AĞUSTOS 2014 ARŞİV

dfot

 

Heybeliada

Heybeliada İstanbul’un Büyükada’dan sonra gelen en büyük adası. Adaya Heybeliada denmesinin sebebii ise uzaktan bakıldığında şeklinin yere bırakılmış bir heybeye benzemesidir. Adanın nüfusu yaklaşık 7000 civarındadır. Bu rakam yaz aylarında 50.000e kadar ulaşır.

Heybeliada SANATORYUMU

Heybeliada’nın güney tarafındaki Çam Limanı’nına bakan bir tepede İsviçre’deki bir sanatoryum model alınarak inşa edilen bu hastane, başlangıçta 16 yatak kapasitesiyle hizmet veriyordu. 1940’lı yılların ortalarında bir bina daha ilave edilmiş, daha sonraları idare binaları ve hemşire lojmanlarının da ilavesiyle imkânları daha da genişletilmişti. Şehir merkezinden uzak, çam ormanları içinde temiz bir hava ve kuvvetli bir gıda bakımı, dönemin en iyi tedavi şekliydi. Hastalar için balkonunda da birer yatak vardı. Gıda olarak hastalara günde 4 öğün yemek yanında et, süt ve bal veriliyordu.

 

Sağlık hizmetinin yanı sıra tıp eğitimi de veren bu sanatoryum,

Prof. Dr. Siyami Ersek ve daha birçok yerli ve yabancı uzman doktoru da yetiştirmiştir. Bu nedenle, WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından tüberkülozda eğitim ve araştırma hastanesi olarak kabul edilen bu sanatoryum, İsmet İnönü, Rıfat Ilgaz, Ece Ayhan gibi isimlere de hizmet vermişti.

Sanatoryumda  rehabilitasyon  merkezi de bulunuyordu. Ustalar vasıtasıyla hastalara ayakkabıcılık, çorapçılık, fotoğrafçılık, heykeltıraşlık, saatçilik, daktilo gibi kurslar veriliyor, hastalar zenaat öğrenip meslek sahibi olabiliyorlardı. Sanatoryumun kuruluşunun 50. yılında yapılan bir araştırmaya göre, kurslara katılan yaklaşık bin kişinin yarısı meslek ve iş sahibi olmuştu.

 

Sağlık sorunlarında moral desteğin önemli bir yardımcı etken olması nedeniyle sanatoryumda haftada bir moral günleri düzenleniyor, ya sinema gösterisi yapılıyor ya da konser veriliyordu.

DENİZ LİSESİ

XVIII. asrın yarısına kadar Osmanlı donanmasında ve korsan gemilerinde kaptan yetiştirilmesi her hangi bir teşkilata bağlı olmayıp, babadan oğula ve ustadan çırağa ameli olarak yürütülmekte idi. Osmanlı İmparatorluğunda eğitim sistemine dönüş hareketi l734’te Üsküdar Mühendishanesi’nin açılması ile başlar. 

Bugünkü Deniz Harp Okulu’nun nüvesini teşkil eden mektep, ilk defa çeşme mağlubiyeti üzerine 18 Kasım 1776 da (devrin Kaptan-derya’sı) Cezayirli lakabıyla anılan Hasanpaşa’nın teşebbüs ve padişahın iradesi alınarak Kasımpaşa’ da tersane içinde (Mühendishane-i Bahri Hümayun) adı ile kuruldu. 29 Ekim 1784 de Sadrazam Halil Ahmedpaşa’nın teşebbüsü ve iki Fransız mühendisi yardımıyla, mektep programları genişletilerek bir (Bahriye Tatbikat Mektebi) ihdas edildi. Padişah III. Selim zamanında esaslı ıslahat haraketleri neticesi, Kaptaruderya Küçük Hüseyinpaşa’nın hizmeti ile Kadıköy’ de inşa edilen bir binada (1795’ de) Mühendishane-i Amire adında bir mektep tesis edildi.

