ŞUBAT 2014 ARŞİV

dfoit_subat

 

 

Modern Tarih ile Yaklaşan Uzakdoğu

Daha önce hiç bulunmadığınız, aklınızı başınızdan alan bir ülkeye gittiğinizde, yepyeni yaşam şekilleri görür, bunları zihninize kazımak ister, dönerken evinizde sergilemek istediğiniz objeleri bavulunuza tıka basa doldurup dönersiniz. Ama her seferinde eksik kalan, nasıl taşıyacağınızı bilemediğiniz o büyük güzel parçalar olur.   Modern Tarih tam da bu parçaları bulmak için karşınıza çıkmış eşsiz bir fırsat .  Ticari olarak üretilmemiş yerel kültürlerin kimliklerini en orijinal ve saf hali ile yansıtan, antik  değere sahip özel objeleri, sanat eserlerini ayağımıza kadar getiren bir dünya markası tam anlamıyla. Dolayısıyla, mekanlarında eklektik ve koloniyel dekoratif üslubu seven kişiler için tam anlamıyla biçilmiş kaftan.


Çukurcuma’ nın, belki de İstanbul’ un, tarihi yapısına sadık kalmış İtalyan mimarisine özgü tarzı ile, dönemsel tarihi dokuyu en güzel yansıtan yerlerinden olan Faik Paşa Yokuşu üzerindeyiz. 250 yaşındaki tarihi bir yapıyı kendine mesken edinen Modern Tarih showroomu; keşif amaçlı seyahate düşkün, dünya kültürleri ile iç içe yaşamayı arzulayan sanat ve tasarım severler için uğranması  adeta mecburi bir durak noktası.

 

Markanın sahibi Davit Meşulam,  Amerika’da başladığı, uzun yıllardır sevgi ve büyük bir tutku ile yürütmüş olduğu antika keşif işini , işten  çok bir yaşam tarzı olarak benimsemiş biri. Mağazasının tadilatı ve dekorasyonu sırasında ise seçici ve titiz bir çalışma yürütmüş bu nedenle. Mekanın restorasyonu ve yenilenme sürecinde bilfiil çalışmış yer çalışmış. Dünyayı dolaşarak özenle seçtiği ve geldiği toprakların yerel kültür, gelenek ve yeteneklerini yansıtan, 19yy ve erken 20yy. dönemlerine ait antik parçaları, tarihi binasının çıplak beton ve tuğla zeminli yüksek tavanlı bu mekanında, dramatik bir aydınlatma eşliğinde müze kalitesinde sergilemeyi tercih etmiş. Seyri müthiş keyifli olan tüm dekoratif unsurlar ve ayrıcalıklı düzenlemesi ile mağaza, ziyaretçilerine adeta hızlı ve yoğun bir dünya turu yapma olanağı sunuyor.

 

Modern Tarih’te, Afrika ve Asya kıtalarındaki çeşitli ülkelerde bulunmuş, doğal malzemeler kullanılarak el işçiliği ile üretilmiş değerli objeler ve  birbirinden özel sanat eserleri zarif  ve titiz bir çalışmayla bir araya getirilmiş.  Mağazada sergilenen her bir parça, bundan sonra  yer alacakları mekanlara  manevi derinlik ve sofistike bir dokunuş katma özelliğine sahip demek yanlış olmaz bu nedenle.

 

Çinli taş askerlerden, kutsal Buda heykellerine, el yapımı papirüs kağıt üzerine çizilmiş kök boyalar ile renklendirilmiş imparatorluk aile tablolarına, Afrika yerlilerinin geleneksel ritüellerinin en önemli parçaları olan el yapımı masklardan, Uzakdoğu mobilya geleneğinin uyumlu tamamlayıcı parçalarından olan seramik ve ahşap taburelere, rengarenk kap, küp ve vazolardan, metal kilitli sandık formlu geleneksel Çin dolaplarına geniş bir ürün yelpazesi mevcut.

