ağaç

Duvar Kağıtları

Her Dönem Dekorasyonun Vazgeçilmezleri

Duvar kağıdı rahat, huzurlu, konforlu ortamlar oluşturmak, sanat ve güzelliği birleştirmek açısından her geçen gün önemini arttırmaktadır. Duvar kağıdı seçimi yapmak aslında çok basit bir işlem gibi dursa da, ev dekorasyonu kısmında en çok zorlayacak uygulamalardan biridir. Duvar kağıtları ile ilk tanıştığımız yıllarda zenginliğin yansıması anlamına gelen bu malzeme genellikle altın varak baskılı ve klasik desenli olarak üretilir ve uygulanırdı. Şimdilerde teknolojinin hızı ile yapılan modeller çok şık, modern çizgi ve tasarımlar ile mekanlarımızı süslemekteler. Duvar kağıdı mekan dizaynında baş sırada yerini alırken, doğadan ilham alanlar başta olmak üzere çeşitli tasarımlar sayesinde ortamlar aydınlık  ve huzurlu bir özelliğe sahip olacaktır. Her geçen gün duvar kağıdı modelleri oldukça renkli ve bol desenli farklı ilginç tasarımlarla hayatımızda yer edinmekteler. Dikkat çekici çiçek, dal, ağaç, kuş desenlerin yanında, geometrik desenler ve özellikle üç boyutlu çizimler oldukça fazla yer almaktadırlar.

Renk uyumunu mekandaki diğer tekstil ürünleri ile değerlendirmek de çok önem kazanmaktadır. Duvar kağıdı seçerken oturma odası ve mutfakta sıcak renkler kullanmak yerine pastel renklere yönelmek ,güneş gören mekanlarda ise güneşi kıran renkler yani mor, mavi yada kahve ve bej tonlarını seçmek tavsiye edebileceğimiz ince detaylardır.

Son yıllarda mutfaklarda duvar kağıdı kullanımı artış göstermektedir. Modern mutfak tasarımlarında birbirinden renkli ve canlı desenlerle duvar kağıdı uygulamaları mutfaklara ayrı bir hava katmaktadır. Neme ve suya dayanıklı seçenekleri ile duvar kağıdı uygulamaları mutfakları renklendirirken, ferah ve hareketli bir görünüm sağlamaktadır. Özellikle mutfak kullanımlarında

silinebilir özellikte olmalarına dikkat edilmesi gerekmektedir. Ev, ofis, otel, cafe  hatta hastane gibi ortak kullanıma açık mekanlarda tv arkasında özellikle dikkat çekici bir uygulama olarak duvar kağıtları ön plana çıkmaktadır. Özellikle doğal taş kaplama yapmanın uzun sürmesi ve maliyetli olması sebebiyle bu alanlarda taş desenli duvar kağıtları tercih edilmektedir.

Çocuk odası dekorasyonlarında duvar dekorasyonları odaya canlılık katan ayrıntılar arasında yer almaktadır. Son derece sade dekore edilmiş bir çocuk odası duvar kağıdı seçimi ile bambaşka görünümlere kavuşabilir. Animasyonlu, üç boyutlu, renkli çizgili duvar kağıdı seçimleri ile çocuk odalarına yeni bir tasarım kazandırılabilir. Animasyonlu duvar kağıtlarını 0-6 yaş grubu çocuk odalarında kullanmak gayet akıllıca bir seçim olacaktır.

Banyo ve tuvaletlerin duvarlarında renk renk, çeşit çeşit, desen desen duvar kağıtları kullanarak birbirinden şık, kullanışlı ve sevimli banyolar elde edilebilir. Banyolarda sadece fayans döşemeleri ile sınırlı kalmak istenmiyorsa, daha fazla seçenek ve daha fazla renk isteniyorsa duvar kağıdı fikrini düşünülebilir. Şık ve ıslak mekana uyumlu duvar kağıdı modelleri ile banyolar evin diğer odaları kadar hoş görünecektir. Duvar kağıdına uygun olarak kullanılacak ayna ve apliklerle banyoların şıklığına şıklık katılabilir.

Eğer tekdüze bir ofis dekorasyonu istenmiyor, ofisin dekorasyonu özel bir boyuta taşımak isteniyorsa, yapabileceklerin en başında duvar kağıtlarını kullanmak gelir.

Kişiliğin, zevklerin ve tarzın  yansıtılmasının en doğru yollarından biri olan duvar kağıdı, bulunduğu ortama anlam, derinlik ve kalite katar. Uzun zamandır ev ve villa dekorasyonlarında sıkça kendine yer bulan duvar kağıtları, bir süredir ofislerin ve ofis dekorasyonlarının da gözde parçası haline gelmiştir. Tarzı ya da dönemi ne olursa olsun hemen hemen her dekorasyon stilinde kolaylıkla uygulanabilen duvar kağıtları doğru kullanıldığı takdirde ofiste son derece sıradışı ve klas bir atmosfere ulaşılabilir.

 

Gülen Yalçınkaya Özelçi

2015 Deko-trendleri Şekillenmeye Başladı

2015’de Koleksiyonlarda Neler Göreceğiz?

– Canlı neon renklerin tek başlarına veya farklı kombinasyonlarla birlikte kullanımı yaygınlaşacak.Stillerden ve tarzlardan bağımsız olarak evlerinde genç ve dinamik bir atmosfer yaratmak isteyenler; özellikle tekstilde önümüzdeki yıl çok popüler olacak fuşya ve parlak yeşiller dahil olmak üzer birçok renk alternatifini evlerinin dekorasyonunda da kullanabilecekler. Genelde pastel tonlarda tekstillerle kullanmaya alışık olduğumuz Country mobilyaları veya daha donuk renklerle kombine edilen İskandinav stili bile birbirinden canlı versiyonları ile görmeye hazır olun.

