Kuzguncuk Dosyası | Nezaketin ve yardım severliğin semti Kuzguncuk

dfot
bh248

 

İstanbul’da mahalle hayatının devam ettiği, şehrin içinde şehirleşmeden kalabilmiş olan masalsı bir yer; Kuzguncuk

Ben Kuzguncuk’ta yeşil bir dal buldum, ona tutundum.

Kuzguncuk’ta oturuyorum; martılarla aynı katta.

Can Yücel

 

Bu ay İstanbul’un en huzurlu semtlerine konuk olduk bu ay. Üç dinin ibadethanelerinin bulunduğu; ezan, çan ve hazan sesinin duyulduğu bir hoşgörü iklimi hakim burada. Kuzguncuk, tanıdıkça daha çok sevdiğimiz ve hiç ayrılmak istemediğimiz başka bir İstanbul’du adeta .

Kasaba havasını hiç kaybetmemiş , üç dinin de iç içe yaşayabildiği,

dinginliğin,hoşgörünün,nezaketin ve yardım severliğin semti Kuzguncuk.

Burada sokak isimleri bile özenle seçilmiş gibi; Akasya, Ayçiçeği, Bahçe, Güzel Bahar, Hayırlı, Tütsülü, Yapraklı Çınar, Simitçi Tahir, Baba Nakkaş, Aziz Bey, Tenekeci Musa, Perihan Abla…

Kuzguncuk ,Boğaziçi‘nin Anadolu kıyısında, Üsküdar, Paşalimanı ile Beylerbeyi arasındaki Boğaziçi’ne açılan bir vadi içinde İstanbul’un Asya kesimindeki ilk Musevi yerleşimi hatta köyü olarak bilinmekte.

Kuzguncuk’un köy içi dokusunu, bugüne dek geçirdiği yangınlardan kalabilen ve 19.yy’ın ikinci yarısıyla 20.yy’ın başına tarihlenen sıra evler, tek evler, köşkler ve son dönem apartmanları şekillendirmekte olup 1864 yangını sonrası yapılan ve semtin özgün dokusunu oluşturan sıra evler ya tümüyle kagir ya da kagir zemin kat üzerinde yükselen ahşap üst katlardan oluşmakta.

Kuzguncuk’un en bilinen sakinleri ise ; şair Can Yücel, mimar ve şair Cengiz Bektaş, ressam ve heykeltraş Bihrat Mavitan, tiyatro ve sinema sanatçıları Uğur Yücel ve Hülya Koçyiğit, şair ve yazarlar Oktay Rıfat, Rıfat Ilgaz gibi isimler de var. Kimisi burada doğup büyümüş, kimi de uzun yıllar yaşamış veya halen yaşamaya devam ediyor.

Kuzguncuk’u en kısa zamanda tam da havası olan bu Sonbahar günlerinde mutlaka gidip ziyaret etmenizi tavsiye ediyoruz.Ancak  ajandanıza özellikle  Pazartesi günü dışında bir günü not almanızı da tavsiye ediyoruz çünkü bir çok kafe ve mekan kapalı bizden söylemesi.

Tarihi binaları, deniz gören sokakları ve sımsıcak ahbaplıklarıyla İstanbul`un en güzel semtlerinden biri Kuzguncuk’la yeniden randevulaşmak üzere …

İsmet Baba: Üç nesile sığan, içinde binlerce özel hatırayı barındıran bir meyhanedir İsmet Baba. Kuzguncuk, İsmet Baba, İsmet Baba’da Kuzguncuktur aslında.Boğaz’ın güzelliklerine göz kırpan eski ama eskimeyen bir meyhane burası.Buz gibi rakınızı yudumlarken, İstanbul’u, martıları, güneşi, denizi izlerken evrenin sunduğu güzelliklere bir kez daha şükredeceksiniz. Balık çeşitleri, mezeleri, ara sıcakları, güler yüzlü sunumu ve eşsiz manzarası ile bambaşka bir dünyanın kapılarını açacak size İsmet Baba Restaurant. İstanbul buradan bakınca daha da güzel görünecek gözünüze.

 

ÇINARALTI ÇAY BAHÇESİ

Kuzguncuğa gidip Çınaraltına uğramamak olmaz.Bilmeyen,tanımayan yok burayı.

