evi

River Forest, Illinois (1893)

Highland Park evi

Illinois (1902)

Şelale Evi (1936)

Johnson Wax apartmanı (1939)

Guggenheim Müzesi New York (1956-1959)

 

Wright, 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin kırsal yaşam yaygınlaşmasının ustası olarak görülmüştür.

İlk yapıtları; Özgün üslubuna ulaştığı 1900’ den sonra, adını ABD’ deki ağaçsız kırları anlatmada kullanılan prairie sözcüğünden ve Wright’ ın 1901’ de Ladies Home Journal’ da yayımladığı ‘’ A House in a Prairie City ‘’ ( Kırlık Yöredeki Bir Kentte Bir Ev ) adlı yazıdan alan bir dizi konut tasarımı gerçekleştirmiştir. Dışarı taşan saçaklar ve pencere dizileriyle yatay çizgileri vurgulayan bu konutlar, onun ilk önemli yapıları olmuştur.  Evlerin X, L ya da T biçimindeki planları çeşitli konut işlevleri arasında serbest bir mekan akışı sağlamaktadır. Bunlar yalın ve süslemesizdir. Aralarında Willits, Heurtley, Martin, Glasner, Coonley, Roberts,Gale ve Robie evleri en önemlileridir. Wright bu yıllarda konut dışında kalan işlevlerde beton kullanmaya başlamış, dışavurumcu bir anlayışla kullanılan yeni yapı gereçleriyle en az ‘’ prairie evleri ‘’ kadar etkili olmuşlardır.

 

dfot

 

Burgazada

İstanbul adalarının en mütevazısı Burgazada, martı seslerinin yankılandığı sokakları, yazarlara ilham veren kırları ve zarif köşkleriyle huzurlu bir liman arayanları bekliyor…

Burgazada’da

Huzur ve renk

Diğer adalara nazaran daha az bilinen ve tercih edilen Burgaz’ın sakinliği, doğallığı ve eşsiz manzarası bir başkadır. Adaya ayak bastığınızda size en sıcak karşılamayı önce martılar ve kediler yapar. Sonrasında ise iskele meydanında mezeleri ile meşhur restoranlar muazzam kokularıyla aklınızı başınızdan alır.

 

Adayı gezdikten ve yorgunluk sarhoşu olduktan sonra da Ada’nın en meşhur dondurmacısı ile günü büyük bir keyifle noktalayabilirsiniz. Geri dönmek için hazırlanmaya başladığınızda ise içiniz burkulur ve bu huzuru hiç terk etmek istemezsiniz. Bahar Mahmure Derviş ise bu terk etme duygusunu bir daha yaşamamak üzere yıllar önce buraya yerleşip, adayı sindire sindire yaşamaya karar verenler arasında.

Hayatını dolu dolu yaşayan, her dakikasının kıymetini bilen huzur dolu ve inanılmaz hikayeler biriktiren Bahar Derviş Hanım evinin kapılarını Bast Home için açtı. Evin yolunu tutuyoruz ve bir kez daha Burgazada’ya aşık oluyoruz. İnanılmaz bir huzur eşlik ediyor bize. Sessizliği ne kadar özlediğimizi fark ediyoruz o an. Ve öğreniyoruz ki bu adada fayton atları genelde serbest dolaşırmış, eğer evlerin kapısı açık unutulursa bahçede  bir atla karşılaşma olasılığı çok yüksekmiş meğer. Bunu duyunca özellikle Büyükada için temennide bulunduk; en kısa zamanda şartlar değişip de buradaki atlar kadar özgür olabilsinler diye. Ve biraz yokuş çıktıktan sonra bizi bahçesinde çiçekler içinde karşılayan Bahar Hanım ile merhabalaştık ve bize ‘’Adalı” olmanın ne demek olduğunu anlattı.

‘Çocukken aile ile beraber adalarda büyümek ayrı, bir de seneler sonra ada hayatını tercih edip bunu yaşam biçimi haline getirmek ayrı. Ada hayatını tercih ettiyseniz bir kere kendinizi disipline etmeniz şart! Planlı ve programlı olmalısınız ki vapur saatleri programınızı alt üst etmesin.Onun dışında adada iseniz zaten tek yapmanız gereken bu hayata ayak uydurmanız. Unutmayın şehirdeki yaşantınızı buraya adapte etmek değil amaç aksine teslim olmak ve bir bütün halinde yaşamak’ diyor Bahar Hanım. Son 15 yılını Burgazada’da yaşadığını ve artık İstanbul’a yalnızca öğrencileri için gittiğinin altını çiziyor. Tam anlamıyla bir adalı Bahar hanım. Hatta öyle ki tatil tercihini de başka ülkelerin adalarına kaçmaktan yana kullanıyor. Kendi yaşadığı evin bahçesi görülmeye aslında yaşamaya değer diyebiliriz. 20 çeşitten fazla çiçek var bu bahçede.Ve her birine öğle bağlı ki kimseye teslim edemiyormuş.Gittiği yerlerden en nadide çiçekleri bile bu bahçeye taşıyormuş.Tüm bahçe bakımını bizzat kendi yaptığının altını çiziyor ve ekliyor, ‘Her bitkinin bakımı ve ihtiyacı apayrıdır. İşin en keyifli tarafı ise bunca çeşidin içinde her mevsimi bir başka yaşıyor olmanız. Bu bahçede her mevsimde farklı bir çiçek açar ve bahçe kendini yeniler. Öyle muazzam bir oluşuma şahit olursunuz ki bahçeniz adeta masalsı bir görünüme bürünür.’

Sohbet sırasında bir diğer öğrendiğimiz şey ise bu evin bulunduğu yerin Reşat Paşa Köşkü’ne ait olduğu. Sonrasında ise bu köşk kızları arasında bölüştürülmüş meğer.

Bahar hanım’ın bu evi nasıl seçtiği ise onun seneler evvel yaşadığı bir anıda gizli. Bu hikaye şimdilik bizde saklı kalsa da bir kelebeğin insanın hayatını değiştirebildiğini söyleyebiliriz. Evin her köşesi başka hikayelerle, başka anılarla dolu. Her objenin kendine ait bir hikayesi var. Evin içi o kadar sıcak detaylarla tamamlanmış ki kendinizi hiç de misafir gibi hissetmiyorsunuz.Evin başrolü ise şüphesiz kelebekler.Ancak mavi renk, melek figürlü detaylar ve antika objeler de arka planda kalmıyor. Bir oda bir salon olan bu ev son derece kullanışlı dekore edilmiş. Yazlık kışlık olarak kullanılan bu ada evinin her köşesi rahatlığa ve huzura işaret ediyor. Salondan bağımsız, kitabınızı alıp okuyacağınız bir alan dahi oluşturulmuş. Pencerelerden baktığınız bahçe manzarası ise görülmeğe değer. Kendinizi hem dağ evinde, hem de bir ada evinde hissedebileceğiniz nadir yerlerden anlayacağınız. Salondan verandaya açılan bir çıkış var ve Bahar Hanım’ın yine kendi yarattığı; Burgazada hatırası köşesi bulunuyor. Bu eve her gelenin mutlaka bu bölümde bir fotoğrafı ve hatırası olurmuş. Biz de es geçmiyor ve hemen bir hatıra fotoğrafı çekiyoruz elbette. Bahar hanımın hoş sohbeti ve samimiyeti  ile harika geçen bir günün ardından vapura biniyoruz ancak herkes gibi içimiz buruk bir şekilde terk ediyoruz adayı.Tez zamanda yeniden ziyaret etmek üzere…

SAİT FAİK

ABASIYANIK

MÜZESİ

Türk edebiyatının usta isimlerinden Sait Faik’in uzun yıllar yaşadığı tarihi köşke uğramadan yapılan bir Burgazada gezisi eksik kalır. Ada günlerinden geriye ölümsüz eserlerden oluşan paha biçilmez bir miras bırakan yazarın hayatının son yıllarını geçirdiği ev günümüzde bir müze. Güzel bir bahçe içerisinde yer alan köşkte yazarın el yazmaları, fotoğrafları, mektupları, kitapları ve kişisel eşyaları sergileniyor.

