OCAK 2014 ARŞİV

dfot

 

BEYOĞLU PERA’DA STİL SAHİBİ BİR BUTİK OTEL

Tarihi doku, duyarlı dokunuş…

İstanbul’un kültürel zenginliğini ve tarihini içinde barındıran CORINNE HOTEL, sizi her detayıyla konforlu bir yolculuğa davet ediyor.

CORINNE HOTEL Çukurcuma’da Ayhan Işık ile Turnacıbaşı sokaklarının kesiştiği noktada, yıllarca Pera’nın yaşadıklarına tanıklık eden yapısıyla sokağın sahibiymiş gibi yükselir.

CORINNE HOTEL’in yükseldiği yapı, Osmanlı – Cumhuriyet mimari tarihinin önde gelen isimlerinden Mimar Kemaleddin Bey tarafından inşa edilmiştir. Mimar Kemaleddin Bey’in adı halen ülkemizde birçok cadde ismi olarak anıldığı gibi, kendisinin İzmir’de heykeli bulunmakta ve 20 Türk Lirası üzerine resmi konularak yaşatılmaktadır.

Geçmişin sihrini günümüze taşıyan CORINNE HOTEL, çevreye saygılı ve geri dönüşümlü malzemelerle teknolojiyi birleştirmek suretiyle, aslına sadık kalınarak özenli bir çalışmayla restore edilmiştir. Otelimiz çağdaş çizgilerle bohem yaşamı birleştirerek oluşturduğu iç mimarisi ve 39 odasıyla, butik hizmet ve lüksü özleyen misafirlerimizi ağırlayacak olmanın heyecanını yaşıyor.

 

YENİ YÜZÜYLE YENİ BİR BUTİK OTEL

 

CORINNE HOTEL, sizi eşsiz lokasyonuyla İstanbul’un merkezi Pera’yı özgürce keşfetmeye davet ediyor.

İstanbul’un merkezinde kendinizle baş başa kalabileceğiniz huzurlu, sıcacık bir dünya hayal edin. Beyoğlu’na 2 dakika, Taksim meydanına ve metro duraklarına 5 dakika uzaklıktaki sessiz ve güvenli bir konumda, İstanbul’u ve Çukurcuma’yı yaşamanın keyfine varın. Sabah martı ve kumru sesleriyle uyandığınız odanızda, tarihi yarımadanın eşsiz manzarasına karşı kahvenizi yudumlarken pencerenizden İtalyan zanaatçıların yaptığı 100 yıllık rölyefleri seyrederek hayal dünyanızın kapılarını aralayın.

Antikacıları, cafeleri, butik dükkanları, sahafları, sanat galerileri, sokak çalgıcıları, kıvrıla kıvrıla uzayan gizemli sokaklarıyla Çukurcuma, yabancı gezginlerin ilgi odağı olmayı haketmiştir.. CORINNE HOTEL’de konaklarken yanı başımızda bulunan tarihi Galatasaray Hamamı’nda günün yorgunluğunu atabilir, Masumiyet Müzesi’ne bir ziyaret ile zamanda yolculuk yapabilir, akşam saatlerinde Fransız Sokağı’nda veya gece hayatı ile dünyaca meşhur Beyoğlu sokaklarında eğlenebilirsiniz.

dfot

 

muuto

Aydınlatma, mobilya ve aksesuar olmak üzere 3 farklı koleksiyonu olan firma düzenlediği tasarım yarışmaları sayesinde her geçen yıl koleksiyonunu zenginleştirmektedir.

dfot

 

1999’da açılan A la Turca ağırlıklı olarak kilim ve halı üzerine yoğunlaşan bir antikacı. Dükkânda mobilya ve dekoratif objeler bulmak da mümkün. Ürünlerin çok büyük çoğunluğu orijinal.

Dükkandan öte bir yerdir, İstanbul’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir. Kendi içinde çok hoş bir ev sahipliği vardır. Erkal’ın her yıl vişne zamanında hazırladığı özel likörleri, tereyağlı kurabiyeleri falan vardır. Bir halı görüp de çıkarım diye gidilecek bir yer değil. Konu halı ve kilim olduğu için, Türk motiflerinin çokça görülebileceği bir yer. Eski bir binanın içinde olması önemlidir ama Erkal’ın kendi zevkiyle oluşturduğu ortam, hava mekana başka bir boyut getirir. Gelen kişi bir yabancıysa, çok keyifli ve doğru bir şekilde yönlendirir.

A la Turca, loş bir ışıkla aydınlanan merdivenlerle ulaşılan katlarında çok özel mekanlar yaratmış. Randevu ile gezilen A la Turca’nın ana konusu Anadolu kökenli halı ve kilimler olsa da, üç katlı mekanda pek çok mobilya ve aydınlatma da var. Meraklıları için not: Bodrum katında sergilenen küpler ve özellikle özel Erzurum küpleri koleksiyonu çok ilgi çekiyor.

İstanbul’un ilk eczanelerinden birini açan Faik Paşa’nın adıyla anılan Çukurcuma’daki yokuş son dönemin popüler alışveriş duraklarından biri. Uzun zaman önce Çukurcuma’daki potansiyeli fark edip burada antikacı dükkânı Alaturca’yı açan Erkal Aksoy bölgenin popülaritesine katkıda bulunan isimlerin başında geliyor. Öyle ki, New York Times bile onu Çukurcuma’nın belediye başkanı olarak tanımlamış. “15 yıl önce buraya geldiğimde birkaç dükkân vardı ama şu anda 60’a yakın antikacı var. Çukurcuma’da antik bir bölge oluştu” diyor Aksoy.

