ARALIK 2014 ARŞİV

Röportaj | Hakan Eraslan

Ankara Galeri Soyut’da açılan “Melankoli İki” resim sergisi, soyut resim sevenleri bir kez daha Hakan Eraslan’ın özgün ve yenilikçi yaklaşımı ile buluşturdu. Dışavurumcu tavrı ile geleneksel resim algısının dışına taşan sanatçı, müzisyen figürleri ile canlı ve dinamik renklerden oluşan soyutu birleştiriyor.

Resim yapmaya nasıl başladınız?

Kötü giden okul ve aile hayatımın sorunlarına alternatif, yeni ve keyifli bir yaşam alanı oldu resim benim için. Ortaokuldaki resim öğretmenim Zennur Yüksel’in rehberliği, ilgisi ve desteği resim yapmam ve devamlılığımdaki en önemli etkendir. Resimlerinizle ilgili ne söylersiniz? Çizgi doku, leke ve renklerin oluşturduğu kaos ortamını düzene sokma çabası diyebilirim resmim için.. Deneysel çalışmaların resmime yön veren temel etken olduğunu düşünüyorum. Fovizmin renkçi anlayışının yanında ekspresyonizmin dışavurumcu tavrı resimlerimi derinden etkilemiştir. Figürü kompozisyon kurgusuna yardımcı bir unsur gibi kullanmayı yeğlerken grafiksel tatta geometrik formlarla da destekliyorum resmimi..

 

 

Sizi tetikleyen unsurlar, ilham kaynaklarınız neler?

 

Yalnızlıktan ilham alıyorum. Yalnız doğumla yalnız ölüm arasında yalnız yaşamlardan, yani kalabalık şehirlerin ışıklı yaşamları arasında sıkışan, çokluk içindeki insanın yalnızlığındaki melankoli ilham veriyor diyebilirim.

 

Müzik ile ilişkiniz nedir?

Üniversitede bizim resim bölümünün alt katı müzik bölümüydü, ister istemez müzik hep vardı zaten.. Resme giden yolun biraz da kulaktan geçtiğine inanıyorum. Her müzik aletinin estetik formlar taşıması da müzik temasını ele almamdaki etkenlerden biridir.

 

Güncel serginizin öyküsünü anlatabilir misiniz?

 

Geçen yıl Galeri Soyut’ta açtığım “Melankoli” isimli sergimin başarısının ardından “Melankoli II” ile izleyiciyle buluşmaya karar verdim. Melonkoli resimlerimde hep vardı zaten. Müziğin insan psikolojisine derin etkisi beni müzik ve müzisyen temasına itti, izleyiciyle resim arasında görünmez bağlar kurulmasına yardımcı oldu.. Melankolinin, insanın kendi içinde yaşadığı psikolojik yüzleşmeyi tam olarak yansıttığını düşünüyorum. Renklerin hareketi ve canlılığının yanında ışık ve gölgeyi kompozisyonu destekleyici unsurlar olarak kullandım. Gölge, figürlerdeki melankoliyi öne çıkaran bir tavır oldu. Arka planda sezilen peyzaj algılarında, şehir yaşamından bunalan insanın doğaya yönelme isteğinin gizlendiğine inanıyorum.

Sanat ve sanatçı tarifiniz nedir?

 

Sanat nesnel gerçeğin insan bilincinde yeniden yorumlandığı ,estetik ve plastik kaygılar içinde gerçeğe farklı bakış açıları getirip, geliştiren bir süreç, bir dışavurumdur. Kavramsal sanat her ne kadar sanat terimine yeni tanımlar üretirken estetik kaygıları önceliğinde tutmasa da benzer süreçlerden geçer. Sosyal yaşamın içindeki insan sorunsalına altarnatif katkılar, yeni bakış açıları geliştirme çabası içinde olan, bunu yaparken de estetik ve plastik çözümler üreten eylemcidir sanatçı..

Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce ?

