ŞUBAT 2014 ARŞİV

dfoit_subat

 

QUE TAL HAREKETLENİYOR…

İstanbul’luları İspanyol meze kültürü “tapas” ile tanıştran Que Tal Tapas&Bar kapılarını açtığı 2010 Ekim den beri Sangriası, dünya mutfakları ve klasik tapas çeşitlerini harmanlayan menüsü ile fark yaratıyor. Menüde Orjinal İspanyol sucukları ve jambonlarından, deniz mahsullerine, tortilla de patatadan, köfteye tapası farklı yorumlar ile bulabilirsiniz. Pazartesi ve Salı akşamları ise deniz mahsülleri sevenlere özellikle Paella tavsiye ediliyor. Tapasları ve akşam üstü kokteylleri ile kısa sürede Bölge’nin “in” mekanı haline gelen mekan cumartesi akşamlarını da konsept partiler ile renklendiriyor.

‘Hola Mes’ adlı partiler ile yeni aya merhaba diyen Que Tal her ayın son cuması yeni kokteyllerini görücüye çıkartıyor.Gastronomi vahası İspanyanın geleneksel köpüklüsü Cava da yakında Que Tal Tapas ile İstanbulda.  Catalunyanın en verimli bağlarına sahip ailesi JUVE y CAMPS, methode champenoise ile üretilen %100 doğal köpüklüsü ile günün her saati içilebilecek bir alternatif olarak tapas menüde yerini alıyor.

 

dfoit_subat

dfoit_subat

 

İstiklal Caddesi’nin Tünel’e kıvrıldığı noktada, İsveç Konsolosluğu‘nun tam karşısında yer alan Narmanlı Han, Beyoğlu’nun en güzel binalarından biridir. 1880 yılına kadar Rusya Büyükelçiliği olarak kullanılan yapı, ardından 1914’e dek Rus hapishanesi olarak kullanılmıştır. 1933’te ise Narmanlı Kardeşler tarafından satın alınmıştır

Yapı Kredi Koray’ın restorasyon projesi 2002’de Anıtlar Kurulu’ndan onay aldı ama sivil toplum kuruluşlarının itirazı üzerine alınan yürütmeyi durdurma kararı nedeniyle restorasyon başlayamadı. Proje bir türlü gerçekleştirilemeyince Narmanlı Han’ın 12 varisi 2008 yılında Yapı Kredi Koray’a dava açarak hisselerini geri almak ister. Ailenin “gayrimenkul hissesi karşılığında inşaat yapımı ve satış vaadi sözleşmesinin feshi” için açtığı davayı mirasçılar kazanır. Ardından hisseler Mehmet Erkul ve Tekin Esen’e satılır. Hatta anlaşma geçen ay ortalarında tamamlanır.

Han, 19. yüzyılda Beyoğlu büyük ölçüde yeniden inşa edilirken ilk yapılan binalardan biridir. İstiklal’deki daha pek çok eserde de imzası olan Giuseppe Fossati’nin İstanbul’da inşa ettiği ilk binadır. Bina ve bahçesinin kapladığı alan, elçilik olarak kullanıldığı ilk yıllarda bugünkünden hayli geniş bir alanı kaplarmış.1905 yılındaki İstiklal Caddesi’ni genişletme çalışmaları sırasında bahçenin bir bölümü caddeye katılmıştır. Narmanlı Han iki katlı bir yapıdır, ikinci katı ön cephede görünür vaziyette olan büyük fil ayakları taşır. Bu ayaklar mimarinin bütünselliğiyle uyumlu hoş bir görüntü yaratır.

Bugünkü elçilik binası tamamlanıp da Rus Büyük elçiliği yeni yerine taşındıktan sonra da binadaki hapishane ve bazı konsolosluk büroları ve Rus ticaret ofisleri faaliyeti sürdürürler. Narmanlı Han’da, Rus Büyükelçiliği yer alırken ortasında çok güzel bir havuz bulunduğu rivayet edilir. İnsanlar havuzda bulunan renk renk balıkları seyretmeye gelirlermiş buraya. Fakat sonrasında hana gelen atlı arabalarının rahatça mal getirip götürebilmesi için havuz yerinden kaldırılmış.

