ARALIK 2014 ARŞİV

lapalma

Lapalma, hedeflediği başarıya, her yıl adım adım ilerleyerek ulaştı. Bu başarı hikayesinin arkasında uykusuz geceler yok. Sadece çok çalışma ve simetriye olan tutku var. Lapalma makine teknolojisine yaptığı yatırımlar sayesinde, hedef kitlesine, yepyeni malzemelerden geniş bir ürün yelpazesi sundu.

Bu ürünler, dünya çapında oteller, mağazalar, müzeler, havaalanları gibi projelerinde kullanıldı ve Lapalma’nın popülerliği her geçen gün daha da arttı. Lapalma’nın tasarım ve estetik harmanı üretilen her ürüne farklı bir karakter kazandırdı. Bu yolda, Lapalma art direktörü olan dünyaca ünlü tasarımcı Francesco Rota, büyük katkısı sağlamıştır. Yeni tasarım merkez Pauda’nın yakınında bulunan Cadoneghe’de bulunan Lapalma, başarısını tutarlı tasarım anlayışına, berrak ve elegan yaklaşımlarına ve her zaman güncel kalan modern çizgilerine borçlu.

Eilersen

Arabalarına mükemmel tekerlekleri üretebilmek için, tahtayı buhar gücü ile bükerek bu tekniği Danimarka’da kullanan ilk kişi oldu. Ürettiği sağlam arabalar o kadar sağlamdılar ki yol dışında engebeli arazilerde bile sorunsuz gidebiliyorlardı. Eilersen artık at arabalarına, otomobil ve otobüslere el yapımı karoserler üretmeye başladı. Bu sektörde kalite dış görünümden veya dükkanda ilk görüşte anlaşılacak ve test edilecek bir şey değildi. Kalite yıllar süren kullanım sonucunda ortaya çıkan bir kavramdı. Eilersen, kaliteli malzemeleri, eşsiz işçiliği ile birleştirerek markaya gurur duyulacak bir geleneği miras bırakıyordu.Temiz çizgiler, zarafet, ikna edici stil – modeller anlık duygular, ifadeler ve kişiliklerle değişir, ama bu marka ürettiği her üründe

Eilersen dokunuşunu, Eilersen geleneğini sürdürüyor. CF Møller, Morten Voss ve Jens Juul Eilersen gibi tasarımcıların Eilersen için tasarladıkları ürün geniş yelpazesini keşfedebilirsiniz.

My Eilersen Bir kanepe sadece bir kanepe olmakla kalmıyor, aynı zamanda bireysel stil ve kişisel zevkinizin bir yansıması oluyor. Evinize alacağınız bir mobilya ortamdaki en büyük, en görünür ve belirgin yerinde, sizin istediğiniz rengi, kumaşı ve boyutu yansıtmalıdır. Bu yüzden My Eilersen en doğru yolun, kendi yolunuz olduğunu size söyler. Eğer ne istediğiniz konusunda emin değilseniz, tarzınızı belirlemek için size yardımcı oluyorlar.

Paro Dünyası

Aralık ayı geldi çattı, herkesi yılbaşı alışverişi telaşı sardı. Eminiz, bir çok evde olduğu gibi sizin evlerinizde de hediye listesinin ilk sıralarını her zaman olduğu gibi çocuklar aldı. Çocuğu olmayanlar bile ailelerindeki küçüklere, arkadaşlarının çocuklarına yeni yılda ne gibi sürprizler yapabilirim diye geçirmeye başladı içinden. sayısından itibaren bu köşede, işi gücü “hayatı nasıl alırdınız?” sorusuna verdiğiniz cevaplara yoğunlaşmak olan Paro’nun, keyifli ve ayrıcalıklı dünyasının kapılarını, sizlerle birlikte aralayacağız.

Neden mi akla önce çocuklar geliyor? Neden bozuyoruz yılların “önce kadınlar ve çocuklar” acil eylem planını? Kutlanacak anlar, kutlamalar her yaş için değerli elbette. Ama kabul edelim özel ve güzel günler çocuklar için daha bir anlamlı ve heyecan verici. Noel Baba’ya inandığımız yıl başlarında ki saf heyecanlarımız; kırmızı bir pabucun veya küçücük harçlıkların telaşıyla uykusuz geçirdiğimiz bayram arifesi gecelerindeki tatlı heyecanlarımız bir daha geri gelmiyor. Bunların kıymetini bugün daha iyi anlıyoruz. Geçmişi geri getiremeyiz elbette o güzel duyguları yeniden yaşayamayız belki, o zaman mevcut durum üzerinden yeni bir eylem planı yapmalıyız .