 

 

dfot
piculet

 

Piculet Tasarım Atölyesinin özenle tasarladığı yastık, çanta, masa örtüsü ve daha bir çok ürünü inceleyip online olarak satınalabilirsiniz. Piculet Store.

dfot

 

2014 STİL ÖNERİLERİNE BRAND HOME İLE BAŞLADIK.

Feneryolu ışıklara geldiğinizde, köşe başında tüm ihtişamıyla karşılıyor sizi Brand Home by Fatih Kıral.  Önünden geçip de kayıtsız kalmak mümkün değil. Daha içeri girmeden beyaz cephesi, mavi tenteleri ve klasik aplikleri Batı Amerikadaki şık mobilyacıları anımsatıyor. Bu şıklık ev dekorasyonuna ilginiz olsun olmasın içeri girip gezme isteği uyandırıyor. Brand Home, Fatih Kıral Mobilya’nın en yeni markası. Bugüne kadar Fatih Kıral’da görmeye alışık olduğumuz klasik çizgiden farklı, daha modern ve genç  bir stilde. Ancak çizgisi ne kadar farklı olursa olsun, içeri girer girmez kesinlikle hissedilen bir Fatih Kıral kalitesi var.

Brand Home koleksiyonunun neredeyse tamamı İtalyan Dialma Brown’a ait. Aralarda birkaç Amerikan markasına rastlasak da, koleksiyon bütününde uyum bozulmamış. Dialma Brown, 40 yılı aşkın zamandır  İtalya’da mobilya sektörüne hizmet veren Marchi grubuna ait genç bir marka. Markanın stilini country, vintage, loft, urban ve shabby chic olarak tanımlayabiliriz.  Kendi söylemleriyle  ‘’Dialma Brown yaşamın yeni ve çağdaş yüzü’’.

Brand Home by Fatih Kıral, yeni bir marka. Şuan için  Levent, Feneryolu ve Bodrum Turgutreis olmak üzere 3 mağazası var. Ancak markanın kısa vade planları arasında yeni mağazalar açıp, yaygınlığını arttırmak öncelikli. Bu yaz Bodrum Yalıkavakta açılacak 1500’ü açık alan olacak toplam 3500 metre karelik mağaza bunlardan ilki.  Bu mağazada yazlık evler için mobilya ve aksesuarların yanı sıra birbirinden şık bahçe grupları da satışa sunulacak.

Brand Home’da ürün çeşitliliği oldukça fazla. Kanepeden, masaya, karyoladan dolaba ve aklınıza gelecek pek çok farklı aksesuarı bir arada bulabilirsiniz. Fatih Kıral Mağazalar Koordinatörü Seçil Mutlu’yla yaptığımız sohbette, markayı genel çatıda Provans temsilcisi olarak tanımladıklarını öğreniyoruz. Koleksiyondaki ürün çeşitliliği ise farklı temalar altında toplanmış. Bu temaların en göze çarpanları Comtemporary Vintage, Metropolitan Style, When Different Cultures Meet ve Time After Time. Ürünler güzelliklerinin yanı sıra, temaların hikayeleriyle anlam kazanıyor ve elinizde olmadan aranızda bir bağ oluşuyor.

Mağazada provansın yanı sıra, countryden endüstriyele farklı tarzları birarada görebiliyoruz.

Brand Home, orjinal aksesuar ve hediyeler bulabileceğiniz bir mağaza. Birbirinden güzel çerçeveler, ilk bakışta porselen olduğunu sandığınız mumlar, yapma çiçek ve vazolar gözümüze çarpanlar arasında. Duvar panoları konusunda ise bugüne kadar birarada gördüğüm en çok ve güzel seçenekler kesinlikle burada.

 

Brand Home, farklı ve görülmemiş aksesuarları bulabileceğiniz bir mağaza.

Brand Home’yi gezdikten sonra mağazadan elinizin boş çıkmama ihtimali çok yüksek. İster kendinize ister hediye olarak küçük ve çok şık parçalar bulabilirsiniz

Brand Home by Fatih Kıral gerek ürünleri, gerek kalitesi, gerekse dekoru açısından keyifle gezilen bir mağaza. Kaliteyi hem markada hem de mağazacılıkta hissediyorsunuz. Bu da inanılmaz bir güven duygusu veriyor.

Tıpkı Marchi Grubunun Dialma Brown için söylediği gibi, ‘’Brand Home, Fatih Kıral dünyasının yeni ve çağdaş yüzü.’’

dfot

 

1913-2013

Megeve’ın efsanevi şöhreti

 

Megeve’dan ne zaman bahsedilse hemen arkasından akla tek bir isim geliyor.  Dağdaki tepelerin ardındaki otel “Mont Blanc”. Köyün kalbinde konumlanmış, kayak liftlerine yakın bu efsanevi otel Jocelyn ve Jean-Louis Sibuet’in enerjisiyle tekrar kuruldu. Otelin şöhreti 50’li yıllardan başlayarak kısa zamanda hızla büyüdü. Megeve o zamanlarda yazarların, şarkıcıların ve müzisyenlerin ünlerini artırmak için muhakkak uğradıkları bir bölgeydi.  Ayrıca Roger Vadim burada  “Les Laisons Dangereuses” filminin bir çok sahnesini Gerard Philippe, Jeanne Moreau ve Annette Stroyberg ile birlikte çekmişti. Başka birçok Fransız yönetmen de kış sahnelerini çekmek için Mont Blanc’ı seçiyordu. Lobide, koridorlarda, resimlerde Jean Cocteu’nun varlığı atmosfere yansıyor gibi.

Yatak odalarında ve diğer katlarda, İngiliz, Avusturya ve Savoy stillerinin uyumlu birliktelikleri açıkça görülüyor. Açık renk ahşaplar, ekose kumaşlar, sallanan sandalyeler, geyik boynuzları, standart lambalar ve koltuk şalları.

Bütün bu detay olmaktan uzak parçaların tamamı görenleri adeta hipnotize ediyormuş. Bir yanda antika bir İngiliz mobilyası size Shakespeare dilinde fısıldarken, diğer  yanda bir Savoy portmanto zarifçe Alpler’de dağların ortasında olduğunuzu hatırlatıyor. Tabi ki balkonlarda muhteşem dağ ve köy manzarası gelenleri karşılıyor. George Boisson  anısına “Le George” isimli, çay çeşitliliğiyle ve ev yapımı sıcak çikolatasıyla ünlü çay odası, akşam altıda bir bara dönüşüyor.  “The Champagne” isimli bar da popüler şampanya markalarını sunuyor. Ağız sulandıran havyar ve kaz ciğeri kombinasyonu da şampanya ile birlikte sunuluyor.