 

Sanat yoluyla insan etkili ve kalıcı olarak kendini ifade edebilme özgürlüğüne ulaşmıştır . Özgür insan mutlu insandır diyebiliriz. Sanat, çoğu zaman güncel yaşamımızda yüzleştiğimiz gerçeklerimizi duygularımızla harmanlayarak mutluluk imgeleri saçan bir sanat eserine dönüştürüp kalıcılaştırabilir. Örneğin: Beethoven’in IX. senfonisinde, Schiller’in “Sevince Övgü” adlı yapıtında ya da yoksul ve hastalıklı Antoine Watteau’nun cenneti anımsatan resimlerinde bunu görmek mümkündür. Aynı etkiyi toplum üzerinde de görürüz.Sanatçıların yaratımlarıyla yaşadıkları keyifli mutluluğu, bizler de okuyarak, dineleyerek ya da izleyerek duymaktayız. Sıkıntılı bir zamanda okuyacağımız bir şiir ya da dinleyeceğimiz bir müzik bize mutluluk verecektir. Sanat, salt yaşamda olmayanı yaşama katmaz, yaşamda var olanı yeniden yeni bakış açılarıyla güzelleştirerek sunar. Sanatın bireyler üzerindeki bu olumlu etkileri yanında, toplumun sosyal yaşamı üzerinde de yapıcı bir rolü vardır. Sanat, İnsanları birbirine bağlar. Aynı sanat yapıtını okuyan ya da izleyen kişiler arasında bir ortak dil, zevklerde birlik olarak duyarlı bakış açılarına dönüşür. Bu etki, tüm sınırları aşarak evrenselleşir. Sanat yardımı ile zevkleri, düşünceleri kadar açık ve sağlam insanlar yetişir. Sanat,içinde insana dair ne varsa barındırır, hüzün de vardır mutluluk da.. Gören duyarlı insanlara ne mutlu..

 

 

Sanatın insan yaşamındaki yeri ne olmalı?

 

Doğada çevresini kendine uydurarak değiştirip dönüştüren tek canlı türüdür insan. Mağara duvarlarına yapılan resimle başlayan değişim yaşam çevremizi de yeniden şekillendirmemizi sağladı. Dört duvarla çevreleyerek çevresinden izole bir yaşam alanı kuran insan bunu yaparken kendine yeni bir yaşam alanı oluşturmanın yanında işin içine estetik unsurları da katmıştır, güzel olanın peşinden gitme isteği estetik beğeni algımızı da geliştirmiştir. Belki de yok olup gitme gerçeğine inat, ölümsüzlük arayışının dolaylı bir sonucudur sanat.. Çağımızın sınırsız ve hızlı değişkenliğine, sonsuz istek ve beklentilerine, gerek ayak uydurabilmek, gerek onda olumsuz bulduğumuz yönelme ve olgulara karşı gereken savaşımı verebilmek için, çok yönlü, çok boyutlu ve demokratik düşünmeyi öğrenmek adına, ilerici toplumsallaşmayı gerçekleştirebilmek, yetişen kuşaklara bu değerleri kazandırabilmek, öğretebilmek ve her yeni kuşağın bir öncekini aşması gerektiğini kavratabilmek adına sanat, toplumların evrensel dildeki varoluşudur. Çok boyutlu, sürekli yenilikler içeren ve yaratıcılığı destekleyen yöntemler ancak sanatın insana sunduğu kazanımlarla mümkündür diye düşünüyorum. Böyle olunca sanatın en geniş, en zengin kapsamıyla yaşam alanlarımız içerisinde yer alması gerektiğine inanıyorum.

