Modada Paris Rüzgarları

Modada Paris Rüzgarları

Ocak sonunda gerçekleşen Paris Fashion Week birbirinden güzel ve etkileyici şovlara sahne oldu.  Bu görkemli etkinlik çerçevesinde düzenlenen Haute Couture ve Men’s Fashion defilelerini sizin için izledik. Moda gurularının büyük bir özenle hazırlandıkları bu çarpıcı şovlardan işte size bir seçki…

Moda ikonu Olivia Palermo ile karşılaşmak Paris Fashion Week’in en keyifli anlarından biriydi.

Elie Saab

 

Elie Saab’ın yeni koleksiyonu bizi büyüleyici bir Hindistan yolculuğuna çıkartıyor. Victoria dönemi modasının katı kuralları Edward çağına geçiş yaparken genç bir İngiliz maceraperest hanım yolculuğa çıkıyor. Aslında bir bakıma farklı dünyaların tam ortasında duruyor. Hindistan, onun biçimcilik ve rahatlığı, zenginlik ve sadeliği birlikte kullandığı yeni karışım için bir ilham kaynağı oluşturuyor.

Armani Privé

Giorgio Armani Privé 2016 İlkbahar/Yaz koleksiyonunda romantizm hakim. Leylak renginin ağırlıkta olduğu tasarımlarda hafif ipekler ve narin organze kumaşlar dikkat çekiyor. Şeffaflığın ön plana çıktığı koleksiyonda pantolon, ceket ve etekler transparan görünümleriyle hafiflik hissi yaratıyor. Koleksiyonun bir diğer vurgusu ise volanlar. Özellikle elbiselerdeki kullanım biçimi çok hoş.

Christian Dior

Günümüzün spontan ve rahat Parisli kadını Couture’a doğası gereği en küçük ayrıntısına kadar hala bağlı ama ruhu içinde modern. Onun bu tavrı, yalın ve özentisiz olmasının da bir yolu aslında. İşte bu düşünceden hareketle yola çıkan Dior tasarım ekibi İlkbahar-Yaz 2016 Haute Couture koleksiyonu ile, Dior kadınını moda yaratmanın başka bir yolunu keşfetmeye çağırıyor.

 

 

Loris Azzaro

Yumuşaklıkla gücü, nakışları yenilikçi tekniklerle harmanlayan Loris Azzaro İlkbahar-Yaz Koleksiyonu’nda feminiteye zıt unsurları araştırıyor. Hem hassas hem de güçlü olabilen çağdaş kadının bu iki yönüne de gönderme yapan tasarımcı omuzları açıkta bırakarak gövdeye dikkat çeken modellerinde, uçuşan ve korumalı biçimleri birlikte kullanıyor.

Givenchy

Riccardo Tisci imzasını taşıyan Haute Couture İlkbahar-Yaz 2016 koleksiyonu modern ve asi bir ruha sahip. Dantel ve derinin sıkça kullanıldığı koleksiyonda ayrıca zımba detayları da dikkat çekiyor.

 

Stephane Rolland

Stephane Rolland her notasında zarafet ve tazeliğin aktığı lirik bir dünyada feminenlik ve işve dolu bir koleksiyonla karşımıza çıktı. Pileli, ritmik, neşeli, buruşuk, vücuda vurgu yapan ve balo elbisesi formunda. Aynı anda hem zarif, akışkan ve neredeyse kırılgan siluetler, Garnier Opera binasından üzerinde kırık organza bir bulutla süslenmiş.

 

Alexandre Vauthier

Alexandre Vauthier’ın Musée des Arts Décoratifs/Dekoratif Sanatlar Müzesi’nde gerçekleştirdiği defilede enerjik bir hava hakimdi. Uzun çizmeler ve gözlüklerle ilgi çekici bir sunum hazırlayan Alexandre Vauthier ayrıca deri tulumlar ve asimetrik çizgilerle de seksi bir feminenlik hissi yarattı.  Özgün çizgilerin ön plana çıktığı koleksiyon genç ve dinamik bir ruha sahip.

 

Ralph & Russo

Narin bir feminenlik hayranı olan moda evi zerafet ve el işçiliğindeki hünerlerini bu koleksiyonda gösteriyor. Bahar müjdecisi olan tasarımlar tazelik ve gençlik heyecanı vermekte. Rüya gibi, uçuşan bir koleksiyon hazırlayan Ralph&Russo krep pelerinlere ve çan kollara vurgu yapıyor. Pudramsı tonlardaki organza şerit kurdeleler geometrik dalgalar halinde iliştirilmiş.