AYA YORGİ

KLİSESİ

17. yüzyılda yapıldığı sanılan manastır, Cennet Yolu’nun altındaki yamaçta inşa edilmiş. Üç katlı ve dikdörtgen planlı taş bina, 1920’li yıllarda Beyaz Ruslar tarafından da kullanılmış. Manastırın yukarısındaki çam ağaçlarıyla kaplı düzlükteki kilise ise 19. yüzyıl tarihli. Kilisenin içi ise resimler ve ikonalarla dolu bir müze gibi. Dekorasyonda kullanılan gümüşler ve ahşap oymalar ilginç.

KALPAZANKAYA

İskeleden yarım saatlik bir yürüyüşle, faytonla ya da gezi tekneleriyle ulaşabileceğiniz Kalpazankaya, adanın görülmeden geçilemeyecek yerlerinden biri. Püfür püfür rüzgârlarıyla yazın sıcağını hiç hissettirmeyen bu güzel doğa parçasının bir tarafı ormanla, diğer tarafı denizle çevrili. Hemen aşağısındaki küçük koy, güneşlenmek ve denize girmek için ideal. Civardaki kır gazinolarında ise balık ve kuyu kebabı çok lezzetli.

 

HRİİıSTOS TEPESıİ VE MANASTIRI

Bizans manastırı olan Theokoryphotos (Hz. İsa’nın Başkalaşımı), adının da söylediği gibi, Hristos (İsa) Tepesi’nin zirvesinde yer alır. Bizans kaynaklarınca doğrulanmamış olmamakla beraber, söylenceye göre, manastır Makedonyalı İmparator I. Basil tarafından (tks 867-86) bir antik Yunan tapınağının kalıntıları üzerine kurulmuştur.

18. yy.ın sonunda ise manastır terk edilmiş, bir harabe haline gelmiştir. Manastırdan günümüze, eski manastır bölgesinin çeşitli yerlerine dağılmış, önceki yapılara ait harabeler ve mimari kalıntıların yanı sıra, 19. yy.da yapılmış bir kiliseyle 18. yy.da inşa edilmiş iki katlı bir yapı kalmıştır. Manastır bölgesi girişinin içinde, çok güzel oyulmuş dört Bizans sütun başını da içeren bir dizi antik mimari kalıntısı bulunur.

Manastır yöresinin sınırları içinde bugün bile hâlâ yağmur sularını toplayan dört adet kocaman, kemerli yer altı sarnıcı bulunuyor.

Tepeden seyredilen manzara harikadır: Bütün Adalar ve Asya sahilleri görülebilir. Rumlar ve diğerleri hâlâ, Hz. İsa’nın Başkalaşımı’nın panigirisini (o yerdeki kiliseye adını veren azizin anısına yapılan şenlik) hatırda tutmak üzere 6 Ağustos’ta kiliseye geliyorlar; bu olay eskiden, tepenin zirvesinde müzik ve danslarla kutlanırdı.

Rum mezarlığı, manastır bölgesinin hemen yukarısında. Mezarlıktaki minik kilise, tapınakları hep tepelerin zirvesinde kurulmuş olan Hagios Profitis İllias’a adanmıştır.

KINALIADA

Krikor Lusavoriç Kilisesi

Ada nüfusunda önemli bir payı Ermeniler oluşturmaktadır. Gregoryen kilisesi sahil yolunda yer almaktadır. Prens adaları içerisindeki tek Ermeni kilisesi olma özelliğine sahiptir. 1857’de kurulmuştur ve 1988’de yeniden inşa edilerek bugünkü halini almıştır. İçerisinde ortaçağ taş oymacılığının güzel örneklerini içeren panolar bulunmaktadır.

KINALIADA CAMİİ

Kınalıada’da yaşayan müslümanların isteği ile modern bir  camii yapılmıştır.Üçgen çatısı, kesik yivli minaresi ve zikzaklı yedigen bir poligon oluşturan ana binasıyla Kınalıada Camii, İstanbul’da örneği bulunmayan modern bir mimari üslup taşıyor. Deniz kenarındaki 450 metrekarelik bir alan üzerine kurulu ibadethanenin avlusunda, şadırvan, cemaat odası, sağlık merkezi, gasilhane ve su sarnıcı bulunuyor.

DÖNÜŞÜM MANASTIRI

Dönüşüm Manastırı, Manastır Tepesi’nin üstündedir. Bu manastır aynı isimdeki Bizans manastırının yerine kurulmuştur. Bu manastırın bazı mimari kısımları katholikon yani keşiş manastırının içine yerleştirilmiştir, diğerleri ise araziye yayılmış durumdadır. Türklerin fethinden sonra manastır yıkılmaya başlamış ama sonra 1722’de İstanbul’da iş yapan Sakızadalı bir grup zengin Yunanlı tüccar tamamen onarımını üstlenmiştir. Bu tüccarlar Bizans katholikonunun yerine yeni bir kilise inşa ettirmiş ve yanına Aziz Paraskevi’ye adanmış bir şapel eklemişlerdir. İconostasis ve piskoposluk tahtı ağaç oymacılığının güzel eserlerindendir. Özgün katholikondaki Bizans ikonları İstanbul’da Rum Ortodoks Patrikhanesi’nde korunmaktadır. Şimdiki kilisenin ikonları Rus yapımıdır ve 1723’te Patrik III. Jeremias’a Çar Büyük Petro tarafından yollanmıştır.

RUM ORTODOKS PANAYİA KİLİSESİ

Adanın doğusunda yer alır ve Bizanslı tarihçiler tarafından bu manastırın İmparator V.Leon’a (813-820) kadar yaşadığı kabul edilir. Temel kazımı sırasında şamdanlar, zeytinyağı elde etmeye yarayan aletler, büyük mermer parçaları ve yazılı sütunlar ortaya çıkmıştır.

SİRAKYAN İKİZ EVLERİ

Ali Baran Meydanında bulunan Sirakyan İkiz Evleri Osmanlı döneminde mesken olarak kullanılmak için inşa edilmiştir. Üç katlı ahşap yapılardır ve Kınalıada’nın simgelerindendir.

 

dfot

Avli Suites

Girit’teki bu malikane 1530 yılında inşa edilmiş. Frenkler, Osmanlılar, Yunanlılar, Venedikliler ile zamanda yolculuk yapmış. Şimdi bu duvarların arasında geçmişten gelen fısıltıları dinlemek, Girit geleneklerini tanımak ve deneyimlemek için Avli süitlerine davetlisiniz.

Avli’de oldukça misafirperver bir ekip var. Tarihe tanıklık edecek, büyülü anlar geçirecek ve aynı zamanda eşsiz lezzetleri deneyebileceğiniz bir yer. Süitlerin tarihi dokusu ile çarpıcı bir dekorasyonu kombine ederek, göz alıcı bir atmosfer yaratmak istemişler. Odaların büyüklüğü 33 ve 58 m2 arasında değişiyor.