 

Günümüz sanatı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 

Günümüz sanatı doğadan yer yer kopmuş yeni kavramlarla yüklenip,yeni bir gerçeklik,işlevsellik arayışına girmiştir.Bunu yaparken de çağın bilim ve teknolojideki gelişimlerini kullanarak sanata evrensel bir bütünlük kazandırmıştır. İkinci dünya savaşı sonrası yeniden kurulan kültürel, bilimsel ve ekonomik değişim, gelişim beraberinde tüketim toplumlarını da doğurarak sanata kavramsal bir yön vermiştir. Böylece sanat yüzyılın başından itibaren bugüne kadar yerleşmiş estetik kurallara, plastik değerlere ters düşmek adına yeni gerçekler, yeni bakış açıları kazandırmıştır. Günümüz kavramsal sanatına büyük sermaye yatırımları, gelişen endüstri, teknoloji, dünya siyaseti ve bitmek bilmeyen çatışmalar, savaşların yön verip kaynak oluşturduğunu düşünüyorum.

1945 sonrası resim sanatında ise informel soyutlamaların öne çıktığını görürüz. Alışılmış yağlıboya resminin dışında yeni boya ve malzemelerle yeni arayışlara girilmiş kolaj ve kabartma teknikleri denenmiştir. Foutrier ve Worls’un ortaya çıkardığı “informel soyutlama”da birleşen birçok sanatçı, bazıları Kandinsky’nin açmış olduğu lirik soyutlama düşüncesine, Mondriana’ ya, kimi sürrealizm otomatizmine, kimi ekspresyonizme ve uzak asya kaligrafisine dayanarak yepyeni üsluplar içinde günümüzün sanat hareketlerinin doğmasını sağladılar. Bunlar Taşizm, Post-Kübizm, Soyut Ekspresyonizm, Kaligrafik

Ekspresyonizm, Eylem resmi akımlarıdır. Günümüz sanatına yön veren kavramsal sanatlar, sanat tanımına her ne kadar yeni bakış açıları getirmiş olsa da günümüz resminde plastik kaygıların yeniden harmanlanarak, farklı bakış açıları ve yeni estetik arayışlarla güncellenip güçlendiğini düşünüyorum.

 

Ayşe Gülay Hakyemez

BAST MODA

Sizi bilmem ama benim için, yılın en sevdiğim ayı Aralık. Yepyeni umutlar, parıl parıl ürünler, ışıl ışıl caddeler ve gülümseyen suratlar… Hediye alacak ve verecek olmanın mutluluğu paha biçilemez! Benim için diğer bir önemi ise ayın 16’sının doğum günüm olması, yani bereketli bir dönem benim için

Yaş aldıkça, her geçen senenin muhasebesini tutma olgusu hayatıma girdi. Bu çeteleyi yılın ilk günü, olumlu olumsuz, eksik fazla ‘olabildiğimce’ objektif olarak yazıyorum. Kayıp olarak gördüklerimi, zaman kavramı ile tecrübe ve artı olarak görmeye başladım. Yapamadıklarımı hayatıma katmayı başardım. Tam ivme yapmışken biraz olsun kendime zaman ayırabilmeyi –tam olarak beceremesem de-denemeye başladım. Modanın ve hatta genel olarak tasarımın içindeyken durmak beni çok mutsuz ediyor, o sebeple sürekli bir faaliyet var hayat döngümde. Yılın bu son ayında, en eğlenceli tasarımları yapıyoruz diyebilirim. Kırmızı ve Yeşilin yan yana duruşunu kış aylarında yılbaşı, yaz aylarında ise karpuz temsil ediyor. Hemen hemen herkes bu iki renkle donatıyor yasam alanını. Özel bir planınız varsa Kırmızı sizin renginiz oluyor. ‘Yok, çok iddialı benim için’ diyenlerdenseniz siyaha devam edip, çanta ve ayakkabınızı veya oje ve rujunuzu kırmızıdan yana kullanabilirsiniz.

Kimliğinizi vurgulayacak asıl detay nerede biliyor musunuz? Verdiğiniz hediyelerin kişiselleştirilmesinde! Hediye edeceğiniz kişinin karakterine, sevdiği detaylara dair minik nüanslarla hediye paketlerinize kimlik katabilirsiniz. Nasıl mı? Örneğin, anneniz el işleriyle uğraşmayı seviyorsa, onun hediye pakedinin üzerine minik bir kanaviçe den bas harfini işletip, asabilirsiniz. Doğal ürünlerden hoslanıyorsa, gazete kağıdı ya da kraft kağıt ile hediyeyi paketleyip, kurdele yerine ince hasır ip ile bağlayıp, kurumuş bir yaprak ile sonlandırabilirsiniz.

