Sarıyer | Semt Dosyası

Sarıyer Semt Dosyası

İstanbul’un, sayısız tarihi değerinin yanı sıra, doğal güzellikleri ile de öne çıkan semti Sarıyer, bu ay Semt Dosyamızda mercek altında. Tarihi mekanlarının yanı sıra tarihi lezzetlerini de bünyesinde barındıran Sarıyer’in, isminin nereden geldiğine dair birçok rivayet var. Bunlardan en yaygını; ilçede yıllarca altın ve bakır madeni çıkarıldığı için, bugünkü Maden Mahallesi ile Şifa Suyu arasında sarı renkte yarlar olduğu ve o nedenle, ilçenin ismi önce Sarıya, sonra da Sarıyer koyulmuş olması. Bir başka rivayet ise Sarıyer isminin semtte yatan “Sarıbaba” isimli bir şahıstan geldiği yönünde. Eski çağlarda boş arazi ve tepelerden ibaret olan Sarıyer, gerek Antik Çağ’da gerekse Bizans döneminde belli başlı yerleşim merkezleri arasında değildi. Bizans İmpatorluğu döneminde kıyı kesimlerinde çok az yerleşim alanı vardı. Bunlar özellikle kıyılardaki koylarda bulunan bazı ayazma, kilise, eski liman, sarnıç ve eski kaleler çevresindeki birkaç hanelik küçük kırsal yerleşmelerden oluşuyordu. Burada yaşayanlar geçimlerini genellikle balıkçılıktan sağlıyorlardı. Boğaz kıyısındaki küçük köylerin gelişmeye başlaması 16. ve 17. yy’lara rastlamaktadır. 18. yy’a gelindiğinde saraya yakın bazı kişilere ait yalılar bu kıyıda belirmeye başladı. Sonrasında Padişah izniyle bazı gayrimüslim ailelerin bu köylere yerleşmeleri de aynı yüzyıla rastlanıyor.

Belgrad Ormanı

İstanbul dışına çıkmadan doğanın tadını çıkarabileceğimiz ender yerlerden biri Belgrad Ormanı. Her mevsimde bambaşka renklere bürünen Belgrat Ormanında ister koşu, ister bisiklet ister doğa yürüyüşü yapabilirsiniz. Belgrad Ormanı yetmiş bir çeşit kuş ve on sekiz memeli hayvan türü onlarca çeşit ağaca ev sahipliği yapıyor. On üç bin metrekarelik ormanda doğanın tadını sonuna kadar çıkartabilirsiniz. İlkbaharda yeşil ve sonbaharda ise kızılın tüm tonlarını görebilirsiniz.Ormanın derinliklerine doğru ilerlediğinizde sizi burada yer alan tek yeme içme merkezi olan Natural Park karşılıyor.

Belgrad Ormanında birçok mesire yeri de bulunmakta; Ayvad Bendi Mesire Yeri, Binbaşı Çeşmesi, Falih Rıfkı Atay, Fatih Çeşmesi, Irmak, Kirazlıbent Kömürcübent, Kurt Kemeri, Neşet Suyu, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1521 yılında yaptığı Sırbistan seferi dönüşünde, beraberinde getirdiği Sırpların orman içine yerleştirildiği yere Belgrad Köyü denmiş, zamanla orman da bu isimle anılmış.

Fakat orman içerisindeki su kaynaklarının köylüler tarafından kirletilmesi nedeni ile köy taşınmış, su kaynaklarının korunmasına bu tarih itibari ile önem gösterilmiş. O yıllarda İstanbul’un tüm su ihtiyacını Belgrad Ormanı’ndan karşılanabilecek olduğu anlaşılmış ve Mimar Sinan tarafından 1554-1654 yılları arasında çeşitli su kemerleri inşa edilmiş.

La Boom

Detaylardaki stiliyle öne çıkan dekorasyonu, muhteşem manzarası ve dünya mutfaklarını buluşturan lezzetiyle boğazın yeni favorisi olmaya aday! İtalyan mutfağı ağırlıklı olmak üzere dünya mutfaklarından örnekler de sunan La Boom’da funk&soul, nu disco, house tarzı müzikler çalıyor. Konseptini kendi müzik ve eğlence tarzıyla bütünleyen La Boom, farklı parti ve etkinliklere ev sahipliği yapıyor.

