Motto Tasarım | Aslı Atamer | Karaköy Junk

dfoit_subat

 

KARAKÖY  JUNK’ın yaratıcısı:

Aslı Atamer

Vintage modası yeniden hayatımızda! Günümüzde hemen hemen her yerde karşımıza çıkıyor. Oturduğumuz kafeler, kıyafetlerimiz, aksesuarlarımız, dinlediğimiz şarkılar… Adeta Vintage rüzgarına kapılmış gidiyoruz. Peki, nasıl ve nerden girdi hayatımıza diye sorarsanız; Vintage, aslında ismini şarap üretiminden alan Vintage (bağ bozumu), şarap gibi eskimeyen moda akımlarını anlatmak için kullanılıyor. Bu modada yüzyılın ilk yarısına kadar gitmek mümkün. 1920-30’lara kadar geri gidebilen Vintage tavrı 50’li, 60’lı, 70’li yılların tarzını alt temalar olarak günümüze taşıyor. Antika ile Vintage arasındaki farka ise yüz yıldan önceye ya da sonraya ait olmasına göre karar veriliyor. Vintage elbette eski, ama o kadar da eski değil. Aslında  modernin eskisine ‘’Vintage’’ diyoruz. Giyimde başlayan bu akım çok kısa bir süre içinde modern dekorasyondan, minimalist mobilyalardan sıkılan, veya sadeliği klas bir görüntüyle birleştirebileceğini fark eden şehirli insanı da etkisi altına almış durumda. Mobilya da Vintage esintileri, Fransız, İngiliz, İtalyan tarzlarının harmanlanmasıyla oluşan eklektik stillerle de evimize giriyor. Motto Tasarım bu ay Vintage avcısı diye nitelendirebileceğimiz bir markaya konuk oldu. Karaköy Junk  henüz açılmadı ama şimdiden Facebook sayfası paylaşımları ile birçoğumuzun kalbini çalmış durumda. Yaratıcısı Aslı Hanım bize evinin kapılarını açtı ve tüm içtenliği ile Karaköy Junk hikayesini anlattı…

 

Bize kendinizden biraz bahseder misiniz? Karaköy Junk  fikri  nasıl hayat buldu?

 

Eski eşyalara, geri dönüşüme,teknoloji ve eski eşyanın birleşiminden oluşan her türlü tasarıma kendimi bildim bileli meraklıyım. Annem Tubitak’ta çalışıyordu bilim ve teknik dergileri getirirdi, çok fazla seyahat ediyor gittiğimiz yerlerde bit pazarlarını muhakkak buluyorduk, o zaman bile beni çok heyecanlandırırdı bu tur şeyler.İleriki zamanlarda kendime evler kurarken artık keşfetmiştim eskiciler ve tasarımcılar alemini. Zamanla yurt dışında eski eşyalarla yapılan harika tasarım ve tasarımcıları keşfetmeye başladım. İngiltere’de Kinetik’e (dinamik sanatlara) merak saldım ve teknoloji ile birleşmesini yeniden keşfetmeye başladım. O kadar çok fikir, ürün ve proje biriktirdim ki artık paylaşmam ve yeni fikirler almam gerekiyor düşüncesinden doğdu bu proje. Karakoy Junk da eski eşyalar, eski ve yeni tasarımcıların işlerini harmanlanmış bir şekilde burada  bulabileceksiniz.

 

Vintage tutkusunu nasıl tanımlıyorsunuz? Günümüzde hemen hemen her yer vintage esintisi ile dekore edilmeye başlandı. İnanılmaz derecede bir eskiye geri dönüş  merakı ve vintage tutkusu hakim. Bunu  siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Vintage, antika, 2.el…Aslında hepsi birbirinden farklı şeyler ve hepsinin alanı veya meraklısı farklı diyebiliriz. Gerçek “Antika” meraklıları apayrı bir kulvar. Bu arada bence en garantili yatırım aracı antika. Ama vintage ve 2.el dekor dediğimiz akımın doğmasının sebebi her yerin çok aynılaşmasından diye düşünüyorum. Bir ara kimin evine gitseniz aynı halı, aynı masa aynı lamba vardı, hatta seyahatlerimde kaldığım pek çok evde bile aynı eşyalara rastlıyordum dünyanın bir ucunda. İnsanlar biraz bu aynılıktan sıkıldı diye düşünüyorum. Bir de bu aynılık ile vintage bir mağazadan alacağınız ikinci el (çoğunlukla çok daha dayanıklı) bir eşyanın yakın fiyatlarda olması da çabası. Bu işin mantık kısmı, bence estetik olarak da zaten tartışılmaz. Bir de halen eski tasarımcıların ürünleri üzerinden yapılıyor çoğu yeni tasarımlar, bunların orjinallerini ya da en iyi replikalarını da ancak vintage dükkanlarda bulabilirsiniz. Bu bir merak, keşif işi, belki biraz da kaçıştır.

 

Mağazanız henüz açılmadı ancak etrafımıza baktığımızda inanılmaz bir çeşitlilik söz konusu.Tüm bu eşyalar en çok nerelerden toplanıyor, ağırlıklı olarak yurt dışından desek doğru olur mu?  

