dfot

 

 

TASARIM DÜNYASININ ZİRVESİNDEN BİR DEV; Vitra

Vitra, kendini, tasarımın gücüyle, evleri, ofisleri ve toplu yaşam alanlarını geliştirneye adamış bir tasarım devi. İsviçre’de 1950’li yıllarda başlayan bu tasarım macerası, zaman içinde dünyanın her bir yanına yayılan; evrensel tasarım denilince ilk akla gelen markalardan da biri haline getirmiş Vitra’yı.

Tüm ürün ve konseptleri yoğun bir tasarım sürecinin ardından hayata geçiyor. Sektördeki tartışmasız teknik üstünlükleri, uluslararası tasarımcılara yol göstermekteki yaratıcı zekalarıyla birleşince ilham veren, fonksiyonel ürünler ortaya çıkarmaları da kaçınılmaz oluyor. Vitra’nın iki net hdefi var; bunlardan birincisi; mobilya ve aksesuarların uzun ömürlü malzemelerden üretilmesi, böylelikle zamansız olmaları. İkincisi ise üretimin tüm süreçlerinde mutlak estetik bakış açısının hep korunması. 1950’lerden beri süregelen üretim devamlılıkları ve klasikleşmiş tasarımlarıyla bu vizyonun hakkını sonuna kadar veriyorlar düşüncesindeyiz biz; siz ne dersiniz?

Vitra’nın en az tasarımlatı ve koleksiyonları kadar sektörde ünlü bir özelliği daha var, o da kampüsü. Vitra tasarım müzesinin, atölyelerinin, koleksiyonlarının sergilendiği showroomlarının  ve arşivinin bir arada bulunduğu bir kompleksten oluşuyor bu kampüs. Sektörde adeta bir mabed veya okul olarak kabul ediliyor. Bu kavramsal ve mekansal bütünlük, tüm faaliyetlerinde  geniş ve bütünsel bir bakış açısı yakalayabilmelerini sağlıyor, bizce markanın gerçek sırrı da burada yatıyor. 1950’de bir aile şirketi olarak kurulmuş olan Vitra’nın yönetiminde bugün: Hanns-Peter Cohn (Chief Executive Officer / CEO), Manfred Meier (Chief Operation Officer / COO), Eckart Maise (Chief Design Officer / CDO), Patrick Guntzburger (Managing Director Vitra International / MD VINT), Martin Dörig (Chief Financial Officer / CFO) Board of Directors: Gilbert Achermann (Chairman), Nora Fehlbaum, Rolf Fehlbaum.Headquarters: Birsfelden near Basel (CH) Production Sites: Weil am Rhein (D), Neuenburg (D), Allentown (USA), Zhuhai (PRC), Goka (JP), Szombathely (HUN) görev alıyor.

Müzedeki koleksiyonlar ve faaliyetler

Müzenin koleksiyonunda ağırlıklı olarak mobilya ve iç mimari objelerine odaklanılmış durumda. Koleksiyonda sergilenen eserler genel olarak: Charles Eames, Ray Eames, George Nelson, Alvar Aalto, Verner Panton, Dieter Rams, Jean Prouvé, Richard Hutten ve Michael Thonet gibi tasarımcılara ait. Bu haliyle müzenin, dünyanın en büyük modern mobilya tasarımı koleksiyonuna sahip olduğu kabul edilmekte. 19. yüzyıl ile günümüze kadar tasarım tarihinde kendine önemli yer bulmuş birçok önemli eser halen burada sergilenmekte. Rolf Fehlbaum’un kişisel koleksiyonundan tutun da, Zaha Hadid’in  ve birçok ünlü tasarımcının klasikler arasına giren sandalyelerine kadar birçok efsane tasarım yine bu çatı altında sabit olarak ziyaretçilere sunulmakta. Müze, dünyanın önemli birçok farklı  müzesinden belirli süreyle tasarımlar misafir edip, süreli sergiler düzenlemeyi de ihmal etmiyor.

Sergilere ek olarak müzede workshop çalışmaları, yayınlar, arşiv, restorasyon ve koruma laboratuarı ve araştırma kütüphanesi de yer almaktadır. Ayrıca Vitra tasarımlarının kuruluştan bu yana kısa bir tarihçesini ziyaretçiler ile paylaşılmasını sağlayan rehberleri turlar da düzenlenmektedir.

Müze binasının tasarımı da konumuna yakışır şekilde özel. Kendi başına turistik olarak oldukça ilgi çeken bir mimari bir yapıya dönmüş olan Vitra Design Museum binası, Kanadalı bir mimar olan Frank Gehry tarafından tasarlanmış. Bu mimarın Avrupa kıtasındaki ilk projesi olması bağlamında da önemli. Bu yapının tasarımında Frank Gehry  ayrıca Almanya’nın Lörrach şehrinde mimarlık yapan Günter Pfeifer ile işbirliği yapmış. İkili, önceleri  Rolf Fehlbaum’ün özel sanat koleksiyonuna ev sahibi yapacak bir yapı tasarlamak üzere yola çıkmışlar. Ancak sonradan Frank Gehry yapıya daha fonksiyonel bir üretim atölyesi ve yakınlarda olan Vitra fabrikasına bir geçiş bölümü de ekleyerek; bu günkü halini almasını sağlamış.

Her ne kadar bu yapı Frank Gehry’nin diğer eserlerindeki gibi Dekonstrüktivizm stili ile tasarlanmışsa da; mimarın önceki projelerindeki farklı olarak, malzemeleri bir arada kullanmak yerine sadece beyaz sıva ve titanyum-çinko alaşımı bir madde kullanması tekniğiyle diğerlerinden ayrılmıştır. Ayrıca ile defa bu tasarımda,  eğrisel formların, daha sık kullandığı açısal formları parçalaması fikri hayata geçirilmiştir. Beyaz ve eğimli formların biçimleri, bu bölgeye oldukça yakın olan Fransa’nın Ronchamp şehrinde Le Corbusier tarafından tasarlanmış Notre Dame du Haut şapeli ile de benzerlikler göstermektedir.

Vitra Design Museum binası arkasındaki fabrikanın parmaklıklarına kadar uzanmış  ve de kiraz ağaçları arasında gömülmüştür. Claes Oldenburg’un tasarladığı bir heykel olan Dengede Aletler heykeli ile bu yapı ile renkli bir zıtlık oluşturmuştur. Ayrıca yine bu yapının çok yakınında Tadao Ando’nun tasarladığı bir konferans pavyonu da yer almaktadır.

Vitra özetle; ölümsüz tasarımları ve tasarımcıları ve de konusunda dünyanın parmakla sayılabilecek örnekleri arasına giren Tasarım Müzesi ile dünden bugüne evrensel tasarım kültürünün belli başlı oyuncuları arasında yer aldığı hepimize çoktan ispatlamış çok özel bir marka; yaşayan bir efsane. Üstelik artık ikon haline gelmiş çok bilindik tasarımları hayatımıza sokmakla da yetinmiyor hala bugün bile aynı çizgide üretmeye ve bizlerle paylaşmayı sürdürüyor.

Ülkemiz açısında Vitra markasının bir özel yanı daha var. O da; Türkiye’nin en bilindik markalarından biri olana  VitrA, (Eczacıbaşı) ile olan markadaşlığı. Bu iki markanın isim benzerlikleri tamamen tesadüfi. İki şirket de birbirinden bağımsız ortaya çıkmışlar aslına bakarsanız hemen hemen aynı dönemlerde. Her ikisi de bu tesadüfü gayet sıcak karşılamış ve bugüne kadar sıcak ilişkiler yürütmüşler. Bu benzerlik en çok ülkemize gelen ve daha önce Vitra koleksiyonuna tasarım yapmış, ünlü tasarımcıları şaşırtıyor.

Yazımızın birçok yerinde Vitra’nın halen üreten ve gelişen dev bir marka olduğuna sıklıkla değinmiştik zaten; alın size bunun en güzel örneği; 6 Eylül 2013’te Vitra, Finlandiya’nın ünlü tasarım markası Artek’i satın alarak bünyesine kattı. Artek, bir çoğunuzun bildiği gibi1935’te Finlandiya’lı mimar Alvar Aalto, eşi Aino, sanatsever Maire Gullichsen ve sanat tarihçi Nils-Gustav Hahl tarafından kurulmuş bir tasarım şirketi. Artek’in sıradışı bir iş planı var; bunu şöyle özetlemek mümkün ”mobilya satmak, sergiler ve çeşitli eğitsel yöntemlerle  modern kültür alışkanlığı kazandırmak”. Modern tasarımın gelişimine katkıda bulunan en yenilikçi firmalardan biri olmuşlar kuruldukları günden bu yana. Vitra’nın yönetim kurulu üyelerinden Rolf Fehlbaum satın almayı  ve amaçlarını şöyle özetliyor ; ” Bu Fin tasarım şirketi, koleksiyonları kadar  sektördeki avangart rolleriyle de önemli bir rol oynadı bu satınalmada.  Artek, bir tür  kültürel sorumluluk  projesi Vitra açısından. Artek’in süregelen misyonunu sürdürmek ayrıca bir hedef olacak bundan böyle bizim için.”

Artek ayrı bir şirket ve organizasyon olarak varlığını sürdürecek. Farklı operasyonlarda Vitra ile sinerjiler oluşturacak. Artek CEO’su Mirkku Kullber;  “Uluslararası boyutta, Artek’in 1935’teki kuruluş manifestosu yeniden canlanmalıydı. Bulunmak istediğimiz arenayı düşünürsek, sektörden bu denli büyük bir işbirliği kurmak bizim için çok önemli bir adım oldu”. Şeklinde yorumluyor bu sıcak gelişmeyi

Vitra hakkında bizim anlatacaklarımız şimdilik bu kadar; emiminiz gelecekte de geçmişte olduğu gibi tasarım dünyasını yerinden oynatacak tasarımlara imza atmaya devam edecekler ve biz daha uzun yıllarca bu sektörde onların yaptıklarını heyecanla ve merakla takip ediyor olacağız.

 

dfot

 

İstanbul Boğazı, Seine ve Rhône nehirleri üzerinde iki fotoğraf sanatçısı ve bir sergi …

« Köprüden Köprüye »

Sainte Pulchérie Lisesi’nin Od’A-Ouvroir d’Art Sanat Galerisi’nde 

21 Kasım’da açılacak “Köprüden Köprüye” fotoğraf sergisi  

biri Türk, diğeri Fransız iki sanatçıyı bir araya getirdi. 

