Röportaj | Melis Buyruk

Röportaj / Melis Buyruk

Sanat, duygulara dayanan bireysel bir tavır bana göre. Kurallara inanmıyorum. Aksine sanatçının, her türlü kaygıdan ve iradeyi sınırlandıran kuraldan uzak, üretebilmesinden yanayım.

 

2003 yılında Güzel Sanatlar Seramik Bölümü’nü kazanan Melis Buyruk okulda tanıştığı seramiği sanat hayatına taşımış ve çalışmalarının büyük bir bölümünde bu malzemeye yer vermiş.  Pg Art Gallery’de açtığı “You are Here! (Buradasın!)” isimli ilk kişisel sergisindeki çalışmalarında seramiğe, en görünür işlevsel formlarından biriyle tabak olarak yer veren sanatçı endüstriyel bir formu, şekil itibariyle olduğu gibi kullanmasına karşın ele aldığı bağlamda bir tasarım nesnesinden sanat nesnesine dönüştürmüş.

 

Serginizin öyküsü nedir?

“Buradasın /You are Here” ilk kişisel sergim.  Sergide insana ait parçaları, uzun bir yemek masasında, beyaz yemek tabakları içerisinde, güllerle süslenmiş olarak göreceksiniz. Serginin ana teması, insan bedeni aracılığı ile anlatılıyor. Tabaklara yerleşmiş parçalar, hiçbir cinsel kimliği işaret etmiyor. İnsanı sosyal, etnik veya cinsel kimliklerinden arındırarak sadece beden, yani et ve kemik olarak ortaya koyan ve bu sayede eşitleyen bir bakışla yaklaşmaya çalıştım. Bedeni var olduğumuz müddetçe “süsleme” arzumuz ve bu döngü üzerine bir sergi.

 

Sergiye hazırlanma süreciniz nasıldı? Neler üzerine daha çok odaklandınız?

Bir sanat izleyicisi olarak da, çağdaş sanat galerilerinde, malzemesi “seramik” olan bir iş neredeyse hiç görmüyordum. Seramik korkulan bir malzeme. Geleneksele kaçan bir algısı var.  Nasıl konumlandırmalı, ne üzerine konumlandırmalı üzerinde çok durdum. “Circle” çok hassas ve ince bir iş. Hem bunu vurgulamalıyım hem malzemeyi odak noktası yapmamalıydım. Neticede beton ve aynadan yardım aldım.

 

Eserlerinizin malzeme – konsept dengesi hakkında neler söylemek istersiniz?

Çalışmalarımda malzeme olarak porselen ve seramiği kullanıyorum. Yemek tabaklarında olduğu gibi hazır malzemelere de başvuruyorum. Seramik veya porselen sanatsal anlamda uzak durulan, korkulan bir malzeme. Bu malzemeden bahsedilince aklımıza ilk gelen şey tabak! Bu sergide bende ilk akla gelen “tabağı” endüstriyel bir ürün olarak alıp bir sanat nesnesine çevirdim.

 

Sanatta kurallara inanıyor musunuz?

Sanat, duygulara dayanan bireysel bir tavır bana göre. Kurallara inanmıyorum. Aksine sanatçının, her türlü kaygıdan ve iradeyi sınırlandıran kuraldan uzak, üretebilmesinden yanayım. Nietzsche “Yaratıcı olmak isteyen, önce her şeyi yıkmakla işe başlamalı” der. Hiçbir zaman “bir şeyleri yıkmak” gibi bir amaçla ürettiğimi söyleyemem ama kuralları da umursamıyorum.

 

Çalışmalarınızın değişim ve gelişimini kendi gözünüzden aktarabilir misiniz?

Zaman ile birlikte, iç dünyamda, hayatımda ve dünyaya bakışımda değişimler yaşıyorum herkes gibi. Bu değişimler yorumuma farklılıklar katıyor doğal olarak. Bundan yıllar önce daha temiz bir zihinle dünyaya bakarken en büyük derdim kimyasal ve biyolojik kirlenmeler iken bugün varoluşu daha başka bir dille sorgulamaya çalışıyorum. Bunun yanında malzeme ve teknik açısından da araştırmalarım oluyor. Tabi bu da işlerime yansıyarak değişimime katkı sağlıyor.

Sanat ve sanatçı tanımınız nedir?

Aslında bir tanımım yok. Kalıba sığdırmaktan da, büyük cümlelerden de hoşlanmıyorum. Kendini sanatçı olarak tanımlayan herkes sanatçı ve ürettiği de sanattır. Burada tabii genel geçer faktörler ve göreceler olacaktır ama değinmiyorum

 

Sanatın günlük yaşam ve mutluluk ile ilişkisi nedir sizce?

Bir sanatçı olarak, atölyeme girdiğim andan itibaren üretmek benim için zorluklarıyla da, hazzıyla da beni gerçek dünyadan soyutlayan ve andan koparan bir eylem. Gerçek dünyadan kopmak da iyi hissetmek için yeterli geliyor. Bir sanat izleyicisi olarak da aynı şekilde. bambaşka beyinlerin ürettiği fikirlere ulaşmak beni yaşadığım andan çekip çıkartıyor. Gerçek dünyaya ait olmama hissinin de mutlulukla doğrudan bir bağlantısı olduğuna inanıyorum.

 Röportaj: Ayşe Gülay Hakyemez