Röportaj | Mansur Tansu Gülaydın

Röportaj / Mansur Tansu Gülaydın

Mansur Tansu Gülaydın: “Mutluluk sürecinde zihinsel işlevler geriliyor. Sevmiyorum bunu. Tasavvuru öldürüyor. Kavramayı durduruyor.”

LapsOut Beyoğlu ve Maslak UniqPendulum sergileriyle dikkatimizi çeken Mansur Tansu Gülaydın ile röportaj için Armutlu’daki Antidot Art Loft’da buluştuk. Önce mekanı sorduk: “Bu, aslında bir sanatçının atölyesini/alanını diğer sanatçılara sergi mekânı olarak açma etkinliği. Belki de sanatçı inisiyatifi olmaya doğru gidebilecek bir davranış. İleride Antidot’u farklı sanatçılara, öğrencilere açmayı da düşünüyoruz. Sadece sergi alanı olarak değil, çalışma alanı olarak da burası çok sanatçılı Art Loft kimliğiyle yaşamaya devam edecek.”

 

Bu son çalışmalarınızın hikayesini aktarabilir misiniz?

Varsayımı ortadan kaldıran şey; deney. Yeni varsayımlar üretip onları deneyle ortadan kaldırma hırsı bence. Hikayeyi üreten kaynak duygu, bence bu. Beton ve metal arasındaki sert ilişkiyi bir deney, yeni bir inşaat olarak koymak istedim. Bu, daha önce üzerinde durulmuş, yorumlanmış bir ilişki ama, benim oyun alanımda ortaya ne tür sonuçların çıkabileceği konusu benim için yeni.

 

İnşaat malzemeleriyle çalışıyorum. Beton yüzeyler, yağlı boyalar, metaller ve onlarla inşa edilebilecek yeni yapılar peşindeyim. Disiplinlerarası olmak iyi geliyor bana. İnşaat malzemeleri bana yaratıcı deney alanı açmakta her zaman yardımcı oldular. Mesela bu yeni seride, resme eşlik eden metal heykellerde oto boyası kullandım. Ardışık bir yaratım süreci yaşatıyor insana. Metali işliyorsun. Boyayı/rengi yaratıyorsun, ve onu bugüne kadar alışık olmadığın bambaşka bir disiplinle boyuyorsun. Oto boyasıyla boyanmış, fırınlanmış, pürüzsüzlük iddiası yüksek yalın formlar elde ediyorsun.
Konularınız, ilham kaynaklarınız neler? 

Konu, daha doğru bir sözcük. İlham meselesine inanmıyorum ben. Zihin yeni durumlara, sürprizlere, karşıtlıklara açık olmadıkça kimseye ilham gelmez. Ama çok seksi bir sözcük ilham. Düşünsenize senin dışında fizik ötesi bir oluşum var ve o oluşum size, dur şuna bir resim yaptırayım diyerek sinyaller gönderiyor. Yok böyle bir şey. Varsa da bana öyle bir sinyal gelmedi. Başta söylediğim gibi, varsayımlar üretip, onları deneyle yıkma gayreti insana alan açar. Mesele açar. Dert açar. Sanatsal çıktıya yol açar.
Malzeme konu ilişkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Ana Malzeme, sanatçının kendisi olduğu sürece yan malzemeler birer keşif konusu.

 

Eserlerinizin izleyici ile buluşması sırasında neler gözlemlediniz?

Yine bir manyakla karşı karşıyayız duygusu. Yerleştirme çalışmalarımda daha çok oluyor bu. Bu yılın ocak ayında Laps Out adlı bir sergi yaptık. Beyoğlu’nda dört ayrı mekanda dolaştırdım insanları. Odakule’nin yanındaki kilisenin mahzeninde ‘Huzur Batakhanesi’ adını verdiğim bir yerleştirme çalışmam vardı. Rutubet ve küf kokan bir ortama girdiler. Yoğun sis, bildiğiniz pavyon ışıkları altında ve retro arabesk müzik eşliğinde sallanan heykeller, şimdi ben bu durumu ne yapayım, bu gerçeklikle nasıl yaşanır duygusunu uyandırdı insanlarda. Resimlerim de öyle… ağır, bir yerden bir yere zor taşınabilir, asılması zor eserleri görünce insanlar bu eserlere hayatlarında yer açma gayreti içine giriyorlar. Hem duygusal hem de fiziksel olarak yer açma gayretinden bahsediyorum. Zor ama güzel bir şey bu. 50 kilo ağırlığındaki Risale-i Punk adlı eserim duvara asılamadı mesela. Onu sevenin dünyasında, orada, öylece duruyor.