Etrafımızdaki çocukların kutlamalarını renklendirmek, onları mutlu etmek, onlara sürprizler hazırlamak ve coşkularına ortak olmak, onların ileride özlemle hatırlayacakları yılbaşı anıları inşa etmek hedefiyle yola çıkmalıyız. Sadece anne baba olanlarımız değil; teyze, dayı, amca, hala, büyükanne, büyükbaba, eş dost etrafında çocuk olan herkesten bahsediyoruz. Hatta komşu çocukları, etrafımızda maddi veya manevi sebeplerden bu coşkuyu yaşatmakta eksik kalacağını hissettiğimiz çocukların hepsi listemizde yer almalı.

Hediye belirlerken kriter ne olmalı? Günlük ihtiyaçların kaygısıyla arka plana atılan kılık, kıyafet, aksesuar vs. hoşluklar , şehir içi de olsa kısa seyahatler, farklı mekanlarda yaşanılacak hoş anılar ve tabii ki eğlenceli kitap, sadece şımartmak için alınacak kırtasiye, oyuncak gibi çocukların en keyif aldığı ve çoğu zaman zorunlu ihtiyaçların gölgesinde kalan alışverişler. Yılbaşı coşkusuna kapılıp ağdalı anlattık diye gözünüz korkmasın. PARO KART, bizleri bu dönemde de yalnız bırakmıyor. Çocuklara ,bu bahsettiğimiz keyifleri yaşatabileceğiniz markalarla sizlere özel birbirinden özel avantajlar planlamışlar “Dikkat Çocuk Var” kulübünde.

Yukarıda gördüğünüz birbirinden cazip kampanyaların faydalanmanız için tek yapmanız gereken PARO KART üyesi olmak ve bu avantajlar dünyasının kapısından içeri girmek. İndirim ve avantajlar hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak istiyorsanız tek yapmanız gereken, ilgilendiğiniz kampanyanın yanındaki “bilgi” butonunu tıklamak.

Bir çocuğu sevindirmek dünyayı değiştirmeye yeter mi bilmiyoruz ama, o çocuğun dünyasında çok şeyi değiştireceğine garanti verebiliriz. Sevilmek, düşünülmek, değer verilmek, güzel anılar biriktirmek her çocuğun hakkı.

Şimdiden İyi Seneler!

 

Ev aslında Lebowski’nin de bir yandan da değil… Neyse okuyunca öğreneceksiniz zaten. Uzun bir yılın ardından Aralık sayısıyla hepinize merhabalar… Çok şey oldu bu yıl dünyada, Türkiye’de ve dergimizde. Kim sevindirici, ülkemiz için epey bir üzücü ve dergimiz için sevindirici! Bast Home epey bir insana çeşitli kaynaklardan ulaşır oldu, tanındı, duyuldu ve çok sevildi. Biz de tüm ekip olarak elimizden geldiğince onu güncel ve doyurucu bir içerikle her yeni daha iyiye giderek sizlerle buluşturmaya çalışıyoruz.

Gelelim bu ayın filmine ve onun rüya evine… 2 aydır Avrupa-Fransa semalarında gezen köşemiz bu ay ilk konseptinin (Hollywood’un Rüya Evleri) anavatanına uğruyor. Sizlere hem müthiş komik hem de çoktan kült statüsüne yükselmiş olan Coen kardeşlerin baş yapıtlarından biri olan The Big Lebovski’den ve elbette filmin müthiş evinden bahsetmek istiyorum Ethal ve Joel Cohen’in (Fargo, O Brother, Where Art Thou?) yaratıcı zekalarının en iyi ürünlerinden biri olan Büyük Lebowski’nin başrollerinde harika isimler var. Jeff Bridges, John Goodman, Julianne Moore, Steve Buscemi ve John Turturro’dan oluşan harika takım kadronun tamamı bu filmde birinci sınıfı bir oyunculuk gösteriyle adeta birbirleriyle yarışırlar. Filmin kısa hikayesi ise şöyle: Herkesin “Dude (Ahbap)” diye hitap ettiği Jeffrey Lebowski zamanını arkadaşlarıyla bowling oynayıp aylaklık yaparak geçiren kendi halinde bir adamdır. Bir gün eve döndüğünde iki gangsterin onu beklediğini görür. Adamlar “Dude” u bir güzel tartaklar, en sevdiği halıyı mahveder ve kendisinden haberi bilme olmadığı bir borcu ödemelerini isterler…