 

Tarihi binalardan çıkma ve el oymacılığının en güzel örneklerinin sergilendiği antik kapılardan, çatlak sırlı antik Çin porselenlerine, el oyması desenli mermer tabak ve kaplardan, boy boy kaligrafi fırçalarına, ahşap oyma oda bölmelerinden, sık dokumalı el yapımı rengarenk desenli antik halılara seçeneklerin neredeyse sınırsız sayıda çoğaltılabileceğini siz de fark edeceksiniz mağazayı gezdiğinizde. İçlerinde uzun yıllar çay kaynamış her evin ayrılmaz dekoratif ve lezzet objesi çaydanlıklar, baskı ve aplike desen teknikler ile tasarlanmış kumaşlar, Himalaya dağlarında şerpaların giydiği kar botları gibi çeşitli orijinal parçaları da Modern Tarih’ in koleksiyonunda rahatlıkla bulabileceğinizi belirtmek isteriz, özellikle meraklılara.

 

Davit Meşulam, bugün mağazasında sergilediği tarihi koleksiyonunun uzantısı olarak yeni bir kumaş ve aydınlatma koleksiyonu oluşturma çalışmalarına da start vermiş. Tüm bu yoğun koleksiyon oluşturma koşuşturmalarına paralel olarak , markanın kimliğini yansıtan dekorasyon proje çalışmalarını da koordine etmeyi sürdürüyor. Doğu ve batının buluştuğu bu keyifli marka, dünya kültürlerin sentezinden ortaya çıkmış temel yapısına ,her geçen gün eklediği yeni formlarla çizgisini başarı ile ilerilere taşımayı sürdürüyor.  Tarih, kültür, sanat ve dekorasyon meraklılarına duyurulur.

 

 

dfoit_subat

dfoit_subat

 

DONDURULMUŞ MÜZİK:

MİMARİ

Mimari dondurulmuş müziktir tâbiri, Goethe’nin bu çok ünlü sözü, altına imza atabileceğim kadar benimsediğim, doğru bulduğum bir ifadedir.

 

Bu yazımın ilham kaynağı olan Goethe’nin bu deyişi üstüne biraz düşündüğümüzde iki sanat dalı üstüne pek çok benzerlik ve çok az farkediyoruz.

 

• İyi bir performans mekânı için akustiği yerinde olan etkili bir tasarımın, verimi artırdığı çeşitli örneklerle sabittir. Roma Müzik Merkezi mimari ve müzik arasındaki uyumun net olarak göze çarptığı yerlerinden birisidir. Müzisyenlerin performansında ve burada sürekli kapalı gişe gösteriler sahneleniyor olmasında bu dinamik tasarımın da önemli bir rol olduğu düşünülür.

• İki sanat dalının da tarihteki Barok ve gotik gibi iki büyük etkin sanat akımlarından önemli oranda etkilendiği de aşikârdır.

• Müzik de mimari de belli bir armoni ve özgün içerdikleri oranda ölümsüzleştiği de tartışılmaz bir gerçektir.

• Her iki disiplinde de merkezden hareketle, yani özden hareketle üretime niyetlenildiğinde, etkisi geniş kitlelere ulaşır.

• Mimari projeyi ya da müzik eserini genellikle bireysel bir ilhamla tasarlarsınız. Oysa bir uygulama için ise uzman diğer kişilerin kolektif katılımı şarttır.

Mimaride de, müzikte de aynı malzemelerle kullanım alanları farklı ve işlevsel ürünler elde edilebilir. (Mimari obje veya bir müzik enstrümanı)

 

Evet, mimarlık sanatı bence de dondurulmuş müziktir, çünkü ilahi anlamda “yetenek“ veya “ilham” diye tanımladığımız iç güdü her kime nasip olmuşsa kendi rengince ve eğitimince onu yoğurmuş, onu işlemiş ve onunla etkin bir tını yaratmıştır. Aralarındaki az sayıdaki farka gelince; bunlar özgürlük ve dinamizm farkıdır ki her ikisi de lütfunu müzikte göstermiştir.

Çünkü mimaride genel olarak mimar projenin genel konsepti ve varacağı nokta konusunda tam olarak özgür ve özerk değildir. Genel olarak kendisine çizilen genel çerçeve içerisinde sürdürür yaratım sürecini. H,çbir kısıt olmasa, ortaya çıkacak eserin taşıyacağı fonksiyon son noktayı koyar sürece.