Dünya Savaşı sırasında Osmanlı devleti ve Rusya düşman cephelerde yer alınca, han yıllarca metruk kalmış. 1917 de Rusya’da ihtilal olunca Çarlık taraftarı olan mülteciler İstanbul’a akın eder. Böylece bu yıllarda han tekrar eski hareketli günlerine geri döner. 1930’lu yıllarda ise burada sadece Rusya’ya bağlı faaliyet gösteren “intourist” ve “neftsyndicat” adlı iki ticaret ofis ayakta kalır. 1933 yılında binayı başta da bahsettiğimiz gibi o zamanın ünlü tüccarlarından olan Avni ve Sıtkı Narmanlı kardeşler satın alırlar. Sanata meraklı bir aile olan Narmanlı’lar taşralı tüccarlar tarafından çok iyi paralar teklif edilmesine rağmen burayı sanatçılara edebiyatçılara ve yayın evlerine düşük ücretle kiraladılar ve böylece Narmanlı hanı küçük bir kültür ve sanat merkezine dönüştürdüler.

Heykeltıraş Firsek Karol, Sofyalı sokağı ve Müeyyet sokağının kesiştiği yerdeki üç odayı kiralar önce ve bu odaları birleştirerek atölyeye dönüştürür. Ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu ise girişin sağındaki iki katlı dükkanlardan birine yerleşir. İlk faaliyetlerinden biri de Narmanlı Yurdu’nun altındaki mimoza şapkacısında açılan resim sergisine otuz resmiyle katılmak olur.

Eyüboğlu’nun yan komşusu ise Ulus Gazetesi’nin İstanbur haber  temsilcisi Neşet Atay imiş o dönemde. O yıllarda Türkiye’de yaşayan Macar keman virtüozu ve pedagog Karl Berger’in önce öğrencisi sonra da eşi olan ressam Aliye Berger’in resim atölyesi de Narmanlı’daydı aynı dönelerde. Andrea kitabevi de Narmanlı Han’ın o dönemin önemli kiracıları arasında yer alır. Dönemim ünlü Ermeni Gazetesi Jamanak ise 60 yıl boyunca yayın hayatını Narmanlı’da sürdürür.

İstanbul’un ilk konfeksiyonculardan biri olan Antoine Visconti de ilk mağazalarından birini bu popüler mekanda açar. Narmanlı’da yaşamış olan en ünlü simalardan biri ise hiç şüphesiz ünlü yazar Ahmet Hamdi Tanpınar’dır. Tanpınar’ın binada bir çalışma ofisi bulunmaktaydı.

Günümüzde ise Narmanlı Hanı o eski hareketli ve heybetli günleri çok uzaklarda artık. En son kiracılarından biri, İstanbul’un ilk fotokopicilerinden olan fotokopici Şerafettin İşem’di. Şerafettin Bey Bedri Rahmi’yle selamlaştıkları günleri özlemle anıyor. Şimdi handa sadece sahipsiz kedilere bakan yaşlı hanımefendi ile bir noter ofisi kalmış.

Umudumuz 150 yılı aşkın zamandır Beyoğlu’nun zengin tarihine tanıklık eden Narmanlı hanın, burada yaşayan sanatçıların da anısına saygıyla, güzel bir projeyle şehir dokusuna yakışır bir şekilde sanat veya tasarım merkezi haline dönüşmesi yeniden.

dfoit_subat

dfoit_subat

La Paz Cafe bar Latin Amerika’nın sıcaklığını İstanbul’a taşıyan oldukça ozgün bir mekan.

 

Mekana girer girmez sizi karşılayan latin ezgileri,özenle düşünülmüş dekorasyonla birlikte hemen sizi o uzak diyarlara sürüklüyor. Dikkati çeken ilk öge sanatsal ve politik orjinal afişler. Kendinizi Güney Amerika’da ki bir sokakta buluveriyorsunuz. Zemindeki parkelerin desenleri Küba puro kasasından, minderler ise Bolivya’dan gelmiş özel kumaştan. Masaların üzerinde afişlerin izdüşümü olan resimler var.