Aslında bu, basit bir isim benzerliği meselesidir -aynı şehirde Lebowski adında bir milyoner yaşamaktadır. Ancak bu halı odanın “görünüşünütamamlayan” halıdır. Dolayısıyla “Dude” Lebowski, Milyoner Lebowski’yi ziyarete gider ve halıyı tazmin etmesini ister. Milyoner Lebowski ise ona halıdan çok daha fazlasını teklif eder. Çok basit ve üstelik bir seferlik bir görevi yerine getirmesi, onu zengin bir adam yapacaktır. Ancak Dude’un bu iş için Vietnam gazisi son derece asabi arkadaşı Walter’dan yardım istemesi, her şeyi altüst edecektir… Filmde hiç durmadan süt ve vodkadan oluşan White Russian adlı bir içki içen, hayatı hep bir iki kare geriden yaşayan dumanlı kafasıyla (bu kafanın yarattığı bir hayal sahnesi vardır ki sinema tarihinin en iyilerinden biridir) Dude karekterini oynayan Jeff Bridges’un oyunculuğuna ayrı bir parantez açmak gerek. Aynı şekilde Vietnam Savaşı travmalarıyla uğraşan asabi John Goodman’a da… Son olarak mor renkli eşofman/tulum arası takımı ile bowling salonu sahnelerinde harikalar yaratan John Turturro da alkışı hakeder bu filmde. “Dude” Jeffrey Lebowski’nin kendi evi içler acısıdır. Ancak yukarıda anlattığım “halı meselesi” nedeniyle ziyaret ettiği porno kralı ve tefeci Milyoner Lebowski’nin evine geldiğinde işler tamamen değişir ve bu ayın yazısı ortaya çıkar!

Karşınızda Frank Lloyd Wright’ın sadık takipçilerinden mimar John Lautner’in başyapıtlarından Sheats Goldstein Residence… Los Angeles şehrini kuşbakışı bir açıdan gören Hollywood Hills’e inşa edilmiş olan tasarımın doğa ile bütünleştiği bu ultra modern tasarıma sahip müthiş ev sizce kaç yılında yapılmış olabilir? 2000?.. 1990?.. Tekrar deneyin. 1980?.. Hadi canım der gibisiniz. Biraz daha zorlayın. 1970?.. Yok artık mı dediniz. O zaman ben söyleyeyim. Evin yapım tarihi 1963 yılı… İnanılmaz değil mi? Lautner’in 1963 yılında çizdiği ve uyguladığı plan 2014 yılı için bile halen fütürizmin sınırlarını zorluyor dersek hiç abartmış olmayız. Sheats Goldstein Residence’ın pek çok odası sadece üzeri örtülü koridorlarla birbirine bağlanmış. Evin terası ve oturma odası birbirlerinden motorize bir aksamla çalışan devasa bir kayan cam ile ayrılmış. Oturma odasının tavanı ise 750 adet gerçek cam su bardağından oluşmakta…

Bu anlattıklarımdan sonra evin neden “zamanının çok ötesinde”bir tasarıma sahip olduğu hakkında biraz daha ikna olduğunuzu umuyorum. Lautner’in pencereler, mobilyalar ve halıların montajı, kurulumu aşamalarında da bizzat başında durduğunu bildiğimiz evin sahipleri 1972 yılında değişmiş. Evin yeni sahibi de tekrar Lautner ile işbirliği yaparak mimarın 1994 yılında ölümüne dek eve teknolojinin ve zamanın gerektirdiği müdahaleleri yapmış. Salonu ve terası ayıran motorize cam perde gibi… Evin yatak odası da bir alem. Battlestar Galactica büyüklüğündeki yatakta kendinizi kötü hissedip karanlık ihtiyacı duyarsanız cam tavanı motorize bir perde ile örtmeniz mümkün! Bu tasarım ve mimari harikası ev Snoop Dogg ve Daft Punk gibi çok ünlü müzik gruplarının video kliplerinde de kullanılmıştı. Son bir not: Daha önce bu sayfalarda okuduğunuz Cehennem Silahı 2’deki müthiş evin mimarı da John Lautner’dir. Ne diyelim Hollywood onu seviyor!

