Salone del Mobile’den Trendlere Bakış

Salone del Mobile’den Trendlere Bakış

Mart ayında Milano’da düzenlenen Salone del Mobile şehrin tasarımla buluştuğu çok büyük bir şov olmasının yanı sıra, dünyanın en büyük mobilya fuarı. Bu çarpıcı etkinliğin başrol oyuncusu tasarımları ve bu yıl izlenen trendleri mercek altına aldık.

Salone del Mobile 2015 tasarımın doruk noktasına çıktığı bir fuar. Milano’daki bu etkinlik sadece dünyanın en büyük fuarı olmakla kalmıyor, aynı zamanda ilerici tasarım trendleri için de bir sınav niteliğinde. İşte size bu görkemli şovdaki trendlerin kısa bir özeti. “Hikaye Anlatıcı” 2015 fuarı için uygun bir terim. Çünkü “Hikaye Anlatıcı”, referanslar oluşturuyor, atmosferler yaratıyor, öykülüyor, alıntılar üzerinde çalışıyor: Tasarımın gönderdiği bu sinyaller – izole bir teknik disiplinken- şimdi yaşam tarzı ve kişisel deneyim yoluyla yaratılan çok daha büyük ve güçlü bir magmanın giderek genişleyen parçası oldu. Hikayeler anlatmak bu yüzden 2015’in gerçek teması ve bu tema aynı zamanda mümkün olduğunca “Güzellik” hakkındaki hikayeleri de içeriyor. Tarifsiz, doğal olarak da her birimiz için farklı. Ancak şurası açık ki, önde gelen tasarımcılar bu yıl “kendi” güzellik fikirleri için savaş verdiler. Bazen de daha önce kimsenin ayak basmaya cesaret edemediği bu aldırışsız zeminde Magis için tasarladığı “Sam Son” koltuğuyla benzersizce bir çığır açan Konstantin Grcic’in ispatladığı gibi, estetik bir diyalog kurdular!

Hikayelere ilham aranırken, tasarımcılar giderek daha çok cazibe kazandı: Sanatçılar, kişiler ve özellikle de mekanlar. Bu son eğilim 2015 Salone’de özellikle belirgin bir şekilde göze çarpıyor. Bu yılki hedefler: Miami (80’ler zevkinin sürpriz dirilişinin sinyallerini veriyor), Kuzey Avrupa (pastel renklerde minimalizm) ve özellikle Afrika, hem Akdenizli Afrika, hem de Kara Afrika (yani yolculuk “Etnik”’le buluşuyor). Gelin, öncelikle bu son “destinasyona” odaklanalım: Sebastian Bergne’nin TOG için tasarladığı “Shorty” konteyner ya da Avrupa’daki ilk Afrika dalgası bağlamında Jaime Hayon’un Cassina için yaptığı tasarım ilk anda akla gelenler. Le Corbusier’nin işine dahil ettiği garip ahşap putlar, İspanyol tasarımcı Hayon’a göre, “neredeyse dini bir meydan okuma”.

İtalyan ikili LucidiPevere, De Padova için tasarladıkları yeni “Yak” koltuk için uzaklara, Moğolistan’daki dağlara
bakıyorlar. Raffaella Mangiarotti ve Marco Ravina’nın Serralunga için tasarladığı “Honey” fener Çin’e atıfta bulunuyor. Bu arada Driade, genç İtalyan Giorgio Bonaguro’nun renkli camdan bir kök içeren şeffaf payreks “Root” vazosuyla “kök veriyor”. Etnik ise, hızla “Yerel”e yol veriyor. Bugünlerde küresel pazarı fethetme umutları yerel boyutta yatıyor artık. Ronan&Erwan Bouroullec LucidiPevere YAK-De Padova 1950’lerde üreticiler uluslararası kabul görmüş güzelliği elde etmek için çabalarken, bugün deyimler ve lehçeler yeni bir Esperanto diline rötuş yapıyor. Ronan & Erwan Bouroullec’in Artek için tasarladığı Fransız-Fin karışımı koleksiyonu “Kaari” bu yeni sözcük dağarcığının örneklerinden biri. Marangoz işçiliğinin sadeliğini birleştirdiği 70’lerin “İsveç” mobilyasına doğrudan atıfta bulunan Kaari, bükülmüş metalle desteklenen masif ahşap bir tasarım. Yemek tasarımı kuşkusuz yerelleşmeyi özellikle de zanaatkarlığı- ateşleyen önemli bir etmen. Dolayısıyla “Zanaatkarlık” (doğal olarak, endüstriyel düzeye çekilmiş olarak) en güçlü trend rüzgarlarından biri haline geldi. Örneğin Alessi, Marcel Wanders tasarımlarını ahşap tabaklar üzerine oymak için Strona Vadisi’nden ustalarla çalıştı.

Salone del Mobile’deki pavyonlarda da bunun çok açık işaretleri var: En ilginç parçalar biçimin ürüne son noktayı koyduğu değil, ama Kaschkasch’ın Living Divani için duvarda katlanarak bir evrak gözüne dönüşen “Fju” masa tasarımında olduğu gibi, örneğin bir araştırma dürtüsü verebildiği, tipolojik bir “Keşfe” dönüşebildiği parçalar. Bunun başka bir örneği, Lorenzo Damiani’nin Campeggi için yaptığı “duvar sanatı”; “Bed Sharing” adlı tasarım gerektiğinde çıkartılıp ihtiyaca göre kullanılabilen ayrı ayrı minderlerden oluşuyor. Minimalin “Büyük Tarihsel Gelenek”le buluştuğu alandaki parçaların hepsi de çok ilginç: Örneğin, Christian Werner’in Thonet için tasarladığı “2002” kanapede, süngerli bir yatak şiltesi daire biçimli masif bir kasa içine, neredeyse yere değercesine oturtuluyor.

 

Skalanın diğer ucundaki Miami, daha önce de belirttiğimiz gibi gidilecek en gözde yerlerden biriydi. 2015’de Miami, ya da Miami kavramı, Moskova ve Dubai ile birleşen bir üçgenin tepe noktası oldu. Ama bu kez, hiç de kitsch olmadan, dünyaya lüks ve renk katan maksimalist bir lezzet olarak… Bu yolculuklar, referanslar (ve duygular) dünyası doğal olarak kendi renk paletini kullanıyor. Yani, Pantone’a göre 2015’in rengi Marsala (aslında bir kızıl kahverengi). Özellikle kısıtlanan belli bir ton yok.

 

Akgün Akdil