Böylece mekanın bütünselliği çok güçlü biçimde hissediliyor. Havalandırma sistemi Havana’da çok eskiden beri uygulanan tek motorla dönen 4 pervaneli bir sistem. Tepenizde dönen kayışlar ve kasnaklar da kendinizi Küba’da bir cafe de zannetmeniz işten bile değil. Küçük ayrıntılarda bile sürprizler bizi bekliyor. Tuzluklar, hesap kutuları Arjantin’den gelmiş, malzemesi kaktüs ağacı. Salona geçtiğimizde boydan boya uzanan bir duvar resmi bizi kucaklıyor.

İç mekan tasarımcısı Gamze Yalçın ‘ın çalışması. Bir yanda’ Motorsiklet günlükleri filminin bir tasviri bulunurken diğer yanda Che’nin Güney Amerika yolculuğu anlatılmış. Bar ve mutfak tarafında dev bir “Queremos paz y amor yani Aşk ve Barış istiyoruz” sloganı karşmıza çıkıyor ve aslında tüm atmosferi özetliyor. Yemekler, kokteyller ve kahvelerin hepsinin Latin Amerika’nın orjinal reçetelerine göre yapıldığını herhalde söylemeye gerek yok.

Menülerin tasarımı ise başlı başına bir yazı konusu. Tüm yemeklerin ve kokteyllerin ortaya çıkış hikayeleri kıtadaki ülkelerin haritaları ile anlatılmış. Bu yemeklerden ve içkilerden tatmak için İstanbul’da ki Latin Amerikalı La Paz Cafe Bar tüm içtenliği ve ılık atmosferi ile sizi bekliyor.

dfoit_subat

dfoit_subat

 

 

LÜKS VE OTANTİK:

 

LES CHALET DES FERMES DE MARIE

 

Unutulmaz bir kış rüyasına ev sahipliği yapacak, 10 kişiye kadar konaklanabilen 400 m2’lik bu dağ evi Megevé merkezine birkaç dakikalık yürüme mesafesinde konumlanmış. Samimi ve sıcak bir ortam arayan geniş ailelere, arkadaş gruplarına keyif verecek bir altyapı özenle hazırlanmış burada.Eşsiz doğasıyla yüksek kalitede hizmet ile de ziyaretlerini unutulmaz kılacak bir cennet ortaya çıkmış sonuçta.

 

Ahşabın ve otantik çizgilerin hakim olduğu dekorda, deri, sıcak renkler, tüylü ve yumuşak peluş malzemeler kullanılmış genel olarak. Beş çift kişilik ebeveyn banyolu yatak odası, modern çizgiler ile yakalanmış bir konforlu ortam sağlıyor ziyaretçilerine. Rahatlığı ve asil materyalleriyle rahatlık ve asalet genel dekorasyonun ana eksenini oluşturmuş Massif du Jaillet’in ihtişamlı manzarasına bakan odalar, benzersiz bir huzur hissinin en büyük garantisini oluşturuyor. Samimi ve keyifli alanların paylaşılacağı ortak alanlarda ahşap bir şömine, çalışma köşesi, büyük şahsi bir terasa açılan yemek salonu mevcut. Yine  giriş katında bulunan spa, farklı renk temalı 3 yatak odası da rahatlık ve sıcaklık garantileyecek şekilde dekore edilmiş. Kahvaltı, yemek ve çay saatleri için tam ekipmanlı mutfak da kullanıma hazır.

 

Mont d’Arbois platosunda konumlanmış bu dağ evi aile ya da arkadaşlarla yapılacak bir dağ tatili için rüya gibi bir seçim demek yanlış olmaz, tüm bu gördüklerimizin ışığında… Bu çiftlik evinde patine mobilyalar, her biri toplam beş yatak odası mevcut. Dinlenme alanındaki ahşabın sıcaklığı, loş ışıklı aydınlatmaları, birkaç yüzyıllık tahta işçiliği olan özel parçalar da ahşap veya fırınlanmış kil döşemeler, coğrafyanın ve bölgenin tipik genel çizgilerini gözler önüne seriyor. Alplere özgü raflar, çiftlik evi masaları, heykel büstlerle kombine edilmiş ve dekorasyonda farklı tarzların bir araya gelmesi ile ortaya çıkan ortak bir dil oluşmuş.. Geleneksel çizgilerin ve modern stilin uyumlu birlikteliği bu mekana ayrıcalıklı bir karakter kazandırmaya yetmiş.