 

Müşterisinin her alanda onayını almak zorundadır. Oysa müzisyen akıştadır, ilhamını alır, eserini oluşturur ve dilerse onu diğerlerinin beğenisine sunar, paylaşır. Onunla ortak zevkleri taşıyan kişiler tarafından beninsenir, yaşatılır. Bir diğer fark ise müzik eseri farklı tarzlarda düzenlenerek yepyeni bir soluk bulurken mimari eser bir kere yapılır ve ardından genel olarak keskin değişim süreçleri yaşamaz. Müziğin dil, din, ırk gözetmeden herkesin kalbine sızması ve bu sayede evrenselleşmesi mümkün iken, bir mimari eser ünü yayılana ve değeri anlaşılana dek vâkur bir şekilde hayranlarını bekler. Bu iki sanat dalının birbirinin içine sızdığı birkaç örnek sunmak, konunun özüne inebilmekte faydalı olacaktır düşüncesindeyim.

 

Almanya’nın Dresden kentinde bulunan fotoğraftaki bu binanın mühendislik açısından çok özel bir durumu var. Binanın adı Neustadt Kunsthofpassage. Yağmur yağdığında müzik çalan bu bina müzisyenler ve mühendisler tarafından ortaklaşa bir proje tasarlanmış. Binada özel bir oluk sistemi kullanılmış, bu sayede her  yağmur yağdığında kentte yaşayanlara müzik ziyafeti çektiriyor. Bina turistler tarafından da yoğun ilgi görüyor. Kimi zaman müzik enstrümanlarına ait figürler de mimaride kullanılmış ve özgün eserler ortaya çıkmıştır. Bunların en çok bilinenlerinden olan Huanian Çin’de bulunan Piyano Keman Evi’dir.  En fazla kullanılan mimari detay ise piyano tuşlarının figürleridir ki, özellikle merdiven tasarımlarında dünya genelinde bir çok örneğine rastlamak mümkündür. Biz de, Yumurcak Dünyası projemizde piyano tuşlarını zemin döşemesinde kullandık.

 

En fazla kullanılan mimari detay ise piyano tuşlarının figürleridir ki, özellikle merdiven tasarımlarında kullanılmıştır. Amsterdam Müzik Binasında ise saydamlık tasarımın önemli bir unsurudur. Sırlı cam cepheler, çıkma çatı tarafından yumuşatılan ve korunan filtrelenmiş güneş ışığının içeri girmesine izin verir. Günışığı farklı bina elemanlarını biçimlendirirken, Muziekgebouw konser salonundaki elektrik ışığı müziğin ritmine göre titremektedir ya da renk değiştirerek basitçe müzikal atmosfere destek vermektedir.

Özellikle klasik müzik ve mimari derin bilgi, kültür, o konuda çalışma ve araştırma ister.” Bu sözler değerli kültür adamı, müzikolog, yazar, müzik yayıncısı, değerli piyanist ve besteci Ahmet Say’a aittir yani besteci & piyanist Fazıl Say’ın babasına. Gerçekten de dikkatlice düşünecek olursak her konuda herkes bir şeyler söyler ama dekorasyon ürünleri ve popüler birkaç müzik dalı dışında genel olarak bakılacak olursa bu iki sanatın gerek uygulaması gerek anlaşılması sığ ve sorunludur. Derinliklerinde ikisi de dıştan içe doğru daha kendine has, daha yoğun, daha derin kavramlar barındırırlar içlerinde ve ulaşılması zor değerler içerirler, geçmişi yüklü ve insanı yürekten etkileyen her şey aslında…

 

Mimarlık teknik bir sanattır, diğer sanat dalları kadar tasarımcısını özgür bırakamasa da armonisi, ritmi, sesi, rengi ve ruhu olan etkin bir sanattır üstelik… Bir sonraki yazımızda rafine bir zevkle ve etkin çözümlerle hazırlanmış keyif veren mekanlarda keyifli vakitler geçirmeniz umuduyla. Hoşçakalın…

 

dfoit_subat

dfoit_subat

 

Tünel’in İstiklal Caddesi’ne bağlandığı yerin tam karşısında herkesi büyüleyen bir iş hanı ; Tünel Geçidi İş Hanı.