Boğaziçi ve Haliç Köprüleri ile yakaları birbirine bağlanan İstanbul’da  Tristan ve Emine ile kendi kurdukları  kültür ve sanat köprüleri  hakkında konuştuk:

Emine Akbucak 

Paris’in 5. Bölgesi’ndeki Dauphine sokak, 10 numaralı dairesine çok yakın Pont Neuf köprüsünü, Seine nehrine yansıyan, kıyılardaki değişken renklerle fotoğraflamış. Suyun hareketleri,  kabarma ve çekilmesiyle ilgilenmiş. Köprüden sarkarak, suyu ve etrafını seyre dalarak, üstünden geçerek.. 10 yıl süren bu çalışma düşsel bir yolculuk

Tristan Zilberman 

Eski bir asma köprünün yenilenerek Himalaya yaya köprüsüne dönüştürülmesini görüntülemiş…

Eski bir köprünün yeniden hayat bulmasını, değişimi ve dönüşümünü çevresiyle birlikte sunuyor…

 

Emine ve Tristan, Türkiye ve Fransa arasında sergi sayesinde bir köprü kurdunuz. Bu ortak konuyu size ilham eden nedir?

 

 

 

EA (Emine Akbucak)- Saint Pulchérie Lisesi Od’A Sanat Galerisi sorumlusu Julide Bigat benim su ve yansımalar üstüne yaptığım çalışmalarımı biliyordu.  Tristan Zilberman ile birlikte çalışmamızı önerdi. Fotoğrafa olan yaklaşımlarımızın beğenileceğini, gerçekten ilgiye değer olduğunu düşünüyordu. Yeni sanatçılar tanımayı, yeni deneyimler edinmeyi hep sevmişimdir. Tristan’ın çalışmalarını gördüğümde çok beğendim. Yıllarca Fransa’da yaşamış bir sanatçı olarak, başka milletlerden, değişik kültürlerden sanatçılarla iletişimim kuvvetlidir zaten.  Birlikte çalışmaktan çok haz duyuyorum; insanın ufkunu genişleten türden deneyimler yaşatıyor bu karşılaşmalar.. Her iki taraf için de..

 

 

 

TZ (Tristan Zilberman) – Sainte Pulchérie Lisesi Fransızca Genel Koordinatörü Jean-Michel Ducrot, öğrencilere bir sunum yapmam için benimle bağlantıya geçti. İstanbul’da geliştirebileceğim bir tema etrafında düzenlenecek bir fotoğraf sergisi aracılığıyla,  öğrencilerle fotoğraf dili üzerine bir çalışma gerçekleştirmemi arzu ediyordu. O dönemde, bir köprünün  restorasyonu ve o köprünün asma köprüye dünüştürülmesiyle ilgili bir foto-röportaj gerçekleştiriyordum. Fransa’nın güneyinde Rochemaure’de, Rhône nehri üzerinde yer alan bu eski köprünün rehabilitasyonu bir kitap konusu olacaktı. İki yakayı  -ki söz konusu İstanbul olunca iki kıtayı-  birbirine bağlamasından ötürü konu olarak köprünün, İstanbul için çok uygun olacağını düşündüm.  Ardından Jülide Bigat bu sergiyi köprüden fotoğraflar çeken Emine Akbucak ile birlikte açmamı teklif etti. Köprü, bu kez de ikimizin çalışmaları arasındaki bağ oldu.

 

 

 

 

Fotoğraf geçmişlerinizden bahsedebilir misiniz? 

 

 

 

EA-  Fotoğrafla tanışmam 10 yıl öncesine dayanır. O yıllarda sinemayla uğraşıyordum ve kendi filmlerimi yapmak istiyordum. Işığı, kompozisyonu daha iyi öğrenebileceğim bir araç olarak görmüştüm fotoğrafı. Yakın bir arkadaşım benim bu heveslerimi duyunca bir gün elinde bir fotoğraf makinasıyla, « Emine bunu senin için aldım » diyerek çıkageldi. Pentax marka analog bir makinaydı. İlk denemelerimi, bu makinayla yaptım. Makinaya alışmak ve onun bana sunduğu, sunmadığı olanakları algılamak için, ilk zamanlar çok film kullandım. Sonuç itibariyle fotoğraf makinasıyla kamera teknik olarak aynı prensiplere sahiptir. Fakat fotoğraf makinasıyla  ışığı algılamak daha öğretici, sonuçları itibariyle de daha kısa bir yoldu benim için. Tüm bu öğrenimlerimi sinemaya aktarmayı planlıyordum. Bu sayede gözlem yapmayı öğrendiğimi söyleyebilirim. Zaten seyre dalmak her zaman hoşuma gider ve artık bunu fotoğraf çekmek için yapmaya başlamıştım. Sonrasında fotoğraf bende adeta bir tutku oldu ve bir süre için sinema ikinci planda kaldı.

 

 

TZ : Fotoğraf tutkum 1995 yılında başladı. Bu tutkuyu tetikleyen ne oldu? Tereddütsüz, seyahatler… Bilinmeyen evrenler için duyduğum hayranlık, yeni ortamlar ve manzaralar karşısında hissettiğim duygular, kimi karşılaşmaların büyüsü… Bunları paylaşma ihtiyacı duydum. Ben, ne gerçek bir hikaye anlatıcısıyım, ne de gerçek bir yazar; ben fotoğrafı seçtim. Seyahatlerim süresince fotoğrafın farklı iletişimler kurmak, etkileşimlere girmek ve yolculuklar etmek için harika bir araç olduğunun farkına vardım. Fotoğraf makinem sayesinde, gezdiğim bütün ülkelerde çok sayıda insanla tanıştım. Benim için fotoğraf, başka fotoğrafçılarla da tanışmak anlamına geliyor. Paylaşım, karşılıklı zenginleşmekle eş anlamlı… Bu düşünce başlangıçta beni bir fotoğraf kulübüne yakınlaştırdı, ardından da kolektif çalışmalara ve özellikle de 2010 yılından bu yana bir parçası olduğum «UneParJour» fotoğraf kolektifiyle çalışmaya yönlendirdi. Bu kolektifin üyeleri, her gün, o gün çekilen bir fotoğrafı internette paylaşıyorlar. Bütün bu «Günün fotoğrafları» www.uneparjour.org adlı sitede yayınlanıyor. Ben de, fotoğrafa adadığım dijital ve sanatsal baskı atölyeleri, sergi salonu ve staj merkezi Fabrique de l’image’ı 2011 yılında kurdum; www.fabrique-image.fr

Fotoğraflarınıza bakıldığında güçlü bir estetik  görülüyor; gerçek bir grafik çalışma ve temaya duyduğunuz sevgi var.  Köprülerle özel bir geçmişiniz var mı? Sizin için anlamı nedir? 

 

EA : Paris’te Pont Neuf Köprüsünün hemen yanı başında yaşadığım yıllarda her gün bir yakadan diğerine gitmek için üstünden defalarca geçiyordum. Köprü ve  sahip olduğu manzara beni çok etkiliyordu, etrafını çevreleyen sularının renkten renge girmesi, her gün başka bir ışık altında sanki başka bir kıyafet giymiş hissi uyandırıyordu bende. Seine Nehri’nin suyu bazen hızlı, bazen çok yavaş akar.. Kimi zaman ne yönde aktığını bile kestiremezsiniz. Sanki büyülü gibi.. Sessizce önünüzde akar gider. An itibariyle bir çok değişik hisler vermiştir bana. Köprüler ve üzerinde kuruldukları nehir ya da dere sularının manzaraları o gün bugündür hep ilgimi çekmiştir.

 

TZ : Eski Rochemaure Köprüsü, bölgenin bütün fotoğrafçıları tarafından bilinmektedir. Çünkü çok güzel fotoğraf veren bir köprüdür. Uzun yıllardır bu köprünün yenileneceğinden söz edilmekteydi. Via Rhône Projesi (Leman Gölü’nü Rhône Nehri’ni takiben Akdeniz’e bağlayan bisiklet yolu) bu projenin de hayata geçmesine olanak verdi. Bu şantiyeyle ilgili bir röportaj yapacağımı öğrendiğimde, insani yönünü öne çıkartmaya karar verdim. Ben de uzun yıllar şantiyelerde çalışmıştım. Bu nedenle çalışmaların zorluğunu biliyordum. Zorlu görevlerinin akrobatik yönünü göstermek istedim. Bu projeyi izlemekten büyük keyif duydum. Proje süresince -örneğin eski kabloların kesilip yenilerinin bağlanması esnasında olduğu gibi-  duygu dolu anlar yaşadım. Bunlar, insanların yaratıcılıklarını kullanmalarını gerektiren ince işler… Böyle anlarda işin zorluğunun farkına varılıyor.

 

Tristan sen siyah-beyaz, Emine sen de renkli fotoğraf çekiyorsunuz.. Bu seçiminizi etkileyen faktörler nedir ?

 

EA : Fotoğrafla ilgilenmeye  başladığımdan beri renkli film kullanıyorum. Kompozisyonları renk temeline  oturttuğum çok fotoğraf çekmişimdir. Sonuç itibariyle estetik anlayış olarak soyut fotoğrafa daha yakın çalışmalar yapıyorum. Soyutlama, temelinde renklerle ifade bulan bir alan.

 

TZ : 10 yıldır bu köprü üzerine çalışıyorum. Hazırladığım röportaj sırasında şantiye alanını neredeyse her gün fotoğrafladım. Ardından, kitabın oluşturulması amacıyla fotoğraflar üzerinde çalıştım. İstanbul’daki “Köprüden Köprüye” Sergisi için fotoğrafları tekrar ele almak ve farklı bir şekilde sunmak istedim. Çalışmada, iplerde asılı adamlarıyla şantiyenin olağanüstü yanını öne çıkartarak çizgesel yönünü göstermek istedim.  Siyah ve beyazın, birbirlerine yeterince kontrast bir biçimde, dramatik, bir o kadar da ebedi bir boyut kattığını fark ettim. Fotoğrafların siyah-beyaz olmasını istedim çünkü fotoğrafa başladığım yıllar, analog fotoğraf yıllarıydı ve o zamanlar yalnızca siyah beyaz fotoğraflar çekerdim. Bir süredir, renkli fotoğrafları, siyah beyaza dönüştüren ve fotoğraflarda analog fotoğraf döneminin kontrast ve dokusunu yakalayabildiğimiz yeni yazılımlar ortaya çıktı. Yeni yöntemleri  denemeyi seviyorum. Bu siyah-beyaz çalışmanın dışında, renkli bir kaç fotoğraftan oluşan ve şantiyenin gelişimini gösteren bir fotoğraf serisi eklemeyi istedim. Her seri sürecin farklı bir aşamasını gösteren sabit bir noktadan çekilmiş fotoğraflardan meydana geliyor.

 

Yakaları arasında köprüleri bol İstanbul’da köprü teması  birçok  sanatçı tarafından işlendi. Siz yeni ne katacaksınız?