Biraz da hoşuma giden alternatif hediye seçeneklerinden bahsedeyim istiyorum. Uzun zamandır aklımda olan ama kendime bir bahane aradığım gün geldi çattı. İşte Aralık ayı, işte doğum günüm, işte yılbaşı! Hediye seçimim benim için Tukutukum ipek eşarplarını gösteriyor. Tuğba Kuzdere’nin tasarımlarıyla hayat bulan pop art desenler harika birer ipek eşarba dönüşmüş. Yeni yıl için de özel bir tasarımı var, biz kediseverlere Kim istemez ki!

Kahve severler, Nespresso limitli üretim grubunu açıkladı; karşıkonulamaz Grand Cru kapsüller Apple Crumble, Chocolate Mint, Hazelnut Dessert. Tanrım! Yılın ilk günü sabahı, Nespresso’nun bu yoğun aromalı kahveleriyle ve de Italya’nın içi kuru meyveli Panettone’si ile karşılayın. Daha iyi bir başlangıç düşünemiyorum.

Eğlenceli aksesuarlardan vazgeçemiyorsanız Begart Showroomunda yer alan markalardan biri olan N2’ nün takılarını tercih edebilirsiniz. Benim favorim Alice ve Dracula! Kıyafetlerinizi eğlenceli hale getirmek işte bu kadar kolay.

 

Parti davetiniz varsa veya davete eli boş gitmek istemiyorsanız, Home Made Istanbul’un kurucusu Melike Alparslan’ın lezzetli dokunuşlarla hazırladığı Kestaneli Kütük Pasta’dan veya yeniyıl temalı kurabiyelerden harika bir hediye sipariş verebilirsiniz.

Hepimize başta sağlık ve huzurun bizle olduğu, pırıl pırıl bir yıl diliyorum. Kalbinizden geçirdikleriniz her an duyulur unutmayın, sadece gerçekleşecek bir zamanı vardır, hayallerinizin peşini bırakmayın ve inanın…

 

Begüm Akdoğanlar

Yılbaşı Temalı En İyi 20 Film

Yeni bir yıla hazırlanmak aslında daha çok eskisi ile hesaplaşmanın vaktidir yıl sonları.

Hepimizin ağzında zihninde geçtiğimiz yılın aslında ne kadar çabuk geçtiği ve başlangıcın en iyi şekilde olması için yapılan programların dayanak noktası olan inanış nasıl başlarsan öyle devam eder paradoksudur aslında.İnsanı biraz geren biraz da telaşa sürükleyen bu inanış sebebi ile ,gece yarısı ve sonrası için planlanan tüm aktiviteler gelecek senenin en iyi şekilde geçmesi içindir.Kalabalık ailelerin en çok tercih ettiği yöntem ise büyük bir evde ailenin tümü ile beraber bir yıl sonu gecesi geçirebilmek ve yeni yılı hep beraber karşılayabilmektir.

Bu tip organizasyonların vazgeçilmezleri arasında iyi bir sofra,güzel hediyeler ve televizyon karşısında geçirilecek güzel saatler vardır.

Bu bölümde size televizyon karşısında senelerdir en çok tercih edilen yolun , sinemanın, seneler içerisinde yarattığı “en” leri sunacağız.

Yıllar içerisinde yılsonu geceleri ve yeni yılın karşılanmasındaki en eğlenceli yollardan biri olan sinema izlemenin dünyada en çok tercih edilen ve yıllar içerisinde neredeyse her yıl sonu gecesi hatırlanan ve “olsa da seyretsek” hissi veren ve hatta televizyonda rast geldiğinizde “aman kaçırmayayım “ dürtüsü ile sizi ekrana kilitlemiş , konularında yılsonu geceleri,yılbaşı kutlamalarını ve aslında özünde bu gecenin ne anlama geldiğini onlarca değişik mesajla bizlere veren bazı klasiklerden bahsedeceğiz.

