OCAK 2014 ARŞİV

dfot

 

gaggenau

Altunizade’de 300 m2 alanlı bir mağazada faaliyet gösteren firma beyaz eşya sektörünün en kaliteli ürünlerini sizlere samimi sıcak bir ortamda görerek değerlendirme fırsatı sunmaktadır.

 

dfot

 

“Davetsiz”e davetliyiz bu ay. Hayır olsun!

Selam… Bast-Home’un ilk sayısından beri sizlere daha çok aşk, , komedi ve romantizm dozu yüksek –ehh Twilight bile özünde böyleydi- filmler ve onların fonundaki şık evlerden bahsettim.  Artık daha farklı tarz filmler ve evlerin tam sırasıdır. Yazarınızın özel ilgi alanı “tekinsiz evler” de geçen korku/gerilim türünde güzel bir örnekle başlayalım isterseniz. Bu ayki filmimiz Uninvited – Davetsiz…

Bu arada Davetsiz de bir re-make.  Güney Kore filmi “Karanlık Sırlar”ın yeni çevrimi “The Uninvited-Davetsiz”…

Orijinal filmin yönetmeni ülkesinde ‘dahi’ olarak nitelendirilen  Kim Jee-Woon, “Karanlık Sırlar” la son yılların en ilginç gerilimlerinden birisine imza atmıştı. Benzersiz bir görsel atmosfer, filmin tamamına yayılan sarsıcı hüzün duygusu ile “Karanlık Sırlar” Uzakdoğu sinemasının alışılagelmiş gerilim örneklerinden bir adım öne çıkar.

Filmin yapımcıları Walter F. Parkes ile Laure MacDonald, 2002 yılında “The Ring – Halka” adlı hit korku filmine imza atmıştılar. “Ringu” adlı Japon yapımı filmin yeniden çevrimi olan “The Ring”, korku/gerilim filmleri alanında yeni bir akımın, düşünceleri kışkırtan gerilim filmleri döneminin başladığının sinyalini vermişti.  İki tanınmış yapımcı daha sonra 2005 yılında “The Ring Two” adlı devam filmini hayata geçirdiler.

Parkes ile MacDonald, Asya korku filmi uyarlamalarına ilk başladıkları günden itibaren “The Ring” benzeri bir projeyi arayıp durmuşlar. En sonunda yapımcı Roy Lee’nin, “The Uninvited-Davetsiz”e temel olan orijinal Kore filmini (“Karanlık Sırlar-A Tale of Two Sisters”; 2003) getirmesi üzerine aradıklarını bulmuşlar.

Film bir cümleyle iki kız kardeş ile üvey anneleri arasındaki ölümcül irade savaşını konu alıyor.

Biraz daha açmak gerekirse “The Uninvited – Davetsiz”de, psikiyatri kliniğinden taburcu olan Anna adlı bir genç kızın (Emily Browning), annesinin şüpheli ve zamansız ölümünü çevreleyen gizem perdesini aralamaya kalkışması üzerine gelişen olaylar anlatılır.

Anna’nın klinikte tedavi gördüğü günlerde babası Steven (David Strathairn), annesinin eski hemşiresi Rachel ile (Elizabeth Banks) nişanlanmıştır. Anna’nın yaşadığı umutsuzluk, annesinin hayaletinin ortaya çıkıp intikam istemesi üzerine korkuya dönüşür. Annesinin hayaleti katili olarak Rachel’i işaret etmektedir. Bunun üzerine Anna ile kızkardeşi Alex (Arielle Kebbel), Rachel’in soru işaretleriyle dolu geçmişini araştırmaya girişirler.

DreamWorks Pictures’ın Paramount stüdyoları ile ortaklaşa hayata geçiridiği “The Uninvited – Davetsiz”in yönetmenliğini Guard Kardeşler üstlenmiş. Senaryosunu Craig Rosenberg, Doug Miro ve Carlo Bernard’ın yazdığı filmin yapımcıları Walter T. Parkes, Laurie MacDonald ve Roy Lee… Filmin  Başrollerinde Emily Browning, Elizabeth Banks, Arielle Kebbel ve David Strathairn kamera karşısına geçmiş.