Bahçe kısmında bir kapalı havuz, güneşe açık bir jakuzi var. Ayrıca sauna, spor salonu, dört adet duvarları granit ve karlarla kaplanmış spa kabiniyle de sizleri görülmemiş saf, karlı ve buzlu bir gezegene konuk ediyorlar. Geneve-Coitrn havaalanına bir saat mesafede olan Megeve sizleri romantik ve masalsı bir ortama kış cennetine davet ediyor.

dfot

 

Isıtma Sistemlerinde Fonksiyonellik Kadar Estetik De Ön Planda

 

Isınma insanoğlunun, ilk günden bu yana en temel ihtiyaçları arasında yer almıştır. Çağlar boyunca da bu gerçeklik değişmemiştir. Günümüzün modern dünyasında her birimizin çeşit çeşit ihtiyaçları türese de, işlevsel, tasarımsal veya sanatsal kaygılarla evlerde kullandığımız objeler değişse de, ısınma ihtiyacı günümüz insanının hala en temel ihtiyaçlarından biri olmaya devam ediyor.

Elbette, günümüz insanına artık sadece ısınmak yetmiyor; nasıl ısındığı da önem kazanıyor. Değişen ve gelişen tüm ihtiyaçlar gibi ısınma ihtiyacımız da şekil değiştiriyor. Türlü türlü, farklı şekil ve biçimlerde teknikler gelişiyor; bu konuda uzmanlaşmış sektörler ve büyük yatırımlarla birlikte yepyeni teknikler hayatımıza giriyor.

Verimliliği artırmak, ısı kaybına engel olmak; doğayla dost eco yakıtlar kullanmak modern teknolojinin seferber olduğu araştırma konuları arasında. Tabii tüm bunlarla birlikte estetik kaygılar da gündeme geliyor. Fabrikaların Arge departmanları; evimizin başköşelerinde yer alan ısınma enstrümanları  tasarımsal anlamda her gün yeniliklere ve gelişmelere imza atmak için birbirleriyle yarışıyorlar.

Sonuç ne mi oluyor? Sonuçlar gerçekten olağanüstü; bu dosyayı hazırlarken öylesine güzel ısınma sistemlerine rastladık ki; insan fonksiyonları olmasaydı da sırf görsel anlamda tasarlanmış olsalardı bile birçoğuna evinde dekor amaçlı yer açmayı gayet içten düşünebilir; bundan emin olabilirsiniz.

Biz de sizler için farklı markalardan, farklı işlev ve görünümde bir katalog hazırlayalım istedik.

Buradakiler elbette buz dağının sadece görünen bir parçası. Sektörün büyüklüğünü düşünecek olursak; ara ara bu dosyaları tekrarlayarak, birbirinden estetik ve fonksiyonel ısıtma enstrümanlarını sizlerle paylaşmayı sürdüreceğiz.

Kışın keyfini doya doya çıkartmak için en güzel yol; dışarının soğuğundan kendini soyutlamak ve birbirinden güzel bu modellere sıcak bir kahve eşliğinde  göz gezdirmek olacaktır. Kim bilir belki bir tanesi sizin eviniz için de uygundur. Ne dersiniz?

DECOFIRE

870 Glass

Harry Boley tasarımı yalın hatlara sahip bir şömine modeli

Eurofocus

Büyük ebatlarıyla dikkat çeken bu şömine modeli 360 derece dönebilir veya sabit olarak kurulumu sağlanabilir.Bu seçeneklerle orta şömine olarak veya duvar şöminesi olarak konumlandırılabilir.

Pictofocus

Yüksek alev görmeye imkan tanıyan kavisli cam kapaklı bu şömine modeli alt bölümde odun beslemeye imkan tanıyan bir açıklığa sahip.

186

Harry Boley tasarımı büyük mekanlarda panaromik seyir zevkine imkan tanıyan camlı bir orta şömine…

79 VRIJ

Harry Boley tasarımı 4 yönden seyir imkanı tanıyan açık hazne yapısında renkli, camlı bir orta şömine…

Gyrofocus

İtalya’da düzenlenen yarışmada “Dünya’nın en güzel objesi” seçilen Dominique Imbert imzalı bu model 360 derece dönebilme özelliğiyle mekanın her tarafına hitap ediyor.

DEKORTAŞ ŞÖMİNE

Kuzine tasarım fikrimiz; alışılmadık özellikli, sağlam ve yenilikçi tasarımlı döküm odunlu yeni nesil Hergom kuzineler.  Hem sağlam hem de zarif bir görünüş için krom aksamlarla deva emaye dökme demir ön vitrifiye porselen eğimli formlarla kombinedir. Tüm kuzinelerde tepsi tespitleri için çıkarılabilir paslanmaz çelikli deva ocak kullanılmaktadır.

Yanda ızgaralı döküm üst

Paslanmaz çelik üst gövde

Vitrifiye porselenden mamul emaye ön döküm kısım

Daha geniş bir kurulumda çok yönlülük için üst ve arka duman çıkışı

Vitroseramik camlı ocak ve kuzine kapakları

Önden kullanımlı kol ve açıklık kontrolü

Tepsi ve krom ızgara için çıkarılabilir raylı paslanmaz çelik ocak

Krom aksamlar

Kırmızı, Siyah ve Bej renk seçenekleri

Yiyeceğin temiz ve güvenli bir ortamda pişirilmesi için paslanmaz çelik büyük fırın kapasiteli çelikten mamul sobalı fırın. Daimi maksimum performans sağlayarak daha kolay ve etkili bir temizlik ve bakım için fırın önden çıkartılabilir özelliktedir. Konveksiyon hava sirkülasyonu ve fırın gövdesine ısı temini için çift duvar bulunmaktadır.

Arce R köşe ve Arce Düz Soba Kuzinenin düşük CO emisyonlu yüksek randımanlı (%80 verimlilik) İstisnai bir yanma sistemi bulunmaktadır. Hava giriş kontrol mekanizması, çalışma esnasında hassas kademeli fırın ısı ayarlaması özelliğini sağlamaktadır. Fırın raylarında ve yanma haznesinde 2 konumlu bir raf bulunmaktadır. kolay temizleme için raylar çıkartılabilir özelliktedir. Uygun şekilde küllerin toplanması için kül tepsisi ve çıkartılabilir iki ızgarası da bulunmaktadır.

