Röportaj : Lütfiye Kösten

Röportaj : Lütfiye Kösten

Lütfiye Kösten: “Sanat bize geçmişimizin, “şu an”ımızın, gelecekteki hayallerimizin, özlemlerimizin tanıklığını yapıyor. Büyük bir ayna gibi bütün bunları yansıtıyor. Bazen düz bir ayna, bazen çukur, bazen de tümsek bir ayna şeklinde…”

 

 

İzmir’de doğan sanatçı, Dokuz Eylül Üniversitesi Resim Bölümü ve Yıldız Teknik Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nde öğrenim görmüş. Halen, Fransa’da Nantes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde master programına devam ediyor.

 

Ülkemizde 2000 yılından bu yana karma sergilere katılan Lütfiye Kösten çalışmalarında ataerkil bakış açısıyla oluşan/oluşturulan toplumsal cinsiyete karşılık veren bir duruş sergileyerek kadın olma durumlarını görselleştiriyor, bu duyguları aktarmaya çalışıyor.

 

Kösten’in son resimlerinden oluşan “Kimlik” serisindeki kadın portrelerinin en kuvvetli noktası gözler.. Kattığı derin anlam, çizgiler ile kuvvetlenen ifadeler, hüzünlü, sorgulayan portreler yaratmış.

 

Resim çalışmaya ne zaman ve nasıl başladınız?
Çocukluğumdan beri kendime ait farklı bir dünyam vardı. Zamanı ve mekanı durdurduğum, herşeyini kendim şekillendirebildiğim hayaller kurar, bu hayalleri yaptığım resimlerde yaşatırdım. Resim her zaman hayatımın vazgeçilmezi oldu. Okul yıllarımda öğretmenlerimin de teşviki ile orta ve üniversite öğrenimimi resim üzerine yaptım.

 

Çalışmalarınızın zaman içinde değişim ve gelişimini kendi gözünüzden  aktarabilir misiniz?

Öğrencilik yıllarımdan itibaren yaptığım çalışmalarda farklı materyaller kullanmak, desen üzerine yoğunlaşarak çizgilerlerle tual üzerinde farklı derinlikler, dokular oluşturmak ilgimi çekmiştir. Her zaman araştırmacı bir tarafım olmuştur. Yaşadığınız olaylar, duygular, tecrübe ettiğiniz herşey sizi geliştiriyor ve değiştiriyor. Bu durum yaptığınız çalışmalara  yansıyor. Zamanla beraber hareket ederek şekillendiriyorsunuz eserlerinizi. Sonu olmayan bir yol gibi, heyecan verici…

 

Son resim serinizin öyküsü nedir?

Resimlerimde “kadın” her zaman baş kahraman oldu. Türkiye gibi ataerkil yapının yoğun hissettirildiği bir toplumda doğup büyüdüğümden resimlerimde bu bakış açısıyla oluşan/oluşturulan bir toplumsal cinsiyete karşı bir duruş oluştu.  Kadın olma durumlarını görselleştirmeye, bu duyguları aktarmaya çalışıyorum. Son çalıştığım  ”Geçmişten Gelen” serisi de bu duygularla ortaya çıktı.

 

Zaman içinde ilham kaynaklarınız, beslendiğiniz öğeler neler oldu?

Her şey ilham kaynağım.. hayatın kendisi… Sonuçta bu dünyada yaşıyorsunuz , çevrenizdeki ve dünyadaki her olaydan etkileniyorsunuz ve yaptığınız çalışmalarla bunlara tepki veriyorsunuz. Nefes alabilmek için bu duyguyu bir yere aktarmanız lazım.. İlham aldıklarımın içerisinde en yalını doğadır. Doğa bence her zaman insanın beslendiği en önemli unsurdur. Her şey şifrelenmiş bir şekilde doğanın içerisinde gizlidir.

 

Sanatın günlük yaşam ve mutluluk ile ilişkisi nedir sizce?

Sanat gündelik hayatta üzerimizde oluşturduğu duygu yoğunluğu ile çok önemli bir yer kaplamakta.. Hissettirdikleri ile mutlu edebildiği kadar, niteliği itibarı ile düşündürmektedir de …

 

Hangi sanatçıların hangi eserlerini beğenirsiniz?

Öğrencilik yıllarımda etkilendiğim, hala çok beğendiğim dönemsel önemli ressamlar var. Caravaggio, Hieronymus Bosh, William Turner.. Özellikle flemenk ressamlar.. Günümüzde  beğendiğim, ilgi ile takip ettiğim birçok sanatçı var. Alman sanatçı  Kiki Smith’in çalışmalarını çok etkileyici buluyorum.

 

Sanat ve sanatçı tanımınız nedir?

Sanat bana göre hayatın kendisi, büyük bir ayna… İnsanı değiştiren, geliştiren, güzelleştiren bir ayna. İnsan olarak çevremize göre şekillenen varlıklarız. Yaşadığımız toplum, coğrafya, kültür, toplumsal olaylar, daha birçok şeye göre şekilleniyoruz, onlardan etkileniyoruz. Bu, sanat eserlerine de yansıyor. Sanat bize geçmişimizin, “şu an”ımızın, gelecekteki hayallerimizin, özlemlerimizin tanıklığını yapıyor. Büyük bir ayna gibi bütün bunları yansıtıyor. Bazen düz bir ayna, bazen çukur, bazen de tümsek bir ayna şeklinde…

 

Röportaj: Ayşe Gülay Hakyemez