Filmde kim kimdir neler olacak gibi mevzulardan bahsedip görevimizin bir kısmını tamamladığımıza göre gelelim bizi daha çok ilgilendiren kısma yani ‘The Uninvited-Davetsiz”in konusunun büyük kısmının geçtiği tek mekâna yani eve…

Filmin çekimleri, British Columbia’ya bağlı Bowen adasında sahilde bulunan bir evde gerçekleştirilmiş. Burası Vancouver’dan feribotla çok kısa sürede ulaşılabilen son derece çarpıcı bir mekân.

Yapımcı Parkes’ın seçilen mekânla ilgili yorumu şöyle: “Öykünün yüzde sekseni tek bir evde geçer. Bu nedenle doğru evi bulmadan böyle bir film yapamazdık. Öncelikle Louisiana eyaletini karış karış taradık. Orada harika ve aynı zamanda tedirgin edici bir ortam vardı. Hatta iki tane de uygun ev bulduk. Ancak öyküyle bağlantısı ve lojistik destek gibi açılardan sorunlar ortaya çıktı.”

Parkes sözlerine şöyle devam ediyor: “Sonra Kanada’da şans eseri bir yer keşfettik. Sanki bizim filmimiz için inşa edilmiş gibiydi. Mükemmel çağrışımlar yapan bir bölgede yer alıyordu. Bugüne dek yaptığımız çok çeşitli mekân çekimleri arasında bu kadar keyiflisini pek anımsamıyorum. Dışarıdaki dünyadan tamamen izole edilmiş bir çevrede bu duyguyu tam olarak yaşadık ki, böyle bir film için bu çok önemliydi.”

Bundan sonrasında sözü devralan prodüksiyon tasarımcısı Andrew Menzies ise şunları ekliyor: “Soyutlanmış olma duygusu iyiydi ama bazı problem ve engelleri de beraberinde getirdi. Mesela son dakika değişikliklerinin yapılması çoğu zaman mümkün olmadı. Özetle lojistik bir problem vardı. O bölgede cep telefonları kötü çekiyordu ki, işimizin önündeki engellerden biri de buydu. Tüm bunlara ilave olarak herhangi bir acil durum ortaya çıktığında çözüm için önümüzdeki sınırlı seçenekler arasından bir tercih yapmak zorundaydık.”

Andrew Menzies sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu zorlukların dışında her şey mükemmeldi. Çekim yaptığımız mekânlar bize son derece tedirgin edici, ürkütücü ve esrarengiz bir atmosfer sunuyordu. Oraya ilk defa kış sonunda gitmiştik. Dolayısıyla zayıf bir doğal ışık vardı. Adanın sahillerinde devamlı yoğun bulutlar olduğu için uzaktaki ana karayı bile göremiyorduk. Günün her anında sisli, bulutlu ve fırtına habercisi bir hava nedeniyle klostrofobi duygusu içinde yaşadık.

Andrew Menziens’in iç mekânlar hakkındaki yorumu ise şöyle: “Öncelikle romantik bir ev yaratmak istedik. Bir zamanlar iyi eğitimli ve sevgi dolu bir ailenin içinde yaşadığı, sıcaklık ve gelenek duygusunu taşıyan bir ev olmalıydı. Seyircinin bu evdeki yakın ve samimi aile birliğini hissetmesini amaçlıyorduk. Rachel gibi dışarıdan gelen birinin bu mükemmel bütünlüğü ihlal ettiğine, izleyiciler ancak böyle ikna olabilirlerdi… Anna’nın hikayesi, akıl hastanesinden geri dönüşünde artık tekin olmayan, uğursuz bir ev ortamının içine düştüğü korkunç bir aldatmacanın ve kafa karışıklığının öyküsüdür. Endişeler, sırlar ve tehlikelerle dolu… Bu nedenle Vancouver’ın bol yağmurlu yaz günleriyle karışık hava koşulları, yapımcılar için mükemmele yakın mekânlar sağlamış.

Yapımcılar için her şey –neredeyse- mükemmeldi. Çünkü filmin çekimlerinin yapıldığı ev, bundan altı-yedi yıl önce inşa edilen ve milyon dolarlara mal olan rüya gibi bir evdi. Biraz fazla yeni olduğu için öykü akışına uygun potansiyel tehlikeler içerecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerekiyordu.