Can Yücel’in karikatürleri ve yazılarıyla süslemiş duvarları mekanı daha bir sıcak hale getirmiş.Sabahların ilk kahvesi burada içilir.Öğrenciler,yazarlar,çalışanlar veya geçerken uğrayanların ortak noktası Çınaraltı Çay Bahçesi . Salaş ama leziz kahvaltı yapmak için notlarınıza yazın deriz.Kuzguncuğa gelip Çınaraltı’nda bir çay içmeden de dönmeyin …

EKMEK TEKNESİ

Ekmek Teknesi, İcadiye Caddesin’de bulunan ve gerçekten de “Ekmek Teknesi” adlı dizinin çekildiği yer. Burası şu anda lahmacun ve pide çeşitleri yapan şirin bir dükkan.Dışarıda ve içeride yarattıkları bu sıcak havayı çalışanların sağladığını söyleyebiliriz.Son derece güler yüzlü ve ilgililer.Küçük taburelere oturup bu çok konuşulan pidelerin tadına  baktıktan sonra üzerine de  taptaze sıcacık çay ve muhabbet eklendiğinde  tadından yenmez bir hal alıyor bu ufacık dükkan…

 

SİMOTAS BİNASI

Yine ara sokaklarda kaybolmak için bir neden daha size. Kuzguncuk’un en önemli sakini Simotas Binası.

1923 yılında Arditi adında Musevi bir İstanbullu, Simotas adında bir Rum mimardan, ailesi ile birlikte ikamet etmek için bir bina yapmasını rica ediyor. Arditi ailesi zaman zaman da apartmanın bir bölümünü Kuzguncuk sakinlerine kiraya veriyor.Sonrasında Simotas Binası tüp atölyesi, toka imalathanesi gibi farklı amaçlar için kullanılıyor.Binayı yatılı okul ve sonrasında butik otele çevirmek isteyen sahiplerden sonra binanın mülkiyeti, bugünkü sahipleri olan Birgül ailesine geçiyor. Refika Birgül, 30 yıldır uyuyan binada, uzun süren bir tadilata girişiyor. Bugün binada mimarından avukatına, reklamcısından dansçısına, terzisinden heykeltıraşına farklı meslek gruplarından insanlar birlikte çalışıyor, üretiyor, keyifli ve kolektif bir hayat sürüyor.

Bina sakinleri de en az bu bina kadar özel .

Bina sakinlerini daha yakından inceleyebilmeniz için ; www.simotasbinasi.com

 

Rum Ayios Panteleymon Kilisesi

İcadiye Caddesinin sağ tarafında yükselen 1896 yılı yapımı Rum Ayios Panteleymon Kilisesi, yeşil ve demir kapısındaki kabartması, önünde yükselen çan kulesi ve ihtişamıyla bizi karşılıyor…Aziz Pantelemion’a ithaf edilmiş Rum Ortodoks kilisesidir. Sokaktan bir duvar ile ayrılan avlunun içinde yer alıyor.Son devir Rum kiliselerinden olan yapının 1831’de ibadete açıldığını içindeki kitabelerden öğreniyoruz. 26 Eylül 1872’de yanan kilise Mimar Nikola Ziko’nun hazırladığı proje doğrultusunda 1890’da inşaata başlanmış ve yeniden ibadete açılışı ise 28 Haziran 1892’dir.
Kapalı Yunan Haçı planında olan kilisenin orta mekanını örten kubbe dört sütuna oturmaktadır.Zarif bir mimari yapıya sahip olan mermerden avlu giriş kapısı üzerinde 1911’de Andon Hüdaverdioğlu tarafından yaptırılan çan kulesi vardır.Kilisenin yanında yol üzerinde kare planlı küçük bir ayazma bulunmakta.

 

CAFE SİTARE

Cafe Sitare de Kuzguncuğun sıcaklığını taşıyan ve tamamlayan bir mekan adeta. Ev sıcaklığında  döşenen CafeSitare`de büyük bir yemek masası, sallanan koltuklar kristal avizeler, büyük ve rahat kanepe evinizin salonunda oturuyormuş hissi veriyor size. Arka bölümdeki küçük ama sevimli bir kış bahçesi bulunuyor.Konuştukça öğreniyoruz ki kısa bir zaman içinde bazı farklılıklar olacakmış.