XIX. asrın başından itibaren, mektebin yeniden ihyası ve devrin icaplarına uygun bir hale getirilmesi hususunda muhtelif teşebbüsler yapıldı. Bu meyanda Padişah III. Selim’in Kaptanıderyası Hüsrevpaşa zamanında Mühendishanei Bahri adı ile Heybeliada’da evvelce Bahriye Kışlası olarak inşa edilen binaya nakledildi (1824). Kırım Harbi sırasında, Bahriye Mektebi yeni zihniyetle ele alındı. Üç çeyrek asır müddetince Deniz Mektebi normal olarak eski yerinde kaldı. Fakat i. Cihan Harbi sırasında (1917’ de) bir defa daha yer değiştirdi ve Türk Ortodoks İlahiyat Mektebi’nde ve Mukaddes Teslis ve Grek Ticaret Mektebi’nde ve Panayia’nın kalıntılarında yerleşti.

Bir sene sonra tekrar eski yerine döndü. İnşaiye sınıfı yeniden ihdas edildiği gibi Kasımpaşa’da “Haddehane” tabir edilen mektepte lüzumlu makine zabiti yetiştirilmekte iken devrin tekniğine uygun evsafta makine zabiti yetiştirilmek üzere şimdiki makine sınıf okulları binasında Çarkçı Mektebi ihdas edildi. Bunlara ilaveten bir namzet mektebi kuruldu. Bu mektebin yeri şimdiki Ruhban Okulu olup keza bu bina Mondros mütarekesi ve beynelmilel bir anlaşma gereğince Rum tebaya terk edilerek “Rum OrtodoksIarın Ruhban Okulu haline” dönüştü. 

(Halen aynı maksatla kullanılmaktadır.) Bu binanın terki ile talebeleride Çarkçı Mektebi talebeleri gibi Bahriye Mektebi’ne nakledildi. Bu suretle her iki mektep Mekteb-i Bahriye adı altında çalışmalarına devam etti. 27 Mayıs 1928’de Erkanı Harbiye-i Umumiye Riyaseti emirleri ile “Mekteb-i Bahriye” tedrisatı maarif esaslarına inkılap ettirildi. Ve Deniz Lisesi adını aldı. Üç yıllık lise tahsilini müteakip, iki yıl süreli harp mektebi tahsili ikame edilerek mektebin ismi DENİZ HARP MEKTEBİ ve LİSESİ oldu.

 

Triada Manastırı Ve Kilisesi

Ada’nın kuzeyinde, bugünkü adıyla Ümit Tepesi’nde adalıların deyimiyle Papaz Dağındadır. İlk adı Sina kilisesine bağlı anlamına gelen Siyon idi. çünkü muhtemelen Kudüs Patrikhanesine bağlıydı. Ancak sonradan Hristiyanlığın temel ilkesi olan Tanrı, Hz. İsa ve Ruh-ü! Kudüs (Kutsal Ruh) üçlüsü anlamına gelen “Triada” adı verilmiştir. Manastır sonradan Ruhban Okulu’na dönüştürülmüştür. Kilise ise okulun bahçesinde uzaktan bakıldığında görülemeyecek kadar küçük bir yapıdır. Aya Triada Ada’nın en eski manastın ve kilisesidir. Çok eski bir inanışa göre manastırın kurucusu Patrik Fotiyus’dur.

UÇURUM MANASTIRI

Heybeliada’nın Büyükada (Nizam semtine karşı) cephesinde, sanatoryum yolu üzerinde yüksekçe bir falez üzerinde olması sebebiyle, Krimnos Precipise Uçurum manastırı da denir.

S.Vizandios’a göre manastır kolay kırılan bir kaya üzerindedir. 1862’ de toprak kaymasını önlemek üzere bir keşiş Aya Effimia ayazması üzerine duvar yaptırmıştır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar Evi

Heybeliada tepelerindeki Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın evi, İstanbul’daki sayılı müze-evlerden.

Cumhuriyet dönemi yazarlarından Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Heybeliada’da, 1912-1944 yılları arasında yaşadığı evin, Kültür Bakanlığı`nın yaptığı restorasyonla müzeye çevrilmesiyle oluşturulmuştur.