 

Her mevsim burada alabileceğiniz farklı tatlar var. Ücrete dahil hizmetler arasında, günlük ev temizliği, kapalı havuz, sauna ve şahsi jakuziler, şahsi garaj, outdoor sporlar ve serbest zamanlar için türlü aktivite ve doğa gezileri var.

 

İsterseniz restoranlarda geleneksel yemekleri tadabilir veya evlere özel akşam yemeği için bir şef çağırabilirsiniz. Kayak dersleri ve skipass için de konsiyerj size yardımcı olacaktır. Masalsı köy meydanı, Alplerin karlı zirveleri, sevimli kır evleriyle rengarenk bir tablonun içinde sizleri bekleyen bu dağ evlerine rotanızda bir yer ayırın.

 

dfoit_subat

dfoit_subat

 

Kırmızı Kedi, 2008 yılında kuruldu. İlk yayınladığı kitaplar inceleme-araştırma, strateji, polisiye, edebiyat ve sinema kitapları oldu. 2010 yılıyla birlikte yayın yelpazesini genişleten yayınevi klasikler, çağdaş klasikler, Türk ve dünya edebiyatı, şiir, popüler kültür, edebiyat-inceleme, tarih, dinler tarihi gibi farklı türlerde yapıtlar da yayınlamaya başladı. Bunları 2011 sonunda çocuk kitapları izledi. Önemli dünya yazarlarının yapıtlarını nitelikli çevirilerle yayımlıyor, seçkin Türk yazar ve araştırmacılarının çalışmalarını özenle hazırlayıp okurlarla buluşturuluyor.

Türkiye’den İnci Aral, Haydar Ergülen, Hüsnü Arkan, Jale Sancak, Gonca Özmen, Tuna Kiremitçi, Sina Akyol, Enis Batur, Yalçın Doğan, Özcan Karabulut, Osman Şahin, Soner Yalçın, Doğan Yurdakul, Cem Gürdeniz, Nihat Genç, Orhan Koloğlu, Uygar Şirin, Müyesser Yıldız gibi önemli isimler, Kırmızı Kedi Yayınevi’nin yazarları arasındadır.

Bu isimlere, hem ilk yapıtlarıyla genç yazarlar hem de Şükrü Erbaş gibi şiir sanatının seçkin ustaları katılmaktadır. Behçet Aysan’ın ve Metin Altıok’un bütün şiirleri de yayınevimiz tarafından yayınlanmaktadır.

José Saramago, Tahar ben Jelloun, Joyce Carol Oates, Necib Mahfuz, Yasmina Khadra, Asiya Cebbar, Umberto Eco, Gonçalo M. Tavares, Virginia Woolf, Pascal Mercier, Christa Wolf, Doris Lessing, Fernando Pessoa gibi dünya edebiyatının önde gelen isimleri de yayınevinin kataloğunda yer almaktadır.

İlk kitapevini Aralık 2010’da İstiklal Caddesi Tünel Meydanı’nda açan Kırmızı Kedi Mersin şubesini Mayıs 2012’de, İzmir şubesini ise Ocak 2013’te açmıştır.

2012 yılında Dünya Kitap Yılın Yayınevi ödülünü almıştır.

2013 Nisan ayı itibariyle 216. kitabını yayınlayan Kırmızı Kedi, yıl sonuna kadar bu sayıyı 260’a ulaştırmayı hedeflemektedir.

 

dfoit_subat

dfoit_subat

 

 

BALKONDA KIŞ KEYFİ

 

Yazın keyfini sürdüğümüz balkonlarımızın kışın da kapalı haliyle tadını çıkarmaya devam edebilir ve onları birer kış balkonu haline dönüştürebiliriz. Yaşam alanlarımızı dört mevsim doğayla bütünleşeceğimiz huzurlu bir mekan yaratmak için gereken ipuçlarıyla kendi kış balkonunuza hazırlamaya hazır mısınız? O zaman hep birlikte gözden geçirelim alternatifleri.

