Motto Tasarım | Yener Torun @cimkedi

Motto Tasarım / Yener Torun @cimkedi

Yener Torun nam-ı diğer cimkedi, İstanbul Üniversitesi Mimarlık Fakültesi mezunu. 14 yıldır İstanbul’da yaşıyor. Ancak bir çok İstanbul’ludan daha iyi bildiği bir şey var; İstanbul’un hiç bilinmeyen minimal yüzü! Otantik İstanbul’umuzun bu yüzünü ortaya çıkartan Torun’un günden güne artan takipçilerinin akıllarında hep aynı soru var ‘’Bu kareler İstanbul’da mı çekilmiş yani?’’. Şimdilerin en popüleri; Galata, Karaköy değil, Maltepe, Pendik, Ümraniye, Zeytinburnu semtlerinden çıkıyor bu kareler. Bakmayı bilene İstanbul binaları çok daha farklı, renkli ve karakterli gözükebiliyor sanırım. Yener Torun bu fotoğraflarıyla başta İngiliz gazetesi The Guardian olmak üzere, birçok yabancı blog’a haber oldu. Bu kareler yurt dışında “İstanbul’un farklı yüzü” olarak birçok önemli mecrada yayınlanmaya ve keşfedilmeye devam ediyor.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

32 yaşındayım, mimarım. 14 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Yaklaşık 2 buçuk yıldır fotoğraf çekiyorum ve Instagram’da paylaşıyorum. Bu kareleri İnstagram’da paylaşma fikri nasıl çıktı? Açıkçası fotoğraf merakım Instagram ile başladı. Instagram’ın paylaşım kolaylığı ve takipçilerin hızlı ve olumlu tepkileri beni daha da cesaretlendirdi. Zamanla kendime özgü olduğunu düşündüğüm bir tarz da oluşturdum sanırım ve neticesinde bugünlere geldik.

Sizi en çok şaşırtan semt hangisi oldu?

Beni gezdiğim hemen hemen her semt şaşırttı ama sanırım en çok şaşırtan ilçe Sultanbeyli oldu. Sultanbeyli’de beklediğimden çok daha fazla fotoğraf mekanı buldum ve hatta birkaç tanesinde henüz çekim yapamadım bile. Başıma öyle inanılmayacak olaylar gelmedi ama pek çok semtte gazeteci olduğumu zannedip, semtlerinde şikayetçi oldukları şeylerin fotoğrafını çekmemi istiyorlar. Ayrıca pek çok kişi bu binaların nesini fotoğrafladığıma da anlam getiremeyip bir takım sorular soruyor. Tedirgin olduğunu fark ettiğim kişilere Instagram hesabımı gösteriyorum, böylece duruma biraz da olsa açıklık getirebiliyorum sanırım. Tabii ki bunlar fotoğraf makinesi kullanmaya başladığımdan beri başıma gelen şeyler. Telefonumla çektiğim zamanlarda pek ilgilenen olmuyordu açıkçası.:)

Fotoğraf çekilen yerin konumunu paylaşmayı özellikle tercih etmiyorsunuz sanırım. Özel bir nedeni var mı ve ilerleyen zamanlarda paylaşmayı düşünüyor musunuz?

Evet özellikle paylaşmıyorum. Bunun birkaç farklı sebebi var. Yaptığım çalışmanın en uzun süren kısmını bu mekanların bulunması teşkil ediyor. Daha önce hiç gitme gereği dahi duymadığım semtlere gidip saatlerce sokaklarda geziyorum, hatta bazı mekanlara birden fazla kez gittiğim de oluyor. Bu benim şehri tanımak ve anlamak için yaptığım bir yolculuk ve ben tamamen kendi gözümden şehrin farklı yönlerini keşfedip yine kendi bakış açımla yorumluyorum. Herkesin kendi yolculuğunu kendisi yapıp kendi bakışı açısıyla kendi keşfini yapmasının daha doğru olduğunu düşünüyorum. Hatta fotoğrafçılık özelinde konuşacak olursak, böylesinin ortaya çıkacak çalışmaların çeşitliliğini ve özgünlüğünü de artıracağına inanıyorum. Özellikle mimarlık öğrencileri veya yurtdışından gelen turistlere mümkün olduğunca tarif etmeye çalışıyorum. Ama fotoğrafçılarla özellikle paylaşmıyorum, zira gerçekten bu tip mekanlara ihtiyaç duyanların arayıp bulabileceğini düşünüyorum. Böyle söyleyince fazla bencilce algılanabileceğinin farkındayım ama konum bilgisini paylaşmıyorken bile fotoğraflarım başka kullanıcılar tarafından bire bire yakın bir şekilde taklit edildiğine şahit oluyorum. Sonuçta konum bilgisi Instagram’ın paylaşıp paylaşmamayı kullanıcıya bıraktığı bir seçenek ve ben kullanmamayı seçiyorum diyerek de işin içinden çıkabilirim. Zaten özellikle ciddi mecralarda çıkan birçok söyleşimde binaların bulunduğu ilçeler de yazıyor fotoğrafların altında. Söylediğim gibi gerçekten bulmak isteyene benim açık adres vermeme gerek yok. Biraz zaman ayırıp sokakları gezmek yeterli.