 

Birbirinden güzel kafelerin, meyhanelerin ve antikacıların bulunduğu Tünel Geçidi, İstiklal caddesinin bitiminde Tünel’in hemen karşısında sizi tüm görkemiyle karşılıyor…
İlk başlarda bir antikacının yer açmasıyla başlayan bu hareketlilik, tüm iş hanının çehresini değiştirmiş. Asmalı Mescit’i Tünel’e bağlayan bu geçit oldukça hareketli ve günden güne gelişmeye, güzelleşmeye de devam ediyor. Günümüzde ise birbirinden güzel ve farklı birçok mekanın ortak buluşma noktası haline gelmiş durumda.
Günümüzde özellikle akşam saatlerinde masalsı bir görünüme bürünen Tünel Geçidi, insana huzur veren bir atmosfer ile herkesin ilgi odağı haline gelmiş durumda. Rengarenk ışıkların ve leziz tatların ortak noktası olan bu pasaj sizleri tüm samimiyeti ve sıcaklığı ile karşılamaya hazır…

 

dfoit_subat

dfoit_subat

 

Naturalizm

 

Kargaşa dolu bir seneyi geride bıraktık. 2013 gerek siyasi, gerek ekonomik açıdan torunlarımıza anlatacağımız pek çok yaşanmışlıkla dolu. Her yeni gün beklemediğimiz ve hazırlıksız olduğumuz sürprizlere uyandık. Aklımız, zihnimiz karmakarışık oldu. Hepimiz yorulduk. Hayat bu kadar komplike olmamalı dedik arkadaş sohbetlerinde, ortak şikayetimiz karmaşa oldu.

 

Elimizde olmayan dış faktörler yaşantımızı etkilerken, nispeten kontrolümüzde olan kendi yaşantımız için birşeyler yapma vakti Şubat ayı. Günlük yaşantımızı arındırma, sadeleşme ilk adımımız olabilir. Buna yaşam alanlarımızdan yani sığınağımızdan başlamaya ne dersiniz?

Ev dekorasyonunda Naturalizm yani doğaya dönüş son yılların yükselen trendi. Günlük koşuşturmadan arta kalan zamanda ihtiyacımız olan şey ruhumuzu dinlendirmek. Bunu yapabileceğimiz en önemli mekan ise evlerimiz.

 

Daha Az’la mutlu olmak

 

Tüketmekten yorulan ruhumuz sadeleşip, özüne dönmek istiyor. Buna öncelikle evimizdeki fazlalıklardan kurtularak başlayabiliriz. Hadi gelin yıllardır orada duran ancak hiç kullanmadığımız eşyalar olduğunu kabul edelim. Onları ihtiyacı olanlara vererek başlayabiliriz bu serüvene. Nereye, kime vereyim dediğinizi duyar gibiyim. Aslında iç sesimi dinliyorum bunu söylediğinizi duyarken. Işimize yaramasa da kullanmadığımız eşyaları vermenin kolay olmadığını da biliyorum. Ancak bir yerden başlamamız gerekiyor.

Günümüzde 2. el dükkanlar hızla yaygınlaşıp, popülerleşiyor. İstanbul’da Çukurcuma, Şişhane, Karaköy, Galata ve Moda gibi semtlerde bu dükkanlara sıkça rastlamak mümkün. Ederinin altında bir bedele de olsa evinize kadar almaya geliyorlar üstelik. Bu dükkanlardan biriyle kontağa geçip kullanmadığınız eşyalarınızdan kurtulabilirsiniz.  Hatta önerim, işinize yarasa da kalabalık yaratan, göz yoran ve farkında olmadan ruhunuzu karartan eşyalardan da vazgeçmeniz. Yerlerine pekçok fiyat alternatiflerinde, çok pratik eşyalar alabilirsiniz.  Üstelik böylece yeni eşyaların enerjisiyle canlanır, doğayla çok daha uyumlu, kullanımı kolay, pratik ürünlere sahip olabilirsiniz.

 

Yeni mottonuz ‘’daha saf ve ‘’daha dogal’’

 

Tasarım artık doğal yani organikten ilham alıyor. Gösterişten ve ayrıntıdan uzak,  doğa hissi veren ham ahşap, mermer, taş, cam ve seramik öne çıkan malzemeler arasında. Fazlalıktan arınmış bir yaşam stili ruhumuzu da arındırıyor, dinginleştiriyor.  Bu malzemelere evimizde daha fazla yer vermenin tam zamanı. Ham ahşap bir masa salonumuzun tüm havasını değiştirebilir. Ya da daha büyük bir işe kalkışırım derseniz, doğal yer döşemeleri… mermer bir sehpa ise doğallığı yansıtmanın yanı sıra kullanım kolaylığı sağlıyor.