Otelin yaratıcısı Katerina, çocukluğunda kalabalık ailesiyle yaşadığı neşe ve kahkaha dolu yazları, paylaşım dolu yemek saatlerini, misafirleriyle bu tatları, anları, sevgiyi paylaştıkları zamanların duygusunu Avli’de de konuklarına yaşatmak üzere yola çıkmış.

Otel 25 yıl önce 1987’de açılmış. Geleneksel Girit mimarisi modern lüks ve estetik ile birleştirilmiş. Tamamen süitlerden oluşan otelde organik malzemelerle geleneksel ve çağdaş lezzetleri buluşturan restoranlar, 400ün üzerinde çeşit barındıran şarap mahzeni, geleneksel ürünlerin satıldığı market bulunuyor. Yedi süitten birini seçip, taze meyvelerle karşılandığınız otelde, taş söşemeli terasta kale manzarasını seyrederken 15.yy atmosferini yaşayacak, tüm ihtiyaçlarınızın karşılanacağı konforun tadını çıkaracaksınız.

 

dfot

Indigo Pearl Phuket

 

Egzotik yaban hayatı ile dolu yemyeşil bir yağmur ormanı içinde bulunan Indigo Pearl, Puket’in kuzey kıyısında yer alır ve havaalanına kısa sürüş mesafesindedir.

Her bir villa egzotik süit, görkemli akşam yemeği, yaşam alanları ve dışarda barbekü olanağı sunmaktadır.

D-BUK Süitleri

(76 metrekare içerisinde açık ve kapalı alan)

Zarif tasarım, doğal ışık, sıcak tonlar ve ince dokunuşlar endüstriyel sanatla buluşuyor. Bu lüks süitler mükemmel bir aile tatili yaratmak için içerisinde bir kral yatak, bir büyük boy yatak, genişletilmiş oda ve multimedya merkezi bulundurmaktadır. Ayrı bir oturma alanına da sahip olan bu süitler içinde spa merkezi bulunduran iki küçük avluya doğrudan erişim imkanı sunmaktadır.

Private Pool Villas

(550 ye 2.500 metrekare içerisinde açık ve kapalı alan)

Lüks yaşamın somut bir örneği. Bensley Design Studios ortaklığıyla, bu özel havuzlu villalar gerçekten inanılmaz bir deneyim sunuyor. Bu rüya gibi villada romantizm dolu zamanlar geçirmek, arınmak ve yenilenmek, büyülü tropik bahçelere ve sakin gölete bakan bir manzarayı seyrederken ruhunuzu dinlendirmek mümkün.

 

Pearl Shell Süit

Her bir Pearl Shell Süit benzersiz bir tasarıma sahip. Bunun yanısıra 7/24 hizmet veren oda servisi ile misafirlerine istedikleri hizmeti verebiliyor ve ultra lüks bir tatil deneyimi yaşatıyor.

 

“One-bedroom” süitler (132 metrekare) içinde bulundurduğu spa terapi odası ve geniş açık alanı sayesinde samimi bir ortam sağlamaktadır.

 

“Two-bedroom” dupleksler (232 metrekare) denizin üstündeki platform üzerine kurulu bu suit terasta jakuzi ve içerisinde sauna ve gezilebilir galeri imkani sunuyor.

 

“Bensley” süiti ( 504 metrekare) asma güneşlenme terası ile kendi havuzuna sahiptir, süit çerisinde spa terapi odası bulunur ve dışarıda bulunan küvet gün batımında Andaman Adasının büyüleyici güzelliğine gözatma imkanı sunar.

Pool Pavillion Süitler

(112 metrekare içerisinde açık ve kapalı alan)

Geleneksel yüksek tavanlarla süslü geniş yaşam alanları hayalgücü ve renklerin etkileşimiyle tamamlanıyor. Gölgeli palmiye ağaçları arasında bulunan özel bahçenin avlusundaki havuzda serinlemek mümkün. Ayrıca iki stilist küvet, divan ve iki kişilik koltuk ile döşenmiş bu süitlerin büyük banyolarında antika eşyalar ve aksesuarlar ile bir yağmur duşu ayrıca rahatlama bankı da bulunmaktadır.

 

dfot

 

Kapatın Gözlerinizi,

Sizin Cennetiniz Hangisi?

 

Seyahat etmek, gezmek, dinlenmek, eğlenmek, öğrenmek. Yazın yaşamın kendisi demek aslına bakacak olursanız.

 

Hepimizin bir resmi vardır gözünüzü kapadığınızda beliren yaza dair. Çoğu çocukluk anılarına veya özlemlerine sıkışmış küçük enstantaneler. Kiminin gözünde bir terasta veya yeşil bir bahçede edilen keyifli bir kahvaltı canlanır gözlerini kapatıp yaşadığı rutinden uzaklaşmak istediğinde. Kimi saçlarını rüzgara vermiş bir teknede güneşleniyorken hayal eder kendini. Kimisi dalından meyva yerken, kimi de bir havuz kenarında meyva suyunu yudumlayıp şezlongda güneşlenirken.

 

Ben bir önceki hayatımda bir Rum Köylüsü olduğumu düşünecek kadar Ege mimarisine tutkunum. Yaza dair bir şeyler konuşulmaya başlandığında kendimi bir Yunun adasının rüya merdivenlerinde karşımdaki engin maviliği seyrederken ya da Bodrum’da bir taş evin avlusunda rahat bir sedirin üstüne bir yavru kediyle oynaşırken bulurum. Bu yüzden de yıllarca Bodrum sokaklarında amaçsızca dolaşırken gerçek anlamda nefes alabildiğimi ve buralara indiğimde varoluşuma ve benliğime dair bir anlam bulabildiğimi söyleyip durdum hep.

 

Bir yandan da insanın  öldükten sonra gideceği cennetini kendi zihnindeki gibi olacağına inananlardanım. Bu yüzden ölünce güneyde mavi beyaz bir taş evde, kedilerim, sevdiklerim ve sonsuz Mavilikle mutlu bir tablonun içinde hayal ederim kendimi zaman zaman.

 

Neyseki önümüz yaz, kendi cennetimize kavuşmak için ölmeyi beklememiz gerekmez. O zaman kapatın gözünüzü, netleşsin bu yaz ki rotanız…

 

Keyifli tatiller

 

dfot

 

SAMSUNG Q9000 Klima Satın Alan Herkesi New York’a Uçuruyor

1 Mayıs- 30 Temmuz 2014 tarihleri arasında yetkili Samsung satış noktalarından Q9000 model klima satın alan tüketiciler diledikleri tarihlerde geçerli olmak üzere çift kişilik New York bileti almaya hak kazanacaklar. Kampanyadan yararlanmak isteyenlerin www.q9000ilenewyorkauc.com adresinden ilgili kampanya kodunu girip müşteri bilgileri formunu doldurarak tr.samsungce@partner.samsung.com adresine göndermeleri gerekiyor.

Birbirinden bağımsız olarak ya da bir arada çalışabilen üç ayrı fan sayesinde farklı soğutma seçenekleri sunan Samsung Q9000, bu sayede minimum enerji tüketerek, maksimum soğutma sağlıyor.

Fantasia

Dünyanın en iyi markalarının ürünlerini bünyesinde bulunduran Fantasia Seramik, İtalyan Jacuzzi markasının üstün nitelikteki tasarımlarını Türk tüketicisiyle buluşturmaya devam ediyor. Dünyaca ünlü Amerikalı Mimar Daniel Libeskind tarafından Jacuzzi için tasarlanan ve geçtiğimiz yıl Milano Tasarım Haftası’nda lansmanı yapılan Flow hidromasajlı küvet tasarımı, fonksiyonel bir ürünün de lüks bir tasarım ikonuna dönüştürülebileceğini kanıtlıyor.