Yeni yılınız kutlu olsun sevgili Bast Home okurları!

Orhan Meriç

Sosyal Medya Takip

Bu sayıda, eğer daha önce denk gelmediyseniz, Lale Kunt’u sizlerle tanıştırmak ve sıcak evinden kareler paylaşmak istedim. Kendisinin gözünden fotoğrafları ve içtenlikle yanıtladığı sorularımızla bize dünyasını açtığı için tekrar çok teşekkür ediyoruz.

Lale hanım resim ve grafik sanatlar okumuş. Özellikle illüstrasyon, heykel, seramik, pano ve birçok farklı malzeme ile yarattığı kendi tasarımı olan ürünleri Carnivale Studio markası ile satışa sunmuş.

Evinizin konumu, büyüklüğü ve planıyla ilgili birkaç ipucu verebilir misiniz?

Evimiz Ataşehir’de bir site içinde,140 m2, 3+1 bir daire. İki insan, iki de kedi olarak yaşıyoruz 🙂 Burayı görür görmez sevdim. Hayallerimdekine yakın büyük ve aydınlık mutfağı, kocaman pencereleri ve her daim gün ışığıyla iç içe olması sebepleriyle ilk görüşte aşk diyebiliriz. Kapısından girdiğim andan itibaren huzur bulduğum bu yerde yaklaşık 3 yıldır yaşıyoruz.

Dekorasyonda tarzınız, ağırlıklı kullanılan renk, materyal ve aksesuar seçimleriniz nelerdir?

Dekorasyon tarzı da zamanla birlikte, yaşla, trendlerle değişiyor sanıyorum. Evlendiğimiz zaman, şimdi dönüpte baktığımızda nedenini hiç anlayamadığımız bir şekilde koyu renklerle döşemişiz evimizi. Bir kaç yıl evvel bu durum bizi boğduğunda, gidip birkaç kutu boya alıp tüm mobilyalarımızı beyaza boyadık. Kulağa çok çılgınca geliyor biliyorum ama, ilk fırça darbesinden itibaren ev aydınlandı, çok ferahladı. Ayrıca karı koca ıvır zıvırları pek severiz, evimizde her zaman çokca obje bulunur. Yakın zamanda da gözüme fazla gelen ve beni yoran objeleri azalttım. Son zamanlarda tercihim açık renklerle döşenmiş, az objeli, göz yormayan, bir tarz.

Ev yaşamında öncelikleriniz, olmazsa olmazlarınızı öğrenebilir miyiz?

Yaşantımda ve evimde olmazsa olmazım kedilerim tabi ki 🙂 Evde sürekli ayak altındalar, sağolsunlar beni hiç yalnız bırakmazlar. Biri uyursa nöbeti devreder, diğeri dibimde dolaşır durur. Dekorasyon tarzımda ise rahatlık ön planda. Uzanıp dinlenebileceğim koltuklar, göz yormayan ışıklar, bitkiler ve tabi ki resim ve fotoğraflarla renklendirilmiş duvarlar.

Evin daha çok vakit geçirdiğiniz bölümleri hangileridir?

Home office çalışan bir insan olarak en fazla vakit geçirdiğim yer, ürettiğim mekan olan atölyem. www. carnivalestudio. com için çalışırken ihtiyaç duyacağım bütün malzemeler, bilgisayarım, boyalarım, defterlerim, fırçalarım hepsi burada. Dolayısıyla günümün büyük çoğunluğu burada geçiyor.

Salon, özellikle gündüzleri neredeyse hiç olmadığım bir yer, çalışmaya mola vermek istediğimde çok sevdiğim yatakodasında vakit geçiriyorum. Yatağın karşısında kocaman bir kitaplığım ve fikrine uzun süre karşı çıktığım bir televizyon var. Yatağa uzanırım, kedilerim gelir yanıma kıvrılır, kitap okurum, film izlerim, bazen perdeyi açar gökyüzünü izler hayal kurarım.

