Vitra

dfot

 

 

TASARIM DÜNYASININ ZİRVESİNDEN BİR DEV; Vitra

Vitra, kendini, tasarımın gücüyle, evleri, ofisleri ve toplu yaşam alanlarını geliştirneye adamış bir tasarım devi. İsviçre’de 1950’li yıllarda başlayan bu tasarım macerası, zaman içinde dünyanın her bir yanına yayılan; evrensel tasarım denilince ilk akla gelen markalardan da biri haline getirmiş Vitra’yı.

Tüm ürün ve konseptleri yoğun bir tasarım sürecinin ardından hayata geçiyor. Sektördeki tartışmasız teknik üstünlükleri, uluslararası tasarımcılara yol göstermekteki yaratıcı zekalarıyla birleşince ilham veren, fonksiyonel ürünler ortaya çıkarmaları da kaçınılmaz oluyor. Vitra’nın iki net hdefi var; bunlardan birincisi; mobilya ve aksesuarların uzun ömürlü malzemelerden üretilmesi, böylelikle zamansız olmaları. İkincisi ise üretimin tüm süreçlerinde mutlak estetik bakış açısının hep korunması. 1950’lerden beri süregelen üretim devamlılıkları ve klasikleşmiş tasarımlarıyla bu vizyonun hakkını sonuna kadar veriyorlar düşüncesindeyiz biz; siz ne dersiniz?

Vitra’nın en az tasarımlatı ve koleksiyonları kadar sektörde ünlü bir özelliği daha var, o da kampüsü. Vitra tasarım müzesinin, atölyelerinin, koleksiyonlarının sergilendiği showroomlarının  ve arşivinin bir arada bulunduğu bir kompleksten oluşuyor bu kampüs. Sektörde adeta bir mabed veya okul olarak kabul ediliyor. Bu kavramsal ve mekansal bütünlük, tüm faaliyetlerinde  geniş ve bütünsel bir bakış açısı yakalayabilmelerini sağlıyor, bizce markanın gerçek sırrı da burada yatıyor. 1950’de bir aile şirketi olarak kurulmuş olan Vitra’nın yönetiminde bugün: Hanns-Peter Cohn (Chief Executive Officer / CEO), Manfred Meier (Chief Operation Officer / COO), Eckart Maise (Chief Design Officer / CDO), Patrick Guntzburger (Managing Director Vitra International / MD VINT), Martin Dörig (Chief Financial Officer / CFO) Board of Directors: Gilbert Achermann (Chairman), Nora Fehlbaum, Rolf Fehlbaum.Headquarters: Birsfelden near Basel (CH) Production Sites: Weil am Rhein (D), Neuenburg (D), Allentown (USA), Zhuhai (PRC), Goka (JP), Szombathely (HUN) görev alıyor.

Müzedeki koleksiyonlar ve faaliyetler

Müzenin koleksiyonunda ağırlıklı olarak mobilya ve iç mimari objelerine odaklanılmış durumda. Koleksiyonda sergilenen eserler genel olarak: Charles Eames, Ray Eames, George Nelson, Alvar Aalto, Verner Panton, Dieter Rams, Jean Prouvé, Richard Hutten ve Michael Thonet gibi tasarımcılara ait. Bu haliyle müzenin, dünyanın en büyük modern mobilya tasarımı koleksiyonuna sahip olduğu kabul edilmekte. 19. yüzyıl ile günümüze kadar tasarım tarihinde kendine önemli yer bulmuş birçok önemli eser halen burada sergilenmekte. Rolf Fehlbaum’un kişisel koleksiyonundan tutun da, Zaha Hadid’in  ve birçok ünlü tasarımcının klasikler arasına giren sandalyelerine kadar birçok efsane tasarım yine bu çatı altında sabit olarak ziyaretçilere sunulmakta. Müze, dünyanın önemli birçok farklı  müzesinden belirli süreyle tasarımlar misafir edip, süreli sergiler düzenlemeyi de ihmal etmiyor.

Sergilere ek olarak müzede workshop çalışmaları, yayınlar, arşiv, restorasyon ve koruma laboratuarı ve araştırma kütüphanesi de yer almaktadır. Ayrıca Vitra tasarımlarının kuruluştan bu yana kısa bir tarihçesini ziyaretçiler ile paylaşılmasını sağlayan rehberleri turlar da düzenlenmektedir.

Müze binasının tasarımı da konumuna yakışır şekilde özel. Kendi başına turistik olarak oldukça ilgi çeken bir mimari bir yapıya dönmüş olan Vitra Design Museum binası, Kanadalı bir mimar olan Frank Gehry tarafından tasarlanmış. Bu mimarın Avrupa kıtasındaki ilk projesi olması bağlamında da önemli. Bu yapının tasarımında Frank Gehry  ayrıca Almanya’nın Lörrach şehrinde mimarlık yapan Günter Pfeifer ile işbirliği yapmış. İkili, önceleri  Rolf Fehlbaum’ün özel sanat koleksiyonuna ev sahibi yapacak bir yapı tasarlamak üzere yola çıkmışlar. Ancak sonradan Frank Gehry yapıya daha fonksiyonel bir üretim atölyesi ve yakınlarda olan Vitra fabrikasına bir geçiş bölümü de ekleyerek; bu günkü halini almasını sağlamış.