 

Kış bahçesi havasına dönüştüreceğiniz balkonlarımız, hayallerimizdeki huzurlu mekanı yansıtmalı, bu yüzden dekorasyonda da istediğimiz kadar hayalperest davranabiliriz. Yapay veya canlı ağaçlar, bitkiler, tavandan sarkan sarmaşıklar ve ferforje mobilyalarla doğayı yaşam alanımıza dahil edebilir, kendimize özgün ve keyifli bir kış mekanı yaratabiliriz.

 

Kışın soluk ve puslu havasını, canlı ve göz alıcı renklerle dağıtacağım iddiasındaysanız, buna hiçbir itirazımız olmaz. Ancak şunu da bilmekte fayda var: Aynı zamanda pastel tonlarda renkler kullanarak balkonlarımız için hoş bir kış dekorasyonu hazırlayabiliriz. Bu pastel tonlar ile iskandinav, country veya vintage tarzdaki aksesuarlar özellikle öne çıkarılması gereken parçalar olacaktır

 

Balkonlarımızın içerideki yaşam alanlarıyla bağlantısı olması gerekmiyor. Farklı ve bağımsız bir alan yaratmak bizim elimizde. Zıt kombinasyonlar, zıt renkler ve aksesuarlarla oldukça özgün bir yaşam alanı yaratabiliriz.

 

Kapalı balkonların, evlerin yüklükleri gibi kullanıldıklarından ötürü pek sevmeyiz aslında. Yüklük için ne kötü bir şeçim; dışarıdan görülüyorlar hatırlatalım! Bu kapalı balkon için en uygun projelerden biri onu hobi odasına çevirmek huzurlu ve aydınlık bir mekan, ilham kaynağımızın artmasını sağlayacaktır. Üstelik  çeşitleri gün geçtikçe artan outdoor ısıtma çözümleri ile buraları sımsıcak sığınaklar haline dönüştürmek çok da kolay artık.

 

Kandiller, mumlar, yastıklar, battaniyeler, farklı ebatta ki fenerler ve çiçeklerle balkon dekorasyonuna sıcaklık katabilir ve kışın soğuk günlerini yarattığınız hoş farklılıklarla burada sıcak sohbetler eşliğinde geçirebilirsiniz. Cesaret ve farklılık buradaki temel bakış açınızı oluşturmalı bizce. İçeride sıkıldığınız yastıklar, farklı fonksiyonlarda kullanacağınız tasarımlar, burada yol gösterici olacaktır.

 

Tamamen kapatmayı düşünmüyorsanız, kısmi olarak separe edecekseniz bile ısınma unsurunu yine de göz ardı etmeyin. Merkezi sistem ya da portatif ısıtıcılar kullanılabiliriz. Günümüzde birçok yeni ürün taşınabilir olmasından dolayı kullanım açısından kolaylık sağlıyor. İçerideki fazla nemi almak içinse otomatik havalandırma sistemi kullanılabilir. Aynı zamanda bitkilerimiz için kış bahçemizin belli oranda sabit bir sıcaklığı da içeride sağlayabilirsiniz. Ortamın sabit bir derecenin altına düşmemesi için termostat destekli ısı sistemleri kullanılabiliriz.

 

dfoit_subat

dfoit_subat
1757 senesinde, İsveç Devleti Beyoğlu’nun ortasında yer alan bu binayı satın almıştır. Yapı, İsveç Devleti’nin yurtdışında sahibi olduğu en eski binadır. 250 seneden fazla bir zamandır İsveç – Türk bağı bu yer sayesinde daha da pekişmiştir. O yıllardaki ilk binalar bugün ayakta değil,; binalar ya yıkılmış ya da yangınlarda harabeye dönmüştür. Başlangıçta arsa üzerinde mevcut olan bina, büyük bir ihtimalle 1700’lerin ilk başlarında inşa edilmiş, bu bina da 1818 senesinde çıkan bir yangında yanmıştır. Bugün İsveç Başkonsolosluğu’nun bulunduğu mevcut bina 1870 senesinde Avusturya’lı mimar Domenico Pulgher tarafından çizilmiştir. Bahçede ayrıca İsveç Araştırma Enstitüsü’nün bulunduğu Drogmanhuset (1870) ve halen Fin Protestan cemiyeti tarafından kullanılmakta olan bir kilise de(1878) bulunmaktadır. Başkonsolosluk, İstiklal Caddesi’nin ortasında bulunmaktadır; bu cadde şehrin en popüler ve en canlı alışveriş alanında yer almaktadır. İsveç Sarayı’nın etrafını büyük bir bahçe sarmaktadır ve Boğaz’ın Marmara Denizi ile buluştuğu Haliç’i gören şahane bir manzarası vardır.