 

Yasam alanınızı çiçeklerle can verin

 

Naturalist bir yaşamın en önemli noktası doğaya dönüştür. Doğanın ise simgesi bitki ve çiçeklerdir. 12 ay bakım yapmadan dilediğiniz şık görüntüyü verse de suni bitkilerden kurtulmanın tam zamanı.  Evinizin dört bir yanına koyacağınız canlı bitkiler mekanla birlikte size da canlılık hissi verecektir. Deneyin, yanılmadığımızı göreceksiniz. Zaman zaman sulamaktan, bakımlarını yapmaktan sıkılsanız da bir canlıya yaşam vermenin keyfini süreceksiniz. Ve inanın bu hazzı yapay bitkilerle yaşamanız mümkün değil.

 

Naturlist Objeler

 

Naturalismi, evinizde büyük parçalarda olduğu kadar ayrıntılarla da yakalayabilirsiniz. Tabiatın figürlerini yansıtan panolar, doğal malzemelerden üretilmiş objelerle şıklıkla beraber sadelik ve yalınlık hissini yakalayabilirsiniz. Bazen ne olduğunu, neyden üretildiğini hiç bilmediğimiz parçalar görürüz, ancak kendimizi yakın hissederiz, bizim olsun isteriz. işte bu parçaların pek çoğu naturalism temsil eder. Bunlardan birkaçına evimizde yer vererek bu hissi daima yaşamak mümkün.

 

Ev tekstili de artık doğaldan yana

 

Parlak satenler, göz yoran desenler artık eskide kaldı. Dönem organik devri. Soft renkler, doğal kumaşlar ön planda. Yatağınızı örteceğiniz örtü artık organik olmalı, perdeleriniz de ham keten. Birbirinden şık yastık ve koltuk kumaşları ise karşı konulmaz. Duvarları ise doğal dokular kaplıyor artık.  Organik kumaş dokusunu bir kez hissederseniz, geriye dönmek çok zor.

 

dfoit_subat

dfoit_subat

 

Londra’dan sonra dünyanın en eski ikinci metrosu olan Tünel’in oluşum hikayesi Fransız mühendis Eugene Henri Gavand’ın girişimiyle başlar. Gavand, dönemin ticaret ve bankacılık merkezi olan Galata ile sosyal hayatın kalbinin attığı Pera arasında sürekli mekik dokuyan insanları gözlemler ve Yüksek kaldırım Yokuşu ile Galipdede Caddesine alternatif bir yol düşünür. Bu iki merkezi birbirine bağlayacak asansör tipinde bir demir yolu projesi için Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz Han’ın huzuruna çıkar, 10 Haziran 1869’da Tünel yapım imtiyazını alır. İşletme süresi 42 yıl olarak belirlenen Tünel `yap-işlet-devret` modeliyle inşa edilir.

Tünel yapım çalışmaları 30 Haziran 1871’de başlar. Temmuz 1872’de İngiliz uyruklu “The Metropolitan Railway Of Constantinople From Galata to Pera” adlı şirketin  tescili yapılır. 05 Aralık 1874’de yapımı tamamlanan Tünel’de hayvan taşımalı deneme seferlerinin ardından 10 para yolculuk ücreti karşılığında insan taşımacılığına geçilir. Tünel, 17 Ocak 1875’te yerli ve yabancı muteber davetli topluluğunun katıldığı görkemli bir törenle hizmete alınır.