 

EA : Bu doğru.. Köprünün çok güçlü bir sembolik değeri var. Geçişin, karşılaşmanın sembolü. Dünya şehri İstanbul’u doğuyla batıyı birleştiren bir sembole dönüştürüyor. Tema şüphesiz yeni değil. Fakat biz sanatçılara ilham olmaya devam ediyor. Tristan ile beraber iki kültürün karşılaşmasına  estetik bir yaklaşım sunmamızı sağladı.  Sanatçı kimliğimin Seine Nehri ve Parizyen anılarımla, halen demir attığım şehir İstanbul’da tekrar yüzleşmemi sağladı. Tristan’ı ise Fransa’nın küçük bir şehrinin köprü fotoğraflarında  o çok kişisel bakışını ortaya koydu. Etkileyici ve güçlü bir görüntüleme… Birbirine cevap veren,  farklı odaklarda iki albüm n etrafa bakmışım. O, köprünün ayaklarından, ben köprünün üstünden bakmışız. Olanı vermiyoruz, ötesine geçmişiz. Böyle olması ilginç zaten !

 

TZ : Her fotoğrafçı duyarlılığı doğrultusunda kendi bakış açısını katar. Daha « iyi » çekmek diye bir şey yoktur, yalnızca daha farklı çekmekten bahsedilebilir.

 

İkiniz arasındaki köprü neydi? 

 

EA : Bence ikimiz arasındaki köprü yine bir köprü…  Farklı zamanlarda farklı coğrafyalarda Tristan ve ben aynı konuyu işlemişiz. İkimizin yaklaşımları  birbirinden farklı ve bu farklılıklar çerçevesinde geliştirdiğimiz diyalog sayesinde birbirimizi tanıma fırsatımız oldu.

 

TZ : Ben de, fotoğrafın aramızda bir köprü görevi gördüğünü ekleyeceğim. Fotoğraf makinemin her zaman, başkalarıyla tanışırken bir pasaport görevi gördüğünü söylerim. Bu proje de, bu fikrimi doğruluyor.

 

Fotoğraf üslubu olarak sizi birleştiren ve ayıran şeyler ne?  

 

EA : Öncelikle konu ortaklığı bizi bir araya getiren unsur. Söylediğim gibi aynı konuyu farklı bakış açıları kullanarak işlemiş olmamız. Bu aramızdaki yaklaşım farklılığını ortaya koyuyor. Tristan daha çok belgesel fotoğraf anlayışı içerisinde siyah-beyaz karelerle sunuyor çalışmasını. Uzun soluklu bir çalışma olduğunu fotoğraflara bakınca görüyorsunuz.  Benim calışmalarımın eksenini renk, ışık, gölge oyunları  ve grafik yaklaşımlar oluşturuyor. Tristan’la benzeştiğimiz noktalardan birisi de yine grafik etkinin ağırlıklı olarak fotoğraflarda kendini göstermesi. Bunun dışında benim çalışmalarımda soyutlamalar daha ağır basmakta.

 

TZ : Emine’nin bana göre daha sanatsal bir yaklaşımı olduğunu düşünüyorum. Ben kelimenin tam anlamıyla kendimi röportaj yapan, yaptığı röportaja dengeli ve çizgesel yapı kazandıran bir fotoğrafçı olarak görüyorum.

 

İstanbul ile ilişkiniz nasıl? 

 

EA : İstanbul benim için büyüleyici bir o kadar da zor bir şehir. Paris’ten sonra fotoğraf gözüyle bakmaya başladığım ikinci şehir. 7 tepe üstüne kurulmuş olması, coğrafik  konumu itibariyle getirdiği bir takım zorluklar var. Bu çerçeveden bakınca uzun soluklu gözlemler yapmaya ihtiyaç duyduğumu söyleyebilirim. Fotoğraf çekerken güneşin konumunu, ışığın geliş açılarını hesaplamak durumundasınız. Bu anlamda ışığın en uygun olduğu saatte tepenin hangi yamacında olduğunuz çok önemli.

 

TZ : İstanbul’a 1996 yılında gelmiştim. O dönem fotoğraf çekmeye daha yeni başlamıştım. Bu şehri neredeyse 18 yıl sonra yeniden keşfedeceğim için çok mutluyum.

 

İstanbul nasıl bir köprü sizce? 

 

EA : İstanbul jeo-politik konumu itibariyle çok önemli, ülkeler ve kıtalar arası bir çok bağlamda köprüler kuran kozmopolit bir şehir. Bu birçok avantajı da beraberinde getiriyor. Dünya geneline bakınca kültür  başkentleri içerisinde önemli bir yere sahip. Örneğin, bir Paris veya New York gibi şehirlerle kıyaslanabilecek aşamalara gelmesi an meselesi. Kendi görüşümü belirtmem gerekirse sanat merkezleri olarak bugüne kadar öne çıkmış birçok şehir varken, bu merkezler bir süre sonra değişecek ve bu anlamda İstanbul, önemli bir sanat merkezi olacak. Son yıllarda gördüğümüz ve yaşadığımız da bunu kanıtlar nitelikte. Uluslararası çapta yapılan bir değil, birçok sanat fuarına ev sahipliği yapmasını örnek olarak verebiliriz.

 

TZ : Fransa’dan baktığımda İstanbul, benim için Doğu ile Batı arasında bir köprü. İstanbul’un köprüleri ve mimari çeşitliliği bu sembolik yönünden öte, şehrin tarihini dile getiriyor.

 

İstanbul sizi fotoğraf olarak nasıl besliyor? 

 

EA : Birçok kültürün bir arada yaşadığı bir megapol olan bu şehirde konu sıkıntısı duymayacağınız aşikar.

 

TZ : Bir Batılıya 1000 camiili şehir, Doğu’nun büyüsünü çağrıştırır. Bu şehri yeniden gezmek için can atıyorum.

 

İstanbul’da bütün gözler 3. Boğaz Köprüsü yapım projesine çevrilmişken siz neler düşünüyorsunuz ? Bu şehircilik projesini duymuş muydunuz ?

 

EA : 3. Köprü ve Kentsel Dönüşüm adı altında yapılan birçok projenin ekolojik dengeyi ciddi anlamda bozacağını düşünüyorum ve bu tür yapılanmaları onaylamıyorum. 3. Köprünün yapım alanı olan Kuzey Ormanları  İstanbul’un çevresinde var olan tek oksijen kaynağı. Çevresel etkenler göz önünde bulundurulmadan kalkınma adı altında geliştirilmiş bu türden projelerin zaman içerisinde çok daha büyük yıkımlara sebebiyet vereceği kaçınılmaz. Köprü güzargahında bulunan ormanlık alanların yıkımı bir yana, çevresinde oluşacak olan diğer yerleşim alanlarının da yapımı oradaki ormanları tamamiyle yok olma riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Bu türden tahribatların insan hayatına uzun vadede hiçbir getirisi olmayacağı gibi doğal yaşam alanlarından giderek uzaklaştırılan insanın da doğasının bozulacağını düşünüyorum.

 

TZ : Boğaz’a üçüncü bir köprünün yapılacağından haberdar değildim. Bu sergi eğer bu konunun gündeme gelmesi ve tartışılmasına neden olacaksa bu, sergiyi daha anlamlı kılar! Demek ki sergiye «Şantiyeden Şantiyeye» adını da verebilirmişiz.

dfot

 

Emine Akbucak /Tristan Zilberman

21 Kasım – 12 Aralık 2013 

Galeri Od’A-Ouvroir D’Art / Sainte Pulchérie Fransız Lisesi

Yirmi sekiz yılı geride bırakan Tem Sanat Galerisi, etkinliklerini 15 Temmuz – 31 Ekim 2013 tarihlerinde Nişantaşı’ndaki iki katlı mekanında açacağı büyük ustalardan genç ustalara uzanan karma bir resim, heykel ve fotoğraf sergisiyle sürdürüyor. Gerek düzenleme, gerekse eserlerin seçimiyle çok emek verilen bir sergi bu. Mevsim olarak, galeriler, çoğunlukla ölü dönemini yaşarken, adeta bu imajı silmek istercesine üst düzeyde ve dolu dolu. 31 Ekim’e kadar sürecek bu sergide  Adnan Varınca, Avni Arbaş, Mustafa Aslıer, Gökşin Sipahioğlu, Mürşide İçmeli, Ömer Kaleşi, Alecos Fassianos (Yunanistan), Nevin İşlek, Güngör İblikçi,  Abraham Haddad (Fransa), Metin Talayman, Yuri Kuper (Rusya), Hale Sontaş, Mehmet Güler, Zeki Fındıkoğlu, Miharu Shiota (Japonya),   Hüseyin Ertunç,  Abdulkadir Öztürk, Yavuz Tanyeli, Angelos Panayiotidis (Yunanistan), Gülden Artun, Nur Özalp, İsmail Yıldırım, Talat Enlil, Mithat Şen, Selma Gürbüz, Gürhan Yücel, Devabil Kara, Bilgehan Uzuner ve Özlem Özkan’ın eserleri yer almaktadır.

 

PLATO SANAT, CONTEMPORARY İSTANBUL 7–10 Kasım 

İstanbul’daki güncel sanat çevresi için önemli bir mekan olan Plato Sanat, retrospektif değerinde bir sunum ile Türkiye’nin en kapsamlı uluslararası çağdaş sanat fuarı Contemporary İstanbul’a katılıyor. Contemporary İstanbul çağdaş sanat alanında önde gelen sanat fuarı konumunu bu yıl da koruyor. 7–10 Kasım 2013 tarihlerinde sanatseverleri İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ve İstanbul Kongre Merkezi’nde buluşturmaya hazırlanan Contemporary İstanbul, 650 sanatçı, 3000 eser, 21 ülkeden 92 çağdaş sanat galerisi ile beraber 70.000’den fazla ziyaretçiyi ağırlayacak.

“Vadedilmiş Bir Sergi”

10 Eylül 2013 – 5 Ocak 2014

SALT Beyoğlu ve SALT Galata

Gülsün Karamustafa’nın Türkiye’de ve uluslararası platformda bugüne kadar düzenlenen en kapsamlı sergisi Vadedilmiş Bir Sergi, SALT Beyoğlu ve SALT Galata’da yer alıyor. Sanatçının Vaat Edilmiş Resimler (1998-2004) serisinden esinlenilen sergi adı, bu büyüklükte bir projenin zamanının geldiğine işaret ederken, Karamustafa’nın iki farklı sanatsal varoluş biçiminin; resimlerinin ve avangart sanat pratiğinin buluşma noktasının da altını çiziyor. Sergi, sanatçının 70’lerin sonundan günümüze kadar devam eden işlerini içeriyor.

TANSEL TÜRKDOĞAN “Simülatif İzler, Bilinmeyen Objeler” 1-30 KASIM/ NOVEMBER 2013 KARE ART GALLERY

Kare Sanat Galerisi 1 – 30 Kasım 2013 tarihleri arasında Tansel Türkdoğan’ın “Simülatif İzler, Bilinmeyen Objeler” isimli kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor.

