ilham

dfot

 

YAZ SOFRALARI

Uzun ve keyifli sohbetler açık havadaki buluşma mekanları, davet sofraları, büyüleyici renkler ve temalarla hayat buluyor. Yazın bu güzel havasını siz de sofralarınıza yansıtın ve birbirinden şık sofralar hazırlayın. Kır çiçekleri ile masalarınıza tazeliği, farklı kumaş ve aksesuar seçenekleriyle zıtlığın uyumunu sofralarınıza taşıyın.

Provans’ın tazeliği…

Sofranıza ayak uyduracak patine, doğal ahşap veya  mobilyalarınızı çiçek desenli minderlerle taçlandırın. Provans bir davet sofrası hazırlarken ağaç dallarına asacağınız kumaş fenerli ışık demetlerinden destek alarak, mevsimsiz ve leziz bir mutluluk merkezi oluşturabilirsiniz.

Doğallıktan  ilham alın…

Yalın, fonksiyonel ve aydınlık bir izlenim yaratmanın peşindeyseniz doğal  sofralardan ilham almalısınız. Pastel tonların sıkça kullanıldığı bu stilde, keten masa örtüleri, pembe ve morlarla oluşturulan çiçek düzenlemeleri, kristal kadehler ve seramik yemek takımları ile sofralar doğal ve şık görünecektir. Rafine bir doğallık yaratmak için renk paletinize beyaz, pastel bir sarı, ekru ve mavinin en uçuk tonlarını kullanarak doğallığı masalarınıza taşıyabilirsiniz.

Yazın enerjisiyle doğan rengarenk masalar…

Yazın canlı renklerini siz de sofralarınızda kullanabilir, tabak ve bardaklarınızı canlı renklerden seçerek sofralarınızın çiçek açmasını sağlayabilirsiniz. Kullanacağınız rengarenk detaylar ile masanızda zıtlığın uyumunu yakalayabilirsiniz. Turuncu, mavi, pembe, yeşil, sarı…Doğadaki tüm renkleri masanıza taşıyarak enerjinizi tazeleyebilir, farklı desen kumaşlar veya objeler ile de özgün bir tarz yakalayabilirsiniz. Farklı motiflerle bezenmiş el işi masa örtüleri, ağaç dallarına asacağınız renkli aydınlatmaları ve kır çiçeklerini bir arada kullanarak enerjik bir sofra yaratmanız mümkün.

 

dfot

Modern İlham Perileri

PALMARINA

BODRUM

‘Türk Rivierası’nın göz bebeği’

Palmali Grup tarafından 2011 Mayıs ayında satın alınarak ve tamamen yeniden inşa edilerek, üstün kalite ve hizmet anlayışı  ile Türkiye’nin ilk mega yat projesi olarak 2013 Haziran ayında tam kapasite ile hayata geçirilen Palmarina Bodrum, 2014 yaz sezonunda da dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen denizcileri, yerli ve yabancı ziyaretçileri uluslararası standartlarda ağırlamaya hızla devam ediyor.

Dünyadaki pek çok emsalinden farklı olarak, ‘kamusal kullanım potansiyellerinin arttırılması’ gözetilerek tasarlanan Palmarina Bodrum; yaz döneminde her gün farklı sosyo-kültürel geçmişe sahip binlerce kişi tarafından ziyaretçi akınına uğruyor. Sadece tekne sahipleri için değil, her türlü kesimden ziyaretçilerin tüm gün vakit geçirebilecekleri ve her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir sosyal yaşam alanı sunuluyor. Yaz boyu verilecek çeşitli konserler, sergiler ve etkinlikleri ile bölgeye canlılık kazandıracak Palmarina Bodrum bu yaz sezonunda da ziyaretçilerini pek çok sürprizle karşılıyor.

105 mağazalık yenilenen açık AVM’si, eğlence adası, restaurantları ve gece klübü, benzersiz etkinlikleri ile bölgenin sosyo-kültürel nabzını tutan Palmarina Bodrum; sürprizlerle dolu yeni yaz sezonuna merhaba dedi. Palmarina Bodrum’da güvenli bir limanda konaklama, yat acenteliği, yat sigorta işlemleri gibi servislerinin yanı sıra dünyaca sevilen yerli ve yabancı  markalardan oluşan açık AVM, dünyaca ünlü restaurant, cafe ve gece klüplerinden oluşan benzersiz bir ortam sağlanarak ziyaretçilerin tüm gün boyunca güzel vakit geçirmeleri hedeflenmiş. Dileyen ziyaretçiler için Palmalife Marina Hotel ve Palmarina Butik Hotel’in sunduğu konaklama alternatifleri de mevcut bulunuyor.

Yenilenen projesiyle 2014 yazında da yerli ve yabancı turistlerin çekim merkezi olmaya hedef gösterilen Palmarina Bodrum’un açık AVM’sinde Dream’den, Demsa Group’a, Vakko’dan Versace’e, Brandroom’dan, Valentin Yutashkin, Armani Jeans, Mudo Concept’e; dekorasyondan, teknoloji markalarına, kozmetikten ünlü giyim markalarına kadar  ziyaretçilere geniş alternatifler sunuluyor, ihtiyaçlarını karşılamalarına olanak tanınıyor.

‘Japon mutfağının devi NOBU Türkiye’de’

Palmali Tourism Grubu; dünyaca ünlü Şef Nobu Matsuhisa ve ünlü aktör Robert de Niro ile antlaşma sağlayarak, sahibi oldukları ikonik restaurant Nobu’yu Türkiye’ye getirmeye ikna etti. New York, Londra, Milano, Monte Carlo, Moskova, Tokyo, Hong Kong, Beijing, Melbourne, Perth, Miami, Malibu, San Diego, Las Vegas, Mexico City, Bahamas, Cape Town, Dubai gibi dünya merkezlerinin ardından Nobu; Türkiye’deki ilk şubesini Palmarina Bodrum’da açtı.

 

Kids Paradise

‘Çocuk Cenneti’ anlamına gelen eğlence merkezi ‘Kids Paradise’ içerisinde bulunan su parkı Aquapark’ın yanı sıra, hayvanat bahçesi, 7D sinema, özel yapım bir carousel (atlı karınca) ve diğer eğlence üniteleri de bulunuyor. Yerli yabancı tüm çocuk ziyaretçilerin her türlü ihtiyacı düşünülerek tasarlanan Kids Paradise’da; çocuk restoranı, pop corn, pamuk şeker, macun standları, hediyelik eşya dükkanı da yer alıyor.