İskeleden yürüyerek yarım saatte ulaşabileceğiniz Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın müze-evi büyüleyici olmasının yanında ne yazık ki bakımsızlığı ile göze çarpıyor. Her şey orijinal, oturma odasının iki duvarında kitaplık ve ortada da dört kişilik yemek masası var. Masanın üzerinde porselen yemek takımları ve kadehler…Sanki biraz sonra Hüseyin Rahmi yemek yiyecek gibi, sofra hazır vaziyette. gibi Kitaplık yok olmuş ama  kitaplar duruyor en azından : 350 Türkçe, 304 Fransızca kitap ve  110 cilt gazete koleksiyonu var.Ziyaretçiler bunların yalnızca bir kısmını görebiliyor. Çoğunlukla Fransızca-Türkçe sözlükler, Edgar Allan Poe ve Shakespeare kitapları, bir de Hüseyin Rahmi’nin gizli romantikliğini dışa vuran ‘Rüzgar Gibi Geçti’ dikkati çekiyor.

 

İkinci kata çıkıldığında, karşılıklı duran çalışma odası ve yatak odasını görülüyor.Bolca ışık alan miniminnacık abanoz bir masa, iskemle, kesme kristalden yazı takımları var.Olabilecek en düzenli çalışma yeri burası olsa gerek. Duvarlarda aile fotoğrafları ve kendi yaptığı yağlıboya tablolar, raflarda Rus malı bir fotoğraf makinesi ve yere serilmiş şık kilim de etkileyici detaylardan. Yatak odası ise evin en büyüleyici bölümü. Sadece tek bir sebepten: Yatağın üzerine serilmiş gül rengi örtüyü, Hüseyin Rahmi kendi eliyle işlemiş meğer! Üzerinde titizlikle çalışıldığı çok belli.

Cam çerçevelerin ardında sergilenen onlarca danteli de yakından inceleyebilirsiniz. Evinin en şahane manzaralı odasını ise  arkadaşı Hulusi Bey’e vermiş Hüseyin Rahmi.Üçüncü katı; yani çatı katını.Muhteşem bir manzaraya sahip olan bu kat sanki bütün Heybeliada ayaklarınızın altındaymış hissiyatı veriyor insana. Umarız en yakın zamanda bakımı yapılır bu büyüleyici müze evinin.Çünkü bu şekilde bırakılmış olması ve sahip çıkılmaması  insanın içini acıtıyor.

İSMET İNÖNÜ KÖŞKÜ

Asıl adı Mavromatakis Köşkü olan, Refah Şehitler Caddesi, No:73’teki konak bugün, Türkiye’nin ilk başbakanlığını, daha sonra da Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı yapmış olan İsmet İnönü’nün ailesi tarafından yönetilen İnönü Vakfı’na bağlı olarak müze olarak kullanılmaktadır. 

İsmet Paşa adıyla bilinen İsmet İnönü, bu konağı ilk olarak 1924 yılında, yazlık ev olarak kiralamıştır. İnönü ailesi evi, 1934 yılında 9,500 lira karşılığında satın almıştır; ev, kendilerine Atatürk tarafından hediye edilen mobilyalarla döşenmiştir. İsmet Paşa, 1937 Eylülünde eve yerleşmiş ve aynı yıl, burada, yeni başbakan Celal Bayar tarafından ziyaret edilmiştir. İsmet Paşa, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı görevini yürüttüğü 1938-50 yılları arasında, maiyetini oluşturan görevlilerin sayısından dolayı, Florya ve Yalova’daki resmi yazlık konutlarda konaklamıştır; karısı Mevhibe Hanım ise yazlarının çoğunu, çocukları Ömer, Erdal ve Özden’le birlikte Heybeli’deki evde geçirmeyi tercih etmiştir.

İsmet Paşa, muhalefet partisinin başkanlığını yaptığı 1950-60 yılları arasında, yazlarının çoğunu, ailesiyle beraber Heybeliada’daki bu evde geçirmiştir; bu dönemde, İsmet Paşa’nın sahilde yaptığı kısa gezintilere kasaba halkı da eşlik eder, İsmet Paşa, kasabanın gençleriyle beraber iskeleden denize çivileme atlardı. Başbakanlığının ikinci dönemi olan 1961-65 yılları arasında da programının elverdiği zamanlarda ve görev yapmadığı yaz aylarında yine Heybeliada’ya giderdi.

