Hollywood’un Rüya Evleri | Muhteşem Gatsby’nin Muhteşem Evi

dfot

 

Muhteşem Gatsby’nin Muhteşem Evi…

Ev mi? Ne evi, şatosu!

Selam… Cehennem Temmuz sıcakları, işler, güçler ve projeler arasında Ağustos için ne yazmalı ne çizmeli diye araştırıyordum. Bir yandan da yazı işlerinden her an gelebilecek “Bu ay korkutmasak Orhancım, şöyle tatilli sayfiyeli bir film bulsak” ricasının eli kulağında olduğunun da bilincindeydim. Karanlık taraf gene korku ve gerilimin tedirgin sularına beni çağırmaktaydı ama sağduyu “gel bu ay ürkütmeyelim sevgili okuru” diyordu.

 

Sonra birden aklıma Muhteşem Gatsby geliverdi. Gerilim, aksiyon, dram, komedi, gözyaşı, para, caz, dönem filmi, harika kostümler, müthiş partiler ve tabii ki müthiş evler. Yani özetle 32 kısım tekmil-i birden renkli sinemaskop!

 

Eşşiz bir yaratıcı zekâya sahip yazar/yapımcı/yönetmen Baz Luhrmann’dan F. Scott Fitzgerald’ın The Gatsby Great romanının yepyeni uyarlaması Muhteşem Gatsby…

 

“Muhteşem Gatsby” nin yazarı Francis Scott Fitzgerald (1896-1940) karısı Zelda ile beraber, aynı başyapıtı Gatsby’deki gibi bol partili ve şaşalı; ama sonu gene romanı gibi hazin biten çok renkli bir hayat yaşamıştı. 24 Ekim 1929’da başlayan dünya ekonomik bunalımının tüm acılarını ve yol açtığı felâketleri yaşadıktan sonra çok genç yaşta ölmüştü. Dünya edebiyatının ölümsüzleri arasına katıldığını göremeden,  Avrupa’nın Nazi Almanya’sının işgali altında olduğu, İngiltere’nin bile Nazi çizmeleri altında ezilmesinin beklendiği yıllarda…

 

Film Titanic’teki tıfıl yakışıklı oğlan Leonardo DiCaprio’nun yıllar içinde yaşadığı inanılmaz değişimin de son halkalarından. Öyle bir değişim ki bu müthiş bir karakter oyuncusu olarak Di Caprio şu an gerçekten altın dönemini yaşıyor. Yönetmen, Gatsby rolü için başrol oyuncusunu ararken romandaki şu tanımın izini sürmüş: “İçinde ebedi bir teminat barındıran o ender gülüşlerden biri” ile gülümseyecek ve sonra aniden, “az önce birini öldürmüş gibi”  bakan biri! Bulmuş mu dersiniz?  Filmi izleyin neden bahsettiğimi çok ama çok iyi anlayacaksınız.

 

Yönetmen Baz Luhrmann kendi müthiş görsel yorumunu ve her zaman müzikale de göz kırpan çılgın tarzını katarak, klasik hikâyeyi daha önce hiç görülmemiş bir şekilde yorumluyor. Baz Luhrmann da kim derseniz size şu iki filmi söylerim tanır ve hatırlarsınız tarzını: Romeo ve Juliet ile Moulin Rouge!

 

Gatsby daha önce defalarca sinemaya aktarıldı ama inanın hiç böyle değil! Kısaca konuyu hatırlamak gerekirse:

 

The Great Gatsby/Muhteşem Gatsby’ Fitzgerald’ın hikâyesindeki gibi yazar olmak isteyen Nick Carraway’in Midwest’ten ayrılıp NewYork’a yerleşmesini anlatıyor. Hikâyenin geçtiği 1922 senesi baharı, ahlaki değerlerin çöktüğü, ışıltılı jazz hayat tarzı, kaçakçıların ve yükselen hisse senetlerinin dönemi… Amerikan rüyasının peşinden giden Nick, kuzeni Daisy ve onun soylu çapkın kocası Tom Buchanan sayesinde müthiş partilerin ev sahibi, gizemli milyoner Jay Gatsby’e komşu olur. Nick artık son derece zengin insanların aşk ve entrika ile dolu hayatlarının tam ortasına düşmüştür. Nick bu hayata şahit oldukça imkânsız aşk, bozulamaz hayaller ve trajedilerle dolu bir hikâyeyi kaleme alarak adeta günümüzün modern hayatına ayna tutar.

