Röportaj | Seda Mit

dfot

Seda Mit

Seda Mit: “Günlük hayat, hikayeler, duygular… yüzlere ve bedenlere gömülü duygular. Gözlemlemek hoşuma gidiyor insanları. Bende yarattığı izlenimi o insanı deforme ederek çiziyorum.

Dünyaya çizgilerle bakıyormuşsunuz hissine kapıldım.. Öyle mi?

Aslında dünyaya çizgilerle bakmıyorum. Dünyaya bakıp onun sınırlarını çizgilerle tayin etmeye çalışıyorum.Sevdiğim, heyecanlandığım günlük şeyleri çiziyorum. O da bütünden ayırt ediyor kendisini. Nesneleri, duyguları, kendimi dünyadan ayırt etmeye çalışıyorum. Bir sonu yok çizgilerimin belki de bu yüzden. Hep bir yerde üç nokta ile devam ediyor…

Çizmeye ne zaman, nasıl başladınız?

Küçüklüğümden beri resim yapıyorum ama resim yaptığımın bilincine varmam, yaptığım resimlerde bir derdimin olması, düzenli çizmem ortaokul yıllarına denk geliyor.Aslında o yıllarda başladım tam olarak resim yapmaya, evet.Ortaokulda günlük tutmaya başlamıştım.Günlüklerimin okunduğunu anlayınca resim yapmaya başladım. Çünkü resimlerimi görenler pek anlamıyorlardı.. Sadece ben anlıyordum ne anlattığımı.Bir şeyi saklamanın en iyi yolu onu görülebilecek bir yere bırakmaktı.Masanın üzerine mesela. Madem günlük tutamıyorum, resim yaparım o zaman dedim.. Hâlâ günlük tutar gibi resim yapıyorum.Hâlâ günlük tutup masanın üzerine, internete koyuyorum.

Bildiğim kadarıyla kitap kapakları ve çocuk kitapları resimliyorsunuz…

Başka hangi alanlarda çalışmak, neler çizmek isterdiniz?

Evet. Kitap, dergi kapakları, çocuk kitapları resimliyorum. Bunların dışında hikâyeler çizmeyi seviyorum, gündelik hikayeler… Heyecanlandırıyorsa bir şey, bir an, bir söz beni istesem de, istemesem de çiziyorum kendiliğinden. Hikâyesini biliyorsam, yanına not alıyorum resmin.Bilmiyorsam ben hikâyesini yazıyorum.Bolca insan tanıyıp, gezip, hikaye, anı çizmek isterim sanırım.

Sanat alanındaki hayallerinizi paylaşabilir misiniz?

Para kazanmak için çalışıp da, resim yapmak için zaman yaratmaya çalışmamak isterdim . Evet, hayalim sanatçının başka bir şey yapmak zorunda kalmadan resim yapması..sanırım.

Sizi tetikleyen unsurlar, ilham kaynaklarınız neler.?

Günlük hayat, hikayeler, duygular… yüzlere ve bedenlere gömülü duygular.Gözlemlemek hoşuma gidiyor insanları.Bende yarattığı izlenimi o insanı deforme ederek çiziyorum.Yukarıda da bahsettiğim gibi günlük tutar gibi resim yapıyorum zaten. Otobüste, vapurda, kafede… Masanın başında çok azdır oturup çizmişliğim. İnsanları, insan durumlarını resmetmeyi seviyorum nesnelerden ziyade…

Beğendiğiniz sanatçılar kimler? Eserleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Aslında çok var. Baktığım resimlerde, heykellerde kendimden bir parça, bir an yakalayabildiğim, her şeyi beğeniyorum. Neş’e Erdok, Mehmet Güleryüz, Fikret Mualla, Mesut Eren, Ömer Koçağ, Bakhtiyor Umarov, Armanda Passos, Jorge Crespo Berdecio… Son zamanlarda sıklıkla baktığım, aklıma gelen sanatçılar.

Sanat ve sanatçı tarifiniz nedir?

Tıpkı bir zanaat dalının, zanaatkarın veya mesleğin tanımı olacağı gibi sanatın ve sanatçının da tarifini sormak tabii ki meşrudur. Ama buna cevap vermek doğru olmaz gibime geliyor. Sanatçının yaptığı işe bu kadar dışarıdan bakmaya çağrılması, davet edilmesi fazla öznel sonuçlar doğurur. ‘Sanatçı dediğin böyle olmalı’ demek yanlıştır bence.Mesela bir ayakkabıcının ve onun yaptığı işin sosyal işlevi herkesçe anlaşıldığı düşünüldüğünden ona bu soru sorulmaz.Ama sanatın ve sanatçının ortaya koyduğu şeyin sosyal, politik ya da kültürel işlevi sürekli sorgulanıyor.Bunun sonucunda da sanat aslında yüceltilirken bir yandan da işlevsizleştiriliyor.Yani sosyal olarak işlevsiz görülüyor.Bu yüzden de gereğinden fazla yüceltilme ihtiyacı ortaya çıkıyor.Oysa sanat da diğer insani ve sosyal etkinliklerden biridir; her meslek ve etkinlik gibi.İşlevci bir bakıştan kurtarmak gerek sanırım onu.Bir de sanat başlı başına politik bir şeydir, keza sanatçı da öyle. Sanatçının eserinin işlevselliği de bu politik çeperle şekilleniyor: sosyalliği, toplumsallığı vs.

Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce?

Öncelikle mutluluğun mutsuzlukla ilişkisinden bahsetmek gerek sanırım.Bu belirsiz ilişkide net olan tek şey tam olarak bir mutluluk ya da mutsuzluk tanımının ortaya konulamayacağıdır.Buradan yola çıkarsak eğer, sanatın da bu paradoks içerisinden bir şeyler ortaya koyduğunu söylemeliyiz. Mutlulukla direkt bir ilişkisi yoktur.Eğer o türden bir şeyle ilişki kurulacak olursa da bu ‘acısızlık’ olabilir.Sanat, acının yönünü değiştirmeye yarar.Acıyla hesaplaşmamızı kolaylaştırır; acının şeklini değiştirerek onu yontar.Dolayısıyla insani bir şeydir.Acıyı herkes için ulaşılır hale getirir, masanın üzerine koyar.Sanatçı da o resmi, derdi, acıyı kağıda, tuvale döker ve bu rahatlatır onu.En azından benim için öyle oluyor.