İlk yapım maliyeti 180 bin Osmanlı Lirası olan Tünel tesislerinin enerjisi 150 beygir gücünde iki buhar makinesiyle sağlanır. Tünel, sefere başladığında iki tarafı açık olan vagonlar elektrik olmadığı için gaz lambalarıyla aydınlatılır.
1910’da elektrikli tramvaylara geçiş çalışmaları başlayınca, şirket, 1911 yılında  Osmanlı uyruğuna geçer ve  “Dersaadet Mülhakatından  Galata ve Beyoğlu Beyninde Tahtel’arz Demiryolu” unvanını alır. Daha sonra devlet tarafından 175 bin Türk lirasına satın alınarak 01 Mart 1939’da millileştirilen Tünel, 16 Haziran 1939’da 3645 sayılı yasa ile kurulan İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri (İETT) Umum Müdürlüğü’ne devredilir.
İkinci Dünya Savaşında; bazı malzemeleri satın alınamadığı için üç buçuk ay yolcularından ayrı kalan Tünel, Fransız Eletctro Enterprise firması tarafından 33 Milyon Lira sarfla tamamıyla yenilenerek elektrikli hale getirilir. Tünel’in elektrifikasyon çalışmaları 1968 yılında başlar, 2 Kasım 1971 tarihinde yeni haliyle törenle hizmete açılır. 350 beygir gücündeki elektrikli sistemiyle 573 metrelik mesafeyi 90 saniyede aşan Tünel, 16 metre boyunda iki vagonuyla bir seferde 170 kişiyi taşır.

Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında İstanbul’luların vazgeçilmezi olan Tünel, her gün sessiz adımlarla Karaköy ile Beyoğlu’nu birbirine bağlarken yolcularına en kısa, en keyifli ve en samimi yolculuğu sunar.

 

dfoit_subat

dfoit_subat

 

Özlem Alıcı tarafından kurulan artgalerim Bebek, Nişantaşı’ndaki adresinden sonra Bebek’te yeni adresinde sanatçı ve sanatseverlerin buluşma noktası olmaya devam etmektedir.

 

 

 

Türkiye’nin sanatsal platformunda önemli bir yer edinmiş olan artgalerim Bebek’te resim, heykel, fotoğraf, enstelasyon, videoart alanında sergilenen farklı çalışmalar ile sanatseverlere soyut ve kavramsal anlamda çağdaş bir bakış açısı sağlanmaktadır. Türk çağdaş sanatının ustalarının yanı sıra genç sanatçılar da, yurtiçinde olduğu kadar yurtdışında da seçkin organizasyon ve sergiler ile desteklenmektedir.

 

artgalerim Bebek’in sanat dolu ve konforlu ortamında sergiler haricinde söyleşiler, film gösterimleri ve performanslara da yer veren Özlem Alıcı, tüm sanatseverleri Bebek’te bulunan yeni adresinde ağırlamaya devam edecektir.

 

Galerinin açık olduğu gün ve saatler: Pzt > Cts   10:00 > 18:00

 

dfoit_subat

dfoit_subat

 

Medeniyetler beşiği Anadolu topraklarını içine alan ülkemiz takı tasarımı için eşi bulunmaz hazinelerle dolu.

Saadet Keskin, bu işe  bu zenginliklerin farkına varıp büyük bir ilgi, heyecan  ile başlamış ve bugün de aynı heyecanı duyarak işimi sürdürüyor. ”Uzun yıllar geçmesine rağmen her gün takı ve tasarımı ile ilgili yeni ufuklar önümde açılıyor ve ben kendimi işe yeni başlamış bir öğrenci, bir çırak olarak hissediyorum. Bu duygular ile ortaya çıkan takıları sizlere Pera dükkanımızda sunmak büyük bir haz.” şeklinde özetliyor yarattığı marka ile ilgili duygularını.

1979 yılında Antalya Side’de özel işletme olarak açılan takı dükkanı 1987 yılında Beşiktaş’ta devam ederek İstanbul ve İstanbullular ile buluştu. 2007 yılında şimdi çok doğru olduğu ortaya çıkan radikal bir karar ile Pera’ya, yani Tünel Beyoğlu’na taşınmış. Bu taşınma yabancı müşteri portföyümüze büyük katkıda bulunmuş aynı zamanda.

“Anadolu kültüründen esinlenerek yaptığımız ürünler koleksiyonlarımızda önemli bir yer teşkil etmektedir. Ürünlerimizin Anadolu’nun zengin takı geleneğinden ve kültüründen gelmesi bizi piyasadan ayıran en önemli özelliklerimizden biridir. “ özetliyor Saadet Hanım, Takıl’ın koleksiyonunun genel prensiplerini.