İsminin de çağrıştırdığı gibi rengarenk, eğlenceli, mutlu ve cıvıl cıvıl bir marka olan Carnivale Studio, lisede resim, MÜGSF’de ise Grafik Sanatlar bölümünde okumuş bendeniz Lale Kunt tarafından yaratıldı. Eğitim hayatımın özetinden de farkedileceği üzere, boyalar, fırçalar, tuvaller, çeşit çeşit rengarenk malzemelerle oldukça haşır neşirim. Karaladım, boyadım, renkleri birbirleriyle karıştırdım, suluboyayı çok sevdim, okulumun heykel ve seramik atölyelerini aşındırdım, yalvar yakar fırınlarını kullandım, bölüm başkanlarını canlarından bezdirdim. Bazen güzel şeyler çıktı ortaya, baktıkca beni mutlu eden, bazen sevmedim. Her zaman sevdiğim tek bir şey vardı ama, üretmek… Aklımın güzelliklerle meşgul olmasını hep çok sevdim.”   Bu sitede gördüğünüz her şey için, bilin ki, boyaları, renkleri çok seven birinin çok sevdiği objelerdir. İster yakanıza konsun veya boynunuza dolansın bütün gün sizinle birlikte olsunlar, ister evinizde, ofisinizde, kütüphanenizde size göz kırpsınlar, emin olabilirsiniz ki sevgiyle yaratıldılar, siz onları sevin diye yaratıldılar.

 

Nihal Müjde Yeşilova

Zarafet ve Şıklık Dolu Yılbaşı Kutlaması

Yılbaşı kutlamaları, İskandinav country stilin hakim olduğu bu evde zarafet ve şıklıktan ödün vermeden kutlanıyor. İçeride beyaz hakimiyeti ve gustavian tarzdaki aksesualar ile masalsı atmosfer yaratılmış. Karlarla kaplı verandası ve bahçesi ile bu yüksek çatılı tipik İskandinav kırsal evi, gerçeklik duygunuzu kaybetmenize neden olabilir bizden söylemesi…

Siyahın aksesuarlarda ve metal objelerdeki detay kullanımlarla beyazın üzerine çok keyifli bir oranda serpiştirildiği bu dağ evinde, kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi, en keyifli dönem, uzak yakın tüm aile üyelerinin bir araya geldiği Noel yemekleri oluyor. Doğal ahşapın şık dönem objeleri ile birlikte kullanıldığı bu kış evi, basitlikte yakalanan elegans konusunda oldukça iddialı bir çizgiye sahip demek yanlış olmaz.

Yılın bu en güzel ve özel dönemi için aile fertleri özenli ama abartıdan uzak bir hazırlık dönemi geçiriyor. Yılın bu mevsiminde hoş bir koşuşturmanın hakim olduğu bu özel evde her detay, evde genel atmosfere uygun olarak yalın bir şıklığı ve zerafeti vurgulayacak tarzda abartıdan uzak seçiliyor. Yemek sofrasının doğal detaylarla süslenmesinden tutun da yılbaşı ağacının abartıya kaçılmadan döşenmesine kadar pek çok yalın detayda doğallığın ve doğayla başbaşa olmanın önemi yüceltiliyor adeta bu evin dekorasyonun da. Mutfakta da bu doğallık vintage detaylarla doğal ahşap dokusunun arasına serpiştirilmiş siyah emayelerle vurgulanmış. Fonksiyonellik ve sadelik önce çıkan detaylar olurken vintage bazı özel parçaların ve özel tasarımların gayet büyük bir ağırbaşlılıkla evin geneline serpiştirildiği de gözden kaçmıyor. İnsanın üzerine üzerine gelmeyen kutlamaların, doğayla başbaşa kalmak için kış tatillerinin önemli okazyonlar olduğunun çok bilincinde olan ev sahipleri için bu küçük dağ evi sıcak bir yuva olmuş yıllardır. Şehirden her uzaklaşmak istediklerinde ve samimi kutlamalar yapmayı tercih ettiklerinde bu kış evi imdatlarına yetişmiş bu zarif aile evi. Çocuklar büyüse, nesiller değişse de aile bu gelenk hep sürmüş, daha da süreceğe benziyor.

 

Geleceğin Kaynakları neler olmalı?