ATATÜRK ARBORETUMU

Orman Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hayrettin KAYACIK’ ın 1949 yılında Orman Genel Müdürlügü’ne Bahçeköy’de bir arboretum kurma önerisinin uygun karşılanmasıyla, Orman Fakültesi ve Bahçeköy Orman İşletme Müdürlüğü’nün ortaklaşa çalışması sonucu Büyükdere-Bahçeköy-Kemerburgaz asfaltı kenarındaki 38 Ha.lık bir alanda arboretum kurma çalışmalarına başlanmıştır. Daha sonra arboretumun projesini hazırlaması için Sorbonne Üniversitesi Botanik Bahçesi enspektörlerinden Mösyö Camille GUINET İstanbul’a davet edilmiştir. Mr. GUINET’in çalışmaları 1959-1961 yılları arasında aralıklı olarak devam etmiştir ve Atatürk Arboretumu’nun yol ağını planlamıştır. Gerekli ödenekler sağlanamadığından proje hazırlanması yarım kalmış ve Mr. GUINET’ten geriye yol şebekesini içeren ve yollar ile ayrılmış dünya bitki bölgeleri kalmıştır.

Ayrıca bu birimlerde yer alacak ağaç türlerinin latince adlarını içeren listelerini de düzenleyerek bırakmıştır. 1982 yılına kadar alt yapı ve dikim çalışmaları yavaşta olsa devam etmiştir. Bu tarihte Atatürk’ün 100.doğum yılı kutlamaları nedeniyle Atatürk Arboretumu adını almış ve 12.7.1982 tarihinde de Orman Bakanlığının en küçük idari birimi olan İşletme Şefliği statüsü kazanmıştır.

Arboretum kelime olarak ağaç ev demektir. Bir nevi ağaç müzesi diyebileceğimiz bu tabiat ormanında yüzlerce çeşit ağacı görebilirsiniz. Birçok filme ve dizinin çekimlerine de ev sahipliği yapmış Arboretum’da 3 adet gölet bulunmaktadır. Belgrad Ormanları’nın bir kısmını oluşturan tabiat parkı koşu ve yürüyüş parkurları bulundurmaktadır.

FUAT PAŞA YALISI

18. yüzyılın sonlarına doğru inşa edildiği sanılan yalı, bir paşa tarafından yaptırılmıştır. Daha sonra el değiştiren yalı, uzun süre, II. Abdülaziz sadrazamı Keçecizade Fuat Paşa tarafından ev olarak kullanılmıştır. Keçecizade Fuat Paşa döneminden sonra bir süre ev olarak kullanılan yalı, Cumhuriyet döneminde restore edilerek, 1930 yıllarda otel ve pansiyon amaçlı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Keçecizade Fuat Paşa Yalısı, İstanbul’ a eşsiz bir güzellik katan Boğaziçi’ nin en güzel yalılarından biri olup, 1991 yılından bu yana Hotel Fuat Paşa olarak hizmet vermektedir. İki yüzyıldır İstanbul tarihinin sessiz tanıklığını yapan Keçecizade Fuat Paşa Yalısı, bugün Osmanlı mimarisini, modern otelcilik anlayışı ile birleştirip turizmin hizmetine sunmaktadır.

Lokanta Armut

Tülin Bözüyük ve Şef Burak Zafer Sırmaçekici’nin kurduğu Lokanta Armut şehrin trend noktalarından uzakta olmasına rağmen şimdiden kendi kitlesini oluşturmaya başlamış bile. Menü sade ve öz, yemek deneyimi ağırbaşlı ve gösterişten uzak.

İyi Yemek sloganı ile yola çıkan Lokanta Armut, kapıdan girdiğiniz anda sizi sade ve zarif ambiyansı ile sarıp sarmalıyor. Açık mutfağından mis gibi yemek kokuları yayılıyor, şefler harıl harıl hazırlıklarını yapıyor. Mumlarla donanmış bembeyaz örtülü masalar, loş ve yumuşacık bir aydınlatma, toprak renkerinin hakim olduğu, sade ve samimi bir mekan Armut. Lokantanın köşesinde yer alan açık mutfağı beyaz ışıl ışıl aydınlatması, duvarlarında parliament mavisi çinileri, mermer barı ile kendini ayrıştırıyor ve merak uyandırıyor.

Hiçbir abartısı olmayan aksine son derece samimi bir ortama sahip olan Lokanta Armut’un tek amacı leziz bir yemek deneyimi yaşatmak.