 

 

Julien Fournié

Sahile vuran dalgaların sakinleştirici ritmi yerini John Barry’nin macera filmleri için bestelediği ezgilerin büyüsüne bırakıyor. Julien Fournié; arka planında tropikal kıyılardan salınan karanfil, amber, vetiver kokularına yer verdiği Louvre kilisesinin ana holünü, hayali bir okyanusun sularında moda cennetine doğru gizem ve edayla seyreden bir tekneye dönüştürdü.

 

Alexis Mabille

Alexis Mabille geleneksel kodlar ile oynasa da farklı dönemlerden izler taşıyan şık ve eğlenceli bir koleksiyon hazırlamış. Siyah ve beyaz renklerinin ağırlıkta olduğu koleksiyon romantik duruşuyla dikkat çekiyor. Dantelin kullanım biçimi ve zarifliği de tasarımları güzelleştiren detaylardan.

 

 

Franck Sorbier

Franck Sorbier yeni koleksiyonunu Musée National des Arts Asiatiques/Asya Sanatları Ulusal Müzesi’nde bale formatında bir sunumla ziyaretçilere sundu. Mükemmel ve mantıklı teması ile bu koleksiyonu hazırlayan Franck Sorbier  organza, dantel, jakar ve sateni sıkça kullanmış. Bu ilginç tasarımlarda ayrıca altın ve bakır tonları da göze çarpmakta.

Ilja

Hollandalı tasarımcı Ilja ‘Assimila’ adlı koleksiyonunu formlar, duygular, enerjiler ve hayalgücünden esinlenerek yaratmış. Cildin hücresel yapısının karmaşık desenlerinden ilham alan tasarımcı biçim, renk ve malzeme tercihlerini de bu yönde yapmış. El işi örgüler Ilja atölyesinde hazırlanarak sofistike üstler ve şık ceketler içine yerleştirilmiş.

 

 

 

Dice Kayek

 

Dice Kayek’in “Woven Tales/Örülmüş Masallar” adlı İkbahar-Yaz Koleksiyonu iğnesinden miline kadar bir dokuma tezgahı hikayesini anlatıyor. Peri masalına benzer bu hikayede tasarımcı ve kahramanın kaderleri iç içe geçmiş, bir rüyada dokunmuş. “Woven Tales” bu rüyanın hikayesi.  Koleksiyon kâh kraliyet görkemini andıran elbiselere kâh askeri ruhu anımsatan disiplinli çizgilere bürünüyor.

Yanina Couture

Bale tutkusundan ilham alan Yanina Couture’un bahar koleksiyonunun kahramanı romantik, hayalperest bir genç kız. Koleksiyonun genelinde ve tüm detaylarında geçen bale teması, pileli bale tütüleri ve hafif elbiselerle kendini gösteriyor. Anna Pavlova ve Ida Rubinstein’ın 1910’larda giydikleri kıyafetlere atıfta bulunan nakışlar, taftalar, tüller ve kadifeler göz kamaştırıyor.

Dior Homme

Dior Homme’un 2016 Bahar koleksiyonuna imzasını atan yaratıcı direktör Kris Van Assche siyah, beyaz ve mercan tonlarından oluşan bir palet hazırlamış. Ekose dokulara ve çiçek desenlerine yer veren tasarımcı dinamik koleksiyonuyla beğeni topluyor.

Hermès

Hermès’in yeni koleksiyonunda deve tüyü, antrasit, metal, turkuaz, denizci mavisi ve ahududu tonları hakim. Canlı renklerin saf siyah ile birleştiği Sonbahar-Kış koleksiyonu uyumsuz kompozisyonlar çerçevesinde tezat dokular, mat ve parlak oyunlardan meydana geliyor. Yüzey etkilerinin ön plana çıktığı tasarımlarda “Hermès by Nature” mizah ve fanteziye vurgu yapıyor.

Givenchy

Riccardo Tisci, “Özgürlük” temalı koleksiyonunu tasarlarken Botswana’daki Afrikalı heavy metal’ci gençleri fotoğraflayan Frank Marshall’dan; Fas renklerinden ve sürüngenlerden ya da eğlenen Berlinli gençlerin ruhlarından esinlenmiş. Givenchy Men grubuyla pisti paylaşan romantik, taze, parlak görünümleriyle 12 Haute Couture model koleksiyonunu sergilerken özgür bir bakış açısı yansıtıyordu.