– Doğal yaşam öğeleri ön planda, bir çok farklı alan ve disiplinde gündemde olan doğaya dönüş, çevre bilinci temaları dekorasyonda da hızlı yükselişi sürdürüyor. Bu bazen  batı dünyasıyla simgeleşmiş tarzlardan uzaklaşıp daha etnik, uzak doğu kültüründen gelen temalarla gündemimize otuyor. Bazen de hayvan figürleri, ağaç, deniz gibi doğal öğelerin tema olarak tasarım da daha sık kullanılmasıyla.

– Sadelikte  hatta basitlikte yakalanan sofistikasyon birçok koleksiyonun mottosunu oluşturuyor. Geçtiğimiz yıllarda özellikle İskandinav stilin yaygınlaşmasıyla öne çıkan yalınlık teması. Bir tür modern insan arınmasını simgeleyecek şekilde farklı tarzlarda da kendisine karşılık bulmaya başladı. Hemen hemen her stili etkisi altına alan yalınlık teması, doğal malzeme kullanımı ile özellikle hayatımızda gittikçe daha önemli bir yer alacak. Tüketime mesafeli duran ve geri dönüşüm gibi çevre dostu akımlar da yine aynı damardan besleniyor, sadece farklı dışa vurumla hayatımızı.

– Siyah ve metalle yakalanan ihtişam göz ardı edilemiyor, Özellikle klasik tarzı tercih eden koleksiyonlarda siyahın ağır başlılığı ve varağın ihtişamı bir elegans vurgulama yöntemi olarak sıklıkla tercih edilecek. Görkemli göz alıcı fakat asil mekanlar oluşturmak için dozunda belki sınırlı alanlarda ve yaşam alanlarının öne çıkarılması istenilen yüzlerinde tercih edilecek sıklıkla bu tarz diye öngörüyoruz. Fazla modern ve tek düze kullanımı küçük dokunuşlarla değiştirmek istediğinizde işe yaracaktır.

– Geçmişe saygı bilinci artıyor, hızla gelişen teknolojilere ve yoğun gündeme inat, insanın geçişiyle ve kökleriyle bağlantıları güçlendirme çabası artıyor. Geçmişte sadece belli bir sınıfa ait görülen bu köklere dönüş özlemi, toplumun bütün katmanlarında bir ihtiyaç haline dönüşüyor. Vintage ve antika parçaların evlerde daha çok yer alacağı bir döneme giriyoruz 2015’de. Ayrıca özellikle tekstilde geçmişin izlerini taşıyan, atalarımızın yaşam tarzına saygı duruşu niteliğindeki parçalar evlerimizde yerlerini hızla alacaklar.

– Mesaj kaygısı taşıyan hatta bunu kelimelerle direkt dışa vurmayı tercih eden tasarımlar artacak, Tasarımlar tasarımcılarının vizyonları, koleksiyonunda yer aldıkları markaların değerleri, yansıttıkları genel tarzın alışkanlıkları dahil olmak üzere çeşitli mesajlar iletirler karşı tarafa. 2015’de birçok tasarım üzerinde yer alan kelimelerle daha direkt mesajlar  ulaştıracak hem kendilerini kullanmayı tercih edenlere hem de onların çevrelerine. Pop art tarzda sıkça kullanılan kelime oyunları diğer tarzlara da sıçrayacak.

– Dinginlik ve huzur arayanlar için pastel tonlar hala ilk tercih,  güne huzur ve tazelik hissi veren mekanlarda başlayıp sonlandırmayı tercih edenler için ev dekorasyonun da pastel tonlar yine ilk tercih olacak gibi görünüyor. Duvar renklerinde ve tekstilde sınırlı kalamayacak pastel tonların kullanımı tercihi, ahşap ve metal tasarımlarda da sıklıkla karşımıza çıkacak.

dfot

 

Murat Ilgın, birbirinden çok farklı resim serileriyle çıktı hep karşımıza. Son dönem “ Savana Serengeti ” resimlerine bakarken sessizliği ve huzuru hissettim. Antilop, zebra ve zurafalı dingin kompozisyonlarında  insanın doğaya kaçış özlemini, günah çıkartırcasına  sadeliğe geri dönme çabasını gördüm.

 

Resim serileriniz üzerinden sanatınızın değişim ve gelişimini anlatır mısınız?

 

1997 senesinden bu yana farklı resim serileri ürettim:

1997-1999 Hurda Wolksvagen serisi: Terk edilmişlik ve tek başına ayakta durma çabasının ifadesi oldular.

2000 Karakalem asker portreleri serisi: Askerliğim boyunca çizdiğim karakalem er portreleri.

2003 Olympos serisi: Antalya Olympos’ta kampçı kareleri.

2004-2005 Mazgal serisi: Sokak ve kaldırımlardaki mazgalların travmal unsurlarla ifadesi.

2005-2006 Kedi köpek serisi: Sokak hayvanları.
2006-2008 Midye serisi: Midye kompozisyonları,  midyecilerin günlük yaşantıları.

2008-2010 Tepeden insanca oyalanmalar serisi: Yukarıdan bakılarak resmedilmiş portreler. İnsan psikolojisi çözümlemeleri.

2011-2012 Etlimoloji serisi:  Derisi yüzülmüş büyükbaş ve küçükbaş çiflik hayvanlarının etlerinden oluşturulmuş kompozisyonlar. Kasap rolüne bürünmüş otoportrem. Sosyolojik,  felsefi ve psikolojik eleştiri biçimleriyle bakılması gereken özel bir seri.

2013-2014 Masal serisi: Grim Kardeşler masal portreleriyle ifade biçimleri.

2014 Savana Serengeti serisi: Afrika doğal yaşamından hayvanlar. Mantarlar ve ağaç kompozisyonları.

 

Beş kişisel sergi açtım. Altmışın üzerinde karma sergi,  çeşitli sempozyum ve yarışma sergilerine katıldım. Tekel 2003 Mansiyon ödülüm var.