ZEHNDER GROUP

Yaşam alanlarımız için özel tasarımlara sahip dizayn radyatörleriyle dünya lideri olan Zehnder Group, Charleston modelini Türkiye pazarına sundu.

Birbirinden şık radyatör koleksiyonunun göz alıcı tasarımlarından biri olan Charleston, hem tasarım hem de verimliliği bir arada sunuyor.

Dizayn radyatörler konusunda ‘Red Dot’, ‘Plus X Award’ gibi tasarım ödülleri sahibi olan İsviçreli yüksek kalitede ısıtma ekipmanları üreticisi Zehnder Group, multi-column tasarıma sahip Charleston modeli ile dizayn radyatör trendine yepyeni bir ufuk kazandırıyor. İlk üretimi 1930 yılında yapılan Charleston ürünü 82 yıllık bir deneyimin meyvesi. Retro tarzı ve 700 farklı renk seçeneği ve 3 Milyon’un üzerinde olasılığı ile öne çıkan Charleston; kolay temizleme, yüksek güvenlik ve yüksek verim özellikleriyle dikkat çekiyor. Charleston Klasik, Charleston Completto, Charleston Retrofit, Charleston Klinik, Charleston Bech ve siparişe göre açılı oval uygulama seçenekleri (made to measure) olan ürünün Alman Üniversiteleri tarafından onaylanan hijyen sertifikası da bulunuyor. Yüksek hijyen standartlarına göre tasarlanan bu çok özel ürün ile ev, ofis, okul, klinik ve hastane gibi yoğun vakit harcanan alanlarda hem görsel hem uzun ömürlü hem de verimlilik açısından büyük kazanç elde etmek mümkün…

 

dfot

 

Genç İspanyol bir tasarımcının yaşadığı deneyimlerden meydana gelen yeni bir konsept. Yıllarca yoğun bir çalışma hayatı ile meşgul olduktan sonra Afrika ve Hindistan’da gönüllü çalıştı. Profesyonel kariyerini değiştirip yeni bir işe başlama kararı alması Madrid’e gelmesi ile oldu. Bu fikir iyi ve ucuz bir konaklama şeklini içeriyordu. 24 ülkeyi dolaşmış biri olarak hostel fiyatında ancak kaliteli hizmet veren, aktiviteler sunan bir otel açma fikri.

Sagasta sokağında XIX.yy’da yapılmış bir saray buldu. Ailesi, arkadaşları ve başka yatırımların da katkısıyla “U hostels” tamamıyla yenilenmiş olarak açıldı. Farklı dekorlara sahip renkli odaları, eğlenceli aktiviteleri, fiziksel engelli misafirlere adapte edilmiş, tasarımın ve sonsuz çeşitlilikte servisin olduğu bir hostel. Bu özellikler de onun kendi alanında  Madrid’in en iyisi olması için yeterli. Bütün “U hostel” odalarında modern ve sıcak, rengarenk dekorasyonlar var. Hepsi çok geniş ve konforlu.  Yetişkinlere uygun  tasarlanmış ranzalar var. Konuklar küçük ve önemli eşyalarını ranzaların özel bölmelerinde saklayabiliyor. Güvenlik ve temizlik maksimum öncelik taşıyor. Geniş pencereleriyle odalar bolca ışık alıyor.

Hostelde güneşlenebilecek ve bir şeyler  içilebilecek bir teras, film geceleri için tasarlanmış rahat bir sinema salonu, yıkama odası, çok amaçlı toplantı odaları, ortak kullanıma açık bilgisayarlar var.

Her kat baskın bir renkle dekore edilmiş, her odada seyahat ve hayattaki başka önemli değerlerle ilgili özel mesajlar ve sözler duvarlara yazılmış. Bir gezginin tüm ihtiyaçları düşünülmüş, personel de herkese Madrid’le ilgili ipuçları veriyor.Aktiviteler arasında bisiklet kiralama, ücretsiz Madrid turları, yemek ve Flamenko kurslarına da katılmak mümkün. Sosyalleşmek için hostel misafirlere oyun geceleri ve gece hayatını da görmek için ekstra turlar düzenliyor. Bütün bu zengin hizmete karşılık 14-60euro arasında değişen fiyat aralığında sekiz farklı seçkin odada kalma imkanı tanınıyor.

dfot

 

 

Gürbüz Doğan Ekşioğlu resim ve illüstrasyonları uluslararası dergilere kapak olmuş, çok ödüllü  değerli bir sanatçımız. Güçlü mizah duygusu ile dikkat çekiyor. Sevilen bir eğitimci… Röportajımızı Moda’daki atölyesinde gerçekleştirdik.

 

Çok üretken bir sanatçısınız. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Hayata neredeyse sıfır noktasından başladım. Var olmak için çalışmaktan başka bir seçeneğim yoktu. Geçmişte çok sayıda “merdivenli” iş yaptım. Daha yükseğe çıkmaya yarayan en önemli kullanım aracıdır merdiven. İşlerimde sık sık kullanmamın nedeni var olma, biraz daha yükseğe  gitme arzusunun somut göstergesidir. Çalışmayı çok sevmemin veya çok çalışmamın nedeni sevdiğim, içimden gelen işi yapmamdan kaynaklanmaktadır. Bir Çin ata sözünü çok severim: “Sevdiğin işi yap, ömür boyu çalışma…” Eğer başka bir mesleğim olsaydı şimdiki kariyerim olamayacağı gibi, mutsuz da olacaktım.. Bu nedenle her zaman çok şükür diyorum.

 

Ne kadar grafik tasarımcısı, ne kadar illustratör, ne kadar karikatüristsiniz ?