Henrik Vibskov

Henrik Vibskov’un “The Jaw Nuts Piece” adlı  2016 Sonbahar-Kış koleksiyonu sizi delice bir evrende misafir ediyor. Bu ilginç koleksiyonda koyu bir renk paleti ile parlak renkler kontrast yapılarak 50’lerde etiketleme ve paketlemede kullanılan ofset yazıcıların renklerinden ilham alınmış. İngiliz ısmarlama siyah ve beyaz yünlerin 4 renk opsiyonu daha var. Yumuşak yünler Britanya’da üç boyutlu dokunmuş.

22/4

22/4’ün Sonbahar-Kış 2016-17 koleksiyonu modernite ile geleneğin bir çatışması aslında. İngiliz mirası geleneğine karşı olan 90’lardaki Manchester’ın Hacienda Club günleri Edward James’in sürrealist dünyasından etkileniyor. Koleksiyonun İngiliz etkisi ve mirası ise avcı kıyafetlerine odaklı. Geleneksel maskülen İngiliz modelleri piyedöpul ve ekose kumaşlarda kendini gösteriyor.

Cerruti

Cerruti’nin yeni yaratıcı direktörü Jason Basmajian önderliğinde hazırlanan Sonbahar-Kış 2016-17 koleksiyonu maskülen şıklığın özgün kodlarına işaret ediyor. Cerruti trendler ötesinde zamansız bir stile sahip sofistike bir erkeği tanımlıyor. Jason Basmajian, Cerruti 1881’deki ilk koleksiyonunda markanın imzası olan terzilik ruhuna titizlikle sahip çıkarak cömert kesimlere yer vermiş.

Rick Owens

Rick Owens’ın “Mastodon” adını verdiği Sonbahar-Kış 2016 koleksiyonu kalın pamuk, moleskin ve yün kumaşlardan hazırlanmış. Siyah, gri, kahverengi ve mercan tonlarından oluşan koleksiyonda bol kesimler dikkat çekiyor.

Walter Van Beirendonck

Belçikalı tasarımcı Walter Van Beirendonck’ın “Woest” adını verdiği Sonbahar-Kış 2016-17 koleksiyonu Flamanca “öfkeli” anlamına geliyor. Koleksiyonda tavşan, ayı gibi oyuncak fikri eli testere tutan bir canavara dönüşüyor ve giysinin içine dahil ediliyor.

 

 

 

 

 

 

 

Maison&Objet’den

“Vahşi” Şiirsellik

Dekorasyon ve tasarım dünyasının en önemli etkinliklerinden biri olan Maison&Objet Fuarı Ocak sonunda Paris’te düzenlendi. Bu yıl “Wild; Vahşi” temasıyla kapılarını açan Maison&Objet renkli ve ilgi çekici bir şova ev sahipliği yaptı.

22-26 Ocak tarihleri arasında Paris’te gerçekleşen Maison&Objet Fuarı bu yıl 76.417 ziyaretçi ağırladı. Eylül edisyonundan itibaren değişim ve yenilenme sürecine giren fuarda bundan böyle, Maison&Objet’nin gözlemcileri olan Elizabeth Leriche, François Bernard ve Vincent Georgia yıl boyunca yürütülen toplu çalışmalarını yansıtan temayı geliştirmek için fuarın her edisyonunda sırayla yer alacaklar. Maison&Objet’nin Ocak ayağında trend alanı olan “Inspirations Space” bölümünü François Bernard, Wild Café-Bookstore’u ise Elizabeth Leriche tasarladı. “Inspirations Book/Esinler Kitabı” temasına uygun kitaplardan oluşan bir bibliyografya barındıran bu kitapevinin yanı sıra fuarda küçük bir konferans bölümü de yer alıyor.

TREND “Wild / Vahşi”

Leopar beneklerini değiştiremez… Kaybolma tehdidi ile diriliş umudu arasında, doğa vahşiden kutsala her başlangıç noktasında kendini ifade ederek galip gelir. Teknoloji, kentleşme ve aşırı ehlileştirme tarafından biçimlendirilmiş bir dünya ile karşı karşıya kalan hayal gücü daha vahşi kuytulara yönelir ve bilindik yoldan çıkar ve bakir kırların dokunulmamış masumluğunda bir sığınak bulur. Çağdaş yaratım vahşi ruhları çağırır. Tazelenmek için ormana dönüyoruz. Formlar ve malzemeler “Toprak Ana”daki tüm unsurlarla yeniden bağlantı kuruyor. Yabani şiirsellik ilkel, ham, şekilsiz, aşınmış, yanmış, kazınmış olanı sabırla derliyor. Bizler, yeni viraneler ararken kentsel alanın içine biraz doğa enjekte ediyoruz. Tasarımcılar da şamanlar gibi, doğaya çıkıp ruhların sihrini ve doğaüstü güçleri çağırıyorlar.