Resim sanatında ışık, renk, kompozisyon ve dokunun ne denli önemli unsurlar olduğunu anladım ve uyguladım. Resmin belli bir psikoloji ve felsefe temeline oturtularak insanın içindeki aydınlık ve karanlığı yansıtması gerektiğini düşünüyorum. Sanatın farklı disiplinlerin bileşgesi olduğuna dair inancım sonsuz.

 

Sanat ve sanatçı tanımınız nedir?

 

Sanat alıcının -yani izleyicinin- hayatını değiştiren bir olgudur. İzlendiğinde bilinç altına girer ve geçmişteki tecrübeleri sorgulatır. Sanat ömrünü duyarlı geçiren ve bunu gerek plastik sanatlar, gerek görsel sanatlar, gerekse müzikle yansıtan kişilerin işidir. Sanat eseri sanatçının aynasıdır.

 

Sanatçıyla diğer insanlar arasında ki fark nedir?

 

Sanatçı dünyada ki işittiği gördüğü özetle bütün şahit olduğu şeyleri kendine dert edinir. Buna bir tür takıntı diyebiliriz. Obsesif hale gelmedikçe bence bir mahsuru yok. Diğer insanlar bakar duyar anlatır ve unutur, yahut iteler. Sanatçı sadece bakmaz. Görmek için bakar. Başka birşeyler farkeder. Sanatkar  duygu ve düşünce süzgecinden geçirip yansıtır ve diğerlerine sunar. İşte fark budur. Bazen sanatkar tanımlanamayan tuhaf diye nitelendirilir. buda normaldir. Çünkü toplumun bir tık üzerindedir, ama bu sakın yanlış anlaşılmasın öyle olmalı ki alış veriş olsun. Bu alışveriş sadece maddi anlamda değildir. Bir arada yaşamak güzel.

 

 

Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce?

 

Önce mutluluğun dozundan bahsetmek doğru olur sanırım. Büyük mutluluklar tatminsizlik,  küçük mutluluklar yaşama enerjisi verir bence. “Mutlu olacağım” diyerek mutlu olunmaz. Ya mutlusundur ya da değilsindir. Bunun için bazen sebep aramaya bile gerek yok. Hani hiçbir sebep yokken “iyi hissediyorum” deriz ya işte öylesi daha güzel. Sanatla arasındaki ilişkiye gelince, o da göreceli. Ben mutluyken de mutsuzken de, güne karşı nötr iken de resim yaparım. Resim yapmayı düşünürüm. Hayat tarzım bu.

 

Sizi tetikleyen unsurlar,  ilham kaynaklarınız nelerdir?

 

Saymakla bitmez ki. Hayvanlar, kedilerimiz Ran ve Bal, bazen hayalimde metamorfoza uğramış bir insanımsı yaratık, ölümler, ayrılıklar, doğumlar, gezdiğim bir sergi, müze,  sinema, kitap, seks, seyahat, kahkaha, muhabbet, kocaman bir ağaç, hayvanlar, yalnız yürüyüşler, sevgili eşim Zeynep, uzun uzun denize dalmak, politikaya duyduğum nefret,  mutlu insanlar, şahit olduğum kavgalar, inşaat  temelleri ve özellikle çocukluk anılarım. Çoğu Kocaeli Bayramoğlu’ndakiler. Rüyalarım da cabası.

 

İnşaat temelleri mi?

Evet. Dibine baktıkça toprağın derinliklerine iniyorum.

 

Hayran olduğunuz sanatçılar kimlerdir?

 

Hakan Gürsoytrak, Zeliha Akçaoğlu, Adil Salih, Hakan Bilal Karakaya, Gökçe Yağmur,  Yusuf Alper Çakır, Ansen Atilla, Antonio Cosentino, Zekai Ormancı, Güngör Taner, Berkay Buğdancı, İrfan Okan, Balkan Naci İslimyeli, Fikret Mualla, Eşref yıldırım, Mehmet Aksoy,  İlhan Koman.

Rembrant, Odd nerdrum, Picasso, Modigliani, Leonardo Da Vinci, Soutin, Goya, Gaugin,  Van Gogh, Giocometti, Michelangelo, Rodin.

 

 

 

 

 

 

Sanatın insan yaşamında ki yeri nedir,  ne olmalıdır sizce?

 

Bu soruya Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle cevap vermek istiyorum: “Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alii bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur. Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, name ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltraşlık, bina ile olursa mimarlık olur. Sanatkar, toplumda uzun mücadele ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır. Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkar olamazsınız.”

 

Sanat insan ruhunu şekillendirmek için var olan bir olgudur. Sanat içinden geçtiğimiz ince bir sokaktır. Sanat sürdüğümüz ömürdür. Okullarda sanat ve sanat tarihi derslerine ağırlık verilmesi ve sevdirilmesinin önemini vurgulamak isterim. Son olarak da büyüklerimizden müzeciliğin üzerinde ciddiyetle durmalarını arz ederim.

dfot

 

Burgazada

İstanbul adalarının en mütevazısı Burgazada, martı seslerinin yankılandığı sokakları, yazarlara ilham veren kırları ve zarif köşkleriyle huzurlu bir liman arayanları bekliyor…

Burgazada’da

Huzur ve renk

Diğer adalara nazaran daha az bilinen ve tercih edilen Burgaz’ın sakinliği, doğallığı ve eşsiz manzarası bir başkadır. Adaya ayak bastığınızda size en sıcak karşılamayı önce martılar ve kediler yapar. Sonrasında ise iskele meydanında mezeleri ile meşhur restoranlar muazzam kokularıyla aklınızı başınızdan alır.

