Mimarhane | O Bir “Disoñador” : Eugeni Quitllet

Mimarhane | O Bir “Disoñador” : Eugeni Quitllet

Maison&Objet Paris’te “Yılın Tasarımcısı” seçilen Eugeni Quitllet Ibiza doğumlu bir tasarımcı. Renkli, esprili kişiliğini ve paylaşımcı yönünü tasarımlarına hoş bir şekilde aktaran Eugeni Quitllet kendisini İspanyolca tasarımcı ve hayalperest sözcüklerinin birleşimi olan “Disoñador” ile tanımlıyor. Her fırsatta çok özgür bir ortamda büyüdüğünü belirten Eugeni Quitllet ile keyifli bir röportaj yaptık.

 

 

YAZI: AKGÜN AKDİL

 

 

1972 Ibiza doğumlu olan Katalan tasarımcı eğitimini Barcelona La Llotja Sanat Okulu’nda tamamlamış. Özellikle doluluk ve boşluk kavramlarında uzman olan Eugeni Quitllet  malzemenin içindeki şık siluetleri ortaya çıkarıyor. Kartell, Lexon, Aëdle, Christofle, Alias, Vondom, Pomd’or, Dedon, Habitat, Ipi gibi pek çok marka ile çalışan Eugeni Quitllet’nin hikayesini gelin kendisinden dinleyelim.

 

*Tasarımcı olmaya nasıl karar verdiniz?

Aslında planlamadım. Doğal olarak kendiliğinden gelişti. Çünkü tasarımı her zaman çocuk oyunu gibi gördüm. Çok gençtim ve oyunlarımı her gün takip etmedim. Tasarımcı olmaya karar vermemiştim. Doğal bir şekilde profesyonelliğe dönüştü. Ama benim içimde hep vardı.

 

*MAISON&OBJET’de “Yılın Tasarımcısı” seçildiniz. Bu ödül sizin için ne ifade ediyor?

Hem benim için ve hem de sanırım herkes için önemli bir ödül. Öncelikle başvuru yoluyla düzenlenen bir ödül sistemi değil. Bu yüzden yaratıcılık ve yenilikçiliği bir arada sunan kişilere veriliyor. Sanırım yaptığım tüm işlerde bir duygu var. Ve bu duygu insanlara ulaşıyor ve dünyaya birşeyler veriyor. Bu nedenle beni seçtiklerini düşünüyorum. Maison&Objet vesilesiyle tanınmak benim için çok önemli. Ayrıca dünya çapında da çok önemli bir referans. Çünkü bu işte ödül veren tek yaratıcılık ve tasarım fuarı. Bir şekilde bununla ilişkilendirilebilen işler yapıyorsunuz. Son beş yılda yaptıklarımla başarılı olmak ve ayrıca bana başka şeyleri hayal etme fırsatı vermesi ve yeni üretimlerde keşfetmek için başka yollar açmasını bilmek beni çok rahatlatıyor.

*Size göre iyi bir tasarım nasıl olmalı?

İyi tasarım için bilmemiz gereken pek çok parametre var. Bana göre tasarım bir şekilde endüstriyle bağlantılı olmalı. Çünkü bu yüzyılın sanatı tasarım ve endüstri yoluyla ürünler yapıp insanlarla paylaşmak. Sonuçta iyi ürün, iyi tasarım aynı zamanda üretimle de çok uyumlu olmalı. Bugün tüm bu parametreler gerekli ve zorunlu, birden fazla parametrenin iyi olması gerekiyor. Bu sadece teknik bir çözüm, üretim için ve sadece bir iş yapmak için yeterli değil. Ama bizim başka bir şey daha vermemiz gerekiyor ki bu da duygudur. Çok güçlü bir duygu. Sizi düşündüren, zihninizde yeni ufuklar açan ve “Vov” diyeceğiniz bir şey. Hayat sadece televizyonda gördüğümüz şeylerden ibaret değil. Sihirli ve hayal gücünüzü açan pek çok şey var hayatta ve bazı şeyleri daha güzel yapan.

 

*Vondom için tasarladığınız Bum Bum kanepe Bluetooth ile donatılmış.     Okyanusun sesini fısıldayan deniz kabukları gibi … Hayalperest, eğlenceli ve teknoloji seven kişiliğinizi tam olarak bu tasarıma yansıtmışsınız. Bu tip tasarımlar yapmayı sürdürecek misiniz?