 

Sanatçı değişken görselliğin ve katmanlı şeffaflığın bilinçaltımızdaki yeri ve sanatçının kendi düş dünyası için oluşturduğu belirsiz obje yansımalarını tuval üzerine taşıyarak günümüz insanının içinde bulunduğu çıkmazın durum tesbitini yapmaktadır…

Elgiz Müzesi“SEYHUN TOPUZ, 

42 YILDAN BİR SEÇKİ: 1971-2013”

24 Ekim – 27 Aralık 2013 

Elgiz Müzesi’nin Süreli Sergi alanında,  ülkemizin önde gelen çağdaş sanatçılarından Seyhun Topuz’un 42 yıllık sanat hayatı boyunca minimalist tavrı ve üçgen, kare, daire gibi temel geometrik formların çeşitlemelerini kullanarak realize etmiş olduğu yapıtlarından bir seçki gösterime sunuluyor.Sanatçının kişiliğinin bir aynası olarak nitelendirilebilecek bir titizlikle gerçekleştirilmiş bu özgün ifadelerin, samimi, renk ve formların yalınlığı ile ortaya çıkmış soyut biçimlerle karşı karşıya kalıyoruz. Bu özgün heykeller izleyiciye Seyhun Topuz’un düşünce dünyasında bir gezinti imkanı sağlıyor.  Açılışı 24 Ekim’de olan sergi 27 Aralık’a kadar izlenebilir.

“Biri, Hiçbiri, Binlercesi”

10 Eylül-26 Aralık 2013

SALT Galata

30 yıl boyunca sanatçıların yaratım ve üretim süreçlerini fotoğraflayan Elio Montanari’nin ilk kişisel sergisi SALT Galata’da.

10 Eylül’de açılacak olan sergi, Montanari’nin 200’den fazla fotoğrafını bir araya getiriyor.

Elio Montanari, 1980’lerden 2005’e dek, dünyanın dört bir yanındaki önemli sanat etkinlikleri ve sergilere hazırlanan sanatçıların yaratım ve üretim süreçlerini fotoğrafladı. Fotoğrafçının Fener’de bulunan geniş kapsamlı kişisel arşivi, 500 binden fazla negatif ve diyapozitif içeriyor. Bu fotoğraflar, sanatçıların asistanlar, küratörler ve arkadaşlarının desteğiyle işlerini şekillendirdikleri özel anları bugüne taşıyor.

ISTANBUL’74’ün

31 Ekim – 7 Aralık 

“10 Under 40” 

Sanatın çeşitli disiplinlerinden yararlanarak ürettiği işleriyle, günümüz sanatının en güçlü ve çarpıcı örneklerine imza atan, farklı kıtalardan 10 sanatçının katılacağı grup sergisinde yer alacak olan işler; resimden videoya, fotoğraftan heykele ve karışık teknik yerleştirmeye uzanan geniş bir yelpazeye yayılıyor. Sergide yer alacak sanatçılar arasında Diana Al-Hadid, Volkan Aslan, Natalie Frank, Gözde İlkin, JR, Idris Khan, Takuro Kuwata, Angel Otero, Robin Rhode ve Mehmet Ali Uysal buluyor. ISTANBUL’74’ün bu sergi için işbirliği yaptığı kurumlar arasında ise sanat dünyasının önde gelen galerilerden; Marianne Boesky, Pi Artworks, .artSümer, Galerie Perrotin, Victoria Miro, Tomio Koyama ve Lehmann Maupin yer alıyor.

ARMAGGAN Art & Design Gallery, 24 Ekim – 25 Aralık 2013 

“Mimardan Müzisyene Sınırsız Yaratıcılık” 

“Mimardan Müzisyene Sınırsız Yaratıcılık” başlığı altında açtığı sergiyle ARMAGGAN Art & Design Gallery, yaratıcılığın mesleklerle sınırlandırılmasına eleştirisel yaklaşıyor.

Rönesans üzerinde derin araştırmalar yapan Jacob Burckhardt: “Rönesans insanın keşfedilmesidir.” der. Sınırsız Yaratıcılık sergisi mimar, iç mimar, müzisyen, moda ve endüstri tasarımcısı 13 yaratıcı ismi yeniden keşfediyor.

Galeri Miz 

7-10 Kasım Doğu Çankaya 

dfot

 

Sanatorium, 2009 yılında sekiz sanatçının bir araya gelerek kurduğu bir sanat inisiyatifi olarak güncel sanat sahnesine adım atmıştır. Aynı yılın Ocak ayında gerçekleştirdiği açılış sergisinin ardından bir süre bünyesinde yer alan sanatçıların kendi üretimlerine yer verdikleri bir mekân olarak faaliyet gösteren Sanatorium, zamanla inisiyatif haricindeki yerli ve yabancı sanatçılarla da kişisel ya da karma/küratöryel sergiler düzenleyerek galeri kimliğini kazanmaya başlamıştır.

2011 yılında galeri kimliğiyle varlığına devam etme kararı alan Sanatorium portföyündeki, hem genç ve kariyerlerinde ilerlemeyi amaçlayan hem de kariyerlerinde ilerlemiş ve uluslararası alanda tanınmış yerli ve yabancı sanatçılarla Türkiye ve yurtdışındaki güncel sanat sahnesinde yer edinmeyi amaçlamaktadır.

Sanatçılar tarafından kurulmuş olmasının getirdiği bakış açısı ve vizyonla Türkiye’deki sanat ortamına ayrı bir zenginlik katan Sanatorium, güncel sanata dair farklı işbirlikleriyle bu katkısını elden geldiğince çoğaltmanın yollarını araştıran bir anlayışla hareket etmektedir. Sanat üretimini sadece sonuç değil aynı zamanda üretim süreci açısından da değerlendiren Sanatorium, yerel ya da uluslararası bağlamda geliştirdiği her projenin sanat dünyasına katkısının yanı sıra, kendi gelişim sürecine ve bünyesindeki sanatçılara kazandırdıklarını da göz önünde bulunduran bir tavır ortaya koymaktadır.

Kemal Özen’in ikinci kişisel sergisi Sanatorium’da

Çağdaş sanatın genç isimlerinden Kemal Özen’in ikinci kişisel sergisi 23 Ekim’de Sanatorium’da açılıyor. Sanatçının “İyi Çocuk Ol, Acınla Büyü” başlıklı sergisi, ‘iyi çocuk’ olmamızın öğütlendiği ve öğretildiği bir toplumda yaşama hallerine melankolik ve keskin bir bakış getiriyor.

 

Üç sene önce açtığı “Soğuk Yemek” başlıklı sergisiyle büyük ilgi gören ve yeni çalışmaları merakla beklenen Kemal Özen’in ikinci kişisel sergisi 23 Ekim’de Sanatorium’da açılıyor.

 

Özen, yakın zamanda kaybettiğimiz Ahmet Erhan’ın “Zamanı Oy, Sesini Sakla” isimli şiirinden alıntılayarak “İyi Çocuk Ol, Acınla Büyü” adını verdiği sergisinde, bir kez daha kişisel tarihlerimize dokunacak, baktığımızda bizi bize hatırlatacak görüntüler sunuyor. Özen’in işleri, toplumsal kurallarla çevrili hayatlarımızın kıstırılmışlığını, eksik bırakılmış heveslerimizi, gizlemek zorunda kaldığımız arzuları ve sakatlanmış çocukluklarımızı resmediyor.

 

Kemal Özen’e göre bu sergi sosyal yalnızlığın ve çaresizlik hissinin bir nevi sismografik çıktısı: “Toplumlardaki yerleşik düzen bireyi bebekliğinden itibaren cinsiyetine göre ne şekilde giyineceğinden ne şekilde hareket edeceğine, isimlerin cinsiyete göre kategorize edilişinden seçtiği giysinin rengine kadar bir çok yazılı olmayan kurallar dahilinde oluşan bir kalıp içinde yetiştiriyor. ‘İyi çocuk’ olarak her zaman birileri örnek gösteriliyor. ‘O’ örneğe göre hareket edilmemiz isteniyor. Bu kalıbın dışına çıkanları dışlıyor, bizden değilsin gözüyle bakıyor. Bu sergi; kendisini ‘öteki’ hisseden, yaşadığı coğrafyada düşüncelerini paylaşacak birilerini bulamayan, farklı düşünen, farklı görünen insanların toplum baskısına yenik düşmesiyle kendilerini gizlemeye, ‘normal’ davranmaya zorlamasının bireyde yarattığı ruh hallerinin bir tezahürü, imge üzerinden deneyimlenmesi olarak özetlenebilir.”

 

Kemal Özen’in “İyi Çocuk Ol, Acınla Büyü” başlıklı sergisi 23 Ekim-24 Kasım tarihleri arasında Sanatorium’da görülebilir.

 

 

 

dfot

 

Tasarım dünyası, 21-22 Şubat tarihlerinde üçüncüsü düzenlenecek olan alldesign 2014’te bir araya gelecek! 

alldesign 2014 tasarım konferansları için Türkiye’ye gelecek olan konuşmacılar arasında dünyaca ünlü tasarımcı Karim Rashid; dünyanın önde gelen mimarlarından Mario Botta; ilhamını doğadan alan yeni bir mimari akım olan “biomimicry” üzerine çalışan mimar Michael Pawlyn; ünlü grafik tasarımcı, reklamcı ve art direktör Stephan Bundi de yer alıyor. Odağında tasarım olan tüm firmaları aynı çatı altında sektörle ve tasarım meraklılarıyla buluşturan alldesign Yaratıcı Endüstriler Fuarı’na ise kayıtlar devam ediyor Allevents tarafından 21-22 Şubat 2014 tarihlerinde Hilton Kongre ve Sergi Merkezi’nde düzenlenecek olan alldesign Uluslararası Tasarım Konferansları ve  Yaratıcı Endüstriler Fuarı, tasarım dünyasını üçüncü kez bir araya getirecek.

Dünyaca ünlü yabancı ve Türk tasarımcıları İstanbul’da 2 gün sürecek olan tasarım buluşmasında ağırlayacak olan alldesign,  üçüncü yılında da büyük ses getirecek bir organizasyona imza atmaya hazırlanıyor!  Hayatımızın her alanına yön veren tasarımın ele alınacağı alldesign 2014’te kendi dalının uzmanları tasarıma bakış açılarını ve dünyaca ödüllü işlerini izleyicilerle paylaşacak. Geçtiğimiz yıl ünlü mimar Ron Arad, Black Swan’ın Oscar adaylı yönetmeni Darren Aronofsky, Mad Men dizisine ilham olan efsane reklamcı George W, Grammy ödüllü grafik tasarımcı Stefan Sagmeister gibi 42 önemli yabancı ve Türk tasarım dehasını ağırlayan alldesign, üçüncü yılında da tasarıma yön veren çok sayıda sürpriz isime ev sahipliği yapacak. Dünyaca ünlü endüstriyel tasarımcı Karim Rashid, dünyanın önde gelen mimarlarından Mario Botta, doğadan ilham alan, onu taklit eden yeni bir mimari akım olan “biomimicry”  üzerine çalışan ünlü mimar Michael Pawlyn ve ünlü grafik tasarımcı, reklamcı, art direktör Stephan Bundi bu yılın yabancı konuşmacılarından sadece birkaçı.