 

Adayı gezdikten ve yorgunluk sarhoşu olduktan sonra da Ada’nın en meşhur dondurmacısı ile günü büyük bir keyifle noktalayabilirsiniz. Geri dönmek için hazırlanmaya başladığınızda ise içiniz burkulur ve bu huzuru hiç terk etmek istemezsiniz. Bahar Mahmure Derviş ise bu terk etme duygusunu bir daha yaşamamak üzere yıllar önce buraya yerleşip, adayı sindire sindire yaşamaya karar verenler arasında.

Hayatını dolu dolu yaşayan, her dakikasının kıymetini bilen huzur dolu ve inanılmaz hikayeler biriktiren Bahar Derviş Hanım evinin kapılarını Bast Home için açtı. Evin yolunu tutuyoruz ve bir kez daha Burgazada’ya aşık oluyoruz. İnanılmaz bir huzur eşlik ediyor bize. Sessizliği ne kadar özlediğimizi fark ediyoruz o an. Ve öğreniyoruz ki bu adada fayton atları genelde serbest dolaşırmış, eğer evlerin kapısı açık unutulursa bahçede  bir atla karşılaşma olasılığı çok yüksekmiş meğer. Bunu duyunca özellikle Büyükada için temennide bulunduk; en kısa zamanda şartlar değişip de buradaki atlar kadar özgür olabilsinler diye. Ve biraz yokuş çıktıktan sonra bizi bahçesinde çiçekler içinde karşılayan Bahar Hanım ile merhabalaştık ve bize ‘’Adalı” olmanın ne demek olduğunu anlattı.

‘Çocukken aile ile beraber adalarda büyümek ayrı, bir de seneler sonra ada hayatını tercih edip bunu yaşam biçimi haline getirmek ayrı. Ada hayatını tercih ettiyseniz bir kere kendinizi disipline etmeniz şart! Planlı ve programlı olmalısınız ki vapur saatleri programınızı alt üst etmesin.Onun dışında adada iseniz zaten tek yapmanız gereken bu hayata ayak uydurmanız. Unutmayın şehirdeki yaşantınızı buraya adapte etmek değil amaç aksine teslim olmak ve bir bütün halinde yaşamak’ diyor Bahar Hanım. Son 15 yılını Burgazada’da yaşadığını ve artık İstanbul’a yalnızca öğrencileri için gittiğinin altını çiziyor. Tam anlamıyla bir adalı Bahar hanım. Hatta öyle ki tatil tercihini de başka ülkelerin adalarına kaçmaktan yana kullanıyor. Kendi yaşadığı evin bahçesi görülmeye aslında yaşamaya değer diyebiliriz. 20 çeşitten fazla çiçek var bu bahçede.Ve her birine öğle bağlı ki kimseye teslim edemiyormuş.Gittiği yerlerden en nadide çiçekleri bile bu bahçeye taşıyormuş.Tüm bahçe bakımını bizzat kendi yaptığının altını çiziyor ve ekliyor, ‘Her bitkinin bakımı ve ihtiyacı apayrıdır. İşin en keyifli tarafı ise bunca çeşidin içinde her mevsimi bir başka yaşıyor olmanız. Bu bahçede her mevsimde farklı bir çiçek açar ve bahçe kendini yeniler. Öyle muazzam bir oluşuma şahit olursunuz ki bahçeniz adeta masalsı bir görünüme bürünür.’

Sohbet sırasında bir diğer öğrendiğimiz şey ise bu evin bulunduğu yerin Reşat Paşa Köşkü’ne ait olduğu. Sonrasında ise bu köşk kızları arasında bölüştürülmüş meğer.

Bahar hanım’ın bu evi nasıl seçtiği ise onun seneler evvel yaşadığı bir anıda gizli. Bu hikaye şimdilik bizde saklı kalsa da bir kelebeğin insanın hayatını değiştirebildiğini söyleyebiliriz. Evin her köşesi başka hikayelerle, başka anılarla dolu. Her objenin kendine ait bir hikayesi var. Evin içi o kadar sıcak detaylarla tamamlanmış ki kendinizi hiç de misafir gibi hissetmiyorsunuz.Evin başrolü ise şüphesiz kelebekler.Ancak mavi renk, melek figürlü detaylar ve antika objeler de arka planda kalmıyor. Bir oda bir salon olan bu ev son derece kullanışlı dekore edilmiş. Yazlık kışlık olarak kullanılan bu ada evinin her köşesi rahatlığa ve huzura işaret ediyor. Salondan bağımsız, kitabınızı alıp okuyacağınız bir alan dahi oluşturulmuş. Pencerelerden baktığınız bahçe manzarası ise görülmeğe değer. Kendinizi hem dağ evinde, hem de bir ada evinde hissedebileceğiniz nadir yerlerden anlayacağınız. Salondan verandaya açılan bir çıkış var ve Bahar Hanım’ın yine kendi yarattığı; Burgazada hatırası köşesi bulunuyor. Bu eve her gelenin mutlaka bu bölümde bir fotoğrafı ve hatırası olurmuş. Biz de es geçmiyor ve hemen bir hatıra fotoğrafı çekiyoruz elbette. Bahar hanımın hoş sohbeti ve samimiyeti  ile harika geçen bir günün ardından vapura biniyoruz ancak herkes gibi içimiz buruk bir şekilde terk ediyoruz adayı.Tez zamanda yeniden ziyaret etmek üzere…

SAİT FAİK

ABASIYANIK

MÜZESİ

Türk edebiyatının usta isimlerinden Sait Faik’in uzun yıllar yaşadığı tarihi köşke uğramadan yapılan bir Burgazada gezisi eksik kalır. Ada günlerinden geriye ölümsüz eserlerden oluşan paha biçilmez bir miras bırakan yazarın hayatının son yıllarını geçirdiği ev günümüzde bir müze. Güzel bir bahçe içerisinde yer alan köşkte yazarın el yazmaları, fotoğrafları, mektupları, kitapları ve kişisel eşyaları sergileniyor.

