Mimarhane | Sürdürülebilir Mimari

dfot

Sürdürülebilir Mimari

1957 yılında Stuttgart’ta doğan ünlü mimar, aynı zamanda Münih Olimpiyat Stadı’nın mimarı Günter Behnisch’in de oğludur. Önceleri mimarlığı düşünmeyip felsefe okumaya yönelmiş ancak zaman içinde mimariyi çok sevdiğini fark ederek bu yönde yoluna devam etmeyi seçmiştir.

Kariyerinin ilk yıllarında babası Günter Behnisch’le birlikte çalışmıştır. 1989 yılından itibaren ise çalışmalarını, Behnisch Mimarlık (Behnisch Architekten) adıyla kurduğu kendi mimarlık bürosunda devam ettirmeye başlamıştır. Bu ofis aynı zamanda Günter Behnischİn sahibi olduğu Behnisch & Partner mimarlık bürosunun bir yan kuruluşu olarak hizmet vermiştir. Behnisch Mimarlık ofisinin daha sonra Los Angeles (1999-2011), Boston (2007) ve Münih’te (2008) şubeleri açılmıştır. Stefan Behnisch, iki ortağı David Cook ve Martin Haas ile faaliyetleri Stuttgart’taki merkez ofisten koordine etmişlerdir. Diğer ofisleri ise Christof Jantzen, Stefan Behnisch ile birlikte yürütmektedir.

3 Haziran 2009 Yapı Endüstri Merkezi’nin İstanbul’da adına düzenlemiş olduğu Stefan Behnisch konferansında dinleme fırsatı bulduğum Alman mimar Stefan Behnisch, enerji-etkin tasarımlarıyla tanınan ve Alman standartlarına göre yönettiği 100 çalışanlı firmasında  ve ülkesindeki birçok Alman mimar için bir rol modeli olduğu gibi beni de etkisi altına almıştır. Behnisch, 1989 yılında Stuttgart’ta kurduğu firmasında çağdaş mimariyi yüksek çevresel performansla birleştirdiği işleriyle farklı bir ün kazanmıştır. Dünyada (özellikle ABD’de) en çok biyoteknoloji şirketi Genzyme için Cambridge, Massachusetts’de tasarladığı ödüllü merkez binasıyla tanınmıştır. Bina 2004’te açıldığında, yakınlardaki bir enerji santralinin atık enerjisiyle ısınma ve soğuma sorununu çözmesi ve gündüz aydınlatmayı azaltmak için de gün ışığından faydalanmasıyla, ülkenin en büyük LEED Platin binası olmuştur.

Daha sonraki çalışmalarında da Baltık Denizi’nde, Stralsund’da yer alan Okyanus Müzesi Ozeaneum ve Hamburg’daki mücevher biçimli Unilever Merkez Binasından rahatlıkla anlaşılacağı gibi, Behnisch işlev ile çevre mühendisliğini öne çıkaran mimari yaklaşımı benimsemiştir. Böylelikle mimarlığının yeni bir forma ve düşünceye kavuşmasına sebep olmuştur.  Mimarlığa yaklaşımını “Her zaman tasarımın çevresel boyutuyla ilgilenirdim, tasarımla sürdürülebilirlik arasında herhangi bir çelişki olduğunu düşünmüyorum. Her zaman sürdürülebilirliğin mimari formu oluşturabileceğine inanırım” şeklinde açıklamakta ve tasarımlarına bu düşüncesini yansıtmaktadır. Behnisch’in mimarlığa başladıktan sonra ilk büyük projelerinden birinin 1990 yılında İstanbul’da yapılan Olimpiyat Stadı Projesi olduğu ve bu proje esnasında kente sıkça gelip giderek buraya çok alıştığını bilinmektedir.

Behnisch genç mimarların bir laboratuar gibi gelip yetiştikleri, bazen de kendi isteklerine göre projelerde baştan sona yer alabildiklerini ofislerinde üretilen projelerde şehri, kamusal alanı, kamusal ve kültürel zenginlikleri düşünmek gerektiğini belirtirken, mimarinin kentin her yerinde ve göz ardı edilemeyecek boyutlarda olması nedeniyle, mimarinin ve mimarların kenti doğru şekillendirmesinin çok önemli olduğundan bahsetmektedir. “En kötü modern bina bile toplumun yansımasıdır o nedenle ne inşa ettiğimize çok dikkat etmeliyiz. Mimarlık yoluyla aynı zamanda din, siyaset gibi konularla sosyal, politik ve ekonomik durumları da bir şekilde etkileyebiliyoruz. Bu nedenle mimari sorumluluklarımız çok önemli.”

Herkesin üzerine konuştuğu sürdürülebilirliği popüler bir kavram olarak değil, mimarlığı ileriye taşıyacak bir kavram olarak algılayan Behnisch, sürdürülebilirlik kavramını mimariyle birleştirmek için kenti, kamuyu, kültürel beceriyi ve bu beceriye tanıklık eden unsurları bir arada düşünmek gerektiğini vurgulamaktadır. Behnisch, “En kötü bina bile kendi döneminin tanığıdır. Binalar toplumların becerilerini gösterirler ve gelecek nesiller bizleri yaptıklarımızla değerlendirecekler.” diyerek çalışmalarına ne denli geniş açıyla yaklaştığını göstermektedir.

Stefan Behnisch’in sahibi olduğu Behnisch Architekten Mimarlık Bürosu ile,  Sürdürülebilirlik merkezli mimarlık pratiğiyle RIBA Ödülü başta olmak üzere çok sayıda ödüle değer görülmüştür. Büro boyutlarını ve iş hacmini büyütmenin öncelikli amaç olduğu kanıksanmış dünyadan orta boy ölçeğinde, ama çevresel duyarlılıklı bir çalışma gündemine doğru dönüşen mimarlığın en önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Ekibi ile beraber ekolojik yapılar statüsünde Avrupa kıtası özelinde geliştirdiği pilot proje; Doğa Araştırmaları ve Ormancılık Enstitüsü (Wageningen, Hollanda), tasarımının sadeliğine rağmen yüksek enerji verimiyle geniş yankı uyandırmıştır. Grup şimdilerde Almanya’nın yanısıra, ABD’de Harvard Üniversitesi, Los Angeles ve Chicago; İsviçre’de Cenevre; İtalya’da Ravenna; Paris ve Kazakistan’da projeler hazırlamaktadır.