Yaşadığımız son felaketlerle gündeme gelen madencilik başta olmak üzere, farklı enerji sektörleri ve birçok enerji türü; gerek doğaya verdiği zararlar, gerekse sürdürülebilirliği konusunda duyulan şüpheler nedeniyle hepimiz tarafından sorgulanıyor. Enerjisiz yaşamayacağımız, bugün birçoğumuz için mutlak gerçek ama “doğaya zarar vermeyen ve yenilenebilen” olarak en genel hatlarıyla tanımlanabilecek, geleceğin enerji türü ne olmalı konusunda her kafadan bir ses çıkıyor. Akademik düzeyde olmasa da, toplumsal düzeyde hem ülkemizde hem de dünyada durum böyle ne yazık ki!

ABD ve Avrupa’da iklim konusunda çalışan bir sivil toplum kuruluşu olan Vision Prize, değişik sorularla uzmanların ve toplumda ilgilenenlerin görüşlerini topluyor ve kamuoyuyla paylaşıyor belirli aralıklarla. Son anketinde uzmanlara şöyle bir soru yöneltmiş:

“Gelecek 100 yıl içinde küresel ısınmanın tehlikeli düzeylere varmasını önlemek için büyük kapital sahiplerine nereye yatırım yapmalarını önerirdiniz?”

Cevapların dağılımı şöyle:

İlk 3 sırayı:

1. %29 ile yenilenebilir enerji teknolojileri,

2. %26 ile enerji verimliliği ve

3. %17 ile üçüncü nesil nükleer enerji almış.

Merkezi yenilenebilir enerji tesisleri %10 ile 4. sırada yer alırken 5. sırada “Hiçbir teknoloji tehlikeli düzeye varmayı önleyemeyecek” yanıtı, 6. sırada ise “Tehlike yok ve böyle teknolojilere de gerek yok” yanıtı bulunuyor. Listeye Karbon 7. sırada, doğal gaz ise 8. sırada girerken, son sırada %0 ile nanoteknoloji bulunuyor

Soru değiştirilip “Bu yüzyıl içinde hangi teknolojilerin küresel ısınmayı yavaşlatma potansiyeli var?” diye sorulunca %45 yenilenebilir enerji derken, %20 enerji verimliliği denmekte. Diğer seçenekler ise çok düşük oranlarda ilgi görebilmiş bu soruş şekliyle. Bu da uzmanlar tarafından seçenek olarak kabul edilmediklerini ve çok daha arkalarda yer bulduklarını gösteriyor. Yine Vision Prize tarafından aynı kitleye, çevre problemleri sorulduğunda ise konuyla ilgili acil karar verilmesi gerekliliği bir kez daha ortaya çıkıyor.

Örneğin aynı uzmanlara ,BM çatısı altında çalışan Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporlarında açıklanan deniz seviyesinde yükselme öngörüleri hakkındaki görüşleri sorulduğunda, daha karamsar bir tablo çıkıyor ortaya. Deniz seviyelerindeki yükselme konusunda uzmanlar ağırlıklı olarak, IPCC raporlarının fazla iyimser olduğunu, gerçek yükselmelerin rapor öngörülerinden çok daha fazla olduğunu ve olması beklendiği dile getiriyorlar.

Olaya bakış açımızı biraz daha genişletmek istersek, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD (Organization for Economic Co-operation and Development) ülkeleri arasında kişi başına tüketilen enerjinin yılda ortalama 200 GJ olduğu biliniyor. Artan dünya nüfusu ve insanların yükselen yaşam standartları, kişilerin enerji tüketimlerinin hızlı şekilde büyümesine neden olmakta. Yaklaşık 6.5 milyar olan dünya nüfusunun 2025 yılında 8 milyar olacağı ve yüzyılın sonlarına doğru 10 milyara ulaşacağı tahmin edilmekte.

Nüfus artışındaki büyüme hızı, çoğunlukla, halihazırda yeryüzünde yaşamını sürdüren insanların ortalama dörtte üçünü oluşturan gelişmekte olan ülkelerde görülecek diye öngörülüyor. Kalkınmış ülkelerin etkin enerji tasarrufu uygulamalarına rağmen dünyada hızlı artış gösteren nüfusun enerji talebinin, 2050 yılına kadar, iki kattan fazla olması öngörülmekte. Uzun lafın kısası doğa kaynaklar bize sinyal veriyor! Doğru seçeneklerin ne olduğu konusundaki farkındalığımızı , eyleme dönüştürme konusunda tüm gelişmiş ülkeler gibi acil eylem planlarına ihtiyacımız var…

EDİTO / Kutlamaya Değer Anlar

Yaş ilerledikçe zaman daha çabuk geçiyor, görecelik yasasına saygım daha çok artıyor. 2014 yılı mesela benim çocukluğumdaki zaman birimleriyle anlatılsa olsa olsa 3 hadi bilemediniz 4 ay eder. Ne tuhaf değil mi?