VİKO

Elektrik anahtar ve priz sektörünün yenilikçi ve lider kuruluşu VİKO’nun yenilenen Karre Kids serisi ile Sylvester ve Tweety bir kez daha çocukların odalarına konuk oluyor. Üstelik şimdi yepyeni modeller ile maceralarına kaldıkları yerden devam ediyor. Ürünlerinde güvenlik ve kaliteden ödün vermeyen VİKO, elektrik kaynaklı ev kazalarının çocuklara zarar vermemesi için Karre Kids ile prizlerden kaynaklanabilecek elektrik çarpmalarına karşı çocuk güvenliğinin de şansa bırakılmasını engelliyor.

KELEBEK MOBİLYA

 

Türkiye’nin köklü markası Kelebek Mobilya, İtalyan ve Türk tasarımcıların imzasını taşıyan ödüllü oturma grubu Likena ile mekanlarda modern ve uyumlu bir atmosfer yaratarak kullanıcıların kendilerini özel hissetmesini sağlıyor.

 

Türkiye’de modüler mobilya denince akla gelen ilk marka olan Kelebek Mobilya, ‘sade’ ve ‘işlevsel’ konseptiyle tasarlanan yenilikçi koleksiyonlarını, tüketicilerin beğenisine sunmaya devam ediyor. Kelebek Mobilya’nın ilk kez tüketicilerle buluşturduğu İstanbul Mobilya Fuarı-İSMOB 2014’te tasarım ödülüne layık görülen Likena serisi, konfordan ödün vermeyen farklı tasarımı ile tarza bağlı olarak kişiselleştirilebilir alanlar yaratmaya imkan sağlıyor.

Hayalinizdeki yazlığa Bien ile ulaşın

Yazlık veya devamlı kullandığınız evinizin küçük yaz dokunuşlarına sizce de ihtiyacı yok mu? Her yeni koleksiyonuyla kendi benzersiz çizgisini oluşturan Bien, yazlık evlerinde ferahlık arayanlara sıradışı ürünleriyle çözümler sunuyor. Yaşam alanlarına huzur veren ve tatil havasını yaşatan serileriyle yazlık evlere yeni bir tazelik katan Bien, özgün tasarım ürünleriyle yaz aylarında da yaşam alanlarını serinletiyor.

BrandZoo İLE KENDİNİZE ÖZEL, KÜÇÜK, YEŞİL BİR DÜNYA YARATMAK İSTER MİSİNİZ?

Karaköy’ deki 4 katlı binasında ‘katlı mağazacılığın butik hali’ sloganıyla müşterilerine hizmet veren, kısa sürede yaratıcı ve yenilikçi markaların, tasarım kıyafetlerin en önemli adresi olan BrandZoo’ da“Butika Terra”,   yeni nesil yeşil yaşamlar yapısıyla yola çıkarak, kişiye ya da belirli bir alana özel olarak tasarımlar gerçekleştiriyor.

GROHE

Eşsiz estetiği en son teknolojiyle birleştiren GROHE Allure koleksiyonuyla donatılan yat, lavabolardan küvet ve duşa kadar her yerde mükemmel konfor ve rahatlık barındıryor.

Ilık Akdeniz ikliminde güneşin ve masmavi suların keyfini sürmenin ve ıssız koy ve kumsallarda keşfe çıkmanın bundan daha iyi bir yolu olabilir mi? Ileria, zarif banyolarındaki premium GROHE bataryalar gibi birinci sınıf donanımlar sayesinde de bir o kadar hayranlık uyandırıyor.

FİLLİ BOYA’DAN

YAZLIK MEKÂNLARA

KOZMİK DOKUNUŞ

Tasarımcı art direktör Derin Sarıyer ve modacı ve trendsetter Ümit Ünal, Filli Boya için hazırladıkları Coloration projesi özelinde 70 renk içerisinden yaz renklerini açıklıyor.

Yazın en güzel yanı dünyanın evrene açılan kapısı olan gökyüzünü en net şekilde görebilmemizdir. Yıldızlarla dolu gökyüzünden esinlenilen bu ışıklı, canlı tonlar bize rehberlik ediyor. Ümit Ünal seçtiği renkler ile ilgili: “Yazlık mekanlar bizim için denize veya güneye bakan salonlar, balkonlar, hatta sokaklardır. Işık alan odalar, canlı, parlak Kozmik renklerle tamamlıyor birbirini. Özellikle Pembe buğu, gri mavi,  kuvarz, ay taşı, kadet mavi bu yazın favori renkleri.” Yorumunda bulundu.

Panoptik renkler özelinde Derin Sarıyer; “Hayatın merkezi, nefes alıyor oluşumuzun kaynağı hem fiziksel hem de soyut anlamda Güneş’tir. Çok şey anlatır Güneş. Neşe, sevinç, iyimserlik ve canlılığı simgeler. Filli Boya’nın yeni renk kataloğu yazı derinlikli ve olumlu sinyaller veren sarı tonları karşılıyor. Sıcak ayları etkili bir biçimde simgeleyen sarılarla. Coloration renklerinin felsefesinde yer alan, dünyevilikten uzak, kozmik altyapısı olan yaklaşımı belki de en iyi betimleyen bu rengin tonları ile ilgili sunulan alternatifler, 2014 yazını bizlere çok güzel anlatıyor. Bu renklere Panoptik bakış açısıyla Terra Rosa ve Indigo renklerini de ekleyebiliriz.” Yorumunda bulundu.

SILVERLINE’DAN NARİN VE SESSİZ BUZDOLABI

Teknolojisi, estetiği ve fonksiyonelliği ile mutfaklarda ankastre kullanımına farklı bir boyut getiren Silverline Ankastre, buzdolabı modeli BZ 12015NF ile sessiz ve tasarruflu kullanım deneyimi yaşatıyor…

ÜSTÜN PERFORMANS VE SES KALİTESİ İÇİN

LOGITECH’TEN YENİ WIRELESS HOPARLÖR:

LOGITECH X300

Logitech, mobility ve performans için tasarladığı Logitech® X300 Mobile Wireless Stereo Speaker wireless hoparlörü tanıttı. Geniş ses sistemi için tasarlanan Logitech X300 Mobile Wireless Stereo Speaker, detaylandırılmış mid ve highları, net basları ile kullanıcılara üstün kalitede ses deneyimi sunuyor. Logitech X300 Mobile Wireless Stereo Speaker ile 30 adım uzaklıktaki Bluetooth® bağlantılı cihazınıza bağlanarak  dilediğiniz yerde üstün ses kalitesiyle müzik dinleme ve video izleme özgürlüğü yaşayabilirsiniz.

LOGITECH COLOR COLLECTION’DAN 

GÖZ KAMAŞTIRAN MOUSE’LAR

Mouse pazarında dünya lideri olan Logitech, en popüler üç mouse’u M325, M317 ve M187’yi   yeni tasarımları ve modern renkleriyle yorumladığı 6. Yıl Tasarım Koleksiyonu’nu teknoloji tutkunlarının beğenisine sundu.

Spor Yaparken Yardımcı Olan iPhone 5/5s Kılıf ve Kol Bandı

 

 

Spor yaparken akıllı telefonları üzerimizde taşımak rahatımızı bozuyor veya hareket kabiliyetimizi kısıtlayabiliyor. 149,9 TL  (KDV dahil) fiyat etiketiyle elmasepeti.com’un satışa sunduğu SwitchEasy MOVE iPhone 5/5s Pembe Kılıf ve Kol Bandı, hareket kabiliyetinizi düşürmeden, spor yapmanıza imkan tanıyor. Üstelik şık tasarımı ve yazın çoşkusunu taşıyan rengi ile stil sahibi kadınlara hitap ediyor.