Yapımcı Parkes bu konuda neler yapıldığını şu sözlerle açıklıyor: “Ev sahiplerinin inanılmaz zevkli insanlar olduğu belliydi. Bu nedenle düzenleme yaparken çok dikkatli olmak zorunda kaldık. Yapım tasarımcımız Andy Menzies ve tüm sanat ekipleri özenli bir çalışma yaparak, set dekorasyonu aracılığıyla eve istenilen karakteri verdiler. Her şeyin daha fazla Rustik görünmesi için bütün mobilyaları kaldırıp kendi mobilyalarımızı getirdik. Merdivenlere kilimler sererek bir hayli eskittik. Böylece son 15 yıllık sürede çocukların o merdiveni binlerce kez inip çıktığı izlenimini vermiş olduk. Ufak detaylar gerçekten önemlidir. Özellikle de böyle küçük, dar planlarda çalışıyorsanız, detaylara gösterilen özenin hafife alınmaması, ona göre davranılması gerekir.”

Bunlara ilave olarak evin açık-planlı tasarım şekli nedeniyle birçok önemli sahne için gerekli olan klostrofobi duygusunun yeterince ekrana yansıtılamayacağı ortaya çıktı. Bunu sağlamak için de duvarlar ve koridorlar eklendi. Ancak eve zarar vermemek için tüm bunlar çiviyle çakılmak yerine sadece monte edildi.

Yapım tasarımcısı Menzies bu konudaki yaklaşımını şu sözlerle özetliyor: “Evin çok yeni ve pahalı olması nedeniyle doğal olarak her şeyi yapmamıza izin verilmedi. Sonuç olarak biz de geri alınması mümkün olmayacak işler yapmadık. Sadece evin yeniliğini ortadan kaldıracak bazı geçici düzenlemelere gittik.”

Bu noktada sözü devralan yapımcı Parkes şunları ilave ediyor: “Yapay olarak tekrar düzenlenmesi gereken elemanlardan biri, evin ana merdiveniydi. Bu filmin yönetmenliği için Guard kardeşleri seçmemizin temelinde “merdiven” detayı vardı. Tom ile Charlie, korku filmlerinin en temel öğelerinden birinin izleyicilerin aklına adeta kazınıp kalan merdiven imajlarının olduğunu söylemişlerdi. Sonuç olarak oldukça kalın ahşap korkulukları olan müthiş bir merdiven yaptık. Bu merdiveni çekim ekibindeki herkes çok beğendi.”

Çekimlerin yapıldığı evde yenileme çalışmasını gerçekleştiren ekiplerin tek isteği, evin mimari bütünlüğüne saygı göstermek olmuş. Ev sahipleri de yapılan çalışmadan oldukça memnun kalmışlar. Çekimler tamamlandığında her şeyin eski haline kolayca dönüştürülebileceği bir yaklaşım sergilenmiş. Filmin yapımı bittiğinde ev tamamen eskisi gibi sahiplerine teslim edildi.

Nasıl buldunuz? Sizi bilmem ama biraz tarz değiştirmek bana ilaç gibi geldi. Önümüzdeki sayı gene bu tarz enteresan bir ev bulabilmek için ben internete, film arşivime ve kitaplara dalıyorum Ocak sayısında  görüşmek üzere…

 

Sevgiyle kalın.

dfot

 

 

Antikanın gizemi dünyanın tasarımı TULU da!

Çok beğendiğim ve Designmixer’ ın kimliğine, vizyonuna son derece uyumlu Tulu markasını, dünya kültürlerinin harmanlandığı, eski İstanbul’ un kalbi Sultanahmet de yer alan otantik mağazasında ziyaret ederek hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Tasarımcısı Elizabeth Hewitt’ in ilginç hikayesini yaptığımız röportaj ile video ya aldık ve her biri birbirinden farklı, el emeği ürünlerini sizlerle bu sayıda paylaşmak istedik.

El yapımı Antika Tekstil ürünleri koleksiyoncusu ve tekstil tasarımcısı Elizabeth Hewitt’ in 20 senelik kişisel girişimleri sonucunda yaratılan Tulu markası içinde otantik doğu kültürünü yansıtan ev dekorasyonu ve giyim ile ilgili birçok ürünü barındırıyor.