 

İsmet İnönü’nün 25 Aralık 1973’te Ankara’da, seksen dokuz yaşında ölmesinin ardından Heybeli’deki ev birkaç yıl kapalı kaldı; fakat daha sonra Mevhibe Hanım, yazlarını Heybeli’deki eve komşu bir evde geçiren oğlu Erdal ve onun eşi Sevinç’le beraber, ara sıra bu eve dönmüştür. En sonunda ise aile, evin, vakıf bünyesinde bir müze olarak korunmasında ve İsmet Paşa’nın buraya ilk olarak yerleştiği 1937’deki haliyle, Atatürk’ün hediye ettiği mobilyalarla kalmasında karar kılmıştır. Ziyaretçiler, müzede, çeşitli eşyalar, resimler ve İsmet Paşa’nın kamu ve aile yaşantısıyla ilgili anı eşyalarını görebilir.

 

Evin bahçesi, Adalar Müzesi’nin açık sergi alanı olarak kullanılmaktadır. Bahçede yaz aylarında konser, çocuk ve sanat atölyeleri, film gösterimleri gibi külturel etkinlikler yapılmaktadır.

PERİLİ KÖŞK

Muhteşem manzarası,huzur veren sakinliği ve özel detaylarıyla Perili Köşk misafirlerini bekliyor. otelin sahibi Doğan Olguner, Perili Köşk’ün hikayesini Otel sahibi Doğan Olguner anlatmış;Mimar Ekrem Olguner, 1952 yılında Heybeliada Sanatoryum‘unu (Akciğer Hastalıkları Hastanesi) inşa ederken aldığı arazi üzerine, hastanenin inşaatından kalan zamanlarında şu an “Perili Köşk” olarak faaliyet gösteren evi yapmış. Başlarda yazlık olarak kullanılan eve, ailede yaşanan kayıplar nedeniyle uzun yıllar gidilmeyince bina, neredeyse kullanılamaz bir hale gelmiş.

Ve Heybeliada çocukları bu eve ‘’Perili Köşk” adını vermişler. Ekrem Olguner’in oğlu Doğan Olguner’in evi defalarca yaşanabilir hale getirme çabaları sonuç vermeyince, Doğan Bey’in oğlu, Ozan Olguner, ailesine evi otele çevirmenin daha doğru olabileceğini söylemiş. Ve otel için gerekli olan izinleri almaya başlamış. Kardeşi Can Olguner ile birlikte tadilata başlayan Ozan Bey, konu otel için isim bulmaya gelince yıllar önce çocukların evleri için taktıkları “Perili Köşk” isminin uygun olabileceğini düşünmüş.

Heybeliada’daki Perili Köşk 5 oda ile hizmet veriyor. Buranın bizi etkileyen özelliği ise evcil hayvanlarınızla gönül rahatlığıyla kalabilmeniz.Her odası, deniz veya orman manzarası gören bu otel, aynı zamanda birçok değerli müzisyene de ev sahipliği yapıyor.

Yakın ve uzak bir tatil kaçamağı yapmak isterseniz işte size harika bir alternatif.

Sedefadası

Adalar’ın yerleşime açık olan en küçük adasıdır. 1300X1100 metre büyüklüğündedir. Üzerindeki bitki örtüsü uzaktan bakıldığında sedefe benzetildiği için Sedefadası adı verilmiştir. Eskiden tavşanı bol olduğu için Tavşanadası adı da kullanılmıştır. Adada iki plaj vardır.

Club Ada Sedef

İstanbul’daki Prens Adaları içinde en nezih ada olan Sedef Adası; yazın eğlence sektöründe Boğaz’a rakip olmaya başladı. Bu rekabet, bu sezon açılan CLUB ADA SEDEF ile daha da artacak. İstanbul’un ve Sedef Adası’nın en yeni mekanı CLUB ADA SEDEF, plaj,

yeme-içme ve eğlence keyfini bir arada sunuyor.

CLUB ADA SEDEF, yeme-içme ve eğlence sektörünün en deneyimli ve en tanınmış isimlerinden biri olan Aydın Samanlı ile genç işadamları Emay İnş. A.Ş Yönetim Kurulu Üyesi, Kentplus ve Brandium markalarının sahibi Burak Gören, Fatih Uğuz ve Habil Gürsoy ortaklığıyla kuruldu. Plaj, restoran-bar ve kulüp bölümlerinden oluşuyor. Plaj; pırıl pırıl bir denize ve geniş kapasiteli bir sahile sahip. Plajda gün boyu yeme-içme servisi veriliyor. Güneşlenirken bir şeyler atıştırmak veya içkisini yudumlamak isteyenlere çok özel yiyecekler ve kokteyller servis ediliyor. Restoran-barı, adanın dokusuna uygun taş bir binada İstanbulluları ağırlıyor. Çok sıcak ve samimi bir ambiyansı olan restoran-bar 200 kişilik kapasiteye sahip. Restoranın mönüsü Akdeniz mutfağının en özel lezzetleri ve deniz mahsullerinden oluşuyor. Restoranın plaj için de özel bir mönüsü bulunuyor. Restoran-barı gece olunca bir kulübe dönüşüyor.