Yılbaşı temalı  filmler , paylaşmanın,aile bağlarının ruhunu taşıyan filmlerdir.İçeriği yanında hikayesi,geçtiği zaman ve dönem,yönetilmesi,senaryosu,oyunculukları ve elbette müzikleri gibi tüm performansları ile yılın o dönemine ait ve vizyon sonrası büyük başarı sağlamış büyük etki yaratmış filmlerdir.

 

Listemize gelince…

 

20 – A Charlie Brown Christmas- 1965  http://www.imdb.com/title/tt0059026/

 

Çevresindeki ticarileşmeden sıkılan Charlie,yeniyılın gerçek anlamını bulmaya çalışır.

 

 

19- Home Alone 2 – http://www.imdb.com/title/tt0104431/?ref_=fn_al_tt_1

 

Evde yalnız bırakılıp iki hırsız ile savaşan Kevin,1 yıl sonra yine yılbaşı tatilinde kazayla NewYork ‘ta unutulur ve büyük şehirde gene aynı suçlularla savaşıyor.

 

18- Love Actually – 2003    http://www.imdb.com/title/tt0314331/

 

İngiltere Londra’da yeni yılın 1 ay öncesinde birbirinden farklı 8 çiftin aşk hayatı ve birbirleri ile ilgili ilişkilerini konu ediyor.

 

 

17- Miracle on 34 th Street – 1947    http://www.imdb.com/title/tt0039628/

 

Yaşlı tatlı bir adamın Noel Baba olduğu iddiasına karşılık genç ve hırslı bir avukatın bunu çürütme çabası…

 

16- Nightmare Before Christmas – 1993http://www.imdb.com/title/tt0107688/

 

Halloweentown Kralı Jack Skellington,Christmas kasabasını keşfeder ama ana konseptin ne olduğunu kavrayamaz.

 

 

15- White Christmas http://www.imdb.com/title/tt0047673/?ref_=fn_al_tt_10

Başarılı bir şarkı dans ikilisi , aşık oldukları  iki kızkardeş ile takım olup eski komutanlarının Vermonttaki başarısız otelini kurtarmaya çalışır.

 

 

14- The Polar Express – http://www.imdb.com/title/tt0338348/

Yılbaşı gecesi bir çocuğun sihirli bir trenle Kuzey Kutbuna yolculuğunun animasyon teknolojisi ile anlatımı

 

13- Die Hard – 1988   http://www.imdb.com/title/tt0095016/

Los Angeles’te Nakatomi gökdeleninde düzenlenen bir yılbaşı partisine katılan New York polisi John McClane ,karısı ve digger konukları Alman terörist Hans Gruber’a karşı korumak için canını tehlikeye atıyor.

 

12- Gremlins – 1984 http://www.imdb.com/title/tt0087363/

Bir evcil hayvan ile ilgili 3 ana kuralı çiğneyen bir çocuk ,küçük bir kasabaya dehşet ve korku salan yaratıkların ortaya çıkmasına sebep oluyor.

 

11- The Santa Clause – http://www.imdb.com/title/tt0111070/

Yılbaşı gecesi yanlışlıkla Noel Baba’yı öldüren bir adam büyülü bir şekilde onun yerine atanırsa…

 

10- Christmas Vacation    http://www.imdb.com/title/tt0097958/

Griswold ailesinin yılbaşı tatili tahmin edilebileceği gibi bir kabusa dönüşüyor.

 

9-  The Muppets Christmas Carol- 1992 http://www.imdb.com/title/tt0104940/

Muppet karakterleri ile klasik yılbaşı gecesinin anlatımı

 

8- Scrooged – 1988   http://www.imdb.com/title/tt0096061/

Bencil,alaycı bir TV yöneticisinin yılbaşı gecesi 3 ruh tarafından ele geçirilmesini konu ediyor.