 

Philadelphia College of Textiles’dan mezun olan markanın sahibi Hewitt tam 20 senedir dünyanın çeşitli ülkelerini ziyaret ederek, o bölgelere has antika mobilya ve tekstil ürünlerini topluyor, aynı zamanda kendi tasarımlarını yerel vizyon ve üretim teknikleri ile harmanlayarak Tulu markasına ait yeni ürünler yaratıyor.

 

Hewitt, Üniversite’ den mezun olduğunda Güney Amerika’ ya yaptığı bir seyahatte satın almış olduğu antika tekstil ürünlerine ülkesine geri döndüğünde aldığı yoğun ilgi ile bugün çok zevk alarak yaptığı  işi kurmaya karar vermiş.

Pakistan, Afganistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Hindistan gibi Orta Asya ülkeleri ise zaman içinde uzmanlık alanına giren ülkeler arasında yer almış. Aralarına Fas, Türkiye ve Endonezya gibi ülkeleri de dahil ederek geniş bir üretim zinciri ağı yaratmış.

 

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği cumhuriyetlerinin 1991 yılında bağımsızlıklarını kazanması ile esnek politikalara kavuşan ülkelere hemen arkasından yaptığı ziyaretler ile buralardaki yerel zengin kültürleri ve geleneksel yaşamlarının bir parçası olan zanaat eserlerini yakın takibe alarak bu bölgelerde uzmanlık alanını geliştirmiş. Çeşitli şehir, köy ve kasabalarına yaptığı yolculuklarda o dönemlerde adeta hazine zenginliğine sahip olan ülkelerden antika ürünler toplayarak koleksiyonuna eklemiş. Yarattığı desenleri ise yoğun el emekli geleneksel baskı, dokuma ve işleme yöntemleri ile hayata geçirerek geniş bir ev tekstili koleksiyonunu tasarlamış ve ürettirmiş.

 

Zaman içerisinde marka yarattığı ürünler ve Elizabeth Hewitt’ in zengin vizyonu ile çekici bir hal almış. Bugün Amerika’ da ki New York ve Los Angeles’ da ki satış noktaları ile yurt dışında Ev dekorasyonu ile ilgili bir çok projede yerini alıyor ve dünyaca ünlü tasarımcılar ile için ürün geliştirip ilham kaynağı oluyor.

 

Hewitt kendine yaşamak için doğu ve batının kesiştiği kültürlerin buluşma noktası İstanbul’ u 9 senedir mesken olarak seçiyor ve Sultanahmet deki çok katlı mağazasında ürünlerini Türkiye’ den pazarlıyor.  Eşi Hüseyin Kaplan ise Konya da büyük bir halı üreticisi. Çiftin el yapımı, son derece zengin Türk kilim ve halı koleksiyonu mevcut. Tulu mağazasında yer alan halı ve kilim çeşitliliği ise göz alıcı, aralarından seçim yapabilmek ise oldukça güç. Zeki Müren’ in 1970 li yıllarda tasarladığı vintage halılardan, uzun tüylü Tululara, çağdaş tasarımlı kilimlere, antika halılara kadar üst üste yığılmış ürünlerin her biri birbirinden değerli ve muhteşem.

 

Elizabeth Hewitt tüm dünyada yaptığı tasarım keşifleri, yoğun seyahat programlı kariyeri, Amerikan kimliği, Türk eşi ve İstanbul daki yaşamı ile tam bir dünya vatandaşı markası da onun bu kimliğinin uzantısı.

 

Ürünleri gösteren mağaza görüntülerinin  altında kullanılabilecek yazı:

 

Tulu’ da geleneksel el işçilikleri ile üretilen tekstil ürünleri arasında, Hindistan’ dan ağaç kalıp baskı tekniği ile üretilmiş ev tekstili ürünleri, Afganistan’ dan kadınların yaptığı rengarenk desenli kumaş el işlemeleri, Osmanlı kumaşları, Türkiye ‘ den el halı ve kilimleri, İznik çinileri, Özbekistan, Türkmenistan’ dan ikat boyama teknikleri kullanılarak yapılmış antika kaftanlar, boncuk ve metal işlemeli şapka ve takkeler yer alıyor. Bunun yanında, Hindistan ve Endonezya’ dan masif ağaç mobilyalar, ev aksesuarları, mutfak gereçleri, çini tabaklar, aydınlatmalar ve her köşesinde ayrı bir zenginliği barındıran her biri birbirinden farklı, çeşit çeşit rengarenk ürünler bulunuyor.