SAMSUNG NX MINI: “WEFIE” TRENDİNİN EN İDDİALI OYUNCUSU

 

Samsung Electronics’in yeni fotoğraf makinesi NX mini ile “wefie” akımına kapılın. Beyaz, pembe, nane yeşili, kahverengi ve siyah olmak üzere 4 farklı renk seçeneğine sahip NX mini, 180 derece döndürülebilir dokunmatik ekranı ile son dönemin “wefie” akımına en iyi şekilde uyum sağlıyor. Dünyanın en ince ve en hafif değiştirilebilir lensli fotoğraf makinesi* olan NX mini; 999 TL (9 mm lens ile) ve  1.149 TL (9-27 mm lens ile) tavsiye edilen son kullanıcı satış fiyatları ile tüketiciye sunuluyor.

BOSCH

Yazın Bunaltan Sıcaklarına Tasarruflu Ve Incecik Çözüm; Bosch Slim İnverter Klima

Bosch Slim İnverter klimalar, sadece 15 cm’lik inceliği ve kompakt boyutları ile her mekana kolayca sığıyor; bulunduğu ortama renkli, şık ve dekoratif bir hava katıyor. A enerji sınıfı Bosch klimalardan bile yüzde 35 daha az enerji tüketmesini sağlayan eşsiz İnverter Teknolojisi sayesinde aile bütçesine de çevreye de katkı sağlıyor.

 

UĞUR DERİN DONDURUCU

SICAK HAVALARA AKILLI ÇÖZÜM:USMART

60 yıllık deneyimi ile soğutma sektörünün lider markası Uğur Soğutma’nın son teknoloji akıllı klima serisi USMART’ın Türkiye genelinde satışlarına başlandı.

 

İki renkli şık tasarımı, estetik çizgileri ile USMART,  2014’te yürürlüğe giren ErP yönetmeliğine uygun, 6,5 SEER değeriyle A++ sınıfı soğutma performansıyla sınıfının en yüksek enerji verimli teknolojisi ile dikkat çekiyor.

SUR ÇELİK KAPI

Renkli kapı trendini başlatan Sur Çelik Kapı, şimdi de sizin kapınızı istediğiniz renkte tasarlıyor.

Çelik kapı sektörünün öncü markası Sur, Woodlam serisi ile kapılara sıradışı renkler getiriyor. Woodlam ile kapınız dilediğiniz renge sahip olurken,  renklerin neşesi ve büyüsü kapınıza yansıyor. Yenilikçi tasarımlarıyla evinize değer katan Sur Çelik Kapı, sıradışı tasarım ve güvenliğin bir arada sunulduğu Woodlam ile tarzınızı kapınıza yansıtma imkanı sunuyor. Woodlam serisi rustik kırmızı, lacivert, fuşya, yeşil ve turuncu renkleriyle dikkat çekiyor.

Polisan

Wood & Wood Serisi ile

Bahçeler Çoook Çekici

Güzel havaların gelmesiyle birlikte bahçe ve teraslarda da hazırlıklar başladı. Şehrin kalabalığından uzak, yorgunluğu keyfe dönüştürecek bahçeler, Polisan’ın doğa örtüsündeki doğal ağaç gövdesi renklerine uyum sağlayan Wood and Wood Anti Aging Ahşap Koruyucusu ile gözlerinizi de şenlendirecek.

Xbox One 5

Eylül’de Türkiye’de!

Microsoft, ABD’nin Los Angeles şehrinde gerçekleştirilen Electronic Entertainment Expo (E3) fuarında Xbox One’ın bu yıl Türkiye dahil 29 ülkede satışa sunulacağını açıkladı. Konsolun Türkiye’de satışa sunulacağı tarih 5 Eylül olarak belirlendi.

 

Microsoft, ABD’nin Los Angeles şehrinde gerçekleştirilen E3 fuarında Xbox One’ın 29 ülkedeki çıkış tarihini ve önümüzdeki dönemde gelecek oyunlara dair detayları paylaştı. Konsol Türkiye’de 5 Eylül’den itibaren Türkçe arayüzle piyasaya sürülecek.

Microsoft Türkiye Genel Müdür Yardımcısı İpek Baykurt, “Oyun konsolunun ötesine geçerek kapsamlı ev eğlencesinin merkezinde yer alacak bu ürünü Türkiye’deki tüketicilerle buluşturacak olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Türkiye, Xbox One’ın bu yıl içinde piyasaya sürüleceği 29 ülke arasında ilk sıralarda yer alıyor. Tamamen Türkçe arayüzle piyasaya sürülecek olan Xbox One’ı, Microsoft’un sunduğu ürün ve hizmetler eşliğinde Türkiye’de tüketicilere sınırsız eğlencenin kapılarını açan bir platform halinde sunacağız” dedi.

 

 

dfot

 

Kavalari Hotel

Aslen bir kaptanın evi olan mekan, bir yıl süren bir mimari çalışmayla hotele dönüştürülür. Eski liman, volkan ve gün batımının nefes kesen manzarasına sahip Kavalari Hotel, Caldera tepesinin üstünde konumlanmış. Terasından bölgenin geleneksel mimarisinin ve eşsiz doğasının birlikteliğinden oluşun en güzel mavi beyaz kombinasyonlarını keyifle izlemeniz mümkün

Mekanın geleneksel mimari tarzı, uçurum boyunca uzanan sarmal yapıdaki çiçeklerle dolu merdivenleriyle kendinden söz ettiriyor.
Yerel dokunun ve lezzetlerin keyfini yaşamak isteyen seyahat severler için en ideal noktalardan birisi Kalavari Hotel.

Fira’nın kalbinde, kasabanın doğal turistik mekanlarının merkezinde, Rum Ortodoks Katedrali’nin karşısında bulunan yapı, misafirlerine kalabalıktan uzakta, sonsuz bir huzur ve mahremiyet vaad ediyor.

Santorini’nin klasik tarzında dekore edilmiş, birbirinden farklı 18 konforlu oda ve bir aparttan oluşan Kaptan’ın Ev’i, lokal tasarımlarla zenginleştirilmiş Kavalari Otel’de bir açık hava jakuzisi, bir güneşlenme terası ve bir lounge de terası vardır.

Otelden yürüme mesefesinde Yunan Ortodoks Katedraline, teleferiğe ve eski liman, Prehistorikik Müzesine, Arkeoloji Müzesine, yerel dükkan ve restoranlara ve gece kulüplerine rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

Taksi veya kiralık araba ile Oia, Pyrgos Ortaçağ köyü, UNESCO dünya mirası köy kalıntıları, Antik Thira, Akrotiri kazıları, siyah kumlu plajları ve yerel şarap imalathanelerine de gidebilirsiniz.

Tekne ile de Volkan Adası, termal sular, Thirassia Adasına ulaşmanızı şiddetle tavsiye ederiz.

dfot

dfot

 

Amasra’dayız.