Grafik Tasarım eğitimi aldım. 33 küsur yıldır grafik hocasıyım.  Grafik tasarım; konuyu olması gereken veya istenen biçimde  amblem-logo- pigtogram (evrensel simgeler), tipografi, afiş -poster, illüstrasyon, karikatür gibi farklı biçimlerle görsel olarak  ifade etme yöntemidir. Burada amaç, güzel bir şey yapmak değil,  önce işlevsel, sonra görsel  bir iş yaparak konuyu kitlelere görsel olarak anlatmaktır. Küçüklüğümden  bu yana resimle olan ilişkim, ressam olma arzum, resim bölümü değil de tesadüfen grafik bölümünde eğitim almam, ifade biçimlerinden resme en yakın olan illüstrasyon ve karikatür alanlarını tercih etmemi gerektirdi. Karikatür hayatımda sadece karikatür yarışmalarında oldu. Bu alanda çok ödül aldım. Çok sayıda karikatür jürisinde yer aldım. Medyada karikatür alanında haber olmam beni illüstratör olarak tanıttı. Diğer taraftan, çok sayıda  kişisel sergi açmama rağmen ressam  olarak da biliniyorum. Karikatüristler karikatürist, grafik tasarımcılar illüstratör, ressamlar ise ressam kimlikleriyle bana hitap ederler. Üç  üslup arasında gidip geliyorum. İşlerim, karikatür yarışmasına katıldığımda karikatürist, bir dergi veya başka bir yerde konuya ilişkin yer aldığında illüstrasyon,  bir sanat galerisinde sergilendiğinde ressam olarak anılmama neden oluyor. Bir işi önemli yapan tek özellik vardır. Yapılan işin iyi veya kötü olması.. Caz müziğinin en büyük ismi Luis Armstrong’ a sormuşlar: “Üstad ne tür müziği seversin?”  “Dünyada iki türlü müzik vardır” diye yanıtlamış: “İyi müzik, kötü müzik.. Sadece iyi müziği severim.” Benim için de, ne yaparsam yapayım sonucun iyi olması önemlidir..

 

Sanatın ve sanatçının tarifi sizce nedir ?

Var olan bir gerçeğin sanatçı tarafından farklı şekilde yorumlanarak  resim, şiir, edebiyat, müzik vb. ile  dışavurumu sanatın tarifi olabilir. Sanat güzellikleri ortaya çıkarmaktan ibaret değildir. İnsanda var olan duyguyu sanatçının farklı hissederek, derinleştirerek  hiç  olmayan bir üslupla, kendine özgü bir şekilde ifade ederek insanları  duygusal olarak etkilemesi, sarsması sanattır. Sanatçı ise, var olan her şeyi diğer insanlardan farklı olarak hissedip onu en etkili biçimde ortaya koyan kişidir.

 

Sokaktaki adamla sanatçının arasındaki farklar nelerdir ?

Görünüşte hiç bir fark yoktur, sadece yaşama, olaylara karşı hissettikleri farklıdır. Bu nedenle çoğunluğun dışındadır, azınlıkta kaldığından genel tarafından algılanamamanın sıkıntısı içindedir. Bu nedenle yalnızdır. Eğer kapitalizmin değerlerini reddediyorsa aynı zamanda parasızdır. Sanatçı toplumun ilerisinde, üslubunda işler yaparsa Van Gogh örneğinde olduğu gibi zor bir hayatı seçmiş olur. Bunun orta formülü, benim de becerebildiğim gibi, herkes gibi iş, aile hayatının ve toplumun bir parçası olabilip asıl işinin  dışında diğer insanlar gibi tatile, gezmeye, eğlenmeye gitmeyip geri kalan zamanı sanata ayırabilmektir. Sanatsal  üretim yapabilmek, genelin, çoğunluğun dışında kendi ruhuna yönelik işler yapmak, sanatçı kimliğini diğer insanlardan ayıran en belirgin özelliktir.

 

 

 

Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik Tasarım Bölümü’nde Yrd. Dç.Dr. olarak görev yapıyorsunuz. Sanatçı kimliğinizin yanında eğitimci yanınızı da gözönüne alarak sanat eğitimi hakkında fikrinizi sormak istiyorum. Çocuk ve gençlerin sanat eğitimi sizce nasıl olmalı?

Yaşamda en önemli şey eğitimdir. İçeriği insan gibi mükemmel bir canlıyı her şeye dönüştürebilir. Aynı insanı eğitimle bütün kötülüklerden arındırılmış ideal insan yapabilirsiniz. Ya da yine eğiterek insanları öldüren, işkence yapan  ve bundan zevk alan bir canavar  haline getirebilirsiniz. İnsanı her şeye dönüştürmek mümkündür. Yeditepe Üniverstesi’nde hiç resim çizemeyen bir öğrenciye  çalışmakla her şeyi yapabileceğini açıklayarak öğrenciyi yapamadığı şeyi azıcık yapabilir duruma getirdiğimizi, onun azmederek zamanla iyi yapar hale geldiğini, mezun olduğunu, o meslekten ekonomik özgürlük kazandığını çok gördüm.

 

Gelişmişlik ile sanatın ilişkisi hakkında ne söylemek istersiniz?

Tüm canlıların üreme, beslenme, barınma ihityaçları temeldir. Geri kalmış veya bıraktırılmış olan toplumlarda insanlar bu üç temel ihtiyaçlarını sağlayarak yaşarlar, inançları gereği öbür dünyada  cennete gitmek istediğinden bu yaşama itiraz etmezler. Tüm dünyaları bu kadardır. Ekonomik olarak gelişemeyen toplumlarda eğitim çok zayıftır. Sanat lükstür; lüksün ötesinde gereksizdir.. Kültürel olarak gelişemeyen insanın sanata ihtiyaç duyması imkansızdır. Geri kalmış toplumlarda sanat yoktur, sadece marifete dönük, ticari amaç taşıyan  seri üretim şekli olan zanaat vardır.

 

Takdir ettiğiniz sanatçılar ve nedenleri hakkında bilgi alabilir miyiz ?

Her gerçek sanatçıyı takdir ederim.  Çünkü toplumun genel değerlerine karşı koyarak, sadece yapmak istedikleri şeyi ne pahasına olursa olsun yapmışlardır. Çoğunun  yaşamı sıkıntı, yokluk,  hastalıkla geçmiştir. Ürettikleri  uzun, belki de sonsuz olurken, yaşamları kısa olmuştur.

 

Yaşam felsefenizin sevmek, izlemek ve üretmek olduğunu okumuştum..  Açar mısınız ?