Sanatçıların buluşma noktası olan Sitare`de her an bir ünlü ile karşılaşmak mümkün. Dizilere,moda ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapan Cafe Sitare`ye ister kahvaltı,ister öğlen ve akşam yemeği için gelin;keyifli zamanlar geçirebilirsiniz.

KUZGUNCUK BALIKÇISI

Kuzguncuk Balıkçısı , Kilise vakfına ait bir binada hizmet veriyor.İki katlı şirin bir bina; bir de asmakat şeklinde mutfak işlevi gören sımsıcak bir bölümü var. Çok rahat bir havası var buranın.Küçük detaylarla da muazzam farklılıkları yakalamış mekan sahibi .Biz gittiğimizde kendisini yakalayamadık ancak anlatılanlarla yola çıkacak olursak mutlaka tanışmalı ve o meşhur balık çorbasını içmeli…

Deniz mahsullerini hem yöresel hem de dünya tatlarıyla mönüsünde buluşturmuş bir yer burası. Geleneksel balık yemeklerinden dünya ülkelerinin tanınmış deniz mahsulü tatlarına kadar geniş bir seçki sunuyor. Deniz mahsullü paelladan, Karadeniz mezgite geniş yelpazede bir seçkisi mevcut.

Dilber çiftinin Kuzguncuk’lu dostları ise İspanya’nın en meşhur yemeği Paella’ yı şöyle tarif ediyor:

Kuzguncuk Balıkçısı geleneksel balık lezzetine kattığı özgün yorumuyla menünün tamamında hayli iddialı. Semtin en ünlü sokağı olan Perihan Abla’nın hemen girişinde yer alan Kuzguncuk Balıkçısı 11.00 – 22.00 saatleri arasında açık.

BİHRAT MAVİTAN

Kuzguncuk’un en önemli isimlerinden Bihrat Mavitan’a uğramadan olmazdı.Ancak bu sefer kendisini yerinde yakalayamasak da onu anlatmadan Kuzguncuk dosyamız yarım kalmış olurdu.Tez zamanda kendisi ile tanışmak ümidi ile …

Akademi heykel bölümü mezunu olan Mavitan, sanatla, ailesi sayesinde erken yaşlarda tanışmış bir sanatçı. Girit kökenli olan Mavitan’ın İzmir’de yaşayan ailesi ona müzikle, resimle konserlerle renklenip şenlenen bir yaşam olanağı sunmuş. Çocukluğunun geçtiği Karşıyaka’da Rum kültürüyle iç içe olmuş. Mavitan, bugünkü estetiğinin bu karşılaşmalardan beslenip şekillendiğini düşünüyor.

 

Bihrat Mavitan’ın kendi kaleminden ;

‘’1948, İzmir´de doğdum, Evvelim Giritli.
1966, Bal´lıyım,
1968, Akademi´ye girdim,
1973, Heykeltraş oldum, hem de yüksek,
1975, Asistan oldum,
1977, Oğlum Tan geldi,
1984, Hocalar sakal kesti, ben istifa ettim,
1985, Ressam Alev Ermiş ile evlendim.
1986, Kuzguncuk´a yerleştim,
1994, Kızım Tane geldi, 
Sayısız sergi açtım, ödül aldım,
1948´den beri rüya görüyorum,
1959´dan beri resim yapıyorum,
1969´dan beri heykel yapıyorum,
ve bu galiba böyle devam edecek.’’

Bihrat Mavitan

Mavitan heykeli rüyaya benzetmiş ve devam etmiş anlatmaya ,  ‘’Rüyada görülen şekil heykel haline getirilebilir. Heykeltıraş, yaptığı eserlerle yönünü belirler. Başka sanatçıların heykellerine bakarak ne yapmayacağını görür. Çünkü onlar yapılmıştır. Heykeldeki en kötü şey kopyacılıktır. Bu, bir heykeltıraş için en kötü yaralanmadır. “Bu eser, başka bir sanatçının eserine benziyor” denildiği zaman rütbe kaybedersiniz. Genç heykeltıraşlara bunu yapmamalarını öğütlüyorum.’’ diye de eklemiş.