Kids Paradise’da bulunan üniteler 5-12 yaş grubu çocuklar  tarafından kullanılabiliyor. 7D sinema ise 8 yaş ve üstü her yaş grubunun kullanımına açık olarak hizmet veriyor. Kids Paradise; sabah 10.00 akşam 19.00 saatleri arasında; 7D sinema, diğer eğlence üniteleri ve carousel (atlı karınca) ise sabah 10.00 gece 00.00 arasında hizmete açık olarak hayata geçirildi. Her yaş grubundaki çocuklara bir yetişkin refakati ise zorunlu tutuluyor.

dfot

 

Sandberg

İsveç duvarkagıdı ve tekstil sanatı

Sandberg markasının konsepti, alıcılara çevrelerini kişiselleştirme şansı verecek niteliklerde duvar kağıtları tasarlamak ve kumaşlar üretmek.

Güzel bir ev hayali kuran herkese yardımcı olmayı amaç edinen firme resepsiyon alanları, ofisler, otel ve konukevleri gibi ortak alanlarda da duvar kağıdı ve kumaş koleksiyonları ile mekan bütünlüğünü sağlıyorlar. Çevreye zarar verebilecek ya da alerjik herhangi bir materyali asla kullanmıyorlar.Sadece sürdürülebilir materyal ve üretim metodları ile florokarbon, pvc, renklendirilmiş plastik içermeyen ürünler yaratıyorlar. Su haricinde hiçbir çözücü maddeyi fabrikalarına bile sokmuyorlar.

Sandberg tasarım stüdyosu Göteborg’da. Tasarımcılar inovatif renk ve stilleri, klasiklerle kombine ederek, yarının klasiklerine imza atıyorlar. İlhamlarını, kitaplarsan, seyahatten, doğadan, sergilerden alıyor,  kısaca çevrelerindeki her şeyden etkiler taşıyan ürünler meydana getiriyorlar. Prodüksiyon mühendisleri ve renk uzmanlarıyla her koleksiyonun, deneme baskıları alındıktan sonra üretim aşamasına geçilmesine dikkat ediliyor.

Tüm çizimleri el ile yapıyorlar. Bunun sebebi teknolojiye asla karşı olamları değil, kağıt üzerinde müdahale edilen çizimlerde çok daha iyi sonuç alındığını bugüne kadar deneyimlemişler. Firma İsveç’in çok önemli iç mimarlarıyla çalışmalar yapıyor. Projelerini bu deneyimli snaatçılarla uygulayarak olası en mükemmel sonucu elde ediyorlar. Böylece marka sürecin başlangıçtan bitişe kadar profesyonel ilerleyişini garantilemiş oluyor.


dfot

dfot

 

Modern İlham Perileri – Starbucks Türkiye

Havalar Isınırken Sizin Üçüncü Adresiniz Neresi?

“Mağazalarımızın, ev ve iş yerlerinizden sonra en rahat hissedebileceğiniz 3. adres olması için çalışıyoruz.”
Misafir olduğunuz mekanın kendisini tanımlarken bu cümleyi kurması çok rahatlatıcı değil mi? Son 11 yıldır Starbucks, bu ilke doğrultusunda bizleri mağazalarında misafir ediyor .

Hiç düşündünüz mü?  “Mekan” dediğimizde daha çok kışın kaçıp sığınılan bir yer aklımıza gelirdi eskiden. İçimizi ısıtan içecekler, sıcak ve konforlu hatta rahatlatan bir ortam. Bu tespit yanlış değil elbette ama durum da sadece bundan ibaret değil. İşin gerçeği, biz şehirlerde yaşayanlar için yaz ve bahar ayları, evimizin ve ofisimizin dışında daha çok vakit geçirdiğimiz dönemler. Kendimizi dışarı daha büyük bir istekle attığımız öğle araları, akşam ofisten çıktığımızda hala aydınlık hatta pırıl pırıl güneşli havanın bize yaptığı baştan çıkarıcı çağrısı, uzayan gecelerin yarattığı rahatlama hissi hepsi baharla beraber yoğun bir gündem halinde hayatımızda. Artık çok resmi olmayan toplantılarımızı bile dışarıda yapmak istiyoruz itiraf edelim. Ya da dışarıda halletmemiz gereken bir işimiz çıktığında, birkaç yere uğradıktan sonra durup bildiğimiz sevdiğimiz bir yerde dinlenmek istediğimiz mevsim çoktan geldi bile…

Peki ya hafta sonları?  Kısa bahar tatilleri, yaklaşan yaz tatilinin tatlı ve huzur veren hayali bizi biraz rahatlatıyor kabul, ama birçok hafta sonumuzu, yaşadığımız şehirde geçireceğimiz gerçeğini değiştirmiyor bu durum.  O zaman kendimizi, yaşadığımız bölgeye uygun aktivitelerle rahatlatmaya çalışıyoruz.  Bisiklet turları, yürüyüşler, arkadaş buluşmaları, şehir içinde küçük gezi planları… Siz de fark etmişsinizdir ki tüm yapılan planların başında, sonunda, ortasında veya tamamında kendinizi rahat hissedeceğiniz, güler yüzle karşılanacağınız, içtenlikle ağırlanacağınız ve tüm ihtiyaçlarınızı karşılayacak, kısacası hayatınızı güzelleştirecek bir mekanda bitiyor iş. Ne gibi özellikleri olmalı bu mekanın peki gelin beraber düşünelim:

Markanın verdiği güven hissi

Hemen şöyle bir senaryo yazalım hafta sonu kalkmışsınız, erkenden kendi ölçeğinizde epeyce uzun bir koşu yapmışsınız, parkurunuzu tamamladığınız noktayı da çok sevdiğiniz bir mekan olarak belirlemişsiniz, son nefesinizle kendinizi kapısına kadar attınız ama o da ne? Kapı duvar ! Normalde açıldığını bildiğiniz saatte henüz kimse yok ortalıkta.
Ya da hafta arası iş toplantınızı yapmak üzere sözleştiğiniz mekanda bugün kablosuz ağ çalışmıyor. Örneklerin sayısı çoğaltılabilir elbette ama hepimiz neden bahsettiğimizi biliyoruz aslında: kötü sürprizler… Oysa her gün aynı saatte aynı standartlarda açık olduğundan gözü kapalı emin olduğumuz bir Starbucks mağazası bizi yarı yolda bırakmayacaktır. Alıştığınız, bildiğiniz sevdiğiniz yönleri ile kesintisiz hizmeti ile sizi, bıkmadan yorulmadan karşılayacaktır.