 

Uzun süreli dostluk

İsveç’in Türkiye ile olan diplomatik ilişkileri 1600 senelerine kadar dayanmaktadır. O yıllardaki diplomatik ilişkiler geçici misyonerler vasıtasıyla gerçekleşmekteydi. XII Karl’ın Türkiye’de bulunduğu 1709-14 seneleri arasında Konstantinopel’de padişah sarayının yakınında bir İsveç sefarethanesi  kurulmuştur.İsveç, 1737 senesinden itibaren Türkiye’de devamlı bir sefarethane bulundurmuştur; İlk senelerde şu an Başkonsolosluğun bulunduğu arsadaki binayı kiralanmıştır.

 

Avusturya Trieste’den bir mimar

Önceleri bulunan binalar artık mevcut değildir,binalar ya yakılmış ya da 1818 senesinde meydana gelen bir yangında yok olmuştur.. Yeni bir elçilik binası için para bulunması kararı 1869 senesine kadar sürmüştür.Yeni elçilik binası, şimdiki Başkonsolosluk binası Avusturya’lı mimar Domenico Pulgher tarafından çizilmiş ve 1870 yılında tamamlanmıştır. Mimar Pulgher, üzeri sıvalı üç kat yüksekliğinde ve bodrumu olan tuğladan bir bina çizmiştir. Tarzı; İtalyan son Rönesans zamanlarını yansıtmaktaydı. Pulgher, o zamanlar Avusturya’ya ait olan Trieste’de doğmuş ve eğitimini Venedik’te görmüştü.

 

Görkemli temsilcilik dairesi

Konsolos ve ailesinin yaşadığı temsilcilik dairesi, binada bir kat yukarıdadır. Odalar, sekizgen bir holün etrafında toplanmıştır. Bütün odalar deprem güçlendirilmesinden sonra yenilenmiştir. SFV, ortaya koymuş olduğu yeni bir bakım programı ile bütün temsilcilik dairesinde eski renklere dönmeyi tercih etmiştir. Temsilcilik dairesinin bir kısmı mobilyalar ya yeniden kılıflandırılmış, boyanmış ya da yenilenmiş ve bütün perdeler yeni dikilmiştir. Amaçlanan hedef, binanın geri kalan kısımlarıyla uyumu yakalamak ve aynı zamanda  modern faaliyetlere uygun bir daire ortaya çıkarmaktır. Karanlık bir ofisi olan bu yıpranmış saray, bugün aydınlık ve modern bir ofise ve eskisinden çok daha güzel, amacına uygun temsilcilik bölümüne sahip olmuştur.

 

Büyük salon 

Rokoko tarzından esinlenmiş tavanı ve şaheser dekorlu Türk parke zemini ile büyük salon, bir balo salonunu andırmaktadır. 1870 senesinin sonbaharında saray, büyük bir balo ile açılmıştır. Zemin, odanın bütününü hissedebilmekte çok önemli bir rol oynamaktadır. Zemin, çeşitli tropik ahşaplardan oluşmaktadır ve birçok defa yenilenmesine rağmen halen harika bir görünümü vardır. Tavan, son olarak 2009-10 senesinde yapılmış olan büyük tadilat sırasında yenilenmiş ve büyük bir itina ile yapılan bu yenilenme sırasında orjinal yaldızlı süslemeler muhafaza edilmiştir. Aynı zamanda renkler de elden  geçirilmiş ve daha evvel duvarlarda boyanmış olan bölümler değiştirilerek azaltılmıştır ki bu da çok daha sakin bir izlenim yaratılmasını sağlamıştır.