Ibiza’da çok özgür bir ortamda büyüdüm. Vondom iş ve departmanları konusunda çok özgür bir şirket, aynı zamanda da eğlenceli. Sadece statik bir mobilya olmayan bir ürün tasarlamak istedim ve bu tasarımın daha çok bir enstrüman olmasını düşledim. Müzikal bir enstrüman. Teknoloji aynı zamanda bir araç. Ama bizi ateşlendiren bir araç değil, bizim daha özgür ve eğlenceli olmamızı sağlayan bir araç. Bu tasarımın üreticinin ve sesin teknolojisini değiştirmesini istedim. İnsanlarla bağlantı kurup onların hem iç ve hem dış mekanda bu kanepenin tadını çıkarmaları en büyük dileğimdi. Müzik çalan, evde ve bahçede kullanılabilen bir mobilya müzik enstrümanı haline gelir. Oyun oynayacağımız bir şeylerimiz var. O halde onlarla eğlenceli dakikalar geçirmemiz lazım. Bu tasarım yaşamın yeni yollarını keşfetmemizi ifade ediyor aslında. Yaşamın tadını çıkarmanın yeni yolları…  Vondom için yaptığım Bum Bum koleksiyonun anlamı budur.

*Philippe Starck ile 10 yıl çalıştınız. Bu işbirliği size neler kazandırdı?

Çok uzun zaman önceydi. Sanırım tüm işbirlikleri paylaşım için önemli hale geliyor. Bildiğim her şeyi her zaman paylaşmaktan yanayım. Bu işbirliğinde her iki tarafın paylaşımı konusunda çok şey öğrendim. Bu her işbirliği için çok önemli ve benim için bir zenginlik. Çok güzel bir anıydı.

 

*Yaratıcılığınızı beslemek neler yapıyorsunuz?

Küçüklüğümden beri çevremi çok dikkatli bir şekilde izlerim. Dünyaya filtresiz bir şekilde bakmayı seviyorum. Duvarların olmadığı, çok özgür bir ortamda büyüdüm ve yaratıcı olmak, herkese güzel şeyler vermek benim için önemliydi. Tüm bunları özgür olmasından dolayı seviyorum. Ve diğer bir şey, benim yaptığım şeylerle mutlu olan insanları görmek beni çok memnun ediyor ve beni daha fazla şeyler yapmak için motive ediyor. Çünkü sonuçta kendim için bir şey yapmıyorum. Diğer tarafta yaptığım tasarımla içinde mutluluk kıpırtıları hisseden insanlar var mı? Böyle duygular hisseden insanlar varsa benim tasarım yapmama devam etmemi istiyorlar diye düşünüyorum. Bence bu en güzel ilham kaynağı. Beni arayıp “Sizin tasarladığınız sandalye ile çok mutluyum” derseniz yarın yeni bir tasarım daha yapıp sizi arayabilirim. Tasarımımın işe yaradığını bilmek beni her zaman çok mutlu ediyor. Benim bu tasarıma ihtiyacım yok. Onu  paylaşmak ve herkes için tasarım yapmak istiyorum. Bu oyun oynamak gibi bir şey. Kimse köpek gibi tek başına oynayamaz. Oyun oynamak için başkalarına ihtiyacımız var.

 

*Sanatçı bir ailede büyümüşsünüz.

Evet babam sanatçı, tüm ebeveynlerim ve arkadaşlarım sanatçı, mimar, fotoğrafçı, müzisyen, yazar, ressam ve hepsi etrafımdalar. Her zaman yaşamın sıkı çalışma ve özgürlük vizyonunu birleştirir ve ikisini birlikte harmanlarım. İşte tasarımı yapan budur. Çünkü tasarım için çok özgür olmanız ve çok rahat parametrelerde kalmanız gerekir. Bu yüzden kendimi İspanyolca tasarımcı ve hayalperest sözcüklerinin birleşimi olan “Disoñador” ile tanımlıyorum. “Disoñador” bir hayalperest ama endüstriyel bir hayalperest. Çok keskin parametrelerde hayallerini gerçekleştiren ve onu herkesle paylaşan bir hayalperest.

 

*Tasarımlarınızda eğlenceyi ön plana çıkaran bir çalışma izliyorsunuz. Bu hissi vermeyi nasıl başarıyorsunuz?