 

Güleryüzlü ev sahipliği 

Karşılama deyince hemen aklımıza insan faktörü geliyor. Starbucks’ta çalışanlar, “partner” olarak adlandırıyor. Birlikte, herkesin kendisi olabileceği bir mekan yaratmak için de çeşitliliği benimsiyorlar. Birbirlerine daima saygı ve anlayış çerçevesinde yaklaşıyorlar. Bunu neden anlattık derseniz; bu tutum, misafir ilişkilerine yansıyan bir felsefe de ondan. Özetlemek gerekirse; bir Starbucks mağazasından içeri girdiğinizde ne kadar yoğun olursa olsun, Starbucks partneri, birkaç saniye içinde sizinle bir bağ kurar ve bu iyi his orada geçireceğiniz güzel dakikaları başlangıcıdır. Bu, tabii ki istediğiniz ürünü en doğru şekilde hazırlamakla devam eder …Tüm  bunlar çok daha derin bir ev sahipliği düşüncesinin görünen yüzüdür sadece… Eğlenmeye veya dinlenmeye gittiğiniz bir yerde güleryüzden ve iletişime açık bir ortamdan emin olmak, insana huzur veren bir ayrıcalık. Bir Starbucks mağazasına her adım attığımızda bu ayrıcalığı hiç tereddütsüz yaşıyoruz.

Size uygun ürünler

Sevdiğiniz lezzetleri düşünün, gittiğiniz yerin ürün yelpazesinin genişliği kadar önümüze konulan üründeki detayların da sizin için ne kadar önemli olduğunu fark edeceksiniz.  Mükemmel kahve ve lezzetli bir yiyecek gününüzü harika hale getirebilir. O yüzden seçtiğimiz her şeyin en iyi kalitede olmasını isteriz. Starbucks’ta lezzetli, sağlıklı  içeceklerin ,taze ve leziz yiyeceklerin bizi beklediğinden her zaman eminizdir.  Mağazalarda, içeceğinizin tam istediğiniz gibi, size özel olması gerektiği biliniyor, bunun için de içeceğiniz tercihinize göre kişiselleştiriliyor ve her seferinde özenle hazırlanıyor. Bunun yanı sıra küçük sürprizler katarak menüsünü sürekli geliştiriyor ki durağanlık sizi sıkmasın, farklı lezzetleri hayatınıza katmak için fırsatınız olsun.

Örneğin bu yaz Starbucks yepyeni bir lezzet ile merhaba diyor… Starbucks’ta Mocha Coconut tadında bir yaz bizi bekliyor.
Kavrulmuş kahve, hindistan cevizi şurubu, mocha sosu ve kahve özlü Frappuccino karışımının süt ve kırılmış buz ile bütünleşmesi ile hazırlanan Mocha Coconut Frappuccino , kavrulmuş hindistan cevizi ve mocha sosu ile taçlanıyor. Sadece sınırlı bir süre için Starbucks mağazalarında sunulacak olan bu lezzet, serinletici bir içecek tercih eden Starbucks severler için birebir.

Rahat etmek 

Havaların ısınmasıyla bir mekandan karşılanmasını beklediğimiz ihtiyaçlarımız çeşitlenir aslına bakacak olursanız. Kapalı mekanlarının havadar ve serin olmasını arzu ederken, açık hava ortamlarının ferah, güneşe veya aşırı sıcaklara karşı önlemlerinv düşünülmüş olması beklenir. Hatta bölgesine göre bisiklet park etmek, bebek aracı ile girmek vs. gibi ihtiyaçlarımıza cevap verecek şekilde konumlandırılmış olmasını isteriz. Kısacası birileri bizim adımıza, hayatımızı güzelleştirecek detayları düşünsün isteriz.

Böyle alt alta sıralayınca bu yaz da üçüncü adresimizin neresi olacağı çok net ortaya çıkıyor aslında. O zaman bize düşen, sıcak havaların tadını gönlümüzce, bildiğimiz gibi çıkarmak.

 

dfot

dfoit_mayis

 

DOĞAYA,YARATICILIĞA VE ŞEHİR KÜLTÜRÜNE AİT ARADIĞINIZ NE VARSA HEPSİ BU ÇATI ALTINDA

Batı Berlin’de yer alan, Design Hotels üyesi Otel Bikini Berlin 2013 kışında açıldı. İç dekorasyonunun tasarımı Studio Assliyer tarafından gerçekleştirildi. 149 odaya sahip otel büyük şehir ve jungle konseptinin bir arada uygulandığı oldukça eğlenceli bir tasarıma sahip. Werner Assliyer ve ekibi tarafından dizayn edilmiş. 100 kişilik bir konferans salonuna, geniş bir roofu, zengin bir mutfağı olan lezzetli bir restoranta ve hayvanat baçesi manzarılı bir saunaya sahip. Oteli eğlenceli kılan detaylardan biri de XL odalarda kişisel bisikletler bulunması.

Odalarda kent ve orman yaşamından alınmış ilhamın yansıdığı tasarım detayları birbirine tezat bu kavramlar büyük bir ustalıkla harmanlanmış genel konseptte. Çağdaş insanın tüm ihtiyaçlarını karşılayacak teknolojik yeniliklere uyum sağlayan donanımlar kullanılmış odalarda. Otelin odalarının gecelik fiyatları 110EUR’dan başlıyor. Oteli ziyaret etmek isteyeceklere şimdiden söyleyelim: 1000m2’lik yazlık teras, DJ’in sürekli bulunduğu bir lobi renkli atmosferin diğer bütünleyicilerinden.

Otelin Batı Berlin’deki bu binası, döneminin ikonlarından, bu yüzden savaş sonrası tarih için önem teşkil ediyor. Çevresinde büyük bir park ve hayvanat bahçesi olması, mimari stüdyoya projeyi gerçekleştiren mimari ofise de yola çıkış için ilham kaynağı olmuş, konseptinin de belirleyicisi haline dönüşmüş bu doğa çevre demekte fayda görüyoruz.

Doğa ve şehir kültürünü harmanlayarak, “Urban Jungle” stilini oluşturmuşlar. 149 odanın yarısı, hayvanat bahçesindeki maymunların yaşam alanına bakıyor. Bu da otelin atmosferini daha da ilginç bir hale getiriyoruz.