 

dfoit_subat

dfoit_subat

 

Didem Şenol’un Lokanta Maya’dan sonraki ikinci yeri Gram Pera, 2012 Mayıs ayında Meşrutiyet Caddesi 107/D numarada açıldı. Mekan, güne sabah 8:30’da vitrinde sergilenen tatlı ve kahvaltılık atıştırmalıklarla başlıyor. Saat 12:00-15:00 arasında ise açık mutfağının önündeki mermer tezgahta mevsim malzemelerinden yapılmış hafif soğuk tabakları ve değişen sıcak yemekleriyle misafirlerini karşılamaya devam ediyor.

 

Aynı anda 19 kişiyi ağırlayabilen mekan, öğlen için rezervasyon kabul edemiyor. Akşam yemeği servisi olmayan Gram, saat 18:00’e kadar servise devam ediyor. Akşam için sadece önceden rezervasyonla en az 10 kişiden başlayan küçük ya da büyük gruplara özel bir akşam daveti ya da organizasyonu gerçekleştirmek mümkün.

dfoit_subat

dfoit_subat
Galata Mevlevihanesi II. Bayezid döneminde 1491 yılında Afyon Mevlevihanesi Şeyhi Divane (Semai) Mehmed Dede tarafından İskender Paşa’nın Galata sırtlarındaki av köşkü üzerinde kurulan İstanbul’un ilk Mevlevihanesidir. Günümüze ulaşan en eski taşınmaz 1649 tarihli Hasan Ağa Çeşmesi’dir. İsa Dede’nin meşihat döneminde 1765 deki büyük Tophane yangınında hasar gören Mevlevihane aynı yıl Sultan III. Mustafa (hd. 1757-1774) tarafından Sultan Yenişehirli Osman Efendi bina emini tayin edilerek onartılmıştır. 1791 de Şeyh Galib’in meşihata atanmasıyla Sultan III. Selim’in (hd.1789–1807) gerçekleştirdiği yenileme sonucunda Mevlevihane ana hatlarıyla bugünkü yerleşim düzenine kavuşmuştur. Mevlevihaneyi oluşturan yapılar 19. yüzyıl içinde son şeklini almıştır. Sultan II. Mahmud döneminde (hd.1808–1839) Halet Said Efendi’nin imar faaliyetleriyle inşa edilen Şeyh Galip Türbesi, Sebilküttab binası ve bitişiğindeki Cümle Kapısı Osmanlı ampir üslubunun en erken örnekleridir.

1824 de yangın geçiren Mevlevihane’de Mescid, Matbah ve dokuz hücre yanmış, Kudretullah Dede’nin Sultan II. Mahmud’dan ricası üzerine 1835 onarımıyla mevlevihane yeniden inşa edilmiştir. Cümle kapısı dış yüzündeki Sultan II. Mahmud tuğralı kitabe bu sırada konulmuştur. Sultan II. Mahmud’un kızı Adile Sultan’da Mevlevihane’ye Sarnıç, Şadırvan ve Çamaşırhane inşa ettirmiştir. Sultan Abdulmecid döneminde 1851–52 yıllarında Hasan Ağa Çeşmesi ve Matbah ihya edilmiş, 1859–60 onarımıyla , Selamlık ve Dedegan Hücrelerinin bulunduğu Semahane binası bugünkü şeklini almıştır.13 Aralık 1925 ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin kapatılmasıyla Semahane binası uzun süre 35. İlkokul olarak kullanılmıştır.

27 Aralık 1975 günü “Divan Edebiyatı Müzesi” olarak ziyarete açılmıştır.Uzun bir sessizlik döneminden sonra 2005 yılı başında Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün denetiminde sponsorluk yoluyla Semahane binasını kapsayan restorasyon çalışmaları başlamış, 20 Mayıs 2007 günü müze ziyarete kapanmış , Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Müzenin bir an önce ziyarete açılması için yapılan başvuru üzerine, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansınca 2009 yılı içinde Halet Said Efendi (Kudretullah Dede) Türbesi ve Şeyh Galip (İsmail Ankaravi) Türbeleri restore edilmiş, 2010 yılında Hamuşan Mezarlık Haziresi restorasyonu gerçekleşmiş, 2010-2011 de Müze Çevre Düzenlemesi ve Teşhir Tanzim Projesi uygulanmış.21.11.2011 tarihinde müze olarak ziyarete açılmıştır.

dfoit_subat

PAON WORK

dfoit_subat

 

 

 

Paon work Tasarım Mobilya ve Aksesuarları; Yaşam Alanlarınızı Sanatsal Dokunuşlarla Değiştiriyor.