Yine de o azıcık zamana ne çok acı tatlı şey sığmış ruh halindeyim. Oysa o kadar da “azıcık” değil koskoca 360 gün! Azıcıktan sonra “acı, tatlı ”kavramına da yabancılaşmadım değil şizofrenik bir şekilde 🙂 Çünkü her yıl olduğu gibi, bu yılın da çoğumuz için (bir yüzdeye vurursak ve büyükten küçüğe sıralarsak) çokça sıradan günden, bol acı haber veya anıdan çok az da kutlanmaya değer andan olduğunu fark edeceğiz. Üstelik bu yıllardan kaç tane geride bıraktığımız açık da (her kadın için bu genelleme geçerli olmasa da), bundan sonra bizi kaç tane daha bekliyor o konu çok karalıkta. Yok, maksadım içinizi karatmak değil aksine, hoş bir şeye bağlayacağım lafı.

Tüm bunlardan sıradan günlerimizi bile kutlama havasında geçirmenin, kutlama yapmak için çeşitli bahaneler yaratmanın, fırsat kollamanın faydalarına getirmek için bahsettim.

Bu yılbaşı da gücünüz neye yetiyorsa, canınız nasıl çekiyorsa öyle bir kutlama yapın. Sevdiklerinizi mutlu edin, mutlu olun, hayata kutlamaya değer şeylerin sayısının daha da çok olması için dua edin. Bir de bir şey daha yapın kendiniz için yakınlarınızda canı yanan, ruhu kararan, belki de şu aralar hayata çok da olumlu bakacak gücü kendinde bulamayan kim varsa onu da mutlu edin. Eş, çocuk, aile, yakın dost değil kastım. O zaten göreviniz. Mecbur olmadığınız, sorumlu olmadığınız birinin yüzünde bir gülümseme yaratmadan, ona kutlamaya değer bir sebep vermeden bu yılı tamamlamayın. Söz, size de çok iyi gelecek! Yeni yılınız “kutlamaya değer” olsun

BİLGE BAYKUŞ / Masa Örtüleri

Masaların süsü: Masa örtüleri

Mekanlarımızda kullanılan masaları örtülü ya da örtüsüz düşünebiliriz. Ama

hazırlanacak hoş bir sofrada masa örtüsü olmazsa olmazdır.

Keyif veren sofraların ilk ve değişmez öğesi masa örtüleridir. Kendi başımıza ya da sıradan bir günde masa örtüsünün ne olduğu çok fazla önem teşkil etmeyebilir. Ancak misafir için ya da çok özel bir yemek için hazırlıyorsanız masa örtüsü seçiminde bazı unsurlar önemlidir. Öncelikle masa örtüsünün sade ve mümkün olduğunca az desenli olması gerekir. Beyaz ve dantel resmi davetlerde, desenli, renkli örtüler ise tanıdıklara verilen yemeklerde tercih edilmelidir. Zıtlıklarla da güzel bir masa hazırlanabilir ama resmi ya da yarı resmi bir davet verecekseniz sofranızdaki her şeyin ahenk içinde olması gerekir. Pamuklu masa örtüleri artık iyice klasikleştiğinden keten örtüleri öncelikli değerlendirebiliriz. Keten, işlemeli keten ya da dantelli örtüler sofranızı daha şık gösterecektir. Fuşya, mürdüm ya da çikolata renkleri sofranıza şıklık katacaktır.