Hilton Kongre ve Sergi Merkezi’nde  2000 metrekarelik alanda gerçekleşecek olan alldesign 2014, tasarım konferanslarının yanı sıra Yaratıcı Endüstriler Fuarı’na da ev sahipliği yapacak. Tasarımın Türkiye’deki ilk sektörel platformu olan alldesign Yaratıcı Endüstriler Fuarı’nda tasarım dünyasındaki en son yenilikler kullanıcılarına ulaşacak, katılımcılar yeni iş birliktelikleri kuracak. Geçtiğimiz yıl aralarında Derin Design, Bien Seramik, Armaggan, Tuna Ofis, Arzum, Mercedes Benz, Geberit, Arketipo Design, Ron Mobilya, gibi firmaların bulunduğu çok sayıda katılımcı firmayı ağırlayan fuar alanını yaklaşık 6000 kişi gezdi. alldesign 2014’te de ziyaretçilerle fuarda alanında farklı sektörlerden olmak üzere  tasarım odaklı zengin bir ürün yelpazesi ile buluşacak. İç mimari, yapı ve dekorasyon ürünleri, endüstriyel tasarım ürünleri, elektronik ve teknolojik ürünler, aydınlatma ürünleri ve aksesuarları, kumaş, duvar, halı ve diğer yer kaplamaları fuarda yr alacak ürün grupları arasında yer alıyor. Fuarda ayrıca mimari proje ofisleri, dijital tasarımcılar ve STK’lar da ziyaretçilerle buluşacak.

Yolu tasarımdan geçen herkesin ziyaret edeceği alldesign 2014 Yaratıcı Endüstriler Fuarı’nda siz de yerinizi alın!“Aklın gözüyle görmek” mottosuyla yola çıkan alldesign’ın ana amacı,  tasarımın yarattığı farkların, pazarlama, markalaşma, ergonomi gibi birçok alanda kullanımının irdelenmesi, günümüz ve geleceğin tasarımcılarına farklı bir bakış açısı kazandırması. alldesign, iki gün boyunca dünyaca ünlü yabancı ve Türk tasarımcıları farklı sektörlerden üretici ve oyuncularla bir araya getirerek yeni tasarımlara, yeni objelere ve yeni fikirlere ilham vermekle kalmayacak; fuar alanında gerek tasarım şirketlerine, gerekse üreticilere yepyeni iş birliktelikleri sunacak. alldesign satış ve pazarlama direktörü Ali Bilge:  “Üretimin dünya üzerinde hızla yer değiştirdiği günümüz ekonomisinde, farklılaşma ve karlılığın odağına tasarımı koyan markaların son 5-10 sene gibi kısa bir sürede günlük hayatımızda daha fazla yer aldığını görüyoruz. alldesign, önemli konuşmacılar ve bir araya getirdiği yaratıcı endüstriler aracılığıyla, ziyaretçilerine bunu başaranlardan

ilham alma ve yeni bağlantılar kurma imkanı sunuyor. ” diyor.

dfot

 

Gaggenau espresso makineleri ile sonbahara aroma katan kahveler…

 

Gaggenau’nun 200 ve 400 Serisi tam otomatik espresso makineleri, sütlü kahveden cappucinoya, latte macchiatiodan espressoya dilediğiniz kahve çeşidini anında hazırlayabiliyor. Her zaman kahve alınabilmesi ve kaynama sıcaklığının sürekli aynı ayarda kalmasını sağlayan bir ani su ısıtıcısına sahip. Kişiselleştirme fonksiyonu sayesinde sekiz kişisel içecek, seçilen bir

isme atanabiliyor. Bir aroma demleme tekniğine de sahip olan Gaggenau espresso makinelerinde aroma kaybı oluşmaksızın demleme mümkün oluyor. Ayrıca, Gaggenau espresso makineleri, her içecek alındıktan sonra kendi kendini otomatik olarak temizliyor. Lüks mutfak aletleri sektörünün önemli markası Gaggenau’nun, sütlü kahveden cappucinoya, latte macchiatiodan espressoya dilediğiniz kahve çeşidini hazırlayabilen CM 250 ve CM 450 tam otomatik espresso makineleri, evin baristası gibi çalışıyor. Sunduğu lezzetlerle damak zevkine, mükemmel tasarımlarıyla da göz zevkine hitap ediyor.

 

Sağlıklı bir kışa hazırlık için Siemens katı meyve sıkacağı

 

Soğuk kış günlerinde, hastalıklara karşı vücut direncini artıracak vitamin deposu meyve suları Siemens ME200C0TR katı meyve sıkacağı ile hazırlanacak. Siemens’in kullanımı kolay ve güvenli, beyaz ve vişne kırmızı renkleri ile göz alan yeni katı meyve sıkacağı mutfaklardaki yerini almaya hazır. Soğukların kendini göstermesi ile birlikte soğuk algınlıkları, hastalıklar kapıyı çalmadan vitamin deposu meyve suları ile önlem almak isteyenlerin yardımcısı Siemens ME200C0TR katı meyve sıkacağı olacak. Siemens ME200C0TR katı meyve sıkacağı ile hastalıklara karşı vücut direncini artırmak için çeşitli meyve suları ve karışımlar hazırlamak çok kolay. Siemens ME200C0TR katı meyve sıkacağı üstün performans ve kaliteyi mükemmel bir tasarımla birleştiriyor. Yenilikçi Aktif Motor sistemi, bütün parçalar doğru şekilde monte edilmeden cihazın çalışmasını önlediği için, son derece emniyetli ve pratik bir kullanım imkanı sunuyor.

 

GROHE, hayalleri süsleyen Miami Dream South Beach’de retro tarzı ve modern tasarımı banyolarda bir araya getiriyor.

Birçok sinema yıldızı ile ünlünün gözde noktalarından olan, Florida güneşi altında rahatlamak ve yıl boyunca kaçamak yapmak için özel dairelere sahip olduğu Miami Beach,  lüks ve göz kamaştırıcı yaşam biçimleri ve yaşama coşkusu ile eşanlamlı. Atlantik Okyanusu’na bir adımlık mesafede, Art-Deco bölgesinin tam kalbinde, misafirlerini rüyaların koynuna davet eden olağanüstü bir noktada bulunan  Dream South Beach Hotel, Tudor Hotel ve Palmer House adlı iki ikonik otelin birleştirilip özel bir sayfiye evi haline getirilmesi ile ortaya çıkmış bir tesis. Yeni butik otel, eşsiz, rahat bir atmosfer yaratmak için zarif ve lüks dokunuşları bir araya getiriyor. Odaların banyolarında GROHE armatürleri ile tamamlanan modern, ince bir zevki yansıtan tasarım, orijinal bir bütün oluşturuyor.

Alfemo’nun %33 İndirim kampanyası ile bu sonbahar evinize yeniden aşık olacaksınız…

Estetik, fonksiyonel ve yenilikçi mobilya koleksiyonlarıyla her zaman büyük beğeni toplayan Alfemo, tartışmasız kalitesini de geçtiğimiz yıl aldığı Avrupa Kalite Ödülü ile uluslararası platformda belgelemişti. Ürettiği özel tasarım mobilyalara daha çok kişinin ulaşabilmesini hedefleyen Alfemo, sonbaharı çok avantajlı bir kampanya ile karşılıyor. Eylül itibari ile başlayan kampanya ile tüketiciler, Alfemo’nun yaşam alanlarına yepyeni renkler katacak pek çok ürününe net %33 indirimle sahip olabiliyorlar. Koleksiyonlardan Home Decor ürünlerine çok geniş bir yelpazeyi kapsayan kampanya, Maksimum Kart’a özel +6 taksit ve 4 ay taksit erteleme alternatifleri ile çok ekonomik ödeme seçeneklerini tüketiciye sunuyor. “%33 indirimle bu sonbahar evinize yeniden aşık olacaksınız” sloganıyla lansmanı yapılan kampanyada, markanın çok sevilen Retro, Legno, Como gibi bir çok koleksiyonunun, oturma grubu ve köşe takımlarının yanı sıra, 2 yeni oturma grubu ile; yalın üslubu ve fonksiyonel tasarımıyla dikkat çeken yepyeni koleksiyon Riga da indirim kapsamında satışa sunuluyor.

İyi ki Philips Yoğurt Ustası Mutfakta

Evde yapılan her şeyin tadı başka. Elbette yoğurdun da… Philps’in yeni Yoğurt Ustası ve Buharlı Pişiricisi, sunduğu farklı seçenekler ve sağlıklı lezzetlerle mutfağın başköşesine yerleşmeye şimdiden aday. Üstün Philips teknolojisi ile üretilen Philips HD9141 Buharlı Pişirici ve Yoğurt Ustası, en sevdiğiniz süt ürünlerini evde üretmenin avantajını sunuyor. 6 farklı program seçeneği ile en iyi sonuca imza atmanızı sağlayan Philips Yoğurt Ustası ve Buharlı Pişirici, farklı yoğurt çeşitleri, lor peyniri, sütlü tatlılar ve buharla hazırlanmış tarifler için ideal. Philips Buharlı Pişirici ve Yoğurt Ustası ile evde yoğurt, peynir ve sütlü tatlı hazırlarken kul­lanılacak malzemeler daima kontrolünüz altında. Mutfağın yeni yıldızı, zaman ve sıcaklık ayarı önceden yapılmış 6 program ile mükemmel sonuçlar almanız için tasarlandı. Kavanozda aile boyu süzme yoğurt alternatifleri, lor peyniri, sütlü tatlılar ve buharda pişirme opsiyonuyla Philips Buharlı Pişirici ve Yoğurt Ustası, benzersiz bir seçenek.

Siemens’in yeni süpürgeleri teknolojinin vücut bulmuş hali

Siemens Ev Aletleri, iki yeni elektrikli süpürge ile ileri teknolojiyi daha fazla kolaylık ve konfor için hayata kazandırmaya devam ediyor. Güçlü Ar-Ge ekibi ile ileri Alman teknolojisinin en iyi örneklerini veren Siemens Ev Aletleri’nin sunduğu yeni VSZ4GXTRM2 ve VS55A21 elektrik süpürgeleri yenilikçi özellikleri, dayanıklılık  testleri ve estetik tasarımları ile dikkat çekiyor. Siemens Ev Aletleri, ileri Alman teknolojisi ürünü iki yeni elektrik süpürgesini sundu. Yeni Siemens VSZ4GXTRM2 ve VS55A21 elektrikli süpürgeler yüksek verim ve konfor sunan özellikleri ile dikkat çekiyor. Süpürgeler yüksek motor güçleri ve performansları ile yormadan etkili bir temizlik sunuyor.