İstanbul ve Amasra arasında yaşayan mimar Gülce Gökmen Türk ile eşi ressam-tasarımcı Mustafa Türk’e ait olan iki katlı daire; Amasra’nın merkezindeki tepelerden birinde konumlanmış 5 katlı bir binanın en üst katında bulunuyor. Giriş katta salon, mutfak ve müstakil banyolu misafir odası bulunuyor, üst katta ise ebeveyn odası ve teras var. Her biri deniz manzaralı odalar; 180 m2’lik bir alana yerleşiyor.
Projelendirme ve yapım aşaması 6 ay gibi bir sürede tamamlanan ev; tasarımcılarının zihninde birbirine yönelen mekanlarla akıcılık kazanan; rahatlık odaklı sade bir ev olarak yola çıkmış. ‘eski’nin yaşanmışlık deneyiminden aldığı güçle grafiksel detayları birleştirerek yer yer klasik detayların da dikkati çektiği retro-modern tarzını ortaya koymuş.Eve adım attığınızda tavanda antre, salon ve mutfağın ortasından geçen geniş bir kiriş dikkat çekiyor. Brüt beton olarak bırakılmış bu kiriş; birbirine bağlı bu üç mekan arasında ortak bir geçiş sağlıyor.Harman tuğlasının sıcak etkisi, yemek bölümündeki geniş duvarda kaplama olarak, antreyi mutfağa bağlayan geçişte kolon olarak, antreden salona geçişte ise ahşap lentonun bittiği yerdeki kenar detayları olarak karşımıza çıkıyor. Birbirine bağlı bu üç mekanın tavanından geçen doğal ahşap kirişlerin köşeleri yuvarlatılarak doğal bir görünüm kazandırılmış.
Duvarlar ve ahşap parkelerde, renk olarak; evin genelindeki tonlarla kontrast oluşturması için beyaz tercih edilmiş.Tamamı deniz gören pencerelerde perde yerine duvarla aynı renkte düz stor kullanılarak; perdenin sınırlayıcı etkisinden kurtulmak istenmiş.
Mobilyaların tamamı ev sahipleri tarafından tasarlanarak marangoza yaptırılmış. Oda kapıları, yemek masası, kitaplığın konstrüksiyonu ve aile yadigarı mermerlere yaptırılan ayaklarda ortak dil olarak diagonal hatlar dikkat çekiyor. Zemin kaplaması olarak seramik ve parke kullanılmış. Antre ve mutfakta kullanılan altıgen formdaki seramikler; evin genelinde etkisini gösteren diagonal hatlarla yuvarlak formlu mobilyalar arasında bir denge unsuru olarak düşünülmüş. Ayakkabılık olarak da kullanılan aile yadigarı sandığın üzerine; doğal ahşap askılık takılarak vestiyer ihtiyacı kısmen giderilmiş.
Mimarın eskiciden aldığı dresuvarı; her mekanda karşımıza çıkan ev sahibi Mustafa bey’in yağlı boya tablolarından biri süslüyor. Fotoğrafçılıkla da uğraşan ev sahipleri evlerinin duvarlarında kendi çektikleri fotoğrafları da sergiliyorlar. Salondaki geniş kanepe dışındaki tüm mobilyalar ya eskiciden alınarak kaplatılmış ya da marangoza yaptırılmış. Yemek masasının başlarındaki oymalı sandalyeler aile dostlarının hediyesi.
Tamamı deniz gören pencerelerde perde yerine duvarla aynı renkte düz stor kullanılarak; perdenin sınırlayıcı etkisinden kurtulmak istenmiş.
Üst kata çıkan masif ahşap olarak merdiven beyazlatılmış açık meşe yaptırılmış. Sık aralıklı korkuluklar griye boyanarak modern bir etki oluşturulmuş.Üst katta bulunan ebeveyn odasında tavan komple ahşap kaplanarak beyaza boyanmış. Yine ahşap kirişler kullanılarak çatının formu belirginleştirilmiş. Yatak başı olarak doğal ahşap plakalar farklı aralık ve ebatlarda çakılarak, seçilen renklerde boyanmış, mobilyalar mimarın tasarımı.
Ebeveyn odasına açılan banyoda; ev sahibi Mustafa Bey’in demir ustasıyla birlikte yaptığı ayna; yine harman tuğlasıyla oluşturulan diş üzerine monte edilmiş. Banyonun tavanı da ebeveyn odasıyla aynı nitelikte düşünülmüş.

 

dfot

dfot

 

20.YY Mimarisinin Temellerini Atan Mimar: Le Corbusier

Le Corbusier olarak tanınan Charles-Edouard Jeanneret, İsviçre asıllı, Fransız mimardır. 1887-1965 yılları arasında Yaşamıştır, uzun bir profesyonel kariyeri olmuştur. Modernizme ve uluslararası tarza yaptığı katkılar ile dünya genelinde tanınmıştır. İsviçre’ de La Chaux de Fonds’ da saat kadranı ustası bir babanın ve piyano dersleri veren bir annenin ilk erkek evladı olarak doğan ve fikirleri dünya genelinde büyük bir ilgi gören Le Corbusier, dönemin “çığır açan mimarı olarak” ismini tarihe altın harflerle yazdırmıştır. Le Corbusier adını, 1920 yılında, büyükannesinin  “Lecorbésier” olan soyadından esinlenerek kendisine seçmiştir.

“Mekanı tam olarak kavrayabilen iki mimar var dünyada; biri Mimar Sinan biri de ben”
Le Corbusier

13 yaşında okulu bırakarak babasının yanında çalışmaya başlayan Le Corbusier, iş hayatının yanı sıra uygulamalı güzel sanatlar okulundaki dersleri de takip etmeyi ihmal etmemiştir. Bu süreçte sanat okulundaki çizim ve sanat tarihi öğretmeninin etkisinde kalarak mimarlığa ilgi duymaya başlamıştır. “Mimarlık, ışıkta bir araya getirilmiş kütlelerin ustaca, doğru ve muhteşem oyunudur” düşüncesiyle, modern mimarinin kuruculuğunu yapmış ve kendisi kadar ünlü olan şezlongunun tasarımına imza  atarak, 20.yy’ ın en ünlü mimarlar ve tasarımcılarının arasına girmiştir.

1907-1911 yılları arasında, Orta Avrupa ve Akdeniz ülkelerini gezmiş olan mimar, beyaz badanalı, dört köşeli sade Akdeniz evlerinden çok etkilenmiştir. Bu nedenle, bu yapıların mimarileri ile yakından ilgilenmiş, iklimsel farklılıkların, yöreye özgü mimari tarzlar şekillendirdiğini yakinen gözlemlemiştir. Bu gözlem kendisinde, “Mimarlığın ihtiyaca cevap vermesi” fikrinin gelişmesinde etkili olmuştur. Bu gezilerinde kent dokusunu ve tarihini en ince detaylarına kadar incelemiştir. Yaptığı değerlendirmelerde geçmişin değerleri ile büyük heyecanla takip ettiği teknolojik gelişmeleri bir arada yorumlayabilmeyi başartmıştır. Geçmiş ile güncel arasında daima bir köprü kurmaya çalışmış ve eserlerinin çoğunda bunu ustalıkla başarmıştır. Bu gezileri sırasında, yapılarına betonarme kullanan Parisli mimar Auguste Perret ve ilk endüstriel tasarımcılarından biri olan Peter Behrens ile birlikte çalışma olanağı bulmuştur. Mimarlık anlayışının gelişmesinde bu iki tasarımcının büyük rolü olmuştur.

Binalarda ilk kez kolonu kullanarak bütün mimarlık anlayışını değiştiren bir adım atan Le Corbusier, o güne dek, aynı zamanda taşıyıcı olarak da kullanılan  duvarları yükten kurtarmıştır. Bu yöntem tasarımı özgürleştirmiş ve yapının işlevselliğini artırmıştır. Eserlerinde betonu ve tuğlayı heykeltıraş gibi kullanmış, onları o zamana kadar kullanılmış biçimlerinden farklı olarak çıplak bırakmaktan korkmamıştır.

