Röportaj | Murat Ilgın

dfot

 

Murat Ilgın, birbirinden çok farklı resim serileriyle çıktı hep karşımıza. Son dönem “ Savana Serengeti ” resimlerine bakarken sessizliği ve huzuru hissettim. Antilop, zebra ve zurafalı dingin kompozisyonlarında  insanın doğaya kaçış özlemini, günah çıkartırcasına  sadeliğe geri dönme çabasını gördüm.

 

Resim serileriniz üzerinden sanatınızın değişim ve gelişimini anlatır mısınız?

 

1997 senesinden bu yana farklı resim serileri ürettim:

1997-1999 Hurda Wolksvagen serisi: Terk edilmişlik ve tek başına ayakta durma çabasının ifadesi oldular.

2000 Karakalem asker portreleri serisi: Askerliğim boyunca çizdiğim karakalem er portreleri.

2003 Olympos serisi: Antalya Olympos’ta kampçı kareleri.

2004-2005 Mazgal serisi: Sokak ve kaldırımlardaki mazgalların travmal unsurlarla ifadesi.

2005-2006 Kedi köpek serisi: Sokak hayvanları.
2006-2008 Midye serisi: Midye kompozisyonları,  midyecilerin günlük yaşantıları.

2008-2010 Tepeden insanca oyalanmalar serisi: Yukarıdan bakılarak resmedilmiş portreler. İnsan psikolojisi çözümlemeleri.

2011-2012 Etlimoloji serisi:  Derisi yüzülmüş büyükbaş ve küçükbaş çiflik hayvanlarının etlerinden oluşturulmuş kompozisyonlar. Kasap rolüne bürünmüş otoportrem. Sosyolojik,  felsefi ve psikolojik eleştiri biçimleriyle bakılması gereken özel bir seri.

2013-2014 Masal serisi: Grim Kardeşler masal portreleriyle ifade biçimleri.

2014 Savana Serengeti serisi: Afrika doğal yaşamından hayvanlar. Mantarlar ve ağaç kompozisyonları.

 

Beş kişisel sergi açtım. Altmışın üzerinde karma sergi,  çeşitli sempozyum ve yarışma sergilerine katıldım. Tekel 2003 Mansiyon ödülüm var.

Resim sanatında ışık, renk, kompozisyon ve dokunun ne denli önemli unsurlar olduğunu anladım ve uyguladım. Resmin belli bir psikoloji ve felsefe temeline oturtularak insanın içindeki aydınlık ve karanlığı yansıtması gerektiğini düşünüyorum. Sanatın farklı disiplinlerin bileşgesi olduğuna dair inancım sonsuz.

 

Sanat ve sanatçı tanımınız nedir?

 

Sanat alıcının -yani izleyicinin- hayatını değiştiren bir olgudur. İzlendiğinde bilinç altına girer ve geçmişteki tecrübeleri sorgulatır. Sanat ömrünü duyarlı geçiren ve bunu gerek plastik sanatlar, gerek görsel sanatlar, gerekse müzikle yansıtan kişilerin işidir. Sanat eseri sanatçının aynasıdır.

 

Sanatçıyla diğer insanlar arasında ki fark nedir?

 

Sanatçı dünyada ki işittiği gördüğü özetle bütün şahit olduğu şeyleri kendine dert edinir. Buna bir tür takıntı diyebiliriz. Obsesif hale gelmedikçe bence bir mahsuru yok. Diğer insanlar bakar duyar anlatır ve unutur, yahut iteler. Sanatçı sadece bakmaz. Görmek için bakar. Başka birşeyler farkeder. Sanatkar  duygu ve düşünce süzgecinden geçirip yansıtır ve diğerlerine sunar. İşte fark budur. Bazen sanatkar tanımlanamayan tuhaf diye nitelendirilir. buda normaldir. Çünkü toplumun bir tık üzerindedir, ama bu sakın yanlış anlaşılmasın öyle olmalı ki alış veriş olsun. Bu alışveriş sadece maddi anlamda değildir. Bir arada yaşamak güzel.

 

 

Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce?

 

Önce mutluluğun dozundan bahsetmek doğru olur sanırım. Büyük mutluluklar tatminsizlik,  küçük mutluluklar yaşama enerjisi verir bence. “Mutlu olacağım” diyerek mutlu olunmaz. Ya mutlusundur ya da değilsindir. Bunun için bazen sebep aramaya bile gerek yok. Hani hiçbir sebep yokken “iyi hissediyorum” deriz ya işte öylesi daha güzel. Sanatla arasındaki ilişkiye gelince, o da göreceli. Ben mutluyken de mutsuzken de, güne karşı nötr iken de resim yaparım. Resim yapmayı düşünürüm. Hayat tarzım bu.

 

Sizi tetikleyen unsurlar,  ilham kaynaklarınız nelerdir?

 

Saymakla bitmez ki. Hayvanlar, kedilerimiz Ran ve Bal, bazen hayalimde metamorfoza uğramış bir insanımsı yaratık, ölümler, ayrılıklar, doğumlar, gezdiğim bir sergi, müze,  sinema, kitap, seks, seyahat, kahkaha, muhabbet, kocaman bir ağaç, hayvanlar, yalnız yürüyüşler, sevgili eşim Zeynep, uzun uzun denize dalmak, politikaya duyduğum nefret,  mutlu insanlar, şahit olduğum kavgalar, inşaat  temelleri ve özellikle çocukluk anılarım. Çoğu Kocaeli Bayramoğlu’ndakiler. Rüyalarım da cabası.

 

İnşaat temelleri mi?

Evet. Dibine baktıkça toprağın derinliklerine iniyorum.

 

Hayran olduğunuz sanatçılar kimlerdir?

 

Hakan Gürsoytrak, Zeliha Akçaoğlu, Adil Salih, Hakan Bilal Karakaya, Gökçe Yağmur,  Yusuf Alper Çakır, Ansen Atilla, Antonio Cosentino, Zekai Ormancı, Güngör Taner, Berkay Buğdancı, İrfan Okan, Balkan Naci İslimyeli, Fikret Mualla, Eşref yıldırım, Mehmet Aksoy,  İlhan Koman.

Rembrant, Odd nerdrum, Picasso, Modigliani, Leonardo Da Vinci, Soutin, Goya, Gaugin,  Van Gogh, Giocometti, Michelangelo, Rodin.

 

 

 

 

 

 

Sanatın insan yaşamında ki yeri nedir,  ne olmalıdır sizce?

 

Bu soruya Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle cevap vermek istiyorum: “Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alii bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur. Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, name ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. Sanatkar, toplumda uzun mücadele ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır. Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkar olamazsınız.”

 

Sanat insan ruhunu şekillendirmek için var olan bir olgudur. Sanat içinden geçtiğimiz ince bir sokaktır. Sanat sürdüğümüz ömürdür. Okullarda sanat ve sanat tarihi derslerine ağırlık verilmesi ve sevdirilmesinin önemini vurgulamak isterim. Son olarak da büyüklerimizden müzeciliğin üzerinde ciddiyetle durmalarını arz ederim.