 

Bu filmin genel havasını anlatan özet… Şimdi biraz daha derine inelim:

 

En başta, Gatsby hakkında bildiğimiz her şey söylentiler ve dedikodulardan ibarettir. Saray yavrusu evinde o güne dek görülmemiş partiler veren ama kendisi ortalarda görünmeyen gizemli bir zengindir o… Savaş sonrası eski bir ajan olması ihtimali de vardır. Havalı bir şekilde yoktan var olan Long Island’da saray yavrusu satın alan bir gangster olması ihtimali de vardır.   O, sarayının kapılarını her hafta sonu herkese açan ama kimsenin şahsen tanışmadığı bir adamdır.

 

Ta ki, yeni komşusu, hikâyenin anlatıcısı ve Gatsby’nin “hayatının aşkı” güzel Daisy’nin kuzeni Nick Carraway’ı şaşalı partilerinden birine davet edene dek… Bundan sonrasını anlatmak filmi seyretmeyenlere hainlik olur. Zaten anlatmak da pek mümkün değil, bizzat izlemek ve şahit olmak lazım.

 

Jay Gatsby rolünde Akademi Ödülü adayı DiCaprio (J. Edgar, Aviator, Inception, Django Unchained, The Wolf of Wall Street) Nick Carraway rolünde Tobey Maguire yer alıyorlar. Oscar adayı Carey Mulligan  (An Education) ve Joel Edgerton, Daisy ve Tom Buchanan rollerinde karşımıza çıkıyorlar. Myrtle ve George Wilson rollerinde; Isla Fisher ve Jason Clarke’i, Jordan Baker rolünde ise Elizabeth Debicki’i görüyoruz. Hintli efsanevi oyuncu Amitabh Bachchan ise Meyer Wolfsheim rolünü canlandırıyor. Filmin oyuncu ekibinin yanı sıra müthiş bir yapımcı kadrosunun da olduğunu bir cümleyle söylemek lazım… Örnek vermek gerekirse Akademi Ödüllü Barrie M. Osborne (Lord of the Rings – Return of the King)!

 

Araştırma ve senaryo yazım sürecinin büyük kısmı New York’ta gerçekleşse de -malikâneleri ziyaret etmek için Long Island’a yapılan çeşitli saha gezileri gibi- filmin çoğunun Avustralya Sydney’deki Fox Stüdyoları’nda çekildiğini biliyor muydunuz? Üzülmeyin, utanacak bir şey yok bunda ben de bilmiyordum ve şok oldum! Çünkü kurulan setler o kadar gerçek bir 1920’ler Amerika’sı resmediyordu ki yeniden yaratılan bu renkli cıvıl cıvıl dünyaya hayret etmemek mümkün değil.

 

Yapımcı Catherine Knapman bu konuda şunları söylüyor: “Eğer bir New Yorkluya filmin Avustralya’da çekildiğini söylerseniz size şöyle bir güler ve ‘Şaka mı ediyorsunuz? Filmi Avustralya’da mı çektiniz?’” der. Baz elbette filmi New York’ta çekmeyi çok istemiş ama yapımın büyük bir kısmını Avustralya’da gerçekleştirmek, en etkili seçenek olarak ortaya çıkmış. Avustralya’da çekim yapmak pek çok avantajı da beraberinde getirmiş. Avustralya ve Yeni Güney Galler hükümetlerinin cömert teşvikleri de bu avantajlar arasındaymış. Avustralya’da çok sayıda yetenekli insan gücü bulmuşlar… Bin kişiyi aşkın, muhteşem bir çekim ekibi, yaklaşık 960 kişilik arka plan oyuncusu ve “parti günleri” nde sette 300’den fazla figüran hazır bulunmuş!

