Rumeli Hisarı’nda Yepyeni Bir Mekan | Kiss The Frog

Rumeli Hisarı’nda Yepyeni Bir Mekan : Kiss The Frog

Rumelihisarı, deneyimli işletmeci Gül Etker’in adı, menüsü ve tüm özgün yaratıcılığı kendisine ait olan yeni mekânı “Kiss The Frog”a ev sahipliği yapıyor. Etker, on yıldır ara verdiği restoran işletmeciliğine lezzetli deniz mahsulleri menüsüyle kaldığı yerden devam ediyor. Kiss The Frog – Seafood Brasserie, şimdiden İstanbul’un gözde mekânları arasında yer almaya aday.

Bast-Mutfak köşesinde bu ay Kiss The Frog’tayız. Rumelihisarı’nda, muhteşem İstanbul Boğazı’nın hemen kıyısında yer alan mekân,  işletmecisinin geçmişteki başarıları hakkında ipuçları veriyor. İlk olarak Bodrum Gümüşlük’te açılan Karaf, daha sonra Ankara ve B by Karaf ile İstanbul Reina’ya taşınarak lezzet severlerin ‘gözde’ mekânlarından olmayı başaran ünlü restoranların kurucu ve işletmecisi Gül Etker ismi, lezzetseverlere hiç de yabancı değil. Bu listeye, Gül Hanım’ın, Niş ve Topaz restoranları ile ‘marka’lar yaratmadaki ününü de ekleyelim.

 

 

İşte bu nedenle Kiss The Frog, her açıdan müşterisinin beğenisini kazanmak üzere düzenlenmiş şık ve özenli bir deniz ürünleri restoranı. Yorumumuza mütevazı bir gülümseme ile cevap veriyor Gül Etker. “Aslında,” diyor, “İşletmecilik ya da restorancılıkla mesleki olarak hiçbir ilgim yoktu. Ben bu işe 1994 yılında tesadüfen başladım.” Bu tesadüfün kaynağında Bodrum Gümüşlük’te yaşama isteği var şüphesiz. Gümüşlük’te açılan ilk Karaf’ın, yeme-içme sektörüne giriş yapan genç bir işletmeciyi nasıl eğittiği tabii ki bu karşılıklı bir etkileşim-  ve Gül Hanım’ın pişirme-hazırlama ve sunma alanlarındaki araştırmacılığının derinliğini arttığı da ortada. Böylece giderek ivme kazanan ve geliştikçe başarının artığı ‘restoran’ macerası o günden bugüne devam ediyor. Kiss The Frog’un ‘kendini ifade eden bir mekân’ olması -tüm bu deneyimler göz önünde bulundurulduğunda- hiç de tesadüf değil. “Tıpkı diğerlerinde olduğu gibi yine iddialı bir mekânla lezzetseverlerin karşısına çıkıyorsunuz,” diyorum, “Evet, ama mekânları açarken iddialı olduklarını bilmiyorum ki,” diyor

gülerek. “İddialı bir mekân olsun diye de açmıyorum. Çalışmak lazım, açalım, çalışalım, diyorum. Daha sonra iddialı mekânlara dönüşüyorlar.”

 

Menü hazırlamak

 

Kiss The Frog’un menüsü de elbette Gül Etker’e ait. ‘Menü hazırlama’ durumunu şu cümlelerle ifade ediyor. “Daha önce nasıl menüler yapılmış, neler yenmiş-içilmiş diye bakmadım hiç… Ben ne yaparım ve çok acayip olur, diye düşündüm. Bu da bir tür yaratıcılık elbette… İlk açtığım restoranın da sonrakilerin de menülerini hep ben hazırladım. Çok okuyorum, araştırıyorum. Yurt dışına gidiyorum. Kitaplar alıyorum, mekânlar geziyorum. Pişiriyorum, deniyorum. Yemek yapmanın da bir mantığı var. İyi bir araştırmacı ve uygulayıcıysanız gitgide o tatlar daha denemeden beyninizde birbirine yakışmaya başlıyor. Eğer yemek pişirmeyi de biliyorsanız, açıkçası menü hazırlamak pek de zor olmuyor. Hemen her mutfağı hazırlayabilirsiniz.

Sonuçta hepsinin bir formülü, mantığı ya da kimyası var.” Hemen söyleyelim ki menüde, deniz mahsulleri, canlı istiridye ve kabuklu deniz ürünleri ile hazırlanmış, dünya ve Türk mutfağının en güzel, özel örneklerinden tatma şansınız bolca var. Neler mi? “Fruits de Mer” canlı istiridye ve kabuklu deniz mahsullerinden oluşan tepsi; “Pretal Praws” deniz tuzlu, biberiyeli minik karides; “Oltadan” günlük olta balığı lavaş ekmek özel dürüm; “Odun Fırınından” pizzalar, örneğin mürekkepli pancar soslu ton tataki; sushi çeşitleri; ekmek hamuru içinde pişmiş taze baharatlı levrek ve Yunan adalarında yapılan Ahtapotu, iddialı bir şekilde Kiss The Frog’un menüsünde bulabilirsiniz.