Bosch Ankastre Gazlı Ocakta yemekler güvenle hazırlanıyor

Bosch PRP626B70E ankastre gazlı ocak, en üst düzey güvenlik standartları, fonksiyonelliği ve Domino ocaklarla bütünleşik montaj sağlayan özel Facette  tasarımıyla mutfakların vazgeçilmezi olmaya aday… “Yaşam için teknoloji” sloganıyla sadece bugünü değil, geleceğimizi de iyileştiren teknolojiler sunan Bosch Ev Aletleri, yeni Bosch PRP626B70E anakstre gazlı ocak ile yemek pişirmeyi kolaylaştırırken, gaz emniyet sistemi sayesinde daha güvenli bir hale getiriyor. Özel cam seramik yüzeyiyle çok daha incebir görünüşe sahip olan ankastre gazlı ocak, yan yüzeylerinde zarif ve sade profiller ve ön yüzeyindeki açılı kesime sahip Facette  tasarım sahip.

Dağ gibi çamaşırlara 9 kiloluk dev gibi kurutma!

Yeni Bosch WTY86810TR HomeProfessional kurutma makinesi, 9 kiloluk dev kurutma kapasitesiyle çamaşırları açık havada kurutmanın büyük sorun olduğu sonbahar mevsiminde hayatı kolaylaştırıyor. Özellikle yağışlı ve nemli havalarda kurumak bilmeyen çamaşırları, çok kısa sürede adeta ütülenmiş gibi kurutuyor. Çamaşırlar, dışarıda kurutmaktan kaynaklanan toz, kir, is, egzoz gazları gibi zararlı etkenlere maruz kalmadığından son derece hijyenik kuruyor. Bir ilk olarak sunulan “Yorgan programı” sayesinde kuruması son derece zor olan yorganlarınızı rahatlıkla kurutuyor. A+ enerji sınıfı ve ActiveAir ısı pompa teknolojisi sayesinde enerji tasarrufu sağlıyor. Tıpatıp aynı görünüme sahip olduğu HomeProfessional çamaşır makinesiyle de harika bir ikili oluşturuyor. “Yaşam için teknoloji” sloganıyla sadece bugünü değil, geleceğimizi de iyileştiren teknolojiler sunan Bosch Ev Aletleri, yeni Bosch WTY86810TR HomeProfessional kurutma makinesi, 9 kiloluk dev kurutma kapasitesi ile göz kamaştırıyor. Özellikle yağışlı ve nemli havalar nedeniyle çamaşır kurutmanın büyük bir dert olduğu sonbahar mevsiminde, 9 kilo kadar dağ gibi çamaşırı tek seferde kurutarak, tüketicilere büyük kolaylık sağlıyor. Balkonlarda, bahçelerde bir türlü kurumak bilmeyen ve üstelik dışarıdan gelen toz, kir, is ve egzoz gazı gibi zararlı etkenlere maruz kalan çamaşırlar, 9 kilo kapasiteli Bosch HomeProfessional kurutma makinesinde bir çırpıda ve hijyenik olarak kuruyor.

KOÇTAŞ SİZİ MODERN KİTAPLIKLARLA EVİNİZİ YENİLEMEYE DAVET EDİYOR

Kitaplarınızı düzenlemek ve onları zamanın etkilerinden korumak için kullanışlı bir kitaplıkta saklamak gerekiyor. Evinizi modern kitaplıklarla döşeyerek, hem yerden kazanabilir hem de istediğiniz zaman kitaplıklarınıza yeni modüller ekleyerek kitaplığınızı büyütebilirsiniz. Koçtaş bu sonbaharda da kitaplık konusunda geniş ürün yelpazesini tüketicinin beğenisine sunuyor. Koçtaş’ta son moda trendlere göre dizayn edilmiş kitaplıklar, göz zevkinize hitap ediyor ve evinize yeni bir düzen getiriyor. Farklı gövde ve kapak seçenekleri bulunan kitaplıklar ek modüller eklenerek büyütülebiliyor.  Farklı gövde ve kapak alternatifleri ile mekanınıza uygun çözümler yaratabileceğiniz kitaplıkların safir meşe, beyaz, sakramento meşe olarak 3 renk alternatifi bulunuyor.

BİEN, PICASSO VE CARPET SERİLERİ İLE SANAT ESERİ TADINDA MEKANLAR YARATIYOR

Yenilikçi ürünleriyle adından sıkça söz ettiren seramik sektörünün öncü firması Bien, yepyeni ve çok özel ürün serileriyle duvardan duvara farklı mekânlar yaratmanın peşine düşüyor. Yatak odasından salona, çocuk odalarından bahçelere kadar pek çok mekânda kullanılabilecek tarzda seramik ürünler geliştiren Bien, bu kez de kilim yerine tercih edilebilecek ‘Carpet Serisi’ni meraklılarının beğenisine sunuyor.  Özellikle sıcak bölgeler ve yerden ısıtmalı evler için ideal olan Carpet Serisi, halı tozlarına alerjisi olup ev dekorasyonunda halı şıklığından vazgeçemeyenler için yepyeni bir seçenek.

SAMET VE DEFNE KOZ & MARCO SUSANI İŞBİRLİĞİYLE DÜNYADA BİR İLK: “ELA” INTERMOB 2013’ÜN GÖZDESİ OLDU

Türkiye’nin lider mobilya aksesuar markası SAMET’in özel menteşe kaplaması ürünü ELA; INTERMOB 2013, 16.Uluslararası Mobilya Yan Sanayii, Aksesuarları Orman Ürünleri ve Ahşap Teknolojisi Fuarı’nın gözdesi oldu. Alman Tasarım Konseyinin İç Mekan İnovasyon Ödülü’nü alan “ELA”yı Tasarımcı Defne Koz ve SAMET Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ufuk Kızıltan birlikte tanıttı.

SERAMİK VİTRİFİYE İLE BULUŞTU

Seramik sektörünün yenilikçi markası Seramiksan, yeni vitrifiye ürünleriyle banyolarda seramik ve vitrifiyeyi buluşturuyor. Seramik üretimindeki teknoloji ve tasarım farkını vitrifiye ürünlerine de yansıtan Seramiksan, yeni ürünleriyle banyolara farklılığı getiriyor. Türk seramik sektörünün öncü markası Seramiksan, seramik karo üretimine vitrifiye ürünlerini ekledi. Seramiksan’ın vitrifiye serisi modern ve şık tasarımı ile dikkat çekiyor. Seramiksan yeni vitrifiye ürünleriyle banyodaki güzelliği tamamladı. 2011 yılında temeli atılan ve geçtiğimiz aylarda üretime başlayan Seramiksan Vitrifiye Fabrikası, üretim teknolojisi, inovatif ürünleri, enerji tasarrufu, çevreye ve çalışanına duyarlılık konularında dünya lideri konumunda. Seramiksan vitrifiye serisi ile kaliteli yaşam için gerekli tüm teknolojiyi şık bir tasarımla birleştiriyor.

Kalebodur, mermerin doğal görünümünü Luxury Marbles ile sunuyor

Geliştirdiği ürün ve teknolojilerle ayrıcalıklı yaşam alanları yaratan Kalebodur, mermerin doğal görünümü ve aristokrat duruşunu, en gerçekçi desenlerle seramik serisi Luxury Marbles ile sunuyor. Türkiye’de adı seramik karo ile özdeşleşen Kalebodur, geliştirdiği ürün ve teknolojilerle farklı yaşam alanları oluşturmaya devam ediyor. Yüzyıllardır seçkin mekânları süsleyen mermerin doğal görünümü, Kalebodur’un özel üretim teknolojisi sayesinde doğadakine eş ve en gerçekçi desenlerle seramik karolarda hayat buluyor.

Milyonlarca Gül Sizin İçin…

Türkiye’nin koku tercihlerini baştan yazan EST 1923, Eau de Cologne, Sıvı Sabun, El ve Vücut Losyonu’ndan oluşan yeni Millions of Roses kişisel bakım serisiyle milyonlarca gülden alınan değerli özleri cildinizle buluşturuyor. Tarih boyunca kadınların koku ve parfüm tercihlerinin başında gelen gül, günümüzde tüm dünyada hâlâ popülerliğini koruyor. EST 1923 Millions of Roses sabun, losyon ve eau de cologne’dan oluşan ürün serisi, temizlikten nemlendirmeye ve koku tercihinize kadar kişisel bakımınızın her adımında kusursuz bir gül terapisiyle sizi tazeleyip ve ferahlatıyor.

ARMATÜR’DE YİNE ARTEMA

Dünyanın en önemli ürün etiketi Türkiye’den ilk defa Artema’ya Eczacıbaşı Yapı Ürünleri Grubu’nun mutfak, banyo armatürleri ve aksesuarları markası Artema dünyada eko-etiketlerin en kapsamlı standardı olan Tip- III Çevresel Ürün Beyanı’nı almaya hak kazanan Türkiye’nin ilk ve tek armatür üreticisi oldu. Türkiye armatür pazarının lideri ve “Ulusal Kalite Başarı Ödülü” alan ilk markası olan Artema, kaliteli ve çevre dostu yatırımlarıyla sektörde ilklere adını yazdırmaya devam ediyor. Artema, Alman Yapı ve Çevre Enstitüsü (IBU) tarafından verilen ve dünyaca kabul edilen en önemli çevre etiketi olan ‘Tip III Çevresel Ürün Beyanı’nı Türkiye’de almayı hakeden ilk ve tek armatür üreticisi olmanın gururunu yaşıyor. ‘Tip III Çevresel Ürün Beyanı’nı da alarak başarılarıyla sektöründe öncü konumunu kimseye bırakmayan Artema’nın; armatür üretiminde, hammaddenin doğadan elde edilmesinden üretim sürecinde oluşan atıkların doğaya dönmesine kadar uzanan yaşam döngüsü boyunca yüzde 100 şeffaf bir çalışma yaptığı ve çevresel performansını nicel verilerle beyan ettiği bir kez daha tescillendi.