AYA YORGİ

KLİSESİ

17. yüzyılda yapıldığı sanılan manastır, Cennet Yolu’nun altındaki yamaçta inşa edilmiş. Üç katlı ve dikdörtgen planlı taş bina, 1920’li yıllarda Beyaz Ruslar tarafından da kullanılmış. Manastırın yukarısındaki çam ağaçlarıyla kaplı düzlükteki kilise ise 19. yüzyıl tarihli. Kilisenin içi ise resimler ve ikonalarla dolu bir müze gibi. Dekorasyonda kullanılan gümüşler ve ahşap oymalar ilginç.

KALPAZANKAYA

İskeleden yarım saatlik bir yürüyüşle, faytonla ya da gezi tekneleriyle ulaşabileceğiniz Kalpazankaya, adanın görülmeden geçilemeyecek yerlerinden biri. Püfür püfür rüzgârlarıyla yazın sıcağını hiç hissettirmeyen bu güzel doğa parçasının bir tarafı ormanla, diğer tarafı denizle çevrili. Hemen aşağısındaki küçük koy, güneşlenmek ve denize girmek için ideal. Civardaki kır gazinolarında ise balık ve kuyu kebabı çok lezzetli.

 

HRİİıSTOS TEPESıİ VE MANASTIRI

Bizans manastırı olan Theokoryphotos (Hz. İsa’nın Başkalaşımı), adının da söylediği gibi, Hristos (İsa) Tepesi’nin zirvesinde yer alır. Bizans kaynaklarınca doğrulanmamış olmamakla beraber, söylenceye göre, manastır Makedonyalı İmparator I. Basil tarafından (tks 867-86) bir antik Yunan tapınağının kalıntıları üzerine kurulmuştur.

18. yy.ın sonunda ise manastır terk edilmiş, bir harabe haline gelmiştir. Manastırdan günümüze, eski manastır bölgesinin çeşitli yerlerine dağılmış, önceki yapılara ait harabeler ve mimari kalıntıların yanı sıra, 19. yy.da yapılmış bir kiliseyle 18. yy.da inşa edilmiş iki katlı bir yapı kalmıştır. Manastır bölgesi girişinin içinde, çok güzel oyulmuş dört Bizans sütun başını da içeren bir dizi antik mimari kalıntısı bulunur.

Manastır yöresinin sınırları içinde bugün bile hâlâ yağmur sularını toplayan dört adet kocaman, kemerli yer altı sarnıcı bulunuyor.

Tepeden seyredilen manzara harikadır: Bütün Adalar ve Asya sahilleri görülebilir. Rumlar ve diğerleri hâlâ, Hz. İsa’nın Başkalaşımı’nın panigirisini (o yerdeki kiliseye adını veren azizin anısına yapılan şenlik) hatırda tutmak üzere 6 Ağustos’ta kiliseye geliyorlar; bu olay eskiden, tepenin zirvesinde müzik ve danslarla kutlanırdı.

Rum mezarlığı, manastır bölgesinin hemen yukarısında. Mezarlıktaki minik kilise, tapınakları hep tepelerin zirvesinde kurulmuş olan Hagios Profitis İllias’a adanmıştır.

KINALIADA

Krikor Lusavoriç Kilisesi

Ada nüfusunda önemli bir payı Ermeniler oluşturmaktadır. Gregoryen kilisesi sahil yolunda yer almaktadır. Prens adaları içerisindeki tek Ermeni kilisesi olma özelliğine sahiptir. 1857’de kurulmuştur ve 1988’de yeniden inşa edilerek bugünkü halini almıştır. İçerisinde ortaçağ taş oymacılığının güzel örneklerini içeren panolar bulunmaktadır.

KINALIADA CAMİİ

Kınalıada’da yaşayan müslümanların isteği ile modern bir  camii yapılmıştır.Üçgen çatısı, kesik yivli minaresi ve zikzaklı yedigen bir poligon oluşturan ana binasıyla Kınalıada Camii, İstanbul’da örneği bulunmayan modern bir mimari üslup taşıyor. Deniz kenarındaki 450 metrekarelik bir alan üzerine kurulu ibadethanenin avlusunda, şadırvan, cemaat odası, sağlık merkezi, gasilhane ve su sarnıcı bulunuyor.

DÖNÜŞÜM MANASTIRI

Dönüşüm Manastırı, Manastır Tepesi’nin üstündedir. Bu manastır aynı isimdeki Bizans manastırının yerine kurulmuştur. Bu manastırın bazı mimari kısımları katholikon yani keşiş manastırının içine yerleştirilmiştir, diğerleri ise araziye yayılmış durumdadır. Türklerin fethinden sonra manastır yıkılmaya başlamış ama sonra 1722’de İstanbul’da iş yapan Sakızadalı bir grup zengin Yunanlı tüccar tamamen onarımını üstlenmiştir. Bu tüccarlar Bizans katholikonunun yerine yeni bir kilise inşa ettirmiş ve yanına Aziz Paraskevi’ye adanmış bir şapel eklemişlerdir. İconostasis ve piskoposluk tahtı ağaç oymacılığının güzel eserlerindendir. Özgün katholikondaki Bizans ikonları İstanbul’da Rum Ortodoks Patrikhanesi’nde korunmaktadır. Şimdiki kilisenin ikonları Rus yapımıdır ve 1723’te Patrik III. Jeremias’a Çar Büyük Petro tarafından yollanmıştır.

RUM ORTODOKS PANAYİA KİLİSESİ

Adanın doğusunda yer alır ve Bizanslı tarihçiler tarafından bu manastırın İmparator V.Leon’a (813-820) kadar yaşadığı kabul edilir. Temel kazımı sırasında şamdanlar, zeytinyağı elde etmeye yarayan aletler, büyük mermer parçaları ve yazılı sütunlar ortaya çıkmıştır.