Tasarımda genel olarak kullanılan doğal materyal ve renkler sıcak bir atmosfer yaratmış otelin genelinde. Otelin hayvanat bahçesine bakmayan diğer odaları Batı Berlin’in meşhur “BREİTSCHEİD” meydanına ve “Kaiser Wilhelm” kilisesini görüyor. Bu doğal ve kültürel manzara otelin konseptinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırılmış odalarda. Şunu da unutmadan belirtelim ki, odalarla daha keskin Berlin’in yaratıcı tarafını da vurgulayan daha şehirli bir ruh da yaşatılmak istenmiş. Yaratıcılık, doğa ve şehir kültürü kavramları bütün otel genelinde doğal bir ahenkle ve sırayla kendini gösteriyor demek otelin konseptini özetleyecek en doğru cümle olacaktır kanısındayız.

Adeta 21. yüzyıl insanın ihtiyaç duyacağı tüm ilham bu duvarların arasına özenle yerleştirilmiş. Son bir not: Terastaki restoran çok özel mutfakları içeriyor, konumu ve sunduğu lezzet ile sadece konukları değil herkesi buraya çekiyor.

dfoit_mayis

dergi_form_nisan

 

HERKES BAHARI KENDİ TARZINCA KARŞILAR…

 

Hayat boyu genel tarzımızın sadece birkaç keskin virajdan geçeceğini öngörsek de, itiraf etmeliyiz ki dönemsel ihtiyaçlarımız aslında günlük yaşantımızı şekillendirir. Bahar aylarının da iklimsel çelişkileri ve mevsimsel dönüşümleri ile ruh halimizle en çok  kimyasal etkileşime geçen aylar olduğu düşünülürse, evlerimizin bu karmaşık etki tepki sürecinden payını almaması düşünülemez elbet. Peki sonuç?

Formül bu kadar çok değişken olunca, bireysel farklılıklarımız ve dönemsel ihtiyaçlarımız, elbette farklı şekillerde olacak bu kaçınılmaz. Bırakın farklı yaşamları, farklı tarzlardaki insanları, her birimizin kendi adına aynı yıl içinde bile aynı cevabı verebileceğinden şüpheliyiz üstelik bu soruya. Peki yıllardan, tarzlardan, hatta kişilerden bağımsız genel eğilimler yok mu, bahar denilince akla gelen? Olmaz mı? Baharda yine de evlere en çok yakışacağını düşündüğümüz tarzların peşinde düştük biz de sizinle bu yüzden.

 

PROVANS BAHAR FİLMİNİN BAŞROLÜNÜ KAPAR HER ZAMAN, OSKARI DA ZORLAR

Keyif, konfor, şıklık Akdeniz stiliyle vücut bulur da provans bahar aylarında ilk akla gelen stil olmaz mı? Olur elbet… Doğal malzemeler, pastel renkler, patine mobilyalar, lavanta kokusunu burnunuzun ucunda hissettiğiniz kır stili… Bahar da yeniden balkon ve bahçeler aracılığıyla dirilen doğayla yeniden doğan evlere müthiş bir  ahenk ve akış sağlayacaktır. Kışla kararan ruhumuz, beyazın bolca mevcut olduğu ve keskin çizgilerin ise hemen hemen olmadığı bir dünyada huzur bulacaktır. Bizden söylemesi!

PROVANS SEÇENEKLERİ
ÖZGÜR, SIRADANLIĞA TAHAMMÜLÜ OLMAYAN

Ruhumuz ister istemez kış boyunca biraz içine kapanıyor, biraz evcilleşiyor. Oysa baharda doğanın yaşadığı uyanış kaçınılmaz olarak bizi de provoke ediyor. İçimizdeki kaşifi canlandırıyor, zaman ötesi keşifler yapmak, “başkasının çöpünden, kendimize ait küçük hazineler” yaratmak konusunda bize ilham veriyor. Retro detaylar, vintage objeler, süprizlerle dolu bir dünyanın kapılarını aralayan bohem stiller, içimizde bu yeşeren özgürlük ateşinin en güzel ilacı bizce. Kısa antikacı turları, büyük markaların bile koleksiyonlarında görmeye alışık olduğumuz retro objeler, canlı parlak renklerine rağmen yılların verdiği dinginlikle hayatımıza usulca dokunan  ve belki de evlerimizde birinci hayatlarındakinden çok farklı kullanılacak ikinci el eşyalar, ruhunuzdaki bahar uyanışına ayak uyduracaktır. Endüstriyel tarz da bu özgür kombinasyonlarda yer bulabilecek seçenekler arasında öne çıkacaktır. Meraklılarına duyurulur. Tabii aşırıya kaçmadan, içine canlı renklerde veya beyaz tonlarda küçük aydınlık dokunuşlar yapmak final de baharla algısal olarak çelişebilecek ortamlar elde etmemeniz için hassas bir sınır belirleyici olabilir.

ÖZGÜR RUHLU SEÇENEKLER
ELEGANSI HAYATINIZA
SOKMANIN EN RAFİNE YOLU, UZAKDOĞU STİLİNDE YAKALANAN ZARAFET

Uzakdoğunun sıcak, ruhani, kalabalık ama dingin atmosferi, konforlu yaşamı elegans çizgilerle hayatınıza sokmanın, gösterişten uzak yolu olacaktır baharda. El yapımı sanatsal objelerin, hayvan figürlerinin, tütsülerin, minimal şıklık yansıtan mobilyaların, toprak tonlarının hakim olduğu Uzakdoğu stili baharı huzur ve şıklıkla gelen bir zarafetle yaşamak isteyen herkese iyi gelecektir. Bu tarzı evlerin meditasyon şekli olarak da algılamak mümkün.
UZAKDOĞU STİLİ SEÇENEKLER