Her ne kadar bu yapı Frank Gehry’nin diğer eserlerindeki gibi Dekonstrüktivizm stili ile tasarlanmışsa da; mimarın önceki projelerindeki farklı olarak, malzemeleri bir arada kullanmak yerine sadece beyaz sıva ve titanyum-çinko alaşımı bir madde kullanması tekniğiyle diğerlerinden ayrılmıştır. Ayrıca ile defa bu tasarımda,  eğrisel formların, daha sık kullandığı açısal formları parçalaması fikri hayata geçirilmiştir. Beyaz ve eğimli formların biçimleri, bu bölgeye oldukça yakın olan Fransa’nın Ronchamp şehrinde Le Corbusier tarafından tasarlanmış Notre Dame du Haut şapeli ile de benzerlikler göstermektedir.

Vitra Design Museum binası arkasındaki fabrikanın parmaklıklarına kadar uzanmış  ve de kiraz ağaçları arasında gömülmüştür. Claes Oldenburg’un tasarladığı bir heykel olan Dengede Aletler heykeli ile bu yapı ile renkli bir zıtlık oluşturmuştur. Ayrıca yine bu yapının çok yakınında Tadao Ando’nun tasarladığı bir konferans pavyonu da yer almaktadır.

Vitra özetle; ölümsüz tasarımları ve tasarımcıları ve de konusunda dünyanın parmakla sayılabilecek örnekleri arasına giren Tasarım Müzesi ile dünden bugüne evrensel tasarım kültürünün belli başlı oyuncuları arasında yer aldığı hepimize çoktan ispatlamış çok özel bir marka; yaşayan bir efsane. Üstelik artık ikon haline gelmiş çok bilindik tasarımları hayatımıza sokmakla da yetinmiyor hala bugün bile aynı çizgide üretmeye ve bizlerle paylaşmayı sürdürüyor.

Ülkemiz açısında Vitra markasının bir özel yanı daha var. O da; Türkiye’nin en bilindik markalarından biri olana  VitrA, (Eczacıbaşı) ile olan markadaşlığı. Bu iki markanın isim benzerlikleri tamamen tesadüfi. İki şirket de birbirinden bağımsız ortaya çıkmışlar aslına bakarsanız hemen hemen aynı dönemlerde. Her ikisi de bu tesadüfü gayet sıcak karşılamış ve bugüne kadar sıcak ilişkiler yürütmüşler. Bu benzerlik en çok ülkemize gelen ve daha önce Vitra koleksiyonuna tasarım yapmış, ünlü tasarımcıları şaşırtıyor.

Yazımızın birçok yerinde Vitra’nın halen üreten ve gelişen dev bir marka olduğuna sıklıkla değinmiştik zaten; alın size bunun en güzel örneği; 6 Eylül 2013’te Vitra, Finlandiya’nın ünlü tasarım markası Artek’i satın alarak bünyesine kattı. Artek, bir çoğunuzun bildiği gibi1935’te Finlandiya’lı mimar Alvar Aalto, eşi Aino, sanatsever Maire Gullichsen ve sanat tarihçi Nils-Gustav Hahl tarafından kurulmuş bir tasarım şirketi. Artek’in sıradışı bir iş planı var; bunu şöyle özetlemek mümkün ”mobilya satmak, sergiler ve çeşitli eğitsel yöntemlerle  modern kültür alışkanlığı kazandırmak”. Modern tasarımın gelişimine katkıda bulunan en yenilikçi firmalardan biri olmuşlar kuruldukları günden bu yana. Vitra’nın yönetim kurulu üyelerinden Rolf Fehlbaum satın almayı  ve amaçlarını şöyle özetliyor ; ” Bu Fin tasarım şirketi, koleksiyonları kadar  sektördeki avangart rolleriyle de önemli bir rol oynadı bu satınalmada.  Artek, bir tür  kültürel sorumluluk  projesi Vitra açısından. Artek’in süregelen misyonunu sürdürmek ayrıca bir hedef olacak bundan böyle bizim için.”

Artek ayrı bir şirket ve organizasyon olarak varlığını sürdürecek. Farklı operasyonlarda Vitra ile sinerjiler oluşturacak. Artek CEO’su Mirkku Kullber;  “Uluslararası boyutta, Artek’in 1935’teki kuruluş manifestosu yeniden canlanmalıydı. Bulunmak istediğimiz arenayı düşünürsek, sektörden bu denli büyük bir işbirliği kurmak bizim için çok önemli bir adım oldu”. Şeklinde yorumluyor bu sıcak gelişmeyi

Vitra hakkında bizim anlatacaklarımız şimdilik bu kadar; emiminiz gelecekte de geçmişte olduğu gibi tasarım dünyasını yerinden oynatacak tasarımlara imza atmaya devam edecekler ve biz daha uzun yıllarca bu sektörde onların yaptıklarını heyecanla ve merakla takip ediyor olacağız.