SİRAKYAN İKİZ EVLERİ

Ali Baran Meydanında bulunan Sirakyan İkiz Evleri Osmanlı döneminde mesken olarak kullanılmak için inşa edilmiştir. Üç katlı ahşap yapılardır ve Kınalıada’nın simgelerindendir.

 

dfot

 

Deniz Kabuğu Otel Alaçatı

Deniz kabuğu Otel Alaçatı’nın en eski yerleşim alanı olarak bilinen ve son yıllarda sokaklarında kültür ile sanatın iç içe geçtiği Hacı Memiş mahallesine 7 dakikalık yürüme mesafesinde olup, Alaçatı mimarisine uygun inşa edilmiş birbirinden ferah altı adet odası ile cumbalı taş bir binadan oluşmaktadır.

Odaları rustik mobilyalar ve benzersiz tasarımlar ile dizayn edilmiştir. Bahçe katında iki adet, üst katta ise dört adet beyaz ahşap zeminli odadan oluşmaktadır. Üst kat odalarında mavi cumba ve fransız balkon vardır. Bahçe katında bahçe manzarası, üst kat odalarında  Alaçatı köy manzarası izlenebilmektedir.

Yemyeşil çimler ile kaplanmış 450 m2 lik büyüleyici bir bahçeye sahiptir. Bahçesinde begonvil türleri, limon, jacaranda, melisa, yasemin, zeytin, çam, meyve ağaçları ile lavanta, sardunya, papatya türleri, mevsim çiçeklerinin mis kokusu ve renkli görüntüsü iç içedir.

Toplantı, ziyafet imkanları veya TV izleme için geniş bir salona sahiptir. Soğuk havalarda şömine karşısında dinlenebilir, müzik dinleyebilir, içeceklerinizi yudumlayabilirsiniz.

Gününüze bahçe içerisinde, veranda altında Türk çayı ve portakal suyu eşliğinde zengin bir kahvaltı ile başlayabilirsiniz. Alakart restoranda Türk mutfağından ev yemekleri servis edilmektedir. Ayrıca, tesis bünyesinde mangal keyfi yapabilirsiniz.

 

dfot

 

Modern bir marangoz atölyesi:

Detay mobilya babadan oğla miras ahşap sanatı 1960 yılında babam Adil Usta tarafından kurulan ve çuurcumada yer alan detay mobilya zanaatımızla eski, yeni ağaçları dokularını bozmadan tasarlıyor ve üretiyoruz. Baba mesleğini aldığımız eğitim ve yaratıcılık ile devam ettiriyoruz. Klasikten moderne kadar Century tarzını yaptığımız ünitelerle işlemekteyiz.
Bünyemizde torna, oyma, gomalak cila, lake, tik yağı, taş ve metal aksesuarlı siparişlerde yapılmaktadır. Mobilya imalatı yanı sıra Villa ve çiftlik evi gibi projelerde uygulanmaktadır.
Günümüz trendleri arasında yer alan ham ahşap mobilya tasarımlarını yaklaşık 50 senedir bünyemizde bulundurmaktayız. Projeli imalatlar, özel tasarımlar, siparişler, masif ahşap el işçiliği ile şekillendirilmektedir. Eski ağaçlarda (Meşe, ceviz, kestane, çam) orijinal dokuyu koruyarak yada makine perdahından sonra hatları temizleyerek; masa, sehpa, bank, Parke, lambiri, tavan kaplamaları, kapı, büfe, dolap üniteleri, şömine, dış ve iç mekan üniteleri ve aklınıza gelebilecek sizin tasarladığınız hayalinizdeki ağaç üniteleri özenle imal ediyoruz.
Yerli yabancı her türlü ağaç çeşidini bünyemizde bulundurmaktayız. Teknoloji her geçen gün yenilensede detay mobilya olarak el işçiliğinden ödün vermiyoruz,

dfot

 

PENNY BLOOMS&BEANS

Çiçeklerle dolu bir tasarım hikayesi…

Motto Tasarım bu ay çiçeklerle dolu,kahve kokulu,yaratıcı fikirlerin yeni adresi  Penny Blooms&Beans’e konuk oldu. Penny’nin sahibi Ayça Paksoy ile çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik ve Ayça Hanım ile beraber,Bast Home okuyucularına özel bir tasarım hazırladık.

Penny Blooms&Beans herhangi bir günde hemen hemen hepimize keyif veren çiçekleri; canlı form ve renkleriyle, kahveyi; çekici ve davetkar aromasıyla sunuyor. Penny’de sizi şiirsel çiçekler ve kahve keyfiyle hayata dokunduğunuzu hissedeceğiniz bir atmosfer karşılıyor…

 

‘’Penny’de çiçeklerin de bir ruhu yansıtması gerektiği inancıyla canlı form ve renklerin öne çıktığı her tasarımın bir diğerinden farklılaştığı aranjmanlar hazırlamaya özen gösteriyoruz. Bunu başarmak için her mevsimin kendi renk ve dokularını yansıtan çiçekleri bilinçli olarak yaratılmış düzensizlik temasıyla birleştiriyor, farklı mekan ve zevklere uygun şekilde sunuyoruz.’’ Ayça Paksoy Sözen.

 

 

 

 

 

  • Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Yurt dışında ve Türkiye’de lisans ve yuksek lisans eğitimi aldım. Türkiye’nin önde gelen ve sektörlerinde bölgesel lider olan grup şirketlerinde 10 yıl sureyle Stratejik Planlama ve Başkanlık Ofisi Diş İlişkiler görevlerini yürüttüm. Bu görevlerim sırasında kendimden bir şeyler katarak hayata geçirdiğim işlerin beni ne kadar mutlu ettiğini ve dolayısıyla da basarili olduğumu tecrübe etme şansım oldu.