KURUYAN RUHUMUZUN DA BAHARDA BESLENMESİ GEREKİYOR DİYORSANIZ SIMSICAK EGZOTİK AFRİKA STİLİ İLE İÇİNİZİ ISITIN

Bakırın, etnik desenlerdeki kumaş formları ile buluştuğu, yer döşemesinde mozaik ve ahşapla, duvar süslemelerinde çeşit çeşit ahşap ve bambu objelerle, oturma gruplarında sedir ve yer minderleriyle ağırlıklı olarak biçim bulan bir yaşam ortamında çıplak ayakla kendinizi hayal ettiniz mi hiç? Etmediyseniz de şimdi tam sırası etmek için. Şayet içinize bir sıcaklık dolduysa daha düşüncesiyle bize o zaman sizin bahar uyanışınızın adı belli oldu, hiç karşı durmayın. Minimalizmin yalın çizgilerinden çok uzak karmaşık, çok kültürlü bir yaşam belli ki sizin enerji kaynağınız. O zaman, kış boyunca belki de esiri olduğunuz avmler, ofislerde daralan ruhunuz kim bilir belki böylece huzur bulur.
EGZOTİK SEÇENEKLER

KARMAŞADAN SIKILANLARA YALIN ALTERNATİFLER İSKANDİNAV STİLDE

“Her zaman kuzeyden esen rüzgarlarla huzur bulurum, yaz kış bu gerçeklik değişmez. Rumuma huzur veren yalın çizgiler, sanki doğal renkler, tasarımlarıyla gözümü ve ruhumu besleyen İskandinav rüyası oldu hep öyle de kalacak” diyorsanız saygımız sonsuz. O zaman da farklı dönemlere ait, farklı tarzlardaki İskandinav stili bizim yerel dokularla zenginleştirdiğiniz eklektik kompoziyonlar yakalamanız, tasarımın yalın İzgilerinin tadını yerel dokumuzu refere edecek izlerle harmanlamanız. Hem bulunduğu coğrafyadan ve yerel dokudan ilham almak gelişen dünyamızda günden güze hızla yaygınlaşan yükselen bir değer. Siz ne dersiniz?
iSKANDİNAV STİLİNDE SEÇENEKLER

HANTAL OLMAYAN UYUMLU SEÇENEKLER

Baharla beraber yeniden hayat bulan yaşam enerjimiz, durağanlık tuzaklarından kaçınılması eğerken çözümlerle şekil bulacaktır, evlerimizde, balkonlarımızda, verandalarımızda. Sizi özgür kılacak, oradan oraya yerini değiştirebileceğiniz esneklikteki her tarz oturma grubu, sizin için cazip olacak bu nedenle bahar aylarında. Akşamüstü sıcak oldu bahçeye… Güneş gidip, hava serinleyince okuma köşesine veya TV karşına geçmenizi sağlayacak hafif koltuklar. Bahar yağmurlarında kolayca toplanıp salonun bir köşesine yığılabilecek, açılır kapanır üniteler, ya da minderler, evlerinizin en sevdiğiniz eşyaları olabilir tutarsız bahar günlerinde bizden söylemesi.
HANTAL OLMAYAN SEÇENEKLER
2014’ÜN YÜKSELEN TRENDİ EL SANATLARI

dergi_form_nisan

dfot

SERENAY LÖKÇETİN 

TASARIMCI/FOTOĞRAFÇI

1987 Bursa doğumluyum. Uludağ üniversitesi iktisat bölümünden mezun oldum. Zamanla asıl yapmak istediğim işin tasarım olduğuna karar verdim ve Nanay Design isminde bir marka yarattım.Aynı zamanda Serenay Lökçetin Fotoğraf adıyla Belgesel ve Düğün fotoğrafları çekiyorum. Nanay Design 2012 yılında yolculuğuna başladı.Polimer kil ile tanıştığım günden beri hayal gücümü şekillendirebiliyorum. Önce minyatür yiyeceklerle başladım. Bu konuda Türkiye’de başarılı olan çok az kişi var. Minyatür sevdası da çok başka.Daha sonra modellemeler yapmaya başladım ve kitap ayracı serisi bu şekilde meydana çıktı.Tabi ki Nanay sadece polimer kilden ibaret değil. Yeni şeyler denemeyi her zaman çok seviyorum.Bu durum beni daha iyilerini yapmaya heveslendiriyor.Bugünlerde ayraçların fiziki özelliklerini iyileştirme ve sunumunu farklılaştırma peşindeyim. Yurtiçi ve yurtdışına satışlar yapıyorum. Nanay Design 2014te hayattan, renklerden ilham alarak, hayallerine polimer kille şekil vermeye, üreteni de, tüketeni de mutlu etmeye devam edecek…

 

Takip ettiğiniz siteler ?

Stylemepretty.com, Etsy.com, Pinterest.com

 

• Çalışırken olmazsa olmazınız?

Müzik

 

En sevdiğiniz dönem veya akım?

Vintage ve Retro

 

Favori mekanınız?

Atölyem

 

Motivasyon?

Kahve,kahve,kahve…

 

• Ofisinizde asla neye rastlamayız?

Negatif enerji

 

Nelerden ilham alırsınız veya kimden?

Renklerden, desenlerden, olaylardan,  kısacası hayattan.

 

Evde olmazsa olmazınız?

Polimer killerim

 

• Kendinizi en çok benzettiğiniz şehir?

İzmir

 

Tek bir cümle ile kendinizi anlatın desek…

Mutlu

 

‘Motto’nuz…

Birini sevmeden, dünyayı sevemezsin.

 

 

 

 

 

dfot

Made in Autoban

 

2003 yılında mimar Seyhan Özdemir ve iç mimar Sefer Çağlar tarafından kurulan Autoban, bugüne kadar dünyanın farklı noktalarında ve farklı ölçeklerde sayısız mimari ve iç mimari projeye imza atmış olmasının yanı sıra ürün tasarımları ile de uluslararası tasarım arenasında hatırı sayılır bir yere sahip.

 

İstanbul’da keyifle kahvenizi yudumladığınız café’den, şehirden uzaklaşırken yolunuzun geçtiği Atatürk Havalimanı’ndaki CIP Lounge’a; Hong Kong’da bir İtalyan lokantasından (208 Duecento Otto), Madrid’in en ünlü caddelerinden birinde konumlanan köklü ve tanınmış deniz ürünleri restoranına (Tres Encinas)… Bu saydıklarımız, Autoban’ın şehirdeki ya da dünyanın başka şehirlerindeki imzalarından sadece birkaçı…

 

2003 yılında kurulduğu günden bu yana mimari ve iç mimariyi birbirinden farklı ve kopuk düşünülemeyeceğini savunan Autoban, bu kapsamda ele aldığı projelerin anlatım dilini, eş zamanlı olarak ürün tasarımları ile de kuvvetlendiriyor. Ve söz konusu ürünler, dünya tasarım gündemini en az imza attıkları mimari ve iç mimari projeler kadar meşgul ediyor. Autoban’ın form ve malzemeye deneysel yaklaşımlar sergileyerek keşfedilmemiş yaşam tecrübeleri sunmak temeline dayanan tasarım anlayışı, mobilya, aydınlatma ve aksesuar tasarımlarında da kendini gösteriyor.