Le Corbusier, mimarlık görüşünü beş temel ilkeye dayandırmıştır;

Kolonların duvarları taşıyıcı olmaktan kurtararak bütün yükü alması,
Yapının taşıyıcıları ve duvarların işlevsel yönden birbirinden bağımsız olması,
Betonarme strüktürün teknik özelliğin dışında estetik öğe olarak kullanılması,
Serbest cephenin bir parçası olarak yatay bant şeklinde uzanan pencerelerin iç mekanı aydınlatması,
En üst katta binanın doğal çevreyle uyumunu sağlamak için çatıların teras bahçeye dönüştürülmesi…

Tüm bu ilkeleri bilinen en ünlü yapılarından olan  Villa Savoye’ de kullanmıştır. Adeta yerden yükseltilmiş bir kutu görünümünde olan evi çevreleyen yatay pencereler üstü açık balkon bölümünde bile kesintiye uğramayıp bu bölümün cepheleri de salon pencereleri gibi gösterilmiştir. Küp formu çatı katında silindirik duvarlarla bozularak hareket kazandırılmıştır. Binaya bakıldığında ilk olarak geometrik oran göze çarpar. İnce kolonlarla yerden koparılan ev havada duruyormuş izlenimi verir. Bu yaklaşım, yükün kolonlara aktarılmasıyla neler yapılabileceğini göstermektedir.

Le Corbusier’ nin “Bir şey, bir ihtiyaca cevap veriyorsa güzeldir” bakış açısı, işlevselcilik akımının da temelini oluşturur. 2.Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan işçi mahalleleri ve kent merkezlerinde artan nüfus yoğunluğu ile giderek ağırlaşan yaşamsal sorunların ancak yepyeni bir mimarlık anlayışı ile mümkün olabileceğine inanmıştır. Bunu gerçekleştirecek yegane düşüncenin de “işlevselcilik’’ ten başkası olmadığını savunmuştur. İşlevselcilik, biçim ile öz arasındaki gerçek ve doğrudan ilişki kurabilmeyi amaçlayan bir akımdır. Bu akımın mimarideki temsilcisi olan Le Corbusier “Yeni bir Mimarlığa Doğru” (1923) adlı kitabında mimarlıkta işlevselliği detaylı bir şekilde anlatmış, estetik değerler ve işlevselliğin uyumlu olması gerektiğinin altını çizmiştir.

1925’ te Paris’ teki uluslararası bir dekoratif sanatlar sergisinde Le Corbusier’ nin, “Yaşayan Hücre“ olarak nitelediği ilk işlevsel ev modeli sergilenmiştir. “Modular Oranlar Sistemi” diye tanımlayarak yarattığı yaklaşımında kentleri insana benzeterek, modern kentlerde yer alan yapıların, ancak insan vücudu baz alınarak tasarlandığında en çok sayıda insana en sağlıklı çevrenin yaratılabileceğini söylemiştir. Bu sistemde boyu 1,80 olan bir insanın ölçülerinden yola çıkılarak binaların ölçülerini ilişkilendirmiştir. Hücre adını verdiği birimleri bir araya getirerek bir blok oluşturmuştur. Bu bloklardan birini Marsilya’ da 1946-1952 yılları arasında yapılan başarılı olamadığı, daha sonra “Deliler Evi” olarak adlandırılan  United ‘Habitation ‘ tasarlamıştır. Yerleşim Birimi 1.800 kişiyi barındıracak 18 katlı bu yapının içinde rafa dizilen şişeler gibi yerleştirilmiş apartman dairelerinin yanı sıra anaokulu, tiyatro, alışveriş merkezi, spor salonu gibi ortaklaşa kullanılacak hizmet birimlerini yerleştirmiştir. Bu yapıdaki hatalarını daha sonları kabul ederek  “Haklı olan mimari değil, hayattır.” şeklinde özetlemiştir bu durumu.

İnsanın güzelliğe ihtiyacına da vurgu yapan ünlü mimar, güzelliğe ulaşmanın iki yolu olduğunu savunur: “Oransal geometri ile form ve işlev arasındaki birebir ilişki”. Aynı zamanda kent planlamacısı da olan  Le Corbusier tasarladığı kentler, “Yaşamın, çalışmanın, aklın ve bedenin uyumu” diye tanımlamıştır. Onun ütopik kentinde yukarı yükselen yapılar, sokağa çıkmayı gerektirmeyen alışveriş alanları, teras parklarında gezinti ve piknik alanları, tenis kortları gibi spor kompleksleri olan bloklar, yerin metrelerce altında garajlar ve yollar yer almıştır. Le Corbusier’ nin kentlerinde yaşayan insanlar, yollar yer altına indiği için evlerinden çıktıklarında parklar, bahçelerle karşılaşır. Le Corbusier yerleşimlerin, her zaman doğal çevreyle bütünleşmiş olarak ele alınması gerekliliğini öne çıkarmıştır. Gerçek bir hümanist olan ünlü mimar, daima toplumsal faydanın, yani en fazla sayıda insana en sağlıklı çevreyi yaratmanın,  ulvi bir amaç olduğunu vurgulamıştır.

Gezdiği ve mimarisinden etkilendiği ülkelerden biri de Türkiye olmuştur. “Mekanı tam olarak kavrayabilen iki mimar var dünyada; biri Mimar Sinan biri de ben” diyerek Mimar Sinan’ a olan hayranlığını dile getiren Le Corbusier’ nin, bu yaklaşımı meslektaşları arasında ve sektörde pek de hoş karşılanmamıştır, tahmin edebileceğiniz gibi. Le Corbusier’ in Türkiye ile ilişkisi bu kadarla da sınırlı kalmamıştır. Atatürk’ ün İstanbul’ u yeniden planlaması için teklif götürdüğü Le Corbusier, İstanbul mimarisinden etkilenerek geliştirdiği çatı bahçelerinden bahsetmiş ve İstanbul’ un tarihinden gelen Bizans dokusunun bozulmaması gerektiğini belirten bir mektubu Atatürk’ e bizzat iletmiştir. “Hayatımda yaptığım en büyük hata Atatürk’ e yazdığım mektuptur. Eğer İstanbul’u bu dokusu ile bırakın, imar planı yapmayın bu şehir Bizans kokusunu taşımalıdır gibi aptal bir gafı yapmasaydım, şu an dünyanın incisi olan bu şehrin imar planını ben yapıyor olacaktım” diyerek kariyerinin en önemli hatasını yapmış olduğunu itiraf etmiştir daha sonları, çeşitli ortamlarda.

Yapılarında geometrik biçimlerin öne çıktığı teknolojiyi kullanmaktan kaçınmayan, avantgarde mimarinin öncüsü Le Corbusier, tarihi ve geleneği göz ardı etmeden mimarlık anlayışına çağdaş bir yorum getirmiştir. Sadece bir mimar olarak değil, düşünür ve sanatçı olarak kabul edilen mimar, çağdaş mimarlığa yeni bir tanım getirmekle birlikte, mimarlığın sanat dalı olarak kabul görmesinin ötesinde diğer sanatlara ilham veren bir noktaya gelmesini de sağlamıştır. Uzun yıllar süren kariyerinde, Avrupa, Hindistan ve Rusya başta olmak üzere, dünyanın dört bir köşesinde çok önemli yapıla inşa etmiştir. Modern yüksek tasarımın öncü çalışmalarını yapmış ve kendisini toplu konutlar ve kalabalık şehirler için daha iyi yaşam koşullarını sağlamaya adamıştır.
İşlevsel ve sade mobilya tasarımın da çok öneli bir isim olan Le Corbusier’ nin birçok tasarımında 1920 yılına kadar mobilya üretimi alanında hiç kullanılmamış olan çelik borular yer almıştır.