7- Little women http://www.imdb.com/title/tt0110367/?ref_=nv_sr_1

March ailesinin kızları Amerikan iç savaşının ortasında büyüyor ve gelişiyor.

 

6- ELF – 2003  http://www.imdb.com/title/tt0319343/

Büyüklüğü ve hantallığı ile ELF dünyasında tozu dumana katan bir adamın gerçek kimliğini bulması için Amerikaya gönderilmesini konu eden bir eğlenceli komedi.

5- Bad Santa – 2003 http://www.imdb.com/title/tt0307987/?ref_=fn_al_tt_1

Sefil bir dolandırıcı ve Noel Baba kılığındaki hırsız ortağının yardımcıları ile beraber soygun peşinde iken başbelası bir çocuk ile arkadaş olmalarının sonuçları…

 

4- Jingle All the Way – http://www.imdb.com/title/tt0116705/

Unutkanlığı nedeni ile yılbaşı gecesinde oğlunun çok istediği oyuncağı almaya çalışırken başına gelmeyen kalmayan bir babanın eğlenceli koşuşturması

 

3- Home Alone- 1990   http://www.imdb.com/title/tt0099785/

8 yaşında ve yılbaşı tatilinde evde unutulan bir çocuk , 2 aptal hırsıza karşı evini savunmak zorunda kalırsa…

 

2- Grinch – 2000  http://www.imdb.com/title/tt0170016/

Kötü yaratık yılbaşını çalmaya kalkışırsa…

 

1-It’s a Wonderful Life  http://www.imdb.com/title/tt0038650/

 

Şefkatli ama çaresizlikten sinirli bir iş adamına , hiç yaşamadığı bir hayatı görmesini sağlamak için bir meleğin yardıma gelmesi…

 

Renzo Piano

Renzo Piano, 1937 yılında, inşaat sektöründe faaliyet gösteren bir ailenin çocuğu olarak, Cenova İtalya’da dünyaya gelmiştir. Milano Politechnic Architecture School’u 1964 yılında bitirmiştir. Mezuniyetin ardından babasının firmasında çalışma hayatına başlamıştır.

İngiltere ve ABD’ye yaptığı seyahatlerle mesleki deneyimlerini zenginleştirerek 1965-1970 arası Louis I. Kahn ile Philadelphia’da ve ZS. Makowski ile de Londra’da çalışma fırsatı elde etmiştir. Renzo Piano’nun mimariye yaklaşımını etkileyen diğer bir önemli isim ise Pierluigi Nervi olmuştur.

İsmini duyurduğu ilk çalışması Osaka’daki Expo’70 için hazırladığı İtalyan Endüstri Pavyonu olmuştur. Bu pavyon sektörde büyük ilgi çekmiş ve Piano’nun ün kazanmasını sağlamıştır. Expo’70 için tasarım yapan bir başka genç mimar olan Richard Rogers ile de bu sayede tanışmışan Piano, kendisiyle birlikte Paris’teki Georges Pompidou Merkezi için düzenlenen yarışmaya girmiş ve kazanmışdır.

Yarışmaya kazanan projeleri sayesinde, Paris’in kalbinde, açıldığı günden bu güne 150 milyon kişinin ziyaret ettiği, figüratif sanatlar, endüstri tasarımı ve edebiyat konusunda bir sembol haline gelen yüz bin metrekarelik George Pompidou yapısı ortaya çıkmıştır.

Her iki mimarın da ünleri böylece dünyaya yayılmıştır. İkilinin ortaklığı 6 yıl sürmüştür. Rogers ofisini Piano’nun o dönem faaliyet gösterdiği Londra’ya taşımıştır. 1977’de ise Piano, “l’Atelier Piano & Rice”ı kurmuş, inşaat mühendisi Peter Rice ile birlikte Rice’ın 1993’teki ölümüne kadar ortak çalışmalar yürütmüştür. Daha sonraki dönemlerde, Paris ve Cenova’da ofisler açan Renzo Piano, son olarak Building Workshop’ı kurmuştur. Burada halen 100’ü aşkın mimar, mühendis ve çeşitli dallarda uzman çalışmaktadır.