 

Yeni mekân, yeni duygular

 

“Bu kadar mekân deneyiminiz var, şimdi de yeni bir mekânla misafirlerinizi ağırlamaya hazırlanıyorsunuz. Burada, diğerlerinden farklı olarak nasıl bir duygu size kaynak oldu,” diyorum. Menüdeki o nefis, ‘After Eight Naneli Profiterol’ eşliğinde cevap veriyor. “Böyle anlatmak çok zor… Hissetmekle ilgili bir şey bu!” Böylece Kiss The Frog’un hikayesini de anlatmaya başlıyor. “İki yıldır bir yerler bakınıyor, arıyordum. Artık yeni bir şeyler yapmak istiyordum. Fakat nereye baksam, ne düşünsem bir türlü içime sinmiyordu. Böyle bahaneler bulup, kaçıyordum. Burasını ilk gördüğüm anda çok sevdim. Bana ‘burası başka bir dükkân’ düşüncesini hissettirmişti. Birden o içimdeki ‘burada olmam lazım, burası çok güzelmiş, tam bana göre!” diyen sesi duydum. Bir süre dükkânın karşısına oturdum ve seyrettim. Sürekli sorular sordum kendime… Ama en çok da ‘Benim canım ne istiyor?’ sorusu üzerinde düşündüm. Tüm bu sorular ve cevapları benim için çok, çok önemliydi. Türkiye’de Seefood alanı o kadar açık ki! Herkes neredeyse aynı menüleri yapıyor. Bu çok sıkıcı değil mi? Kiss The Frog’ta her şey çok doğal… İyi sebze, iyi zeytinyağı ve iyi deniz ürünü! Bunların hiçbirisi bir buluş değil, sadece olması gerektiği gibi pişiriyorum. Çok taze baharatlar kullanıyorum, kekikler, fesleğenler, naneler…

Hepsi bu!” Tabii ki hepsi bu kadar değil! Menüdeki birbirinden özgün tarifleri, zarif ve şık beyaz örtülü masalarda, manzaralı barda ya da rahat oturma gruplarının bulunduğu brasserie bölümünde tatmak hiç de az bir keyif değil. Brasserie’de çok özgün geniş bir bar ile misafirleri karşılayan Kiss The Frog, şarap tercihleriniz için yerli şaraplarla birlikte eski dünya ve yeni dünya şaraplarından oluşan -İtalya, Şili, Avustralya, Fransa, İtalya, Yeni Zelanda- 140 çeşit zengin şarap menüsüyle de dikkat çekiyor. Birkaç önemli detayı daha ekleyelim… Müzik, ortama uyumlu; duvarlarda efsanevi Hollywood ve Türk yıldızlarının tam da yemek yerlerken çekilen siyah beyaz fotoğrafları, masalarda ise Gold etkisi yaratan nostaljik çatal-kaşık ve tabaklar var. Tüm bunlar eskinin o hiç eskimeyen tadını yeniden yaşatıyor misafirlerine. Mekândaki hoş ve çekici kırmızı rengin hâkimiyetini ise “Kırmızı rengin olmadığı hiçbir dükkânım olmadı bugüne kadar,” diyerek açıklıyor Gül Hanım.

 

Saf kız ve öpünce prense dönüşen kurbağa hikâyesi

 

Öpüldüğünde prense dönüşen kurbağa masalını hepimiz biliyoruz. İşte Kiss The Frog’un adını paylaştığı masal da bu masal! Gül Etker’in mekânın logosuna taşıdığı kurbağa, saf kızın öpücüğü ile bir gün prense dönüşür mü bilemiyoruz ama bu adın mekâna yakıştığı çok açık. İşletmeciliğini Aydın Koca’nın yaptığı Kiss The Frog, mutfak ekibi, sunduğu özel lezzetleri ile deniz ürünleri konusundaki ustalığını kanıtlıyor. Haftanın 7 günü öğle ve akşam yemek servisi veren mekânda, Güney Akdeniz ülkelerinin kıyılarında sunulan “kabuklu deniz mahsulleri tepsisi” deneyimini yaşamanız lazım. Yemeğin sonunda helvalı sufle ise ‘tatlı’ tutkunları için mutlaka denenmesi gereken lezzetlerden sadece biri. Afiyet olsun!

facebook.com/kissthefrogistanbul  instagram.com/kissthefrogistanbul

Şebnem Atılgan