Klasik deyimle evrende var olan her şeyi severim, bütün canlılar kutsaldır, ayrı ayrı var olan her şey  doğada birbirinin parçasıdır. Biri olmayınca onun  kadar noksansız, yerdeki taş parçasının bile kıymeti vardır. Bir resmimde masanın üzerinde bir kağıt var, kağıdın bir ucu hafifçe rüzgardan kalkmış ama kağıt masanın üzerinde uçmadan durur..  Çünkü yerdeki onlarca küçük taştan biri  kağıdın üzerinde durmakta,  bu nedenle kağıt masadan uçmamaktadır. Burada anlatmak istediğim şey yerdeki küçük taşın önemidir. “O olmasaydı kağıt masanın üzerinde olmayacaktı ” bilincidir. İzlemek, röntgencilik anlamında değil tabii..  İster sitemez, çaba sarfetmeden çevremde var olan her şey dikkatimi çeker ve bende durur, depolanır. Ürettiklerim, bu izlemlerim ve gözlemlerimin  ruhumda harmanlanıp görsel olarak dışa aktarılmasıdır.

 

Mutluluğun sanatla ilişkisi nedir?

Mutluluğun sanatla ilgisi çok yoktur, daha çok hüznün ilgisi vardır. Sanat ürünü ortaya çıktığında mutluluk ortaya çıkar, en yoğun mutluluk hali üretimin bittiği andır. Paylaşıldığında değer görmesi mutluluğun halkalarından biridir, paylaşılmadığı, değer bulmadığında ise verdiği şey  tam tersidir. Mutsuzluk..

dfot

KARE SANAT GALERİSİ

1991 yılında Fatoş Saka tarafından kurulan ve yönetilen çağdaş sanat galerisi Kare Sanat programına 1960 sonrası Çağdaş Türk Soyut akımının özgün görsel dilini oluşturmuş sanatçılarla başladı ve bu süreçte 200 ün üzerinde sergiye ek olarak pek çok sanat etkinliğine ev sahipliği yaptı. Bugün galeri programında çok farklı disiplinlere ve genç öncü eğilimlere ağırlık vermekte ve bu etkinliklerini uluslararası platformlara taşımaktadır. Ayrıca evrensel sanat literatüründen yayınlar içeren kitaplık ve 1960 sonrası Türk sanatının önemli örneklerini bir araya getiren koleksiyon da, yine bu süreçte oluşmuştur.

 

Taylan Akdağ, ressam – heykeltraş – dağcı…  Plastik sanatlarda klasik sergi sunumuna alternatif  sunumlar yaratmak isteyen üretken, çalışkan ve yetenekli genç bir sanatçı.. Doğada sanat projeleri gerçekleştiren Atmosfer Sanat Projeleri Grubu’nun kurucusu…

 

Dağcılık ve doğa kökenli sporlar yapıyor. Bisiklet, doğa yürüyüşü, tırmanış gibi.. Ve kendi ifadesiyle bütün doğru kararlarına, problem çözümlerine, sanatsal projelerine doğada imza attığını hissediyor.

 

 

Doğada Sanat etkinliklerine nasıl başladınız?  

2006 yılında dağcı olan kardeşim Mutlu İnan Akdağ ile birlikte, 3550 metrelik Aladağlar (Niğde) Karasay zirvesine tırmandık. Hayatımın önemli etkinliklerinden biriydi bu tırmanış. Deniz seviyesindeki sanatçı algısı ile yüksek irtifada sanatçı algısı arasındaki farkı deneyimlemek istedik. Master sürecinde sorgulamış olduğum “Mekan olgusu” problemi tam da bu tırmanışla birlikte çözüldü. Bu dönemden  itibaren “Land Art” üzerine yoğunlaşmaya başladım.

Doğada  üretim adına ilk kaleme aldığım  ve gerçekleştirdiğim proje “İrtifa Atölyesi” dir. Bu projenin hedefi, sanatçının deniz seviyesindeki form algısının irtifayla birlikte ne gibi değişikliğe uğrayacağını araştıran bir laboratuvar oluşturmaktı. Üç dağcıyla birlikte 3500 metrelik bir zirveye bir metreküplük strafor (foamboard) çıkardık. Zirvede kendi heykel form algımla kendi işlerimden birini (bir hayvan figürü) yonttum. Vücudumda bir irtifa şoku yaşamadığımdan algımda da bir değişiklik olmamıştı. Deneysel bir projeydi. Farklı bir sonuca 5000 metre ve üzeri dağlarda ulaşılabileceği sonucunu çıkarttım. Ucu açık kalan bu proje başka projeleri uygulamak üzere yeni  fikirleri doğurdu…

 

2009 yılında “İrtifai Eserler” kişisel sergimi 3500 metre ve üzeri dokuz zirveye çıkardım. Bu performansı bir video ile belgeledim.  2011 yılında  Armaggan Sanat Galerisi  işbirliği ile “ Bir Genç Üretim -Everest Aladağlar” sergi performansını gerçekleştirdik. “Bir” sergisine katılan 20 sanatçının eserleri brandalara basıldı. Önce Everest ana kampa, ardından 20 dağcı ile Niğde Aladağlar’daki zirvelere çıkarıldı ve performans bir video ile belgelendi.
Atmosfer Sanat Projeleri 29 Eylül 2012’de Belgrad Ormanları’nda, 12 sanatçının katılımı ile start almıştır. Oniki sanatçı yanında getirdiği ya da doğadan edindiği malzemeler ve oluşturduğu düzeneklerle ürettiler eserlerini. Bir açık hava sergisi gerçekleştirildi.

15 Şubat- 16 Mart 2013 Marjin Art Sanat Galerisi’nde Atmosfer Sanat Sanatçıları, doğanın sürekli bir değişim, yenilenme ve devinim halinde bir canlı yapı olduğundan yola çıkarak, ‘Ölü müdür Doğa?’ sorusuna cevap bulmak üzere resim ve heykel dillerini kullanarak eserler ürettiler.