 

Autoban imzası taşıyan ürünler görsel açıdan ilham veren ve fonksiyonel tasarımlar olarak karşımıza çıkarlarken; ürünler çağdaş çizgilerini, duygusal ve samimi bir içerik ile birlikte gelerek muhafaza ediyor. Karakterlerini belli bir lokasyon ya da dönemden değil, Autoban’ın genel anlamda obje tasarımına zamansız yaklaşımından alan ürünlerin en belirgin ve ayrıştırıcı özelliği ise, yaşadığımız çağın sunduğu tüm teknolojik olanaklara rağmen halen belirli bir ölçüde zanaat geleneğini sürdürüyor olmaları. Türkiye’de genç tasarımcıları destekleyecek endüstrinin olmayışını, küçük lokal atölyeler ile çalışarak kendi avantajlarına çeviren Autoban, bu yaklaşımıyla da dünya tasarım kütüründe farklı bir kulvara yerleşiyor.

 

Yaratıcı, özgün ve heyecan veren ürün tasarımları ile 2004 yılında Wallpaper* dergisi tarafından “Best Young Designer/En İyi Genç Tasarımcı” seçilen Autoban’ın, ilerleyen yıllarda ürün tasarımları ile ödül toplamaya aralıksız devam etti. 2007 yılında “Pebble” adlı masa tasarımları, mobilya kategorisinde EDIDA Turkey Uluslararası Tasarım Ödülü’ne layık görülürken; ertesi yıl bu kez Design Turkey kapsamında “Bergere” isimli koltuk tasarımları “Excellent Design / Mükemmel Tasarım”, Woody ve One-Armed isimli iki farklı sandalye tasarımları ise “Good Design / İyi tasarım” ödülüne layık görüldü. Aynı yıl “Bergere Bed” yatak kategorisinde, “Flying Spider” ise aydınlatma kategorisinde EDIDA tarafından ödüllendirildi. 2009’da “Deco Sofa” yine EDIDA tarafından oturma düzeni kategorisinde ödüllendirilirken; bir sonraki yıl “Nest” Design Turkey tarafından verilen “Üstün Tasarım” ödülünü sahiplendi. Ve 2011’de “Holy Coffee Table” adlı tasarımlarının EDIDA Türkiye tarafından ödüllendirilen bir başka Autoban ürünü oldu.

 

İstanbul’da Akaretler’de yer alan Autoban Gallery’de satışa sunulan Autoban imzalı mobilya, aydınlatma ve aksesuar koleksiyonları, yurt dışında ise Portekiz asıllı ve İngilitere merkezli mobilya markası olan De La Espada tarafından üretilip, dünyanın farklı yerlerinde 60’tan fazla noktada müşterileri ile buluşuyor.

 

dfot

 

PENNY BLOOMS&BEANS

Çiçeklerle dolu bir tasarım hikayesi…

Motto Tasarım bu ay çiçeklerle dolu,kahve kokulu,yaratıcı fikirlerin yeni adresi  Penny Blooms&Beans’e konuk oldu. Penny’nin sahibi Ayça Paksoy ile çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik ve Ayça Hanım ile beraber,Bast Home okuyucularına özel bir tasarım hazırladık.

Penny Blooms&Beans herhangi bir günde hemen hemen hepimize keyif veren çiçekleri; canlı form ve renkleriyle, kahveyi; çekici ve davetkar aromasıyla sunuyor. Penny’de sizi şiirsel çiçekler ve kahve keyfiyle hayata dokunduğunuzu hissedeceğiniz bir atmosfer karşılıyor…

 

‘’Penny’de çiçeklerin de bir ruhu yansıtması gerektiği inancıyla canlı form ve renklerin öne çıktığı her tasarımın bir diğerinden farklılaştığı aranjmanlar hazırlamaya özen gösteriyoruz. Bunu başarmak için her mevsimin kendi renk ve dokularını yansıtan çiçekleri bilinçli olarak yaratılmış düzensizlik temasıyla birleştiriyor, farklı mekan ve zevklere uygun şekilde sunuyoruz.’’ Ayça Paksoy Sözen.

 

 

 

 

 

  • Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Yurt dışında ve Türkiye’de lisans ve yuksek lisans eğitimi aldım. Türkiye’nin önde gelen ve sektörlerinde bölgesel lider olan grup şirketlerinde 10 yıl sureyle Stratejik Planlama ve Başkanlık Ofisi Diş İlişkiler görevlerini yürüttüm. Bu görevlerim sırasında kendimden bir şeyler katarak hayata geçirdiğim işlerin beni ne kadar mutlu ettiğini ve dolayısıyla da basarili olduğumu tecrübe etme şansım oldu.

Çiçek tasarlamak ise kendi düğün hazırlıklarımız sırasında tanıştığım bir kavramdı. Bunu ne kadar büyük bir keyifle hatta tutkuyla yaptığımı fark ettim ve bu farkındalığı hayata geçirmek için çiçek tasarımını profesyonel olarak yapmaya karar verdim. ‘Flower School New York’ta profesyonel çiçek tasarımı okudum. Ve sonrasında konsept bir çiçek evi olarak Penny’yi İstanbul’da açtım.

 

 

  • Günümüzde bu tür konsept mağazalar ufak ufak çoğalmaya başladı ancak hem atölye hem de kafe hizmeti verme özelliğine sahip olması elbette sizi diğer butik çiçek mağazalarından ayırıyor…Bu konsept fikri nasıl bir araya geldi,hikayesini bizle paylaşır mısınız?