Farklı renkte seçeceğiniz peçetelerle bu şıklığı daha da artırmak mümkün olacaktır. En mükemmeli ise bir alt örtü ya da astar ile bu sarkmanın süslenmesidir. Masa örtüsünün rengi yemek takımı ile uyumlu olmalıdır. Kullanılacak olan yemek takımı hareketli ve renkli ise masa örtüsünün bu görüntüyü dengelemesi gerekmektedir. Eğer gösterişli yemek takımı kullanılacaksa sade ama şık bir masa örtüsü seçilmelidir. Piknikte ya da bahçede masa hazırlanmayacaksa alacalı ve desenli örtülerden özellikle kaçınmak gerekmektedir. Masa örtüsü seçerken mevsimin ruhuna uygun örtüler ve kahvaltı, öğle ya da akşam yemeği konseptine uygun örtüler seçmek sofranın genel ahengini bambaşka bir görüntüyle göz kamaştıracaktır. Öğle yemekleri için daha hafif keten, alpaka kumaştan canlı renklere sahip örtüler kullanılabilir. Akşam yemeğinde ise kenarları dantelli ipek ya da saten kumaştan şık örtüler tercih edilebilir. Masanın genişliği ve uzunluğuna göre boyutlandırılacak masa örtülerinin yerleşimi de seçimi kadar önemlidir. Masa örtüsünün boyutları masa ile orantılı olmalıdır, yani ne çok kısa ne de ayağa dolanacak kadar uzun olmamalıdır. Dört tarafın eşit uzunlukta sarkması sofraya bir denge getirecektir. Aksi takdirde görsel bir hata oluşmuş olacaktır. En uygun sarkma ölçüsü de 15-25 cm. dir. Masa örtüsü yerine runner kullanılacaksa yine iki taraftan eşit sarkmasına dikkat edilerek işe başlanmalıdır. Masada modern bir hava yaratmak için iki yada üç runner kullanılabilir. Bunlar masanın genişliğince yanyana serilebilir. Runner genişliği tek de kullanılsa çoklu da kullanılsa genel olarak masa genişliğinin üçte biri ölçüsünde olmalıdır. Samimi ve sıcak bir masa ortamı hazırlanmak istenildiğinde kısa runnerlar tercih edilebilir. Masanın ortasına yerleştirilen runner ilgi çekici olacaktır. Masa örtüsünün üzerine koyulduğu gibi örtü olmadan direk masanın üzerine de runner serilebilir. Masif ahşap masa dokusunu eşleştirmek için yoğun dokunmuş keten veya pamuklu malzeme kullanılabilir. Cam tabla için, hafif bir ipek veya pamuk kumaştan yapılmış bir runner kullanılabilir. Yuvarlak masalarda da masa örtülerinin üzerine runner X şeklinde serilerek değişik bir görsel oluşturulabilir. Ahşap, dokusunu göstermekten zevk duyulacak bir masa üzerine masa örtüsü ya da runner düşünülmeksizin Amerikan servis ile masalar neşelendirilebilir. Sofralarda masa örtülerinden sonra olmazsa olmaz olan peçeteler de tüm bu renk uyumlarını ve doku uyumlarını destekleyecek nitelikte olmalıdır. Kumaş peçete özel davetlerde kullanılabilecek malzemelerinden biridir. Sofra düzeni içinde servis tabaklarının sol tarafında, ya da tabağın içinde bulunabilir. Peçeteler özenle katlanarak hazırlanmalıdır.

Gülen Yalçınkaya Özelçi

Bast Home’a Takılanlar / Sivuple

Eski bir motosiklet tamircisinden bozma restoranda konumlanmış olan Sivuple, kendine has dekoru ile özel bir mekan olmayı başarmış. Eğlenceli bir tarza sahip olsa da vintage detaylardan vazgeçilmemiş özgün ve farklı bir mekan yaratılmış. SİVUPLE, çevresinden hem ismi hem de görüntüsüyle hemen sıyrılmayı başarıyor. Dev bir yemek odasını andıran yekpare mekânda masa ve sandalyeler bir örnek değil çünkü hepsi özenle tek tek bulunmuş, toplanmış ve bir araya getirilmiş. Mekânın torna atölyesinden miras kalan ve duvarlardan birini kaplayan raf muhafaza edilmiş.

Dolapdere’nin bu nostaljik atmosferinde; şehrin en güzel kiliselerin ve tarihi apartmanların tam ortasında yer alan Sivuple, sizde gizli saklı kalmasını isteyeceğiniz bir mekan. Bu eski motorsiklet tamircisinden bozma restoranda kristal şamdanların eşlik ettiği tamamı vintage eşyaların arasında artisan pizzaları ve salataları tatmaya değer. Dolapdere’nin dokusuna uygun bir mekan olarak tasarlanan Sivuple’de her haftasonu menü de değişiyor. Ev ortamında hissettiren dekorasyonu ve özel sunumları ile Aralık ayında mutlaka ziyaret edilmeye değer farklı bir mekan…

 

Meral Uyanık Koca