Le Corbusier’ e 1943 yılında, Zürih Üniversitesi tarafından, matematiksel yapı ilkelerinin uygulanışındaki başarılarından ötürü fahri doktora ünvanı verilmiştir. Bunun dışında 1955′ te ETH Zürich, 1959′ da Cambridge Üniversitesi, 1961′ de Columbia Üniversitesi ve 1963 yılında Cenevre Üniversitesi tarafından doktora ünvanları almıştır. 1968 yılında, Amerika Mimarlar Enstitüsü’nün (AIA) Onur Üyesi olmuştur. Le Corbusier, 78 yaşında, yazlık evinin yer aldığı Le Cabanon yakınlarında denizde yüzerken kalp krizi geçirmiş ve orada boğularak vefat etmiştir. Kültür Bakanı André Malraux, 1 Eylül’ de Carrée-Hofdes Louvre’ da kendisi için resmi bir cenaze töreni düzenlemiştir ve Roquebrune-Cap-Martin mezarlığına defnedilmiştir.

ESERLERİ

Villa Savoye / Fransa-1929

Le Corbusier’ in en önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilir. Fransa’ nın başkenti Paris’ in hemen dışındaki Poissy bölgesinde yer alan bu yapı, enternasyonel stilin en önemli ve tanınmış örneklerinden birisidir. İnşaatı 1929 yılında tamamlanmış olan bu önemli eserinde Le Corbusier, dökme betonarme malzemesini ağırlıklı olarak kullanmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasından kullanılmayan ve harap hale gelen yapı, sonradan restore edilmiş ve sergilenmek üzere halka  açılmıştır. Yapı, Le Corbusier’ in öncülük ettiği   “Yaşayan Makine” teorisinin de önemli örneklerinden birisi olarak da kabul edilir.

Carpenter Görsel Sanatlar Merkezi, Harvard Üniversitesi / Cambridge, Massachusetts, ABD-1961

Carpenter Merkezi’ nin inşası, ünlü mimarın, 1959-1962 yılları arasında gerçekleştirdiği, Amerika’ daki ilk ve tek projesidir. Bu proje, diğer UNO Binaları’ndan farklı olarak Corbusier’ e sorumluluk yüklemiş ve kendi adı altında yürütülmüş özel bir çalışmadır.

Unitéd’Habitation / Marseille, Fransa, 1947-1952

Unitéd’Habitation, Le Corbusier tarafından, aynı zamanda ressam da olan mimar olan Nadir Afonso’ nun işbirliği ile, modernist stilde tasarlanan yerleşim birimleridir. Devamında aynı tasarım yaklaşımı ile Avrupa’ nın birçok yerinde Unitéd’Habitation ismi altında inşaatlar gerçekleşmiştir. Unitéd’Habitation çatısı altında toplanan bu projelerin en ünlüsü hiç şüphesiz, Cité Radieuse (Parlak Şehir) adıyla anılan projedir. Fransa’ nın Marsilya şehrinde 1947 ile 1952 tarihleri arasında inşa edilmiştir. Le Corbusier’ in en tanınmış çalışmaları arasında yer alan bu projenin, Brutalist mimarlık stiline ve felsefesine oldukça önemli etkileri olmuştur. Le Corbusier tarafından tasarlanan ve  Shadrach Woods ile George Candilis’ in katkılarıyla inşa edilen CitéRadieuse projesinde, 337 apartman dairesi 12 kata yayılmıştır. Projede; mağazalar, spor ve sağlık merkezleri, eğitim birimleri ve bir otel de yer almaktadır. Düz olarak konumlandırılan ve üzerinde yürüyüş alanları olan teras çatısında ise ayrıca toplanma alanı, koşu parkuru ve bir havuz da mevcuttur.

Diğer Eserleri;

Notre DameduHaut Şapeli / Ronchamp, Fransa, 1950-1954

Batı Sanatları Ulusal Müzesi / Tokyo, Japonya 1957-1959

Heidi Weber Müzesi (Le Corbusier Merkezi) /Zürih, İsviçre 1967

Chandigarh’daki binalar (Meclis Sarayı), Hindistan, 1952-1959

 

dfot

dfoit_mayis

 

DOĞAYA,YARATICILIĞA VE ŞEHİR KÜLTÜRÜNE AİT ARADIĞINIZ NE VARSA HEPSİ BU ÇATI ALTINDA

Batı Berlin’de yer alan, Design Hotels üyesi Otel Bikini Berlin 2013 kışında açıldı. İç dekorasyonunun tasarımı Studio Assliyer tarafından gerçekleştirildi. 149 odaya sahip otel büyük şehir ve jungle konseptinin bir arada uygulandığı oldukça eğlenceli bir tasarıma sahip. Werner Assliyer ve ekibi tarafından dizayn edilmiş. 100 kişilik bir konferans salonuna, geniş bir roofu, zengin bir mutfağı olan lezzetli bir restoranta ve hayvanat baçesi manzarılı bir saunaya sahip. Oteli eğlenceli kılan detaylardan biri de XL odalarda kişisel bisikletler bulunması.

Odalarda kent ve orman yaşamından alınmış ilhamın yansıdığı tasarım detayları birbirine tezat bu kavramlar büyük bir ustalıkla harmanlanmış genel konseptte. Çağdaş insanın tüm ihtiyaçlarını karşılayacak teknolojik yeniliklere uyum sağlayan donanımlar kullanılmış odalarda. Otelin odalarının gecelik fiyatları 110EUR’dan başlıyor. Oteli ziyaret etmek isteyeceklere şimdiden söyleyelim: 1000m2’lik yazlık teras, DJ’in sürekli bulunduğu bir lobi renkli atmosferin diğer bütünleyicilerinden.

Otelin Batı Berlin’deki bu binası, döneminin ikonlarından, bu yüzden savaş sonrası tarih için önem teşkil ediyor. Çevresinde büyük bir park ve hayvanat bahçesi olması, mimari stüdyoya projeyi gerçekleştiren mimari ofise de yola çıkış için ilham kaynağı olmuş, konseptinin de belirleyicisi haline dönüşmüş bu doğa çevre demekte fayda görüyoruz.

Doğa ve şehir kültürünü harmanlayarak, “Urban Jungle” stilini oluşturmuşlar. 149 odanın yarısı, hayvanat bahçesindeki maymunların yaşam alanına bakıyor. Bu da otelin atmosferini daha da ilginç bir hale getiriyoruz.

Tasarımda genel olarak kullanılan doğal materyal ve renkler sıcak bir atmosfer yaratmış otelin genelinde. Otelin hayvanat bahçesine bakmayan diğer odaları Batı Berlin’in meşhur “BREİTSCHEİD” meydanına ve “Kaiser Wilhelm” kilisesini görüyor. Bu doğal ve kültürel manzara otelin konseptinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırılmış odalarda. Şunu da unutmadan belirtelim ki, odalarla daha keskin Berlin’in yaratıcı tarafını da vurgulayan daha şehirli bir ruh da yaşatılmak istenmiş. Yaratıcılık, doğa ve şehir kültürü kavramları bütün otel genelinde doğal bir ahenkle ve sırayla kendini gösteriyor demek otelin konseptini özetleyecek en doğru cümle olacaktır kanısındayız.

Adeta 21. yüzyıl insanın ihtiyaç duyacağı tüm ilham bu duvarların arasına özenle yerleştirilmiş. Son bir not: Terastaki restoran çok özel mutfakları içeriyor, konumu ve sunduğu lezzet ile sadece konukları değil herkesi buraya çekiyor.

dfoit_mayis