Doğa-l Biçimler Adası – Bozcaada’da 14 – 23 Haziran 2013’te  mini bir sempozyum düzenlendi: Sanatçı, kullandığı malzemenin formunu değiştirmeyi ve kendine göre şekil vermeyi amaç edinir. Yalnız kullandığı cisme ya da malzemeye şekil vermekle kalmaz; sanatçı kendi etrafında yer kaplayan dünyasına da şekil verir o esnada. Kendisi için doğal olmayan hiçbir şeyden faydalanmaz. Kendine doğal gelmeyen bir eser de ortaya koymaz, eserleri kendi hayal dünyasından doğmuş olsa bile.. Kendini görüntülerin yanıltan dünyasından uzaklaştırır, öze yakınlaştırır. Yapaylık yanıltıcı olmanın da ötesinde mizahidir. Bir kitle üretimi haline gelen ve tekdüzeleşen sanat anlayışına ve tekdüzeleşen hayat formlarına başkaldırır..

Bozcaada Sanat Galerisi ve Bozcaada Belediyesi’nin katkısı ile gerçekleşen bu projede dört sanatçı ve bir sosyolog (Özlem Yalçınkaya)  yer aldı. İki sergi düzenlendi. Sanatçılar canlı performans gerçekleştirip aynı zamanda, seramik atölyesi çalışması ile etkinliğe yörede yaşayan sanatçıların da katılımını sağladı.
18 Ağustos 2013’te Edremit Zeytinli’de Akademi Zeytinli ve Zeytinli Belediyesi’nin katkıları ile bir sempozyum gerçekleştirdik. Beş sanatçı ve bir sosyoloğun ortak çalışmaları sonucunda, ‘Doğa-l Öz Biçim’ projesi can buldu. Akademi öğrencilerinin katılımı ile atölye çalışmaları gerçekleştirildi. Projemiz amacına ulaşmış, ortak bir bilinç sayesinde, sanat hümanist değerlerine kavuşmuş ve sanatın kendi saygınlığına yaraşacak,  Derrida’nın yaptığı gibi bir yapı-yıkım gerçekleştirdik. Nesneleri yeniden kavramsallaştırarak. Sahip olmadıkları ve olamayacakları özellikler yükleyerek… Hümanist ve eleştirel bir bakış açısı ile çözümledik. Kendi dilimizi ortaya koyduk.

Kente ve kentselleşmeye karşı mısınız?

Kente karşı değiliz.  Özgür sanatçı kimliğinin ve çağdaş sanat akımlarının kentsel mekân sayesinde ortaya çıktığının bilincindeyiz. Biz, kentsel yaşam ve kapitalist düzenin neden olduğu yabancılaşmaya karşıyız. Bu nedenle, doğada, doğa-l yapı yıkımlarımızla ve bir ekip olarak sanat yapıyoruz. Amacımız, neo-liberal düzende piyasa koşullarına bağlı kalmadan, sanatın kendine özgü kaygı, form ve değerleriyle sanat yapmak. Göreceli, piyasaya kolay uyum sağlayabilecek, spekülatör, müzayedeciler ve galericilerin form değerleri yerine kendi öz- biçimlerimize yönelmek istiyoruz.

 

Sanatçının atölyesinde toplumdan izole olması sizin için neden bu kadar önemli ?
Atmosfer Sanat olarak doğru başlangıç noktasının Feuerbach ve Marx’ın yabancılaşma (alienation) kavramı olduğuna inanıyoruz. Bilindiği üzere, yabancılaşma birbirinden farklı evrelerden oluşuyor ve bu evreler sonucunda kişi/işçi/sanatçı kendi üretmiş olduğu ve kendisinin bir parçası olan kendi eserinden/ürününe yabancılaşarak, onu pazarda değiş-tokuş döngüsüne girmek üzere, piyasa koşullarına adapte olacak şekilde kendinden başka kişilere/aracılara/sisteme teslim ediyor. Bu anlamda, sanat kapsamı ile düşünmek gerekirse; sanatçı, eser üretme esnasında kullandığı malzemeleri doğanın bir parçası olarak değil, endüstriyel bir ürün olarak düşünüyor ve doğaya yabancılaşıyor.

 

Sizi besleyen diğer unsurlar, olaylar ve düşünceler hakkında neler söyleyebilirsiniz? 

Her insanın nefes aldığı, heycanını her haliyle yaşayabildiği mekanlar – durumlar vardır. Benim de toprağa bastığım yer ortaya çıkarıyor bütün duygulanımlarımı ve belleğimdekileri.. Çeşitli disiplinlerle uğraşmanın beni sanat anlamında  daha kuvvetli hale getirdiğini düşünüyorum. Dağcılık, çocukluğumda gezdiğim mekanlar benim için çok önemli malzemeler… Hatırlıyorum ve oradaki ayrıntılardan birşeyler çıkarıyorum.

 

Nesneler, objeler veya toplum tarafından atıl olarak nitelendirilen binlerce form, sanatçının laboratuvarından geçerek yeni anlamlı kavramlar ortaya koyar. Performanslarımda kavramsal anlatım dilini kullanmak ifadelerimi çok güçlü kılıyor.

Yaklaşık 10 yıldır üç-altı yaş grubu çocuklarla heykel, seramik ve doğa yürüyüşü çalışmaları yapıyorum. Sekiz yıla yakındır engelli gruplarla sanat terapi eğitimleri uyguluyorum. Bu çok meslekli disiplinler bir araya geldiğinde beni her yeni gün yeni bir projeye yöneltiyor.

 

Son serginiz oluşum sürecini anlatır mısınız?