 

dfoit_subat

dfoit_subat

 

 

 

YENİLENEN YÜZÜ İLE CAFE ZONE SİZLERİ BEKLİYOR…

 

Beyaz Atölye Mimarlığın imzasını taşıyan Cafe Zone yeni yıla, yeni dekoru ile  taze, şık ve keyifli bir  başlangıç yapmış.‘’Nişantaşı semti, artık sadece alışveriş değil aynı zamanda İstanbul’un en önemli yeme-içme ve gece hayatı merkezlerinden  biri durumunda. Bu yüksek tempolu ve çoğu zaman yorucu semtte müşterilerinin dinlendirici aynı zamanda tazeleyici bir atrosferle buluşacakları bir mekan yaratmak istedik.’’ Beyaz Atölye Mimarlık.

 

Proje 300 m² kapalı 70 m² açık alana sahip. 220 m² yemek salonuna, 80 m²si mutfak ve servis hacimlerine ayrılmış. Zemin katta bar ile ilişkilendirilmiş lounge, bistro ve dj kabini fonksiyonları öne çıkarken birinci katın tamamı yemek salonu olarak tasarlanmış. Bahçe cephesinde boylu boyunca yer alan kayar katlanır doğramalarla gün ışığından daha çok faydalanırken, yazın bahçe ile bütünleşmesini sağlamışlar.

 

Malzeme seçimi noktasında mümkün olduğunca az sayıda ve doğal malzeme ile çalışmayı seven bir ekip olduklarını belirtiyor Beyaz Atölye Mimarlık. Bu projede 3 doğal malzemeden yola çıkılmış. Gri-bej mermer, meşe ve siyah metal. Bu üç malzemeye dingin renkler eşlik ederken, ana salonun iki kısa kenarında derinlik ve canlılık vermesi için turkuaz lake camın çarpıcı etkisinden ve salon bitkilerinden faydalanılmış.

 

Beyaz Atölye Mimarlık az sayıda malzemeyi farklı yüzey ve fonksiyonlarda kullanırken dikkat ettikleri konu, malzemeyi farklı ebat ve detaylarda kullanmaları olmuş. Bu sayede malzeme kalabalığından kurtulmuşlar. Mekana özel tasarlanan aydınlatmalar ve metal heykel işleri ise Batuhan Engin ve Beyaz Atölye Mimarlığın imzasını taşıyor.

 

 

 

 

dfoit_subat

dfot

SERENAY LÖKÇETİN 

TASARIMCI/FOTOĞRAFÇI

1987 Bursa doğumluyum. Uludağ üniversitesi iktisat bölümünden mezun oldum. Zamanla asıl yapmak istediğim işin tasarım olduğuna karar verdim ve Nanay Design isminde bir marka yarattım.Aynı zamanda Serenay Lökçetin Fotoğraf adıyla Belgesel ve Düğün fotoğrafları çekiyorum. Nanay Design 2012 yılında yolculuğuna başladı.Polimer kil ile tanıştığım günden beri hayal gücümü şekillendirebiliyorum. Önce minyatür yiyeceklerle başladım. Bu konuda Türkiye’de başarılı olan çok az kişi var. Minyatür sevdası da çok başka.Daha sonra modellemeler yapmaya başladım ve kitap ayracı serisi bu şekilde meydana çıktı.Tabi ki Nanay sadece polimer kilden ibaret değil. Yeni şeyler denemeyi her zaman çok seviyorum.Bu durum beni daha iyilerini yapmaya heveslendiriyor.Bugünlerde ayraçların fiziki özelliklerini iyileştirme ve sunumunu farklılaştırma peşindeyim. Yurtiçi ve yurtdışına satışlar yapıyorum. Nanay Design 2014te hayattan, renklerden ilham alarak, hayallerine polimer kille şekil vermeye, üreteni de, tüketeni de mutlu etmeye devam edecek…

 

Takip ettiğiniz siteler ?

Stylemepretty.com, Etsy.com, Pinterest.com

 

• Çalışırken olmazsa olmazınız?

Müzik

 

En sevdiğiniz dönem veya akım?

Vintage ve Retro

 

Favori mekanınız?

Atölyem

 

Motivasyon?

Kahve,kahve,kahve…

 

• Ofisinizde asla neye rastlamayız?