Siz de kendinizi yeniden bu yaban hayatın içine bırakmaya

ne dersiniz? “Wild/Vahşi” temasını “Inspirations Space/

Esin Alanı”nda yorumlayan François Bernard’dan bu ilginç temanın hikayesini dinledik.

 

Sizi “Wild/Vahşi” temasını seçmeye yönlendiren unsurlar nelerdi?

Maison&Objet gözlemcileriyle ilk toplantımızda “yumuşak ve doğal”a karşıt ama uzlaşmacı bir tema hakkındaki fikrimi paylaştım. Yaptığımız tartışmaların sonucunda tema “vahşi” olarak netleşti. “Vahşi” kelimesi aynı zamanda yabanilik fikrini çağrıştırıyor. Latince sylvia (orman) kelimesinden türetilen “savageness/yabanilik”; etkilenme, korku, bilinmeyen ve kendi insanlık sınırımızla ilişkilendirilen bir kavram. Bu doğal şeylerin inceliği kadar evcilleşmemiş enerjisi de hayal gücümüze bir yerçekimi etkisi uyguluyor. Vahşi, nihai bir ötekilik. Bu, bizi rahatlıktan çekip yaşam akışındaki yerimizi sorgulamaya itiyor. Antroposen çağının belirsiz ufukları karşısında, doğa ile artık bozulmuş olan ilişkimiz nedeniyle bir nostalji içine savrulduk. Plastik sanatlar, gastronomi, yaşam tarzı, kozmetik ve doğal olarak dekoratif sanatlar, bu vahşiliği yakalamaya çalışıyor ve ondan ilham alıyor.

Siz bu kavramı trend alanında nasıl yorumladınız?

Üç aşamalı stilistlik bir yaklaşım çıkardım. Mekan özgün bir “vahşi” fikriyle açılıyor ve derin bir orman ruhunu yakalıyor. Kentin çatlaklarında, bir o kadar da mesken ve ticari manzarasında var olan kentsel bir vahşilik anlayışıyla devam ediyor. Ve serginin son bölümünde

vahşi temasının kutsallığı ve ritüelleri daha ruhani bir boyutla sunuluyo

“Vahşi” kavramına özgü biçim ve renkler var mı?

Evet, bu tema belirsiz ya da ham biçimleri kapsıyor. Renkler ise sarıdan yeşile doğru değişen tonlar, yeşilimsi mavi, haki, toprak, antrasit, pas ve yanmış izlenimini veren renkler. “Wild; Vahşi” temasında dokular çok önemli, özellikle “zamanın titreme”sini yansıtan dokular bu temada ayrı bir önem taşıyor. Çizgili efektler de düzenli bir unsur haline geliyor. Örneğin halılarda. Uzun pamuk ya da yün örgüler kürkün yerini alıyor.

Bu temaya uygun örnekler verebilir misiniz?

Il Laboratorio dell’Imperfetto’nun “Olmo” bench’i ilk aklıma gelen örnek. İlkel bir ormandan çıkmış kömürleşmiş bir ağaç gövdesi gibi görünüyor. Bir diğeri, Fredrikson Stallard’dan gelen kaya formlu “Species” koleksiyonu. Bu iki örnekte de ilkel formları yeniden üretmek için cam elyafı gibi maddeler kullanılmış. Ayrıca Olivier Van Herpt’ın “Adaptive Manufacturing” koleksiyonundaki seramikler de çok ilginç. Rastgele çevresel etkileri kullanarak son teknolojiyle 3D baskı yapılarak dönüştürülmüş. Bu tanımlanmazlık tadı Henzel Studio için Helmut Lang tarafından tasarlanan halılar için de geçerli. Thomas Eyck için Stüdyo Maarten Kolk ve Guus Kusters tarafından geliştirilen kurutulmuş bitki koleksiyonu çerçeveleri ise neo-doğallık kavramına birer örnek. Charles Fréger’nin Avrupa şaman folklor kostümlerini gösteren fotoğraflarını çok ilham verici buluyorum. “Wild; Vahşi” temasında aslında sihirli düşünme ve sembolizmle özdeşleşen şiirsel bir boyut var. Tıpkı (e15’teki),  “Anniversary Edition Bigfoot”ta masanın alt kısmına çizilen hiyeroglif resimler gibi.