Fotoğraflarınıza baktığımızda yalnızca mimari manzaralar değil insanların da ciddi rolü var. Hiç spontane yakalanacak cinsten değil gibi, hepsinin kendi içinde ayrı bir uyumu var. Nasıl yakalıyorsunuz bu kareleri?

İnsan öğesi benim için çok önemli. Fotoğrafa hem yaşam hem de fark katıyor insan öğesi. Anlattığım hikayenin en can alıcı faktörü insanlar diyebilirim. Renk uyumunun birebir olduğu fotoğrafların pek çoğu mizansen elbette. Mekanları bulduktan sonra kafamda oluşturduğum kompozisyonu fotoğraflamak için bir arkadaşım uygun kıyafetlerle o mekana götürüyorum. Kimi zaman istediğime uygun bir kare yakalayana kadar beklediğim de oluyor. Örneğin geçen hafta bir fabrikanın önünde birkaç farklı kare çekebilmek için 3 saat kadar bekledim. Ama başta da söylediğim gibi uyumun ve kompozisyonun mükemmele yakın olduğu fotoğraflar çoğunlukla önceden kurgulanmış mizansenler elbette. Peki,siz olsanız İstanbul için nasıl binalar tasarlamak isterdiniz? İstanbul’un öncelikle yaşanılabilir mekanlara ihtiyacı var. Bu da doğru, ilkeli bir şehircilik anlayışıyla mümkün olabilecek bir şey. Son bir yıl içerisinde şehrin hemen hemen her köşesine gittim ve maalesef şahit olduğum manzara pek iç açıcı değil. Yeni binalardan oluşan sayısız yeni mahalle yaratılmış durumda ama bu mahallelerde en ufak bir yaşam belirtisi yok. Pek çok sosyal konut projesi içinde bulundukları çevreden izole kamplara benziyorlar ve bu kampların sınırlarının dışına çıktığınız anda yaşam sona eriyor. Üzülerek söylemeliyim ki İstanbul’un büyümekte olan uç bölgelerinde bir şehir hissinden eser yok. Ayrıca şehrin her bölgesinde hala ciddi biçimde nefes alma noktası eksikliği de var.

Dünyada en çok keşfetmeyi veya sokaklarında kaybolmayı arzu ettiğiniz bir yer var mı?

Çok yer var aslında. Ama onlar keşfetmeden önce ziyaret ettiğim ama şimdiki bakış açımla gezmediğim Londra, Amsterdam, Barcelona gibi şehirleri yeni bir gözle tekrar keşfetmeyi isterim. Düzenli olarak fotoğraf çekmeye ve Instagram’da paylaşmaya da aslında Viyana ve Prag’a yaptığım bir gezide başlamıştım. Bu şehirleri de yeniden ziyaret edip daha önce göremediğim yönlerini fotoğraflamayı da isterim. Bunların dışında Madrid, Kopenhag, Milano gibi daha önce hiç gitmediğim şehirler de var listedeki üst sıralarda.

 

Sizin ‘en favori’ kareniz hangisi ?

En sevdiğim fotoğrafın ismi “Double or Nothing”. Doğru zamanda doğru yerde doğru şeyi yapmanın tanımını yapıyor bana göre bu fotoğraf. Eğer bu fotoğrafı 10 dakika önce veya sonra çekmiş olsaydım gölgeler değişeceği için asla şu haliyle verdiği etkiyi veremeyecekti. Maalesef bu fotoğrafı telefonumla çektiğim için yüksek çözünürlüklü halde mevcut değil ama ilk fırsatta bir öncekine yakın saatlerde gidip aynısını fotoğraf makinemle de çekmeye çalışacağım esinlikle. Diğer favorilerim “Goodbye Lovers And Friends” “Summer Tones” “Alternate Route” “Street Hoop”

The Guardian size nasıl ulaştı?

The Guardian’daki haberden çok kısa bir süre önce It’s Nice That, CityLab, Dezeen gibi bazı kültür-sanat ve tasarım blog’larında fotoğraflarım ve söyleşim yayınlanmıştı. Zannedersem özellikle Dezeen’deki röportajdan sonra dikkatlerini çekmiş olmalıyım ki Instagram profilimdeki adrese e-mail attılar.

Son olarak motto’nuz?

Aslında bir süredir Instagram profilimde de kullanmak üzere İngilizce bir slogan üzerinde düşünüyordum. Şimdilik en beğendiğim “Consistency is the trick” oldu.

Röportaj : Meral Uyanık