Negatif enerji

 

Nelerden ilham alırsınız veya kimden?

Renklerden, desenlerden, olaylardan,  kısacası hayattan.

 

Evde olmazsa olmazınız?

Polimer killerim

 

• Kendinizi en çok benzettiğiniz şehir?

İzmir

 

Tek bir cümle ile kendinizi anlatın desek…

Mutlu

 

‘Motto’nuz…

Birini sevmeden, dünyayı sevemezsin.

 

 

 

 

 

EDİTO ŞUBAT – EVRİM YENİER
dfot

 

İnadına Kutlayın…

 

Evet sevgililer günü bize dayatılmış cafcaflı bir pazarlama enstrümanı. Evet kocaman kırmızı kalpler, zorlama romantizm çok sahte evet. Bunlar millet birbirine hediye alsın, ticaret dönsün diye icat edilmiş şeyler. Evet, akıllı adamın harcı mı bu türlü tuzaklara düşmek?

 

Milleti kandırıp uyutuyorlar, böyle uydurma şeylerle. Biz bunları yutacak kadar toy ve aptal mıyız? Paramızı sokağa atacak göz var mı bizde? Cevap net: Keşke olsa o göz bizde! En akıllı, en iyi genelleme ve tespitler yapan, en aklı başında, en rasyonel, en çok bilen olmaktan bir anlığına vazgeçsek keşke. Bir günlüğüne varsın salak desinler de keyifli mutlu bir an yaşayalım diyecek cesarette olsak. İsraftan, lüksten, trend olan yerlere gitmekten falan da bahsetmiyorum hemen homurdanmayın. En son ne zaman ailenizin akıllısı uslusu, her şeyi doğru yapanı, gözü açığı, tutumlusu, işyerinizin mutlak güç ve kudret sahibi yöneticisi, toplumun akıllı ve bilinçli tüketicisi olmaktan vazgeçebildiniz?

 

Tüm bu sıfatlardan sıyrılıp en son ne zaman bir güzellik yaptınız? Sırf  karşınızdakine, o çok seviyor diye, kendinize; sırf uzun zamandır aklınızda ama epeydir zaman ve bütçe ayıramadınız diye en son ne zaman harekete geçtiniz? Unutmayın rasyonel olmayan, tutkulu hatta belki çocuksu ve aptalca olan bir örnek istiyorum. Demiyorum illaki evle ilgili olsun, gezmeyle tozmayla da ilgili olur, takıntılı bir tutkunuzla da. Yoksa sizin aptalca körü körüne bağlı olduğunuz (hatta bağımlı); gözünüz kapalı peşinde koştuğunuz bir tutkunuz da mı yok? Sakın abartıyorum diye patolojik hastalıklardan ve psikolojik bozukluklardan kapıyı açmayın küstahlaşırım, kalp kırarım.

 

Sözün özü, ister bu sevgililer gününü bahane edin, ister başka bir şeyi umurumda değil, kutlamalar yapmak için kendinize bahaneler yaratın. Şımartın kendinizle başlayarak en sevdiğinizi, sevdiklerinizi. Etiketi aptallık olsun, akıllılar dedikodunuzu yapsın. Kötü haber, mezar taşınıza akıllı yazılmayacak, evinizi güzelleştirdiniz, sevdiğinizin hayalini gerçekleştirdiniz, kendinizi şımarttınız diye bu ünvan elinizden alındı.“Hayatı kısa sandı, bol bol keyif alıp, sevdiğini mutlu etmeye çalıştı, sürekli aptalca şeyler yaptı ömrü boyunca” diyecekler arkanızdan…Sizinle yanyana gömülmek istemeyen akıllı tanıdıklarınızın yanında mezar sahibi olamayacaksınız. Yaptığınız iyi şeyleri yok sayacaklar, başınıza gelen her kötü şeyi de düşüncesizliğinize ve hesapsızca yaşamanıza bağlayacaklar.

 

Eyvaaahhh. Bakın söylerken vazgeçtim korkudan, son kararım şu:

AKILLI OLUN SEVGİLİLER GÜNÜ KUTLAMAYIN SİZ EN İYİSİ…

İşin şakası bir yana sevgiyle geçen her gününüz kutlu olsun!