Çiçek tasarlamak ise kendi düğün hazırlıklarımız sırasında tanıştığım bir kavramdı. Bunu ne kadar büyük bir keyifle hatta tutkuyla yaptığımı fark ettim ve bu farkındalığı hayata geçirmek için çiçek tasarımını profesyonel olarak yapmaya karar verdim. ‘Flower School New York’ta profesyonel çiçek tasarımı okudum. Ve sonrasında konsept bir çiçek evi olarak Penny’yi İstanbul’da açtım.

 

 

  • Günümüzde bu tür konsept mağazalar ufak ufak çoğalmaya başladı ancak hem atölye hem de kafe hizmeti verme özelliğine sahip olması elbette sizi diğer butik çiçek mağazalarından ayırıyor…Bu konsept fikri nasıl bir araya geldi,hikayesini bizle paylaşır mısınız?

 

Çiçek tasarım evlerinde yaşadığım tecrübeye baktığımda özellikle yurt dışında bu ortamlarda uzun zaman kalıp etrafı incelerken, tasarımı yapanları izlemeyi ne kadar sevdiğimi fark ettim ve bunu yaparken benim için bir başka keyif olan kahvenin bu gecen zamana iyi bir partner olabileceğine karar verdim. Ve Penny Atölye’de bu iki kavramı bir araya getirdim. Bu konsepti periyodik çıkan dergiler/magazinler, çiçek tasarımı üzerine kitaplardan oluşturduğumuz ufak kütüphanemizle birleştirdik. Kahve ile güne başlamak üniversite eğitimim sırasında yerleşen bir keyifti. Buna hiçbir zaman ara vermedim…

Seyahatte bile olsam günün ilk kahvesi benim için hep çok önemli oldu. Bu keyfi bir rituele dönüştürdüm geçen zamanda. Sonra Flower School NY’ta aldigim eğitim sırasında Counter Culture’in coffee Cupping kurslarına katildim. ‘espresso bar’ konseptini çiçek atölyesi ile birlikte tasarladım. O dönemde okuduğum bir kitap 18. yüzyılda oluşan kahve evleri konsepti hakkında detaylı bilgi içeriyordu. ‘Penny’ ismiyle ve kavramıyla o kitapta tanıştım. İkinci bir isim düşünmedim. Böylece 2012 yılında ‘Penny’ markası doğmuş oldu.

 

 

  • Etrafım bu kadar güzel,rengarenk ve farklı çiçeklerle çevriliyken merak ediyorum,nerelerden getirtiyorsunuz bu özel çiçekleri?

 

Penny’ye tüm kesme çiçekleri Hollanda, Venezuella, Ecuador ve Türkiye’nin farklı yerlerinden seçilerek geliyor ve müşterilerin nasıl bir aranjman istediği belirlendikten sonra yine içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu çok farklı ülke pazarlarından sıra dışı vazolarla eşleştirilerek hazırlanıyor.

 

 

 

  • Tasarımlarınızı yaparken müşterilerle nasıl bir yol izliyorsunuz?

 

Tasarımların müşterinin tercih ve tarzını yansıtması gerektiği bilinciyle yola çıkan Penny’de aranje edilen tüm tasarımlar hem müşteriyi dinleyerek yaratılabiliyor hem de daha önce tasarlanmış aranjmanlar arasından secim yapılabiliyor.

 

 

 

  • Peki,bizlere çiçek tasarımında birkaç ip ucu verecek olursanız…

 

Çiçeklerin uzun omurlu olması, tazeliğini koruyabilmesi için alındıkları noktadan atölyeye gelene kadar ki bakımları ve bize ulaştıktan sonraki kesim ve bakim teknikleri kritik önem taşıyor. Çiçekler için kullanılan su ve vitaminden çiçeklerin muhafaza edildikleri serinlik derecesine kadar tüm süreçler çiçeğin ömründe ve dolayısıyla tazelik ve güzelliğinde büyük önem taşıyor. Tasarım açısından ise gideceği mekan veya ortamdaki prezansı önemli. Tasarımların sadece belli bir tarzı yansıtması değil, göndericisinin veya alıcısının tarzını ve tercihlerini yansıtması da çok büyük hassasiyetle yönettiğimiz bir konu.Gönderilen çiçek tasarımı gittiği adresin bir parçası olmalı. Bazen tek başına öne çıkarken, bazen de ortamdaki dengeyi yakalayabilmesi önemli. Bunu başarabilmenin en kritik noktası müşterilerimizi dinlemek. Biz Penny’de tasarımda kullanılan çiçeklerimizi bu bilinçle seçiyor ve aranje ediyoruz.

 

 

  • Sizce Türkiye’de çiçek pazarı  geçtiğimiz yıllara nazaran günümüzde nasıl bir yerde ?

 

1950‘lerde global çiçek pazarının büyüklüğü 3 milyar ABD dolarından 1990‘larda yılda %6-7 büyüme oranlarıyla bugün 100 milyar ABD dolarının üzerine çıktı. Ekonomik daralmalarla hızı kesilse de bu dönemleri takip eden süreçlerde kendi hızını yakalayan kesme çiçek sektöründeki büyüme potansiyeli yuksek. Özellikle büyük şehirlerde kesme çiçek sektörünün son birkaç yıldır hızla geliştiğini görebiliyoruz. Bu global gelişim hem sektöre olan ilgiyi, hem de çiçek tasarımındaki çeşitliliği besliyor. Benzer istatistikler Türkiye için derlenen doneler değiller ancak Türkiye’de bu gelişim ve süreçlerin yansımalarını yaşıyor ve yaşatıyor.