Aynı zamanda bir de Rum meyhanesi bulunuyor. Denize sıfır konumlanan Rum meyhanesinin başında ise Theo bulunuyor. Rum meyhanesi ve eğlencesinde en önemli isimlerden biri olan ünlü şarkıcı Fedon’un oğlu Theo, bu yaz sedef’te müdavimlerini ağırlayacak.

200 kişilik düğün, davet ve parti organizasyonları için de İstanbullulara hizmet verecek. Kokteyl porolonge konseptinde ise 300 kişilik organizasyonlar gerçekleştirilebilecek.

dfot

 

Başak Burcu – 23 Ağustos- 22 Eylül

Başak Burcu yazın bitişinde toprak burcu elementindendir. Doğada kış öncesi hazırlığının başladığı bir dönemi temsil eder. Yazdan kışa geçerken, tüm mevsim dönümlerinde olduğu gibi, mevsim değişiminin enerjisini içinde barındırır; yani değişken bir yapıya sahiptir. Evlerini, işlerini, yaşam tarzlarını diğer burçlara göre daha kolay değiştirebilirler. Ancak diğer değişken burçlardan farkı toprağa olan bağlılıktır. Dünyevi işleri bütün bir yaz boyunca yapılan tatil ardından görevleri yerine getirmek gereklidir. Hararetle çalışma, azim, depolama, kışa hazırlanma, planlama ve düzen gerektirir.

 

Kadınsı bir burç olduğu için dokunduğu her alanda feminen bir nokta yaratacaktır. Ancak temkinli ve ihtiyatlıdır; yani şefkatten çok mantığıyla karar verecektir. Pratik olmak, dünyevi işleri kotarmak onun işidir.

 

Başak ve yükselen başaklar düzenli, disiplinli, programlı, titiz, mükemmeliyetçi, detaycı ve mantıkçıdır. Onları ikna etmek için elinizdeki verileri en ince detayına kadar aktarıp; tüm kanıtları sunmanız gereklidir.

 

Günlük rutin bir Başak insanı için oldukça önemlidir. Her şey zamanında, yerli yerinde olmalıdır. Her sabah kalktığında aynı şeyleri yapmaktan hoşlanması monoton bir hayat gibi gözükse de, değişken yapısı ile bir anda tüm hayatını değiştirerek her sabah aynı olan başka bir şey yapmaya karar verebilir.

Başak Burcu ve Dekorasyon:

Başak Burcu insanının tüm bu özelliklerini ele aldığınızda bir Başak Burcu ya da Yükselen Başak Burcu’nun evine girdiğinizde nasıl bir ev olabileceğini hayal edebiliyor musunuz? Titiz, düzenli, çevreye duyarlı, naturel bir ev.

 

Başak Burçları için evin yatak odası, mutfak ve yaşam alanı olan salonu en önemli mekanlarıdır. Modern ya da Country tarzını benimsemelerine rağmen her koşulda minimalist  yani yalın ve sade tasarımlara vurulurlar. Geometrik şekiller farklı noktalarda kullanılabilir. Evin genelinde toprak rengi, yeşil ve krem tonları hakimdir. Ancak düzenli görünmesi ve huzur vermesi açısından gri tonlarını da yanında tercih edebilirler. Otantik tasarımlar, natürel dokularda kumaşlar, masif mobilyalar kendilerini rahat hissetmelerini sağlayacaktır.