 

Kendimi bildim bileli topluyorum, hiçbir zaman bir döneme tam olarak bağımlı olmadım. Dolayısıyla her döneme ait eşyalar bulabileceksiniz Karaköy Junk da. Bu işin de kendi içinde modası var. Mesela son birkaç yıldır İskandinav, Danish mobilyalar meşhur, ben de gördükçe, uygun ise toparlıyorum, avizelerin meşhur olduğu zamanlar oldu, 70”lerin ayaklarının, 50’lerin turuncuları… Ben de hep sokaklarda olduğumdan bütçem el verdikçe alıyorum, topluyorum. Bazen müzayedelerde gördüğüm büyüleyici Victorian bir yağlı boya tablo, bazen 2. Dünya savaşından bir fener oluyor aldığım. Teneke Japon bir robot ya da taksidermi bir geyik kafası. Favori  şehirim eski eşya almak için Buenos Aires, zamanında İtalyanlar, İspanyol’lar harika parçalar taşımışlar ve halen bu parçalara ulaşmak mümkün. Londra için kendime en güvendiğim ve kendimi alışverişte kurt hissettiğim yer diyebilirim. Sırf Londra değil İngiltere’nin pek çok yerindeki pazarlarına, antikacılara, müzayedelerine girip çıkmışımdır, kendim de bir fiil uzun yıllar antika pazarlarında çalıştığım için çevrem de oldukça geniş bu konuda dolayısı ile kendimi güçlü hissediyorum orda.

 

Eminiz ki burada ki her parçanın  sizin için başka bir anlamı, başka bir hikayesi var. Onlardan ayrılmak zor olmuyor mu?

 

Tam benlik bir soru! İşin en zor kısmı aldığım her şey ile aşk yaşıyor olmam. Bir noktada ise “bu satar” diye almaya başlamam gerekiyor ya da gerekecek diye umuyorum! ama şuanda halen beğendiğim, yerim olsa kendim de severek kullanacağım kolay bulunamayacak parçalar alıyorum ve ayrılma fikri bile beni iyice bağlıyor eşyalara. Ancak  bu işi uzun zamandır profesyonel yapan çok insan tanıdım, onlar da benzer yerlerden geçmişler ve bana  “mutlaka bir sonrakine hep yer açılıyor, merak etme” diye pozitif bir düşünce aşılıyorlar. Şimdiye kadar yaptığım yüzlerce satıştaki ürünleri tek tek sayabilirim, her eşyayı o kadar iyi tanırım ve bağlanırım ki bu yüzden satmak kadar kiralama fikrine de çok sıcak bakıyorum…

 

“Karaköy Junk  eskileri topladığım, bir kısmını yenilediğim, var olanları dönüştürdüğüm meraklı insanların dükkanı olması hayaliyle çıktı…Afişten lambaya, dekoratif eşyadan eski oyuncaklara, emayeden aksesuara karşıma çıkıp beni heyecanlandıran her şeyi sizlerle paylaşmak hayali ile başladı bu yolculuğum.”

                      ASLI  ATAMER  

 

Peki, sahip olduğunuz en değerli parça nedir diye sorsam?

 

Dediğim gibi, çoğunu ben aldığımdan bağlanmış oluyorum fazlasıyla, zamanla da hayranlığım artıyor ama illa bir şey söylemem gerekirse salonumdaki yeşil Chesterfield ve Arjantin’den aldığım çok klasik bir ayna benim için çok değerli. Bu arada hepsinin bu kadar özel olmasının sebepleri, güzelliklerinin yanında onları buluş koşullarımdır. Sevmemdeki en büyük etken elbette onları buluş ve keşfediş hikayem…

 

Workshop’lardan biraz bahsedecek olursak, biraz bizi bilgilendirir misiniz? Ne zamanlar da bir araya gelinecek?

 

Dükkanla beraber başlayacak, dinamik bir blog ve web sayfası üzerinde çalışıyorum buradan her şeyi duyuracağım. Türkiye’deki ilk mini bit pazarımı 12 Ocak’ta evimin salonunda gerçekleştirdim ve son derece keyifli geçti. Sayfamda da güncel workshop ve bit pazarı  haberlerinin  tüm detaylarını görebilecekler Karaköy Junk meraklıları.

 

Karaköy Junk  mağazasında ne tür yenilikler bizi bekliyor? Yeni projeleriniz  var mı? 

 

Çok fazla fikrim var! Arkadaşlarıma anlatırken gülmeye başlıyorlar artık. Çünkü 40 m2’ye  40 bin m2 ‘lik fikirle doluyum ben. Ve daha bir bu kadar da üretmemek için zor tutuyorum kendimi. Çok fazla seyahat ediyorum, çok fikir biriktirdim, çok kursa katıldım, çok okudum, yıllardır pazarlarda bir fiil bulundum (hem satıcı hem alıcı olarak), çok gözlemledim. St Martins’de ürün tasarımından, marangozluğa,antika restorasyonundan, Christies’de antika sanat ve resim koleksiyonculuğuna pek çok kısa eğitim aldım. Kinetic tasarım ve sanat müzelerinde görev aldım.Bütün bunları yaparken çok da bilinçli değildim açıkçası ama taşlar fikirlerle birleşince yerine oturdu ve anlamlandı hepsi. Ben hep marangozluğa, alet edavat kullanmaya çok meraklıydım. İsteğim küçük gruplarla bu işi Workshop olarak yapmak. Bunu da kendi evindeki eski kutusunu, aynasının çerçevesini, sehpasını, masasını restore etmek isteyen insanlarla yapabilmek. Bu süreçte çok fazla yaratıcı insanla tanıştım ve onları davet edip ellerindeki eşyalar ile neler yapabileceğimizin üzerinde konuşmak, fikir alışverişinde bulunmak ve uygulamak istiyorum. Bir insanın hayatında biriktirdikleriyle neredeyse yapılamayacak hiçbir şey olmadığını düşünüyorum ben. Eski eşyalar ile kendi minik robotlarımı yapmak istiyorum.

 

Motto’nuz nedir?

 

Birisinin çöpü bir diğerinin hazinesidir. Elinizdekilere bir daha bakın ve geri dönüşümü hayatınızın her alanında uygulayabileceğinizi farkına varın!

 

dfoit_subat