SURP SANTUHT ERMENİ KİLİSESİ

Ermeni Gregoryen kilisesi de olan bu yapı; Rumeli Hisarı, Durmuş Dede Sokağı’nda yer alıyor. Tateosyan Okulu,mezarlığı  kulüpleri ile bir kompleks oluşturan kilisensin tarihi 18.yy kadar uzanmakta.Eski kayıtlarda adı ‘’ Aziz Bakire Sandukhd’’ diye geçiyor.Ahşap kilise 1816’da tamir edilmiş.Sonrasında değişik dönemlerde onarım gören bina,29 Temmuz 1856’da tam olarak ibadete açılmış.Birkaç kez yangın geçiren kilise,son kez Temmuz 1972 de yanarak harap olmuş.Geçici onarımdan sonra 5 Ocak 1973’te ibadete açılmış.Kilisenin günümüzdeki binası moloz taştan örülü yığma bir yapı halini almış.Kilisenin tüm pencereleri kemerlidir.Giriş cephesindeki pencereler narteksi,üst kattakiler galeri katı,nefin iki yanındaki pencereler ise nefi aydınlatır.

Telli Baba Türbesi

İstanbul Sarıyer’de genellikle genç kızların ve kadınların kısmetlerinin açılması için ziyaret ettiği Telli Baba Türbesi hakkında net olarak bir bilgi olmamakla birlikte, inanılan en bilinir rivayet şöyledir; İmam Abdullah Efendi, Fatih Sultan Mehmed zamanında tabur imamı olarak görev yaparken şehit düşmüştür.

1930’lu yıllar olduğu tahmin edilen bir zamanda hastalıklı bir kız rüyasında İmam Abdullah Efendiyi görür ve burada türbe açılmasına vesile olur. Telli Baba ziyaretinden sonra iyileştiği söylenen kızı duyanlar da bu türbeyi ziyaret edip dua etmeye ve hayırlı kısmet istemeye başlarlar.

Telli Baba Türbesi cuma günleri, hafta sonları ve özel günlerde yerli ve yabancı ziyaretçi akınına uğrar. Telli Baba Türbesinde dua ettikten sonra oradan alınan telin boyu ile dua edenlerin dileklerinin gerçekleşme süresinin doğru orantılı olduğu söylenir. Ne kadar kısa tel kesilip alınırsa o kadar hızlı dileklerin gerçekleştiğine inanılır.

Günümüzde halen yeni evli çiftler evlendikleri gün Telli Baba Türbesini ziyaret ederek evlerine bereket, evliliklerine muhabbet geleceğine inanarak ziyaret ederler. Telli Baba aynı zamanda İstanbul’un dört manevi bekçisi olarak bilinen evliyadan biri olarak anılmaktadır.

Japon Bahçesi

Türk ve Japon halklarının kardeşlik duygularını pekiştirmesi, her iki ulusun kültürel iletişimi gerçekleştirmesi ve birbirlerini daha iyi tanıyabilmeleri adına planlanmış, iki ülke arasında binlerce kilometrelik mesafe olmasına karşın ulusların birbirlerine gösterdikleri sevgi ve saygı neticesinde, 2003 yılının Japonya´da Türk Yılı ilan edilmesi ve Japonya´nın Shimonoseki Kenti ile İstanbul´un Kardeş Şehir olması nedeniyle Japon bahçesi çalışmalarına başlanmış. Japon Bahçesi´nin en önemli materyallerinden biri de giriş ve çitlerdir.

Tasarımda Japon bahçelerinde sıklıkla kullanılan bitkiler yer alıyor. Bahçenin düzenlenmesinde Japon Bahçe Sanatı´nın genel karakteri olan doğal malzemeler kullanılmış. Japon Bahçesi´nin tüm özellik ve öğeleriyle yaşatılacağı bahçede; Şelale, Doğal Gölet, Ada, Ada´yı her iki yönde kıyılara bağlayan Taş ve Ahşap Köprüler ve Kuru Köprü inşa edilmiş. Japon Çayevi bulunmaktadır. Parkta, 4850 adet ağaç ve bitki kullanılmış. Bahçenin Japon Kültürü´nü yansıtan iki adet kapısı, bir adet çeşmesi ve kuru bahçesi bulunuyor. Bahçe, çok sayıda doğal taştan imal edilmiş fenerler bulunuyor. Bahçenin etrafı ise, Japon stili duvarla inşa edilmiş.