 

 

 

 

dfot

 

steelcucine

Steel Kuzine geleneksellik ve modernizmin tam ortasındadır. Lüks mutfak ve tasarımın tüm tutkunlarına özel nesneler sunmakta.

dfot

 

 

İç mimar Selçuk Arıkan ve antika işleriyle uğraşan Saadettin Davran’nın sahibi olduğu Onsekiz Limited içinde barındırdığı  vintage ve endüstriyel tarzı ürünleri ile dikkat çekiyor.Aynı zamanda Çukurcuma’nın yeni üyesi olan Cuma cafe’nin de dekorasyonu da Onsekiz Limited ‘e ait.Kullanılan aydınlatmalar,masalar ve  endüstriyel detaylar ile cafe çok farklı ve keyifli bir orta haline getirilmiş.

Endüstriyel tarzda eski ve yeni aydınlatmaların satışı dışında kendi bünyesinde üretiminin de yapıldığı mağaza İç mimar Selçuk Arıkan’a ait. Mağaza genelinde  antikalar mevcut ancak Sıfır mağazasını  diğer mağazalardan ayıran en büyük özelliği ise Antika ürünlerinin yanı sıra antika  ürünlere kendi tarzlarını yansıtarak ufak değişiklikler veya eklemler ilave edilerek kendi tarzlarını ön plana çıkartıyor olması.Birbirinden farlı dekorasyon objelerinin ve farklı dönemlere ait birçok mobilyaların bulunduğu SIFIR mağazası Çukurcuma’nın tarihi atmosferi ile eşsiz bir uyum içinde sizleri bekliyor…

dfot

 

GÜNE KUTSAL BİR FİNCAN KAHVE İLE BAŞLAMAK…

Holy Cafe harika kahveleri ,ev yapımı kekleri  ve leziz menüsü ile Çukurcuma da çok özel  keyifli bir cafe.

Çukurcuma’nın meşhur antikacılar sokağına çok yakın olan bu cafe samimiyeti ve sıcaklığı sayesinde en popüler yerlerden biri olmayı başarmış kısa sürede. Mekanın içi ufak bir antikacı dükkanı havasında yıllanmış eşyalar ile dolu.Çoğunlukla turistleri ağırlayan bu küçük ama samimi Cafe özellikle kahve ve kekleri ile meşhur.Aynı zamanda Julius Meinl kahveleri servis edilen ve kahve yanında size her gün farklı tatlardan keklerin eşlik ediyor olması çok daha cazip hale getiriyor Holy Cafe’yi.

Çukurcuma’nın keşfetmekten bıkmayacağınız sokaklarını turlarken bir kahve molası vermek için bu keyifli cafe sizleri bekliyor olacak…

 

 

 

 

 

 

 

dfot

 

Ayhan Ada ve Şeyda Doğan fikirlerini ve tasarımlarını tophane’de açtıkları hane 78 mobilya butiğinde Anadolu’nun yüzer yıllık ağaçlarını işleyerek modern, tasarım ve kişiye özel çalışmalara başladılar. Ağacın dokusunu bozmadan yapılan bu mobilyalara ilk baktığınızda ve dokunduğunuzda masif in sıcaklığını hissedeceksiniz. Tıpkı ormandaki ağaçlar kadar naturel, sade ve his kaybı olmadan. Ağaç adına her şey bu dükkânda…

dfot

helismetrofis

 

 

Helis Metro Ofis, Anadolu yakasının yeni gözdesi Kartal’da yükseliyor.

E-5’in üzerinde, metro istasyonuna beş adım mesafede olan Metro Ofiste amaç, son kullanıcıların işlerini kolaylaştırmak, gereksiz alanlardan, masraflardan korumak ve sadece işlerini yürütmeye odaklanmalarını sağlamaktır.

Bir ofiste olması gereken Toplantı Odası, Mutfak, Sekreterya gibi alanlara yer ayırmadan ve bu birimlerde görevli personeli çalıştırmadan projede bu hizmetleri tek noktada çözümlüyoruz. Kullanıcıya sadece işine odaklanmak kalıyor. Bunun yanı sıra sinema düzeninde tasarladığımız seminer salonu ile eğitim, bayi toplantıları gibi organizasyonlarını otellerde değil tasarlattığımız projede çözüm yoluna gittik.