 

Çiçek tasarım evlerinde yaşadığım tecrübeye baktığımda özellikle yurt dışında bu ortamlarda uzun zaman kalıp etrafı incelerken, tasarımı yapanları izlemeyi ne kadar sevdiğimi fark ettim ve bunu yaparken benim için bir başka keyif olan kahvenin bu gecen zamana iyi bir partner olabileceğine karar verdim. Ve Penny Atölye’de bu iki kavramı bir araya getirdim. Bu konsepti periyodik çıkan dergiler/magazinler, çiçek tasarımı üzerine kitaplardan oluşturduğumuz ufak kütüphanemizle birleştirdik. Kahve ile güne başlamak üniversite eğitimim sırasında yerleşen bir keyifti. Buna hiçbir zaman ara vermedim…

Seyahatte bile olsam günün ilk kahvesi benim için hep çok önemli oldu. Bu keyfi bir rituele dönüştürdüm geçen zamanda. Sonra Flower School NY’ta aldigim eğitim sırasında Counter Culture’in coffee Cupping kurslarına katildim. ‘espresso bar’ konseptini çiçek atölyesi ile birlikte tasarladım. O dönemde okuduğum bir kitap 18. yüzyılda oluşan kahve evleri konsepti hakkında detaylı bilgi içeriyordu. ‘Penny’ ismiyle ve kavramıyla o kitapta tanıştım. İkinci bir isim düşünmedim. Böylece 2012 yılında ‘Penny’ markası doğmuş oldu.

 

 

  • Etrafım bu kadar güzel,rengarenk ve farklı çiçeklerle çevriliyken merak ediyorum,nerelerden getirtiyorsunuz bu özel çiçekleri?

 

Penny’ye tüm kesme çiçekleri Hollanda, Venezuella, Ecuador ve Türkiye’nin farklı yerlerinden seçilerek geliyor ve müşterilerin nasıl bir aranjman istediği belirlendikten sonra yine içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu çok farklı ülke pazarlarından sıra dışı vazolarla eşleştirilerek hazırlanıyor.

 

 

 

  • Tasarımlarınızı yaparken müşterilerle nasıl bir yol izliyorsunuz?

 

Tasarımların müşterinin tercih ve tarzını yansıtması gerektiği bilinciyle yola çıkan Penny’de aranje edilen tüm tasarımlar hem müşteriyi dinleyerek yaratılabiliyor hem de daha önce tasarlanmış aranjmanlar arasından secim yapılabiliyor.

 

 

 

  • Peki,bizlere çiçek tasarımında birkaç ip ucu verecek olursanız…

 

Çiçeklerin uzun omurlu olması, tazeliğini koruyabilmesi için alındıkları noktadan atölyeye gelene kadar ki bakımları ve bize ulaştıktan sonraki kesim ve bakim teknikleri kritik önem taşıyor. Çiçekler için kullanılan su ve vitaminden çiçeklerin muhafaza edildikleri serinlik derecesine kadar tüm süreçler çiçeğin ömründe ve dolayısıyla tazelik ve güzelliğinde büyük önem taşıyor. Tasarım açısından ise gideceği mekan veya ortamdaki prezansı önemli. Tasarımların sadece belli bir tarzı yansıtması değil, göndericisinin veya alıcısının tarzını ve tercihlerini yansıtması da çok büyük hassasiyetle yönettiğimiz bir konu.Gönderilen çiçek tasarımı gittiği adresin bir parçası olmalı. Bazen tek başına öne çıkarken, bazen de ortamdaki dengeyi yakalayabilmesi önemli. Bunu başarabilmenin en kritik noktası müşterilerimizi dinlemek. Biz Penny’de tasarımda kullanılan çiçeklerimizi bu bilinçle seçiyor ve aranje ediyoruz.

 

 

  • Sizce Türkiye’de çiçek pazarı  geçtiğimiz yıllara nazaran günümüzde nasıl bir yerde ?

 

1950‘lerde global çiçek pazarının büyüklüğü 3 milyar ABD dolarından 1990‘larda yılda %6-7 büyüme oranlarıyla bugün 100 milyar ABD dolarının üzerine çıktı. Ekonomik daralmalarla hızı kesilse de bu dönemleri takip eden süreçlerde kendi hızını yakalayan kesme çiçek sektöründeki büyüme potansiyeli yuksek. Özellikle büyük şehirlerde kesme çiçek sektörünün son birkaç yıldır hızla geliştiğini görebiliyoruz. Bu global gelişim hem sektöre olan ilgiyi, hem de çiçek tasarımındaki çeşitliliği besliyor. Benzer istatistikler Türkiye için derlenen doneler değiller ancak Türkiye’de bu gelişim ve süreçlerin yansımalarını yaşıyor ve yaşatıyor.

Benim kişisel gözlemlerim ise şöyle; çiçek almak bizim kültürümüzde özel bir sebep gerektiriyor. Oysaki bir parçası olduğumuz Avrupa kültüründe çiçek günlük hayatin içinde var. İşinden çıkıp evine giderken insanlar yollarını değiştirip evlerine çiçek alıyorlar. Kollarında veya çantalarında çiçek buketleriyle yolda yürüyen birçok kişi dikkatimi çekiyor. Veya birçok evin ve ofisin düzenli çiçek siparişleri var. Bizim için bu düzen eğer ailelerimizden gelmişse devam ediyor yaşatılıyor, ama gelmemişse çoğu zaman ihtiyacını duymuyoruz bile. Benim dileğim çiçeklere günlük hayatımızda özel günler haricinde de yer açmak. Bazen bunu Penny gibi profesyonel çiçek evlerinden almak, bazen atölye çalışmalarıyla tasarlamayı öğrenmek, bazen de adetle, demetle tasarlanmadan alarak yaşadığımız ortamlara veya hayatlarımızdaki insanlara götürmek, göndermek.

Penny Blooms&Beans de bu üç yaklaşımı ayrı ayrı çalıştık, farklı zevk ve tarzlara hitap edebilecek tasarımlar yarattık ve bunları çeşitlendirdik. Elde gidecek ufak bir buket çiçek veya toplantı odasına hayat verecek büyük ve yuksek bir tasarım ya da çalışma masanızda alışılmamış bir vazoya tasarlanmış bir çiçek Penny’de her zaman bulabilirsiniz.

 

  • Workshoplar hakkında bilgi alabilir miyiz? Ne zamanda bir gerçekleşiyor ve elbette  ne kadar sürüyor?

 

Penny’de müşterilerimiz/misafirlerimiz tek veya grup olarak beğendikleri aranjmanları yapmayı öğrenmek için her ay farklı bir çiçekle ve o aya ait yılbaşı, sevgililer günü, anneler günü gibi bir tema varsa o temaya ağırlık verecek şekilde düzenlenen atölye çalışmalarına katılabiliyorlar. Bunun yanında kendi merak ettikleri konu ve temaları çalışabilecekleri özel dersler de talep edebiliyorlar. Bu çalışmalar genellikle 2 saate yakin sürüyor ve sonucunda her workshop katılımcısı ismine düzenlenmiş bir sertifika almaya hak kazanıyor.