 

Merkür yönetimindeki Başak Burcu insanının etkilendiği öğelerden biri ileri teknolojidir. Evinin düzenini sağlayacak, en ince detaya kadar düşünülmüş objeler onları mutlu eder. Yatak odasında duvar gibi görünen ancak içi açıldığında tüm giysilerin yazlık-kışlık, kısa kol-uzun kol, beyazdan siyaha kıyafetlerini düzenleyebilecekleri ve her gün düzenli tutabilecekleri bir giysi dolabına yatırım yapabilirler. Mutfakta ise buzdolabının farklı bölmelerinin farklı ayarlara sahip olması onlar için bir artı olabilir. Mükemmeliyetçi yapısı ile tüm baharatlar, bakliyatlar depo dolaplarında yer alacaktır.

Yaşam alanlarında dolap, raf, düzenleme ve depolama sistemlerinin bulunması Başak Burcu insanını mutlu eder. Ancak gereksiz aksesuarlardan hoşlanmazlar. Raflarında da çok fazla öğe göremezsiniz. Her mevsim dönümünde kullanmamaya karar verdikleri eşyaları saklamak yerine vermeyi tercih ederler.

 

Kütüphane evin hangi köşesinde olursa olsun vazgeçilmezdir. Kitapları ve çalışma malzemelerini düzenleyebilecekleri bir alanları mutlaka olmalıdır. Tercihen kütüphanenin kapakları olmalı ya da kolay temizlenebilen bir sistemi olmalıdır.

 

Evin genelinde eşyaların birbiri ile uyumu önem taşır. Evin girişinden, yatak odasına aynı tarzı benimsediğini hissedersiniz. Her şeyin bir yerinin olması önem taşır.

Başak Burcu Özellikleri:

 

Nitelik: Değişken

Element: Toprak

Özellikler: Dişi, (-)

Yönetici Gezegen: Merkür

İlgili Olduğu Ev: 6. ev

Madeni: Kurşun, cıva

Uygun taşı: Yeşim, jasper, mavi safir, akik

 

Başak Burcu Çocuklarının Odaları Nasıl Tasarlanmalı?

Başak Burcu çocukları da doğuştan itibaren düzenli, titiz ve mükemmeliyetçidirler. Onların sizden en büyük beklentileri, günlük rutinlerinde büyük değişiklikler olmamasıdır. Değişken bir burçtan olmalarına rağmen değişkenliklere çocukluk yaşlarında çok kolay adapte olamayabilirler. Onları evlerinde ve doğada vakit geçirirken daha huzurlu görebilirsiniz. Yardım etmekten büyük zevk aldıkları için siz düzenleme yaparken onların yardımcı olmasına izin vermeniz mutlu edecektir.

 

Odalarında doğa temalarını kullanmanız Başak Burcu çocuklarını mutlu edecektir. Ağaçlar, hayvanlar ile duvarlarını süsleyebilirsiniz. Meraklı ve detaycı yapıları ile ilk aylardan itibaren duvarlarındaki süslemeleri incelemeye başlayabilirler. Ancak unutmayın gereksiz objeler bebekliklerinde bile onları yorabilir.

Kendi düzenleyebilecekleri bir oda onları daha da mutlu edecektir. Ulaşabilecekleri boylarda oyuncak kutuları, raflar ya da küçük dolaplar yaptırabilirsiniz. Kendi odalarında kendi düzenlerini kurabilecekleri bir çalışma masası ve kütüphane onları mutlu edecektir. Unutmayın Başak Çocukları için de her şeyin bir yeri olması önemli!

Oyuncak seçimi sizi en çok zorlayacak konu olabilir. Bir ikizler kadar çabuk sıkılmasa da detaycı ve dikkatli yapısıyla bir oyuncakla uzun süre oynadıktan sonra o oyuncakla bir daha oynamayabilir. Merakını yüksek seviyede tutacak öğretici araçlar, kitaplar ile onları mutlu edebilirsiniz.

 

dfot

 

 

DEFNE SAMMAN

TASARIMCI

 

İstanbul’da doğdu.Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi seramik ve cam ölümünden mezun olduktan sonra yaklaşık 8 sene sanat yönetmeni olarak reklam filmlerinin dekor  ve set tasarımlarını yaptı.