Tarihi Sarıyer Muhallebicisi

1912 yılında, Balkan savaşlarından dolayı kurucumuz merhum (Hacı) Şakir Göçmen, Arnavutluktan Osmanlı devletine göç etmek zorunda kalmıştır.1928 yılında İstanbul’un Sarıyer ilçesinde bulunan Tarihi Sarıyer Muhallebicisini kurmuştur. O dönemde tatlılarına lezzet katabilmek için Zekeriyaköy’de kendisine bir hayvan çifliği açmıştır. 1988 yılında vefat eden (Hacı) Şakir Göçmen’nin yerine görevi oğulları Kemal ve Merhum Resai Göçmen almıştır. Silsile bu şekilde devam edip üçüncü kuşak görevi devralmıştır. İlerleyen zaman içerisinde, bünyesine iki yeni şube ekleyerek Bahçeköy ve Zekeriyaköy (Göçmen’s Rach) faaliyete geçmiştir. Hayvanlardan elde ettiği doğal sütler ve tavuk göğüsleri ile yaptığı tatlılarla meşhur olan Tarihi Sarıyer Muhallebicisi, tadını bu günlere kadar ulaştırmıştır.

Tarihi Sarıyer Muhallebicisinin ustası mısır ve buğdayla beslenen tavukların göğsünden, çiflikte çeşit çeşit doğal otla beslenen ineklerden sağılan sütten ve suda beklettiği pirinci değirmende çekerek elde ettiği subye denen doğal kıvam arttırıcıdan tavuk göğsünü yapıyor ve bu döngü 1928’den beridir büyük bir titizlikle devam ediyor.

SADBERK HANIM MÜZESİ

Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi 14 Ekim 1980 tarihinde Sarıyer-Büyükdere’de Azaryan Yalısı olarak adlandırılan yapıda, Vehbi Koç’un eşi Sadberk Koç’un anısına, O’nun kişisel koleksiyonunu sergilemek üzere açılmış, Türkiye’nin ilk özel müzesidir.

19. yüzyıl sonlarında inşa edilmiş olan Azaryan Yalısı, 1950 yılında Koç ailesi tarafından satın alınmış ve müzeye dönüştürülmesine karar verilen 1978 yılına kadar da yazlık olarak kullanılmıştır. 1978-1980 yılları arasında, Sedat Hakkı Eldem’in hazırladığı restorasyon projesinin uygulanmasıyla müzeye dönüştürülmüştür. Sadberk Koç’un kişisel koleksiyonunda yer alan geleneksel kıyafet, işleme, tuğralı gümüş ve porselen gibi eserlerden oluşan müze koleksiyonu zaman içinde hibe ve satın alma yoluyla zenginleşmiştir. Türkiye’nin büyük koleksiyonerlerinden Hüseyin Kocabaş’ın vefatından sonra, koleksiyonu Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonuna katılmıştır.

Vehbi Koç Vakfı’nın 1983 yılında Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonlarına kattığı Hüseyin Kocabaş Koleksiyonu’nda yer alan arkeolojik eserlerin sergilenebilmesi için mevcut binanın hemen yanındaki 20. yüzyıl başlarında inşa edildiği sanılan yalı da satın alınmış ve ön cephesi aslına uygun olarak restore edilmiştir. Restorasyon projesi Mimar İbrahim Yalçın tarafından hazırlanan bu yalı, 24 Ekim 1988 tarihinde “Sevgi Gönül Binası” adıyla ek müze binası olarak hizmete açılmıştır. Sergileme düzeni bakımından çağdaş bir müze uygulamasına örnek olarak değerlendirildiği için 1988 “Europa Nostra” Ödülü’ne layık görülmüştür. Sadberk Hanım Müzesi kuruluşunda yaklaşık 3 bin esere sahipken bugün 18 bini aşkın eseri bünyesinde toplamaktadır. M.Ö. 6. bin yıllarından Bizans dönemi sonuna kadar Anadolu’da yaşayan uygarlıkların maddi kültür kalıntılarını yansıtan arkeolojik eserler Sevgi Gönül Binası’nda, Osmanlı ağırlıklı İslâm eserleri, Osmanlılar için yapılmış Avrupa, Uzak ve Yakın Doğu eserleri ile Osmanlı dönemi dokumaları, kıyafetleri ve işlemeleri Azaryan Yalısı’nda sergilenmektedir.