Bu projenin, değerini arttıracağı gibi; yatırımcıların yatırımlarını dönüş hızını da olumlu etkileyecektir.

Projenin, mimarisinden özelliklerine, yönetiminden işletme sistemine kadar olan her aşamasında daha önceden de olduğu gibi Proje Beyaz’dan danışmanlık hizmeti aldık. Helis Yapı olarak aldığımız doğru danışmanlıkla bölgedeki ilk projemizde de yatırımcılarımıza kazandırdığımız değer ve onların talepleri bu projeyi hayata geçirmemize sebep olmuştur.

Helis Yapı olarak Mayıs 2014’te teslim etmeyi planladığımız Helis Metro Ofis Projesi ile Kartal’daki kentsel dönüşüme katkı vermeye devam etmiş oluyoruz.

Her zaman zamanın ilerisinde, yaşayan projeler tasarlamaya devam edeceğiz.

dfot

Yaratıcı işlerde, aranması gereken en son şey tecrübe olmalı. İlk albümler bu yüzden daha güzeldir. Hamdır belki ama samimidir. En sevdiğin film genellikle hevesli bir yönetmenin ilk göz ağrısı çıkar. Evinde olmasından daima keyif aldığın vazgeçilmez eşyaları araştırsan yine yanılmadığımı görürsün. Yine birinin ilk işlerindendir.

Boğazkesen Caddesi’nde karşıma çıkan Ham:m bir genç tasarımcılar kollektifi olarak bu işte yeni olmanın sınırsızlığından faydalanıyor. Yeni mobilya ve tasarım markasının ismi de tam olarak bu nedenle Ham:m. Herkesin her telden çaldığı tasarımların olduğu kaotik bir durum yok yalnız. Bir araya gelişleri tek bir amaç doğrultusunda, mutluluk verici ‘zamansız’ tasarımlar ortaya çıkarmak.

Markanın tasarımcılarından Gülsüm karşılıyor beni. Bunu yaparken kendilerine masif meşeyi ana malzeme olarak seçtiklerini söylüyor. Özellikle masa, sehpa, tabure gibi tasarımlar için. Yanında demir, pirinç, bronz ve mermerin kullanıldığı boy ve el aynaları, kesme tahtaları, kalem setleri ve kalemlikler yer alıyor. Tasarımlarının tamamı kendi atölyelerinden ‘harika ustamız’ dedikleri marangozlarının elişçiliği. Ham:m tasarımlarına İstinye’deki ilk sergilenme alanları Dank’ta da rastlayabilirsin.

 

 

dfot

 

Modern bir marangoz atölyesi:

Detay mobilya babadan oğla miras ahşap sanatı 1960 yılında babam Adil Usta tarafından kurulan ve çuurcumada yer alan detay mobilya zanaatımızla eski, yeni ağaçları dokularını bozmadan tasarlıyor ve üretiyoruz. Baba mesleğini aldığımız eğitim ve yaratıcılık ile devam ettiriyoruz. Klasikten moderne kadar Century tarzını yaptığımız ünitelerle işlemekteyiz.
Bünyemizde torna, oyma, gomalak cila, lake, tik yağı, taş ve metal aksesuarlı siparişlerde yapılmaktadır. Mobilya imalatı yanı sıra Villa ve çiftlik evi gibi projelerde uygulanmaktadır.
Günümüz trendleri arasında yer alan ham ahşap mobilya tasarımlarını yaklaşık 50 senedir bünyemizde bulundurmaktayız. Projeli imalatlar, özel tasarımlar, siparişler, masif ahşap el işçiliği ile şekillendirilmektedir. Eski ağaçlarda (Meşe, ceviz, kestane, çam) orijinal dokuyu koruyarak yada makine perdahından sonra hatları temizleyerek; masa, sehpa, bank, Parke, lambiri, tavan kaplamaları, kapı, büfe, dolap üniteleri, şömine, dış ve iç mekan üniteleri ve aklınıza gelebilecek sizin tasarladığınız hayalinizdeki ağaç üniteleri özenle imal ediyoruz.
Yerli yabancı her türlü ağaç çeşidini bünyemizde bulundurmaktayız. Teknoloji her geçen gün yenilensede detay mobilya olarak el işçiliğinden ödün vermiyoruz,