 

Özetle, 1920’lerin New York’u birebir Sydney’e taşınmış ve en zengin setlerden en ufak aksesuara kadar son derece ayrıntılı biçimde dikkatle yeniden yaratılmış.

 

Gelelim evlere! Evet, “lere” çünkü bu ayki filmimiz tam bir “ev madeni”. İkisi çok görkemli biri mütevazı üç harika ev…

 

Tersten gidelim… İlk evimiz, Gatsby’nin evinin bulunduğu körfezin tam karşısında Daisy ve sportmen kocasının yaşadığı, antik Yunan tapınaklarını andıran dev sütunlu girişiyle ve kırmızı tuğlalarıyla Georgia stili “soylu paranın ürünü” Buchanan Konağı… Ünlü bir polo oyuncusu olan Tom Buchanan’nın at koşturduğu yemyeşil çimlerle kaplı dev bir araziye sahip olan konak adeta başkanlık sarayı gibi görünüyor. Filmde kameranın bu eve yaklaştığı planların yarattığı etki müthiş…

 

Evin sahibinin spordaki başarılarına ait madalya, kupa ve benzeri eşyaların sergilendiği saks mavi duvarlar ile ahşabın harika uyumuna eşlik eden siyah-beyaz karolarla döşeli “hall of fame” nefes kesiyor.

 

Nick’in, kuzeni Daisy ile karşılaştığı ipek perdelerin salınarak uçuştuğu Fransız kapılardan geçilerek girilen, daire şeklindeki halıya, rahat koltuklara ve dev avizelere sahip muhteşem salon ise masallardan fırlamış bir ihtişamın tablosunu çiziyor.

 

Gelelim Nick’in diğer iki evin yanında cüce gibi kalan ama alımlı mı alımlı şirin sahil evine… Gatsby’nin şatosunun yanında aylığı 80 dolar olan bir bahçıvan kulübesi bu! Ama Nick’in masum kişiliğini mükemmel yansıtan bir tasarıma sahip. Long Island motiflerini ustaca yansıtan, Arts and Crafts dönemden esintiler taşıyan bu sıcak ve sevimli yuvanın içinde ahşap kullanılarak yapılan oda bölümlemesi oldukça dikkat çekici. Yeşil seramik döşeli şömine ve üzerindeki seramik tablo ile mobilyalar, evin diğer dikkat çekici unsurları.

 

Ve final! Jay Gatsby’nin inanılmaz bir hızla edinilen servetinin canlı kanıtı “yeni zengin parasının ürünü” şatosu… Bir fantezi inşa etmeye çalışan Gatsby’nin evi sivri kuleleri ile Disneyland şatosuna oldukça benziyor. Evin benzediği diğer binalar Oheka Şatosu, La Selva ve Beacon Kuleleri…

 

Normandiya’daki bir şatodan alınma giriş kapıları, zeminden tavana klasik yağlıboya tablolarla kaplı görkemli duvarlar, iki katlı ev yüksekliğindeki hiç okunmamış kitaplarla dolu dev kütüphane, Gatsby’nin Art Deco tarzında dizayn edilmiş (yerdeki altın ve gri halıya dikkat) müthiş yatak odası…

 

Yetmedi mi? Peki devam…

 

Orijinal Wurlitzer borulu kilise orgu, zeminine JG monogramı işlenmiş harika bir mermer zemine sahip ihtişamlı balo salonu, evin giriş cephesinde yer alan ve Versailles Sarayı’nın bahçeleriyle boy ölçüşebilecek Neo-Gotik tarzda tasarlanmış nefes kesen çeşmelere sahip bahçe, evin körfeze bakan sahil cephesindeki partilerin kalbi teras ve yine JG monogramı işlenmiş daire havuz ve Daisy’nin evine bakan iskele…

 

Ben anlatırken nefes nefese kaldım ve gözlerim tekrar kamaştı… Bu görkeme sizler de şahit olmak istiyorsanız Muhteşem Gatsby DVD raflarında sizi bekliyor. Eylül’de bakalım hangi film ve ev ile tekrar görüşeceğiz. Sevgiler…