 

Size verilmiş en etkili profesyonel nasihat neydi, kim vermişti?

Amin Maaluf. “Ben hayatımı ne yapmaktayım?” diye soruyordu. Sanırım “Doğunun Limanları” adlı kitabında..

 

Heykelin uyandırdığı duygular ile resmin düşündürdükleri arasında fark var mı sizce?

Sanatla onu izleyen/tüketen arasında hiyerarşik bir ilişki var. Sanat her zaman tepede kalıyor. Bu dikey ilişki sanatı da, izleyeni de kurumsallaştırıyor. Tabii ki heykel ve resim insanda farklı imgelere çarpıyor. Ama heykele dokunma cesareti, resme dokunma cesaretinden daha fazla bana göre. Resim heykele göre daha kırılgan, daha nazikmiş gibi duruyor. Dokunma benim temel meselelerimden biri. Dokunulabilecek, okşanabilecek eserler ortaya koymaya çalışıyorum. Eserle insan arasındaki mesafeyi kapatma gayreti var bende. Eserin dokunulmazlığı konusundaki snobizm karşı çıktığım durumlardan biri. Asla dokunulamayacak bir eser yaratmak adamın egosunu şişirmekten başka bir işe yaramaz. Sanatçı egosu da şişmeye en müsait ego. Antidot Art Loft ONE/BİR serisindeki çalışmalarımda heykel ve resim alanının ortak noktası dokunulabilirlik olsa gerek. Her iki parçayı da fiziksel olarak ‘sevebilirsiniz.’

 

Mutluluğun sanatla nasıl bir ilişkisi var sizce?

Mutluluk sıkışmanın bittiği andır. Çok ferah ama geçici. Mutluluk sürecinde zihinsel işlevler geriliyor. Sevmiyorum bunu. Tasavvuru öldürüyor. Kavramayı durduruyor. Geçici olduğunu çok iyi bildiğim sarsak bir anayasa altında yaşama baskısı yaratıyor bende. Derinleşemiyorsun. Sosyal temsiller esir alıyor insanı mutlulukta. Kendimle ateşkes imzalamak istemiyorum.

 

Beğendiğiniz, takip ettiğiniz sanatçılar var mı?
Gerhard Richter, Anselm Kiefer, Kounellis… sanki bu insanlarla aynı köyde doğmuş gibiyim.

 

Sanatçının özgünlüğü nasıl oluşur? Sanatçı size göre kimdir? Sanat nedir?

Özgünlük bana göre kavrayıştan geliyor. Sınırları zorlanan ‘olabilirlik’ özgün çıktılara olanak tanıyabiliyor. ‘Kavrayış’ı bir batarya gibi düşünün. Felsefeden, bilimden, sanattan, sosyolojiden, psikolojiden, transtan, duygudan, ahlaktan, ahlaksızlıktan ve daha nice olgudan beslenen bir batarya. Bu batarya tükendiği zaman özgünlük de biter. Form olarak özgün olanın altında yatan duyguda da özgünlük aramak lazım. Bir kavrayışı emmiş olan ve bunu gösterebilen eserler üretebilen sanatçı bana göre özgündür. Hayatın, dünyanın, tanrının meselesini düzgün kavrayabilen ve bunlarla kendine ‘iç deneyler’ yaşatan kafa kopya üretmez. Bu açıdan bakarsak sanatçı bir ‘iç deney’ insanıdır. Sanat da bu ‘iç deney’in görülebilir hale getirilmesidir, diyebilirim. Tabii burada bana bunları söyleten Georges Bataille’a da sağlam bir selam çakmak lazım.

 

Sanatın bir toplumda içselleştirilebilmesi için sanatçının yapabileceği bir şeyler  var mı?

Sanat yapmaya devam etmek..

Ayşe Gülay Hakyemez