Renzo PIANO ‘nun 1966-2014 yılları arasında tasarlamış olduğu planları ve eskizleri içeren kitap Yazar Philip Jodidio tarafından kaleme alınmıştır. Kitapta yazar Piano’nun her projesi için “bir Rönesans” ifadesini kullanmaktadır. Renzo Piana da her yeni projesini, “yeni bir doğum” olarak nitelendirmiştir kitapta.

Yapıldıktan bir süre sonra kentin imzası haline dönüşen yapıların mimarı olarak bilinen Piano’nun, Pompidou Center, The New York Times Binası ve The Shard başta olmak üzere eserleri sırasıyla şunlardır:

*Centre Georges Pompidou (Richard Rogers’la birlikte),

*Paris, Fransa-1977 *Menil Koleksiyonu Müzesi, Houston, ABD- 1986

*S.Nicola Stadyumu,Bari, İtalya- 1990

*Columus Uluslararası Sergisi : Akvaryum ve Kongre Salonu, Cenova, İtalya- 1992

*Lingotta Kongre ve Konser Salonu, Torino, İtalya- 1994

*Kansai Uluslararası Havalimanı terminali, Osaka, Japonya- 1994

*Meridyen Oteli ve İş Merkezi, Lecco, İtalya- 1995

*Liman Yönetimi Genel Merkez Binası, Cenova, İtalya- 1995

*Debis Binası, Daimler Benz Genel Merkezi, Potsdamer Platz, Berlin, Almanya- 1997

*Parco della Musica Oditoryumu Salonları, Roma, İtalya-2002

*Beyeler Vakfı Müzesi, Riehen, İsviçre- 1997

*High Müze Eklentisi, Atlanta, ABD-

*Jean Marie Tjibau Kültür Merkezi, Nouméa, Yeni Kaledonya-1998

*Hermes Evi, Tokyo, Japonya-2001

*Padre Pio Hac Kilisesi, San Giovanni Rotondo, Foggio, İtalya- 2004

*Renzo Piano Building Workshop, Punta Nave,

*Paul Klee Merkezi, Bern, İsviçre- 2001

*Kaliforniya Bilim Akademisi tadilat, San Francisco, California- 2008

 

Georges Pompidou Centre Paris 1971-1977 Renzo Piano’nun, kariyerine damga vuran ve Paris’in sembollerinden biri haline gelen projesi Paris’teki Ulusal Sanat Merkezi-Georges Pompidou binasıdır.

Piano’nun bir başka usta mimar olan, İngiliz Richard Rogers’la birlikte tasarladığı bina, Paris şehri için modern bir sanat merkezi ve mimari bir sembol oluşturmak için açılan uluslararası bir yarışmanın sonucu olarak ortaya çıkmıştır. İtalyanİngiliz ortaklığıyla yapılan teklif, Fransız mimar Jean Prouvé başkanlığında bir jüri tarafından 680 diğer proje arasından seçilmiştir. Son derece cüretkâr ve avangard olan bu bina, döneminin yapısalcı fikirleri ve teknolojisinden esinlenmiştir. Binayı sarmalayan yapı unsurları, boruların görünür bırakılması ve iç mekânı şekillendiren mekanik aksamlar teknolojiyi öne çıkarma fikrinin bir sonucu olmuştur. Dolayısıyla bina , içinde bulunduğu tarihi bölgenin genel dokusuyla güçlü bir kontrast oluşturan, iyi tasarlanmış, endüstriyel bir makina gibi görünmektedir.