İstikbal, eviniz için en moda desenleri tasarladı, seçimi size bıraktı

Mobilya sektörünün öncüsü İstikbal, yeni halı koleksiyonuyla hayalleri özgün tasarımlara döktü, en moda renkleri en trend desenlere işledi.  Koltuk takımları ile uyumlu halılar ile konsept bütünlüğü oluşturan İstikbal halı, aynı zamanda halılarda kullandığı son teknoloji Stres Free özelliği ile de stresin azalmasına yardımcı oluyor. Mobilya sektörünün öncüsü İstikbal, yeni halı koleksiyonuyla en büyük tamamlayıcı ürün olan halıyı moda renkler ve desenlerle evinize getiriyor. Yeni halı koleksiyonuyla hayalleri özgün tasarımlara döken İstikbal, en moda renkleri en trend desenlere işleyerek sunuyor. Koltuk takımları ile uyumlu halılar ile konsept bütünlüğü oluşturan İstikbal halı, aynı zamanda halılarda kullandığı son teknoloji Stres Free özelliği ile de stresin azalmasına yardımcı oluyor.

Profilo’dan Kaçırılmayacak Sonbahar İndirim Fırsatı!

Profilo Kurutma Makineleri Havalar Nasıl Olursa Olsun Çamaşırlarınızı Anında Kupkuru Yapıyor! Okulların açılması ile evlerde artan çamaşır yükü Profilo kurutma makineleri ile hafifliyor.  Profilo Dayanıklı Ev Aletleri’nin yüksek enerji tasarrufu sunan, asma-toplama derdine son veren yenilikçi çamaşır kurutma makineleri cazip indirim kampanyası ile 859 TL’den başlayan fiyatlarla sunuluyor. Bu harika kampanya, özellikle serin sonbahar ve kış günlerinde çamaşırlarını kolay ve sağlıklı bir şekilde kurutmak isteyenlere sesleniyor. Profilo Dayanıklı Ev Aletleri sahip olduğu ileri teknoloji ile hayatı kolaylaştıran yüksek enerji tasarrufuyla bütçeleri sevindiren çamaşır kurutma makinelerini cazip indirimlerle tüketicilere sunuyor.  Özellikle okulların açılması ile eklenen forma, eşofman yükü havaların soğumasıyla artan kurutma sıkıntısı, Profilo’nun indirimli kurutma makineleriyle son buluyor.

Ofis dekorasyonda yeni bir anlayışın temsilcisi: “Pure”

Bürotime, iş hayatını kolaylaştıracak, duru ve yalın bir tasarım konseptinin ilk temsilcisi “Pure” ürün ailesini tanıttı. Yönetim seviyesindeki kullanıcıların gereksinimlerine cevap vermek üzere tasarlanan “Pure”, çarpıcı özellikleri ile yeni bir ofis dekorasyon anlayışı oluşturmak üzere hayata geçirildi. İlk etki önemlidir ve ofis ortamında mobilya, konukların gözünde yaratılacak etki açısından en önemli unsur olarak göze çarpar. İncelikle oluşturulmuş, asimetri ile pekiştirilmiş formu sayesinde, klasik mobilya temasına modernliği entegre eden Pure, yöneticilerin öncelikleri gözetilerek tasarlanmıştır. Bir yöneticinin üstlendiği görevin önemini incelik ve zarafet ile harmanlayarak sunar.

KALİTENİN YENİDEN KEŞFİ, NOLTE’DEN 2014 MODELLERİ…

Alman mutfak ustası Nolte, 2014 tasarımlarını geçtiğimiz günlerde Almanya’nın Hannover kentindeki fabrikasında bulunan büyük fuar alanında tanıttı. Marka, tasarım üstünlüğünü en iyi yansıtan yatak odası modelleri, dolap sistemleri ve en son mutfak koleksiyonu ile ziyaretçileri büyüledi. Nolte’nin sergilediği mutfaklar, sadece markaya özgü özelliklerle dikkat çekti. Bu yılın yeniliği dekoratif cam paneller… Nolte’nin mutfak tasarımlarında bu yıl dekoratif cam paneller öne çıkıyor. 2014 yeniliği olarak tasarımlara eklenen cam paneller; doğa vb. manzara konseptleri ve farklı dekoratif alternatiflerle mutfaklara ayrı bir hava katıyor. Dileyenler, alternatifler arasından zevklerine göre seçim yaparak düşlerindeki mutfağa sahip olabiliyor.

PAŞABAHÇE MAĞAZALARI’NDAN ‘ZEVK-İ SELİM KOLEKSİYONU’

07.10.2013 – Şişecam Topluluğu’nun kültürel mirası koruma ve gelecek kuşaklara aktarma misyonu doğrultusunda Paşabahçe Mağazaları’nın Anadolu’daki tarih ve kültür birikimini cama yansıttığı ‘Tarih-Kültür-Cam Koleksiyonları’na bir yenisini daha eklendi. Paşabahçe Mağazaları’nın bugüne kadar 11 ayrı başlık altında hazırlandığı ‘Tarih-Kültür-Cam Koleksiyonları’nın 12’ncisi el sanatları temalı Zevk-i Selim Koleksiyonu oldu. Anadolu’nun binlerce yıllık tarihinden beslenen geleneksel el sanatlarımızı cama yansıtan Zevk-i Selim Koleksiyonu’nda cam; tezhip, gölge oyunu, hat, sedefkari, telkâri, kalem işi, dokuma, kaftan, taş, mermer, seramik ve çiniyle buluştu.

HİSAR’DA KAMPANYALAR DEVAM EDİYOR

Hisar, tasarımı ve fonksiyonelliği ile dikkatleri üzerine çeken yeni ürünü Lizbon Seramik Tencere Seti’ni alan herkese, 6 parçadan oluşan Mercury Yapışmaz Sahan Seti’ni hediye ediyor. Mutfak ve sofra sanatının yenilikçi markası Hisar, tüketicilerine yepyeni bir fırsat daha sunuyor. Fonksiyonel ve anti bakteriyel özelliği, kırmızı, siyah, gold, silver, bej renkleri ile dikkat çeken Lizbon Seramik Tencere Seti’ni alan herkes,  192 TL değerindeki Mercury Yapışmaz Sahan Seti’ne de ücretsiz sahip oluyor. Sağlıklı yemekler pişmesini sağlayan Lizbon seramik tencere seti tüm Hisar mağazalarında ve satış noktalarında 535 TL fiyatı ile satışa sunuluyor.

Beton dokusu Seranit ile evlerde

Her zevke hitap eden şık tasarımlarıyla göz dolduran Seranit’in rahat, yalın ve şeffaf bir hayat arayışıyla ortaya çıkan yeni karo koleksiyonu, beton ve ahşap gibi doğal malzemelerin verdiği huzur duygusunu evlere yansıtıyor. Beton dokusunun Seranit çizgisiyle yorumlanarak asil bir şıklığa dönüştüğü yeni kategorisi ‘Concrete’in en dikkat çekici serilerinden olan ‘Beton’, mekanlara cüretkar bir görünüm katıyor. Son dönem dekorasyonda sıklıkla tercih edilen çimento ve beton görünümlü modeller Seranit’in yeni koleksiyonunda en doğal hali ile yerini alıyor.

GRANİSER MERCURY İLE EVİNİZDE FARK YARATIN

Seramik ve granit sektörünün önde gelen markalarından Graniser, Mercury serisi ile travertenlerin asaletini seramiğin kalitesi ile buluşturuyor. Güçlü dokusu ile hayranlık uyandıran Mercury serisi, kullanım alanı olarak da çok geniş. Traverten desenli sırlı porselen karolar, özellikle salon, oturma odası ve ıslak zeminlerde rahatlıkla kullanılabiliyor. Doğanın naturel dokularını evlere taşıyan seri, 30×60 cm ölçüleri ve sand, mud, kahve, gri, beyaz, bej, antracite gibi farklı renk seçeneği ile evinde tarz yaratmak isteyenlere yaratıcı çözümler sunuyor.

 

GÜRALLAR LAPİS HAN DÜNYA’NIN EN İYİ “OFİS GELİŞTİRME PROJESİ” OLMA YOLUNDA!

Gayrimenkul sektörünün önemli firmalarından Gürallar Yapı’nın Kartal E-5 üzerinde geliştirdiği Lapis Han, Dünya’nın en prestijli ödüllerinden International PropertyAwards 2013’te Türkiye’nin ve Avrupa’nın “En İyi Ofis Geliştirme Projesi” seçildi. Gürallar Lapis Han, bu ödüllerinin yanında, Aralık ayında yapılacak Dünya’nın en iyileri yarışmasında da Avrupa Kıtası’nı “ofis geliştirme” alanında temsil edecek tek proje!

Tekstil sektörü, fuar desteği ile ihracatta rekora koşuyor.

İhracata 500 milyon dolar katkı yapacak Texbridge açıldı. Üretim kalitesiyle tanınan Türk tekstil sektörünü dünya modasının önemli firmalarıyla buluşturan “Texbridge- İstanbul Kumaş ve Aksesuarları Fuarı” başladı.TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi: “Milano, Londra, New York gibi moda ve tasarım şehirlerinin arasında yakın gelecekte İstanbul’u da göreceğiz.” UTİB Başkanı İbrahim Burkay: “4-4.5 milyar dolarlık kumaş ihracatının 500 milyon dolarını Texbridge Fuarı’nda gerçekleştiriyoruz.” CNR Holding CEO’su Cem Şenel: “200’ün üzerinde firmanın katılımıyla gerçekleşen fuarımıza bu yıl 16 bin ziyaretçi bekliyoruz. ”CNR Holding kuruluşlarından İstanbul Fuarcılık organizasyonuyla Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB) işbirliğinde düzenlenen “TEXBRİDGE Uluslararası Tekstil ve Aksesuarları Fuarı” bugün açıldı. Fuar, 11 Ekim’e kadar açık kalacak. Fuarın açılışına katılan TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, Türkiye’nin konusunda tek fuarı olan Texbridge’in tekstil sektöründeki dayanışmanın örneği olduğunu söyledi. Fuarın ihracatın dinamosu tekstil sektörüne büyük katkı sağlayacağını belirten Büyükekşi, “2014-2015 kış sezonu trendleri ve aksesuarları sergileneceği trend alanları İstanbul’un moda şehri olması hedefine büyük katkı sağlayacak. Yakın gelecekte İstanbul’u Milano, Londra, New York gibi moda ve tasarım şehirlerinin arasında göreceğiz” diye konuştu.