Benim kişisel gözlemlerim ise şöyle; çiçek almak bizim kültürümüzde özel bir sebep gerektiriyor. Oysaki bir parçası olduğumuz Avrupa kültüründe çiçek günlük hayatin içinde var. İşinden çıkıp evine giderken insanlar yollarını değiştirip evlerine çiçek alıyorlar. Kollarında veya çantalarında çiçek buketleriyle yolda yürüyen birçok kişi dikkatimi çekiyor. Veya birçok evin ve ofisin düzenli çiçek siparişleri var. Bizim için bu düzen eğer ailelerimizden gelmişse devam ediyor yaşatılıyor, ama gelmemişse çoğu zaman ihtiyacını duymuyoruz bile. Benim dileğim çiçeklere günlük hayatımızda özel günler haricinde de yer açmak. Bazen bunu Penny gibi profesyonel çiçek evlerinden almak, bazen atölye çalışmalarıyla tasarlamayı öğrenmek, bazen de adetle, demetle tasarlanmadan alarak yaşadığımız ortamlara veya hayatlarımızdaki insanlara götürmek, göndermek.

Penny Blooms&Beans de bu üç yaklaşımı ayrı ayrı çalıştık, farklı zevk ve tarzlara hitap edebilecek tasarımlar yarattık ve bunları çeşitlendirdik. Elde gidecek ufak bir buket çiçek veya toplantı odasına hayat verecek büyük ve yuksek bir tasarım ya da çalışma masanızda alışılmamış bir vazoya tasarlanmış bir çiçek Penny’de her zaman bulabilirsiniz.

 

  • Workshoplar hakkında bilgi alabilir miyiz? Ne zamanda bir gerçekleşiyor ve elbette  ne kadar sürüyor?

 

Penny’de müşterilerimiz/misafirlerimiz tek veya grup olarak beğendikleri aranjmanları yapmayı öğrenmek için her ay farklı bir çiçekle ve o aya ait yılbaşı, sevgililer günü, anneler günü gibi bir tema varsa o temaya ağırlık verecek şekilde düzenlenen atölye çalışmalarına katılabiliyorlar. Bunun yanında kendi merak ettikleri konu ve temaları çalışabilecekleri özel dersler de talep edebiliyorlar. Bu çalışmalar genellikle 2 saate yakin sürüyor ve sonucunda her workshop katılımcısı ismine düzenlenmiş bir sertifika almaya hak kazanıyor.

 

  • Hazır yeni yıla sayılı günler kalmışken ,nasıl bir tasarım hazırlardınız bizim için?Hangi çiçekleri seçer,hangi detayları ön plana çıkarırdınız?

 

Yılbaşı için bir yemek masası düzenlerdik ve hoş geldiniz mesajını konuklarınıza daha kapınızdan girmeden verebileceğiniz bir çelenk tasarlardık.Hatta gelin beraber hazırlayalım…

Farklı büyüklükte cam vazolara yerleştirilmiş şekilde masa çiçeklerinde; suya taneleri atılmış olarak ve vazoda dal olarak rose hip, kırmızı/bordo renkli ranunculus ve dianthus yer alıyor.

Kapı çelenginde kurutulmuş ince dallardan bir araya getirilen çelenk üzerine ufak sarı kabaklar, kurutulmuş lotus flower, juniper berries, puple jalapeno pepper, kurutulmuş yabani çeriler, pamuk, kurutulmuş nelumbo, kurutulmuş equisetum, berberis aquifolium ve başaklar yer alıyor.

 

  • Kis donemindeki projelerinizden bahseder misiniz?

 

Kasım ayında New York’ta Lewis Miller ile birlikte LMD NY(Lewis Miller Design) projelerinde yer aldım. 10 günlük yoğun bir seyahat programında öncelikle Brooklyn Museum’da ….. kişilik bir Bat Mitzvah düzenledik. Ardindan St. Regis’ta xyz kisilik ve The Pierre NY’ta …..  kişilik 2 ayri düğün olmak üzere toplam 3 organizasyon aranje ettik. Aralık ayında özel bir firmanın düzenlediği Four Seasons Bosphorus’ta bir yılbaşı fuarına katılıyoruz. Penny Atölye’de de olduğu gibi Penny ve Bizcotti markaları olarak birlikte yılbaşı tasarımlarımızı, kapı çelenklerimizi, ağaç ve sofra düzenlemelerimizi ve yılbaşı hediye alternatiflerimizi paylaşacağımız bu fuarda tercih eden müşterilerimiz tek veya toplu olarak yılbaşı siparişlerini verebilir ve istenilen günde istenilen adreslere teslimlerini talep edebilirler.

Ocak-Şubat 2014’te ise yine Flower School NY ve LMD NY ile büyük çaplı organizasyonlar için yeni iş birlikleri planladık. Bu organizasyonların en heyecanlı kısmı bazen yarattığınız ortamlarda kış ayında bir bahar havası estirebiliyorsunuz, bazen şehrin ortasında tropik bir kumsal yaratabiliyorsunuz, bazen en ciddi ve sessiz müze ortamlarında en eğlenceli çocuk oyunlarıyla düzenlenmiş atmosferler yaratabiliyorsunuz… Kısacası masalsı projeleri hayata geçirebiliyorsunuz. Olanaklar ve tarzlardaki farklar sebebiyle uzaklıkları göze alıp gelen bu tur işbirliği tekliflerini mümkün olduğu kadar değerlendirmeye çalışıyorum. İlhamınızı ve dolayısıyla hayal gücünüzü canlı tuttuğunuz kadar yaratabilirsiniz… Ben de bunu Penny’de birlikte çalıştığım tüm ekibimiz için on planda tutacak fırsatları yaratmaya özen gösteriyorum.

 

  • Ve son olarak ‘motto’nuz…

...doğanın güzelliğini vurgular…

Penny doğa sayesinde var olduğunun bilincinde, doğaya saygı duyan ve bu saygıdan ödün vermeyecek bir marka olarak kuruldu. Tasarımlarımızın doğanın mevcut güzelliğini ancak vurgulayabilecek nitelikte olduğunun farkındayız…

 

Meral Uyanık