Benim için tasarım, çok keskin ve sentetik malzemelerden yapılmış bir şey. Bu tarz üretimlerin çok güçlü bir duyguya ve yaşamın canlılığına ihtiyacı var. Başka yolunuz yok. Nasıl oluyor bilmiyorum ama sanırım objeye pozitif enerji yükleyen iyi bir stratejim var. Ve bu onu bir şekilde bir canlı gibi hissettiriyor. Bu sadece bir tasarım, bir hacim değil ama aynı zamanda bir hikaye. Her tasarımın küçük bir hileye, küçük bir sihirli dokunuşa, küçük bir isme ihtiyacı vardır. Ahşap bir sandalye ama plastik yapraklarla dekore edilmiş. Çerçeveleme konusunda bu fikirle çok oynadım. Kartell için tasarladığım “Light Air” lambada bunu görebilirsiniz. Çerçevenin içerisinde bir lamba. Çerçeve sadece lambayı tutmanızı sağlayan bir fonksiyon. Bizim için objeler hiç önemli değil aslında. Objenin en önemli kısmı ruhu. Burada objenin ruhu boşlukta bir lamba. Bu lamba hakkında ne hatırlıyoruz? Silüeti, formu bizi ilgilendirmiyor. Ama bir hikayesi var. Aynı şey Christofle için yaptığım çatal-bıçak takımı için de geçerli. Christofle tarihi çok eskiye dayanan, el sanatçılarının çalıştığı, çok keskin bir zanaatkarlığın olduğu bir marka. Tasarımcı olarak tüm bu hikayeyi bir obje üzerine koymanız gerekiyor, peki bu endüstriyel bir lamba gibi mi olacak? Tüm tarihi geçmişi ve markanın diğer tüm bileşenlerini tek bir parçaya koyabilirsiniz. Christofle için tasarladığım bu koleksiyonun adı “L’âme ». Fransızcada “L’âme » « ruh » anlamına geliyor. Bu bir « ruh » , çünkü bu takımın her bir parçası yenilik ve 200 yıllık hikayeyi, mükemmel el işçiliğini, zanaatkarlığın tarihi enerjisini taşıyor. Objeye insanı yönünü vermek zorundasınız. Daha fazla insana ulaşmak istiyorsanız bunu endüstriyel boyutunda da yapmanız gerekir. Benim gibi 3.000 Euro’luk bir bıçak takımı yapmak istemeyebilirsiniz. Ama aynı duyarlılık, aynı enerji ve daha iyi bir kaliteyle 45 Euro’luk bir bıçak yapıp herkesle paylaşabilirsiniz.

*Fotoğrafta oyuncak bir yunus balığıyla poz vermişsiniz. Sizin için yunusun özel bir anlamı var mı?

Bu fotoğrafı seviyorum çünkü sentetik ve plastik malzemelerin karışımını görebiliyorsunuz. Hava ile doldurulmuş boşluk ve doğanın bir karışımı olmasından dolayı çok seviyorum. Bana göre oldukça mükemmel bir ürün, çünkü doğanın keyfini ve yunusun özgürlüğünü yansıtıyor. Plastik çağında insanoğlunun gerçekleştirdiği teknolojilerin tümü bir arada. Bu da onu mükemmel bir obje yapmakta. Benim kişiliğimi de çok güzel bir şekilde yansıtıyor ! (Gülüyor)

 

*Tasarım dünyasında bir düşünce lideri olarak, tasarımın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tasarımın pek çok geleceği var. Bana göre her gün geleceğin tasarımı. Dün ne yaptığımı düşünmüyorum, yarın ne yapacağımı düşünüyorum. Dün bitti, şimdi bir sonraki adım için hayal kurabilirim ve keşfetmek için pek çok teknoloji var. Her zaman üreticilerin amaçlarını keşfederim. Üç boyutlu baskı benim için çok önemli. Biz hala üreticinin doğru zemini ve doğru fiyatı belirlemesi için uğraşıyoruz. Böylece herkes tasarımı doğru bir şekilde kullanabilir, bu bizim için önemli. Ayrıca tasarımlarda pek çok farklı his var. Benim de her zaman farklı yollarım oluyor. Telefon, otomobil, mimarlık, yaşam tarzı, vb. Bunun gibi pek çok başlık tasarıma başvurabilir ve daha iyi hale gelebilir. Tasarım çok genç bir zamanda.