 

“Herkes kendi  hayat yolculuğunun tasarımcısıdır aslında. Tasarım ve sanat da; bu yolculukta bir bakış açısıdır, kendini bulma ve ifade etme aracıdır.Yaşamımızın her alanında kendimizi doğru ifade edebilmeyi ararız; bize ait olanı ve ait olduğumuzu bulmayı. Yaşanmışlıklardan esinleniriz bazen, saygı duyarız barındırdığı değerlere.  Ama aynısını yaşamayız asla. Çünkü özeliz, farklıyız ve tekiz…Zevkimize, hayat felsefemize göre bir yol çizer,  tarzımızı ortaya koyarız: İşte bu biziz, bu sensin.”Paon marka yolculuğunu kısaca böyle özetliyor.

 

İsmini Tavus Kuşundan, yolunu Patchwork’ ten aldı.

 

PaonWork isimini tavus kuşundan alır. Güç ve gururun simgesi olan tavus kuşu, Yunan Mitolojisinde tanrıça Hera’ nın sembollerinden biridir. Baharla ilişkilendirilen Baş Tanrıça Hera, gelenekselci tavrının yanı sıra cesur duruşu ile Paon work tasarımlarına ilham kaynağı yor.

 

Ortak yaşam alanlarına, otel ve restaurant gibi konsept mekanlarınıza özel; koltuk, kanepe, sandalye, masa komodin, sehpa gibi mobilyalar üretiyorlar. Evine küçük dokunuşlarla değer katmak isteyenler için; puf, yastık ve ayna tasarlıyorlar. Konusunda uzman kişiler atölyelerinde tüm bu özgün el yapımı özel malzemeleri, yüksek kalitede hazırlanmış tasarımlar haline getirip, kişiye sunuyor. Standart ürünler haricinde; farklı ölçüler,  farklı renk ve kumaş seçenekleriyle tamamen kişiye özel ve kişiyi yansıtan ürünler tasarlamaktan büyük keyif alıyorlar. İfade yolunuzu birlikte keşfetmek için siz de www.paonwork.com  adresinden kendilerine ulaşabilirsiniz.

 

Tasarımcı Senem Çakır hakkında:

 

İstanbul’da doğdu. Sanatçı bir ailede yetişti.  Fransız ekolünden aldığı eğitim sonrası, üniversite yıllarında dekorasyon ve moda dergilerinin yazı işlerini ve moda çekimlerini yürüttü. Tamamladığı işletme yüksek lisans eğitimini takiben, 15 yıl boyunca farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük ölçekli ve uluslararası kurumsal firmaların pazarlama birimlerinde görev aldı. En son çalıştığı yapı ve dekorasyon üzerine uzmanlaşmış

uluslararası bir firmada üslendiği Pazar Araştırma Müdürlüğü pozisyonunda; İstanbul başta olmak üzere, farklı şehirlerde yüzden fazla ev ziyareti yaparak, tüketicilerin evlerinde tercih ettiği mobilya ve aksesuarları inceleyerek satın alma eğilimleri üzerine birçok proje gerçekleştirdi. Eş zamanlı, İç Mimarlık önlisans programına devam etti. Her kesimin yaşam alanlarında farklılaşma arayışında olmasına rağmen, ev dekorasyonlarında imtiyazlı renklerin hakim olduğunu gözlemledi. Özellikle mobilyadaki bu muhafazakâr tavır; gerek yastık, gerek tablo ya da biblolarla kendini yansıtma ve farklılaşma olarak aksi yönde şekil değiştiriyordu. Sanatı “kendini ifade etme yolu” olarak gören Çakır, yaşam alanlarında sanatsal dokunuş ihtiyacının “sahip olma, ait olma” arayışına dönüşmesinden hareketle Paon Work dünyasını tasarladı. 2013 yılında açtığı Galata/Karaköy’deki ofisinde çalışmalarını sürdürüyor.

 

 

 

 

dfoit_subat