2011 yılında Beşiktaş Abbasağa’da atölyesini kurdu ve ilk olarak resim çalışmalarına başladı,farklı malzemeleri, onların birbiriyle ilişkisini ve ortaya çıkardıkları dokuları araştırdı. Bazı çalışmalarıyla  Mixer Art Gallery’de ki platformda yer aldı.‘’Çamura’’ olan özlemi, kullanılabilir formlar tasarlama isteği ile birleşince kendi adını taşıyan markası ortaya çıktı. Malzemelerin tamamı kendisi tarafından hazırlanıp,renklendiriliyor,şekillendiriliyor ve pişiriliyor. Tamamı el yapımıdır.

Porselen ve kahve/siyah renklendirilmiş çamurla çalışıyor. Primitif,olabildiğince basit formları özellikle çok seviyor. Malzemeyi önce yönlendirip sonra kendi şeklini alması için serbest bırakıyor,böylece malzeme ve form bir karakter kazanmış oluyor,herkes kendini ortaya koyabiliyor.

 

 

 

  • Takip ettiğiniz siteler ? 

lebriz.com, creativetime.org, filmsforaction.org,dexigner.com

 

 

  • Çalışırken olmazsa olmazınız?

Aletlerim.

 

  • En sevdiğiniz dönem veya akım?

Rönesans  dönemi ve kavramsal sanat.

 

  • Favori mekanınız?

Evimin bahçesi

 

 

  • Ofisinizde asla neye rastlamayız?

Tertemiz masalara .

 

 

  • Nelerden ilham alırsınız ?

Duygu yoğunluğu yaratan her türlü şey .

 

 

  • Evde olmazsa olmazınız? (tasarım adına)

Babamın yaptığı ahşap, körüklü kamera.

 

 

  • Kendinizi en çok benzettiğiniz şehir?

Henüz  ‘o’ şehri bulamadım.

 

 

  • Tek bir cümle ile kendinizi anlatın desek…

Kendimi tek bir cümleyle antamam ki…

 

 

  • Motto’nuz…

Keşfet.

 

 

 

dfot

KÖŞE KAHVE

Kemalpaşa Caddesi üstünde yer alan Köşe Kahve Alaçatı’nın en meşhur yerlerinden biri olmayı başarmış. Sahibesi Tomris Hanım ve eşi Alaçatı’nın nispeten ilk ev sahiplerindenmiş meğer…

Son derece zevkli ve zarif dekorasyonu ile hem ruhunuzu hem de leziz tarifleri ile bedeninizi rahatlatan özel bir mekan burası.

Beyaz  masa ve sandalyelerinde yazın Alaçatı’nın kalabalığını seyretmek veya bahar aylarında  gelip de  dinginliğin tadını çıkarmak isterseniz Köşe Kahve’yi listenize eklemeyi unutmayın derim.Çeşit çeşit bitki çayları,sakızlı türk kahvesi,özel tarif kokteylleri ve birbirinden lezzetli tatlıları ile Alaçatı’nın en vazgeçilmezleri arasında.Her sabah çıkan nefis ev poğaçaları, kabaklı poğaçalar, bademli ve çikolatalı brownie’ler,ev yapımı limonataları da es geçmemeli.

Tüm gün denizin ve güneşin tadını çıkardıktan sonra üzerine bir de kahve molası vermek için harika bir durak burası. Yazın ve kışın aynı özen ile ağırlıyorlar konuklarını. Alaçatı sokaklarında kaybolmak ve rum mimarisine özgü taş evlerin arasında keyifli sohbetlere dalmak için harika bir bahane Köşe Kahve…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

dfot

TERRARİUM  HOUSE – BURÇİN YILMAZ RÖPORTAJ

Yazın en kavurucu ayı sonunda geldi, hal böyle olunca akılların bir karış havada olması da  kaçınılmaz! Kimi tatil planları peşinde kimi evlilik hazırlıkları içinde,kimisi de gıpta ettiğimiz işlerin izinde,hayallerinin peşinde…İşte ben de tam bu esnada,tatil halüsinasyonlarımın ortasında  ful konsantre olmaya çalışırken keşfettiğim yarattığı harika fikirlerle insanı hayal alemine sürükleyen Terrarium House’un  dünyasına dalmış bulunmaktayım.Bu öyle bir serüven ki her hikayesi bir diğerinden farklı.Minyatür maketler ile yaratılan kocaman bir dünya ! Burada tek bir kural geçerli o da hayal kurmak . İşi farklı kılıp,eğlenceli hale getiren şey ise hayallerinizi terrarium’larla harmanlayıp onları canlı kılabildiğiniz  fantastik bir dünya sunuyor olması.Adeta bir hayali takip etmek ,peşi sıra maceralara çıkmak gibi bir şey .