3 – 31 Aralık 2013 arasında Kare Sanat Galerisi’nde açtığım  “Güncel Yaşam Dizisi” adını taşıyan sergimi sosyolog eşim Özlem Gonca Yalçınkaya Akdağ’ın yorumuyla aktarmanızı isterim:

 

Akdağ, karakteristik çizgisel dili ile kent yaşamı içerisinde kendince sorun olarak gördüğü  ögeleri ve fenomenleri “Güncel Yaşam Dizisi” başlığı altında ifadelendirir. Sanatçı, çalışmalarında oluşturduğu her bir fragmanda, güncel yaşamın içinde barındırdığı hareketlilik, sürekli değişim ve yanılsamaları aktarmayı amaçlar. Böylece her yapıtında yüzey parçalama ve mekân kaygısına girer.  Çalışmalarda  birbirinden farklı sahneler ve mekanlar, kent hayatında bireyi provoke eden lüks yaşam, gerçeğin  ötesinde bir cinsellik, medyanın yoğun manipülasyonuna maruz kalan bilgi, erkek egemen toplum ve tüketim çılgınlığına  hayat veren mekânlara ikili zıtlıklar içeren metaforlar aracılığıyla atıfta bulunmaktadır. Sanatçının benimsediği üslup, kendi oluşturduğu desen, figür ve sahnelerle beraber araç mesajdır. Bu olgu, eserlerinin temelini oluşturur.

Bu çizgisel üslup dahilinde kullanılan figürlerin estetik ve anlamı  önce konturda aranır. İşte, bu anlam ve estetik de, sanatçının yapıbozuma uğrattığı kendi formunda gizlidir.  İşlediği temayı kullandığı çizgiler, keskin konturlar, kusursuz düzlemler ve geometrik şekillerde ortaya koyduğu mekana hapsetmiştir. Bu kapalı formlarla, aslında sanatçı bir şey amaçlamaktadır: Tüm albenisi, göz alıcılığı ve dinamizmine karşın, güncel kent yaşamının bireyde uyandırdığı çaresizlik, parçalanmış benlik, arada kalmışlık ve yalnızlık…

 

Sanatçı, kent hayatında bireyin rasyonel motivasyonlu farz edildiği diskurundan yola çıkar. Halbuki birey, özünde irrasyonel motivasyon, arzu, içgüdü ve dürtü barındırır. Akdağ’ın figürleri rasyoneldir. Sahne ve mekânın ise, irrasyonel olduğu rahatlıkla seçilir. Bu ikili karşıtlık kullanımı, kent hayatında kendini doğasına yabancılaşmış hisseden bireyin paradoksunu yansıtır. İşte bu paradoks, sanatçıda üretim esnasındaki nevrozlarda hayat bulur. Sanatçının kendi oluşturmuş olduğu desen, kent hayatının ikircikli ve katı yapısının sanatçıda yol açtığı nevrozların eserlerinde kendini gösterme biçimidir.

 

Sanatçı figürlere de sembollik anlamlar yükler. Sahnelerdeki bazı figürler sanatsal olarak ilişkiler kurabilirken, bazıları bilinçli olarak sabitlenmiştir. Kentsel güncel yaşamın manevra alanlarımız genişmiş hissi uyandırmasına rağmen, içinde barındırdığı hiyerarşi, düzen arayışı ve tekdüze davranış kalıpları ile bireyde kısıtlanma duygusu yarattığı etkisini seyirciye iletilmesi amaçlanır. Bu sabitlenmiş figürlerle temsil edilen bireyler, normal davranış kalıplarına uymadıkları gerekçesiyle toplumun marjinlerine itilmiş olan bireylerdir.

Artaud’un oluşturup, Deleuze’ün zenginleştirdiği, hiyerarşik olarak örgütlenmiş olan sosyal yapıların kendini meşrulaştırdığı sisteme bir eleştiri niteliğinde olan organsız beden metaforu, bireyin iradesi dışında belirlenen, kendine yabancılaşmasına neden olan ve onu tahakkümü altına alan, tüm önceden belirlenmiş olan kurallara bir tehdittir. Bireyin kendi iradesi ile belirlediği ve yeniden tanımladığı bir organsız beden arayışı ile, mevcut toplumsal hiyerarşinin tersine çevrilmesi ve alternatif bir toplumsal yapı hayal edilmiştir.  Organsız beden metaforu ve bu eksende hayat bulan iktidar- beden diyalektiği Akdağ’ın eserlerinde de yankı bulur. İnsan ve hayvan figürleri incelendiğinde, bu figürler seyircide sanki saydammış gibi bir izlenim uyandırır; iç organlar resmedilmemiştir. Organların yerini tutan desen, adeta bir virüs gibi bedene nüfuz etmiş ve onu özgürleştirmiştir… İşte bu desen, bireyin kendisinin kurgulamış olduğu yeni bir yapay bedeni ve hayalinde canlandırdığı yeni bir sosyal formasyonu temsil eder: İnsanın doğasına sadık kaldığı ve özgürleştiği bir güncel yaşam… Bu aşamada sanatçı, seyircinin bilinçaltına ulaşmıştır artık. Akdağ’ın yapay bedenlerle temsili bireyleri, kentsel hayatta kendilerini yönlendiren, yöneten, etkileyen, kısıtlayan arzu, dürtü, ihtiyaç, güncel yaşam pratikleri ve davranış kalıplarını sorgulamaya yönelmişlerdir. Bireyin özgürlük ideali, Akdağ’ın temsili figüründe desen biçimde tezahür etmektedir…

Son üç yıldır ağırlıklı olarak kent içerisinde doğmuş, yaşayan kültürler, kent koşullarının sanatçı üzerindeki etkilerine yoğunlaştım.

 

2009 ve 2011 yıllarında 3500 metre ve üzeri dağlarda açtığım sergilerde “Gece Kulübü” resim dizileri yer aldı. Kentte doğmuş ve kentte hizmet veren gece kulüplerini dağ performansıyla anlatmak istedim.

 

“Güncel Yaşam Dizisi“

Gündelik yaşam saniyelik birçok kareden oluşur. An içerisinde anlamsız ama ilerleyen süreçte anlam kazanarak aklımızda büyük yer tutarlar. Kendi anlatım biçimimle,  gürül gürül akan hayat içerisindeki anlık görüntüler, kent katılığı içerisinde gündelik yaşam olarak resmededilmiştir. Yaklaşık ondört kareyle anlattığım sahneler kendi içerisinde de sahnelere ayrılmıştır. Birçok sahnede bireyin gün içinde yaşadığı birden fazla rol konu edilmektedir. Mekanına, statüsüne ve kültürüne göre oynadığı bu roller resimde çiğ renk geçişleriyle, form boyutuyla ve hatasız yapısallığıyla işlenmiştir.

 

Röportaj: Ayşe Gülay Hakyemez