 

NEMO Centre Amsterdam 1992-1997

Renzo Piano’nun 90’lı yılların ortasında Amsterdam ‘da gerçekleştirdiği bilim müzesi projesi sadece bir müze binası olmaktan çok şehre fark katan bir mimari şaheserdir. Bakır dış duvarları ve kendine has geometrisiyle güçlü bir şehir sembolü olan bina, Amsterdam’ın dünya denizciliğine damga vurduğu zamanlardan kalma bir hayalet gemiyi andırmasıyla da dikkat çekmektedir. Binanın, Jules Verne’in ünlü Denizler Altında Yirmi Bin Fersah romanının kahramanı NEMO’nun adını taşıması da tesadüf değil elbette.

 

Hermes Mağazası Tokyo 1998-2006

1998 yılında, ünlü Fransız markası Hermes için Tokyo’nun ünlü moda merkezi Ginza’da tasarlamış olduğu mağaza, sergi merkezi ve metro bağlantı projesi, yapının tüm fonksiyonlarını bir arada ve uyumlu çözümlemiş, özgün modern mimari tasarım olarak değerlendirilmektedir. Bölgenin yoğun mimarisini 10 metre cepheli 10 katlı bir binayı yarı saydam giydirerek hafifletmesi ve aynı zamanda bu görünümle Japon evlerindeki pirinç kağıdından yapılmış ara duvarları hatırlatması iyi planlanmış mimari detaylardır. Ayrıca bu cephenin Hermes eşarplarına uyan lüks bir atmosfer çağrıştırdığı da dikkatli gözlerden kaçmaz.

 

Peek & Cloppeburg Ticaret Merkezi Cologne 1999-2005

Köln’de yer alan bu alışveriş merkezinin tasarımı birçok açıdan Piano’nun kendine özgü imzasını taşımaktadır. Metal, cam ve ahşabın birlikte kullanımı ve binanın büyük boyutuna rağmen ona belirgin bir hafiflik ve gözden kaybolma hissi veren teknolojik tasarımı İtalyan mimarın tarzını yansıtmaktadır. Tüm binayı kaplayan ve doğadaki biçimlere bir atıf yerine geçen parlak cam kafesden oluşan dış yüzey binayı şehre uyumlarken, yumuşak, akışkan formu da gelip geçenleri içerideki mağazalara bakmaya davet etmektedir.

 

Astrup Fearnley Modern Sanat Müzesi / Oslo 2006-2012

Piano’nun Oslo’nun güneydoğusundaki Aker Bryggeat bölgesinin yeniden yapılandırılması çerçevesinde tasarladığı bir yapı olan bu projesi: hem ofis alanları sunan bir sanat müzesi, hem halka açık bir heykel parkı, hem bir şehir plajı ve su kenarında bir yürüyüş yoluna ev sahipliği yapmaktadır. Cam, metal ve ahşabın çeşitli biçimlerde bir araya getirilmesi ile şekillenen Piano’nun genel tarzını burada da gözlemlemek mümkündür. Binaların kendine has formu ve kullanılan şeffaf malzeme, doğal ışığın sergi alanlarına girmesini sağlanmaktadır. Bu binayla birlikte Piano’nun formunun zirvesine çıktığını ve binanın estetik, sembolik ve teknik özellikleri itibarıyla ortaya çok etkileyici bir ürün koyduğu söylenmektedir.

 

The Shard Londra 2000-2012

 Piano’nun Londra’nın profilini değiştiren projesi, bir cam kırığı şeklinde göğe yükselen 309 metre uzunluğunda bu gökdelendir. The Shard aynı zamanda Avrupa’daki en yüksek binalardan biridir. Piano her zaman olduğu gibi, özellikle de binaya yapışık olmayan ve açılı yerleştirilen cam dış cephe aracılığıyla hafiflik ve zarafet hissi veren bir bina yaratmayı başarmıştır. Bu dış cephe aynı zamanda binaya doğal bir havalandırma sistemi de kazandırmıştır. Yapı, kamusal alanlarla (restoranlar, oteller ve panoramik bir salon) özel yaşam alanlarının (ofisler ve konutlar) iç içe kullanıldığı bir projedir.

 

Gülen Yalçınkaya Özelçi