 

  • Hazır yeni yıla sayılı günler kalmışken ,nasıl bir tasarım hazırlardınız bizim için?Hangi çiçekleri seçer,hangi detayları ön plana çıkarırdınız?

 

Yılbaşı için bir yemek masası düzenlerdik ve hoş geldiniz mesajını konuklarınıza daha kapınızdan girmeden verebileceğiniz bir çelenk tasarlardık.Hatta gelin beraber hazırlayalım…

Farklı büyüklükte cam vazolara yerleştirilmiş şekilde masa çiçeklerinde; suya taneleri atılmış olarak ve vazoda dal olarak rose hip, kırmızı/bordo renkli ranunculus ve dianthus yer alıyor.

Kapı çelenginde kurutulmuş ince dallardan bir araya getirilen çelenk üzerine ufak sarı kabaklar, kurutulmuş lotus flower, juniper berries, puple jalapeno pepper, kurutulmuş yabani çeriler, pamuk, kurutulmuş nelumbo, kurutulmuş equisetum, berberis aquifolium ve başaklar yer alıyor.

 

  • Kis donemindeki projelerinizden bahseder misiniz?

 

Kasım ayında New York’ta Lewis Miller ile birlikte LMD NY(Lewis Miller Design) projelerinde yer aldım. 10 günlük yoğun bir seyahat programında öncelikle Brooklyn Museum’da ….. kişilik bir Bat Mitzvah düzenledik. Ardindan St. Regis’ta xyz kisilik ve The Pierre NY’ta …..  kişilik 2 ayri düğün olmak üzere toplam 3 organizasyon aranje ettik. Aralık ayında özel bir firmanın düzenlediği Four Seasons Bosphorus’ta bir yılbaşı fuarına katılıyoruz. Penny Atölye’de de olduğu gibi Penny ve Bizcotti markaları olarak birlikte yılbaşı tasarımlarımızı, kapı çelenklerimizi, ağaç ve sofra düzenlemelerimizi ve yılbaşı hediye alternatiflerimizi paylaşacağımız bu fuarda tercih eden müşterilerimiz tek veya toplu olarak yılbaşı siparişlerini verebilir ve istenilen günde istenilen adreslere teslimlerini talep edebilirler.

Ocak-Şubat 2014’te ise yine Flower School NY ve LMD NY ile büyük çaplı organizasyonlar için yeni iş birlikleri planladık. Bu organizasyonların en heyecanlı kısmı bazen yarattığınız ortamlarda kış ayında bir bahar havası estirebiliyorsunuz, bazen şehrin ortasında tropik bir kumsal yaratabiliyorsunuz, bazen en ciddi ve sessiz müze ortamlarında en eğlenceli çocuk oyunlarıyla düzenlenmiş atmosferler yaratabiliyorsunuz… Kısacası masalsı projeleri hayata geçirebiliyorsunuz. Olanaklar ve tarzlardaki farklar sebebiyle uzaklıkları göze alıp gelen bu tur işbirliği tekliflerini mümkün olduğu kadar değerlendirmeye çalışıyorum. İlhamınızı ve dolayısıyla hayal gücünüzü canlı tuttuğunuz kadar yaratabilirsiniz… Ben de bunu Penny’de birlikte çalıştığım tüm ekibimiz için on planda tutacak fırsatları yaratmaya özen gösteriyorum.

 

  • Ve son olarak ‘motto’nuz…

...doğanın güzelliğini vurgular…

Penny doğa sayesinde var olduğunun bilincinde, doğaya saygı duyan ve bu saygıdan ödün vermeyecek bir marka olarak kuruldu. Tasarımlarımızın doğanın mevcut güzelliğini ancak vurgulayabilecek nitelikte olduğunun farkındayız…

 

Meral Uyanık

dfot

Bu ay ajandamız yoğun; yıl bitmeden tamamlanması gereken işler, geçen yılın değerlendirilmesi, gelecek yılın planlaması ve tabii yeni yıl kutlamaları. Kafalar dolu, kalpler telaşlı kısacası. Koca bir yıl bitti  diye üzülsek mi sevinsek mi bilemiyor halde bulabiliriz kendimizi; gelgitler yaşanması da çok olası üstelik.

 

Hal böyle olunca derginin ekseni de normal olarak bu konular üzerine oturdu. Uzmanlara sorduk sektörleri ile ilgili 2013 değerlendirmelerini, 2014 beklentilerini ve gelecek yıl gündemimizde olacak trendleri. Önümüzdeki yıl tasarım ve dekorasyon dünyası nelere odaklanacak, hangi kavramlar öne çıkarken hangileri biraz daha arka planda kalacak sizler için ipuçları hazırladık. Umarız memnun kalırsınız.

 

Aynı şekilde yılbaşı kutlamalarına yer vermek  istedik dünyanın dört bir yanından farklı kültür ve geleneklerden. Bizlere ilham versin diye biraz da yılbaşı temaları ile ilgili çeşitli görüş ve önerileri topladık tasarım dünyasının profesyonellerinden. Her biri kendi tarzlarından ve pencerelerinden içten paylaşımlarda bulundular. Siz de düşünün istedik bu bahaneyle “sizin yılbaşı temanız hangisi” diye; bakalım hangi tarzı kendinize daha yakın hissedeceksiniz. Tüm bu değerlendirmelerden, sektördeki gelişmelerden benim yorumladığım şu; 2014 ruhlarımız kadar karma bir yıl olacak; bir yandan neon renkler; göz alıcı tasarımlar, çılgınlık hatta zaman zaman aşırıya kaçabilecek iddia öne çıkarken, bir yandan da sadelikte yakalanan  bir mükemmellik, doğal detaylarda öne çıkan bir zarafet, işçilik ve materyalde değer bulan mutlak bir kalite arayışı tüm sektöre yön verecek.

 

Ayla ilgili kişisel notum ise net: hayat tam gaz devam edecek elbette ancak her ne olursa olsun yoğunluğum bu ay her fırsatta o ya da bu şekilde küçük kutlama fırsatları yaratmalıyım kendime, kimi zaman bireysel kimi zaman kollektif. Sizin bu ay için bireysel notunuz ne? Düşünmenin tam zamanı bence.

 

Sevgiler…

Evrim Yenier Bulut