 Milano koleksiyonu İtalyan dokunuşu ile evinize geliyor 

İtalya’nın prestijli seramik markası Edilcuoghi, tasarımın başkenti Milano’dan esinlenerek, çağdaş tasarım eğilimleriyle yorumladığı Milano koleksiyonu ile evinizde yeni İtalyan dokunuşunu yansıtıyor. İtalya’nın seramik üssü Sassuolo bölgesinde üretim yapan Edilcuoghi, dünyanın tarihi ve estetik açıdan öne çıkan sayılı kentlerinin belirgin mimari özelliklerini yansıttığı seramik koleksiyonları ile, kullanıcıların kendilerini özel hissetmelerini sağlıyor. Son derece minimal ve kişiye özel; çağdaş tasarım eğilimlerinin de bir sonucu olan Milano koleksiyonu, yaşam alanlarında yeni İtalyan dokunuşunu mükemmel uyumla yansıtan atmosferler yaratıyor. Çağdaş iç mimariye sahip atmosferler yaratan Edilcuoghi, mekânların yüzeylerini, birbiriyle uyumlu, doğal ve estetik seramikleri ile dekore ediyor. Seramiklerinde buluşturduğu dengeli tonlar ile mükemmel bir uyum yakalayan Edilcuoghi, modern şehirli bir çizgiyi yansıtan Milano koleksiyonuyla mekanlara zarif bir hava katıyor.

Vanucci’den banyolara yalın çizgiler

Sıradışı tasarım anlayışıyla banyo ve mutfaklara benzersiz bir yorum katan Vanucci, ‘Modern’ serisi yeni banyo koleksiyonu ‘Mimoza’ ile yalın şıklığı banyolarla buluşturuyor. Göz alıcı tasarımlarıyla her zaman beğeni toplayan Vanucci, her zevke hitap eden yepyeni banyo mobilyaları serileriyle kalite ve estetiği banyolara taşıyor. Sahip olduğu yalın çizgilerle sadeliğin zerafetini yansıtan Vanucci ‘Modern’ serisinin kusursuz tasarımı ‘Mimoza’, banyoları baştan yaratıyor.

dfot

 

Tepe Home’un  2013-2014 Sonbahar-Kış ve Yılbaşı Koleksiyonu Masalsı güzelliği ile dekorasyon severlerle buluşuyor.

 

Ev Dekorasyonu ve Mobilya sektörünün zincir mağazacılık alanında lider konumdaki markası Tepe Home,   2013 – 2014  Sonbahar-Kış ve Yılbaşı ürünlerini Cevahir Alışveriş Merkezindeki mağazasında basın mensuplarına  tanıttı.

 

Sonbaharın esintisiyle birlikte gelen soğuk havalarda içinizi ısıtacak yüzlerce ürün Tepe Home mağazalarında sizleri bekliyor.

 

Tepe Home’un 2013 – 2014 Sonbahır-Kış ve Yılbaşı Koleksiyonu 3 ana temadan oluşuyor.

 

BİR KIŞ MASALI    : Geçmişin asaletini kaliteyle harmanlayarak sunan, konforlu hayatı seçenlere özel hazırlanmış bu koleksiyonda; Tarihin hazinelerini anımsatan, günümüz zamanının izlerini taşıyan parlak yüzeyler, süslü işlemeler, özenle yapılmış el işi danteller  göz dolduruyor. Bordo, vişne, romantik pembe, bej, kürk, kadife, eskitme, ahşap, kapitone, brokad ve antik gold’lardan  oluşan koleksiyon, yılbaşı ürünleri ile birlikte bu kışı bir masal gibi geçirmenizi sağlayacak.

 

KLASİK ŞÖLEN       : Frapan, gösterişli konseptleri birleştiren, dekoratif ögeleri yoğun ve zamansız bir şekilde kullanan, sıradışı çizgilere sahip, koleksiyonerlere özel hazırlanmış bu koleksiyonda; Doğa ve sanat, dekoratif ve gösterişli bir şekilde kullanılıyor.  Kış bahçeleri, hayvan desenleri, toprak tonları, zümrüt yeşili, çimen yeşili, petrol mavi, kobalt mavi, mor, taba, süet ve patchwork’lerden oluşan koleksiyon, yılbaşı ürünleri ile birlikte evinize şölen havası getiriyor.

 

SADELİĞİN ASALETİ:  Hayatın tüm anlarını dolu dolu yaşayan, seyahati seven, özgür düşünen ve bir o kadar da eğlenceli hale getirenler için tasarlanan bu koleksiyonda; maskülen çizgiler ve kumaşlar, ekoseler, deri, metalik gri, gold, bronz, lacivert, gök mavi, sportif ve dünya haritası desenleri kullanılıyor.

dfot

 

 Eco design; ekolojik dengenin hassasiyetleri göz önünde tutularak ( nedir bu dengeler; azalan kaynaklar, kirlenen doğa; sosyal ve toplumsal adaletsizlikler vs) tasarımda geri dönüşümün yüceltildiği, günümüzde gittikçe yaygınlaşan bir dünya görüşü aslına bakacak olursanız. Atık malzemeler kullanılarak ortaya çıkarılan veya ilk yapılış amacı dışında kullanılan tasarım objelerinin tüm dünya genelindeki en yaygın adı.

 

Doğaya saygı bilinç ve kültürünün yaygınlaşması, tüketim toplumlarının yalnızlaştırdığı insan profilinin gerçek değerlere odaklanma arayışı  gibi uygar insan ihtiyaçlarından ortaya çıkmış bir kavram.

 

Kıymet bilmek, değer vermek, yaratıcılık kavramlarının sınırsız kombinasyonları ile şekil bulabiliyor marifetli ellerde. “Birinin çöpü bir diğerinin hazinesine “dönüşüyor ve akıl almaz sonuçlar ve de eşsiz tasarımlar ortaya çıkabiliyor.

 

Her şeyin hızlı tüketildiği, bireysel yaratıcılığın  genel pazarlama çarkının içerisinde yok edilip insanların kitleler halinde yönlenmeye itildiği çağımızda insanın kendisinden gelen kuşaklara taşıyacağı en müthiş hazinelerden biri olacak bizce de eco- design. Mimariden, endüstriel tasarıma bir çok farklı doktirinle etkileşimde olan design kavramı bizce önümüzdeki yüzyılların en büyük gündem maddelerinden birini oluşturacak hiç şüphesiz.

 

Günümüzde, ülkemiz dahil daha birçok ülke ana okullarından başlayarak genç kuşağa aşılanan gerçek anlamda bir sosyal sorumluluk projesi aslında .

 

Biz de Kasım sayımızda dünyanın dört bir yanından birbirinden güzel eco design  örneklerini sizler için derledik. Her türlü materyalin eco design  eserlere malzeme olabildiğini göreceksiniz bu dosyamızda. Belki de kim bilir, hepimiz için ilham kaynağı olabileceğini düşündüğümüz bu tasarımlar sayesinde her birimiz eco design tasarımcısı olmak için aradığımız gücü bulur ve denemelere başlarız…

dfot

 

Bir Masalın İçinde Yaşamak

Hotel Lupaia’yı Marina Sapagnolo ve kızı Giulia Mariotti tasarlamıştır. Marina eski eşi ile 80’lerde çok ünlü bir deri markası olan “Charro”yu yaratmış, çok fazla seyahat etmiş ve Lupaia’ya stil karakterini veren sanatsal yönlerini fazlasıyla geliştirmiş.

Guiliasanat eğitiminden sonra resim ve iç mimari alanda uzmanlık yapmak istemiş. Lupaia’da odaların belli renkleri ve buna uygun isimleri var. “La Suite Blu” mavi gökyüzüne uzanan bir kuleyi anımsattığından bu ismi almış.

Otelin yüzme havuzu, dağda bisiklet gezisi imkanı, doğa keşif yürüyüşleri, ve yine bölgeye özgü en çok tanınan, ünlü İtalyan şarap üreticileriyle tadım gezileri yapılıyor. 4 öğünden oluşan fix mönüleri var. Taze, yerel ve geleneksel toksan lezzetlerini tatmak mümkün.

dfot

 

Hale Soygazi ve Murat Belge çiftinin Gümüşsuyu’ndaki evlerindeyiz Kasım sayımızda. Her köşesinden; kültürel bir zenginliğin, göze sokmaya çalışılmayan bir estetik yaklaşımın , geçmişe duyulan saygının, sanatsal farkındalığın taştığı sakin bir apartman dairesi burası.

 

Çift, yaklaşık 13 yıldır  evli ve bu evde yaşıyor. Daha önce yakın bir arkadaşlarına ait bu daire onlar çıktıklarında ise bu eve taşınma konusunda hiç  bir tereddüt yaşamamışlar. Ev sahibemiz Hale hanım özellikle taşınma kararlarında şehrin merkezinde olmalarına rağmen evin kendisine ait bir bahçe ve balkonunun olmasının çok etkili olduğunu belirtiyor.

 

Daire bir giriş dubleksi; yaklaşık 230m2  genişliğinde. Üst katta küçük bir çalışma odası, misafir tuvaleti ve salon, alt katta ise Murat Belge’nin çalışma odası, 3 yatak odası ve bir banyo bulunmakta. Evin girdiğiniz katında bulunan ferah ve oldukça geniş  salonunda bizi; raflar dolusu Cd ve kitap, birbirinden özel tablolar ve aile yadigarı mobilyaların yanı sıra adeta camdan içeri giren eşsiz bir Boğaz manzarası  karşılıyor.

 

Tahmin edilebileceği gibi kitaplar evin her alanında genelde başrollerde; Murat Bey’in Bilgi üniversitesindeki odasının da bir bu kadar dolu olduğu kulağımıza kadar geldi laf aramızda. Salonunun duvarlarında dışarıdan daha az tahmin edilebilir bir koleksiyon sergileniyor; birbirinden değerlli genelde aile yadigarı olan tablolar. Namık İsmail’den; Ailye Berger’e; Fikret Mualla’dan; Abidin Dino’ya; Nejat Devrim’den Fahrünnisa Zeyd’e, Sabri Berkel’den, Arzu Başaran’a birçok önemli sanatçıya ait eserler mevcut bu koleksiyonda. Belge’nin çok değerli Picasso litografileri bu değerli koleksiyonun en önemli parçalarından.

 

Dekorasyon seçimlerinde genel olarak Hale hanımın zevki ön planda olmuş. Ev tasarlanırken, aile yadigarı mobilyalara; Mudo Concept; Beymen Home dan alınmış yemek ve oturma takımları ile  çeşitli aksesuarlar ve Horhor’dan  alınmış eski parçalar birarada kullanılmış ve sıcak, huzurlu ve ruhu olan bir yaşam alanı ortaya çıkmış.

 

Seyahatlerden edinilen aksesuarlar, hatırası olan objeler, özenle seçilmiş halılar, evin geneline hakim ahşap tonları rafine bir zevkle bir araya getirilmiş ve ortaya güzel bir şehir evi çıkmış.

 

Bu evde, rahat koltuklardan tutun da, yemek odasındaki konforlu ortama, bol bol yemek pişirildiği ve konuklara servis edildiğinin hemen anlaşıldığı sıcak ve samimi mutfağa  kadar her alan, içinde yaşayanların ve elbette dışarıdan ziyarete gelenlerin konforu ve huzuru için düzenlenmiş. Belge çiftine bir ömür buyu mutluluklar diliyoruz sıcak yuvalarında..