Motto Tasarım, Terrarium Huse’un yaratıcısı Burçin Yılmaz’ın  fantastik dünyasına misafir oldu bu kez.Yaptığı kişiye özel tasarımlarıyla, hayalleri canlandırmakla kalmıyor aynı zamanda tamamen sizin yaşatacağınız bir dünya kurmanıza da yardımcı oluyor. Ailenizle geçirdiğiniz güzel bir hafta sonu, en sevdiğiniz diziden bir sahne, unutamadığınız safari maceraları, balayı anılarınızdan bir kesit, büyük aşkınızla tanıştığınız o an, çocukluğunuz, gençliğiniz veya bir türlü cesaret edemediğiniz hayalleriniz… Her biri Terrarium House’un tasarımlarında hayat buluyor.

 

  • Kendinizden biraz  bahseder misiniz?

 

Bitki ve maket aşığı  biriyim. Küçük yaşlarda başlayan maket ve minyatür merakımla, sonrasında kendimi içinde bulduğum sukulent dünyası ve bonsai sanatı  markamın oluşmasında rol oynadı.

 

 

 

 

 

 

  • TERRARİUM HOUSE’u diğer  markalardan ayıran en büyük özelliği içinde bir hikaye barındırıyor olması.Bu minyatür maket kullanma  fikri  nasıl çıktı ortaya?

Her şey hayal ederek başladı ve ilk Terrarium House tasarımları benim hayallerimle şekillendi.  Bonsai sanatı bana insan figürlerini ve bu minyatür ağaçları bir arada kullanarak hikayeler yaratma fikrini verdi. Gazetelerin karton maketler dağıttığı dönemlerden gelen bir maket ve minyatür figür merakım vardı ve ilgilendiğim bir alandı maketçilik. İnsan figürlerinden sonra el yapımı figürlerle de çalışmaya başladım. Masa, ev, sandalye, çit, deniz, göl gibi. El yapımı çalışmalar bu işin en çok zaman alan ve emek isteyen aynı zamanda da en eğlenceli kısmı benim için. Yaptığım işte beni güdüleyen şeyse tasarımlarımın insanları mutlu etmesi oluyor. İçinde bulunduğumuz günlerde, aylarda ya da yıllarda gülebilmek güzel şey. Müşterilerimin hayal kurmayı ve yeşili seven, başlarını elektronik cihazlarından kaldırıp yeşile dokunmak isteyen ve betonlaşmış çağın henüz öldüremediği  insanlar oluğunu düşünüyorum.

 

  • Burada  işler nasıl ilerliyor? Bizi biraz bilgilendirebilir misiniz,neler yapılıyor,nasıl bir süreçten geçiyor siparişler?

Tasarımların her biri ayrı bir hikaye anlatıyor. Hikayeye uygun bitki, figür ve el yapımı maket seçimleriyle tasarımları oluşturuyorum. Önce siz bana hayal ettiğiniz bir ortamı ya da bir anınızı anlatıyorsunuz. Örneğin, unutamadığınız bir kare, ailenizle geçirdiğiniz bir tatil, bir diziden ya da filmden bir sahne… Tasarıımı birine hediye etmeyi düşünüyorsanız onu anlatan bir tasarım da oluşturulabilir. Hikayenizi dinledikten sonra maket oluşturma süreci başlıyor. Bu süreçte figürlerin el boyamaları ve  el yapımı maketler hazırlanıyor. Sonra da  tercih edeceğiniz tasarıma uygun bitki ya da bitkilerle tasarımınızı tamamlıyoruz. Bitkinizin ve dolayısıyla tasarımınızın daha uzun ömürlü olabilmesi için ihtiyaçlarını karşılayabileceğiniz bir bitki seçmelisiniz.

Bitki seçimi bu işin en hassas ve önemli kısmı aslında. Tasarımları oluştururken bitkilerin uzun ömürlü olabilmeleri için nem, toprak ve büyüme alanı gibi ihtiyaçlarına dikkat ediyorum. Tasarımı yalnızca bir dekorasyon objesi ya da hediyelik eşya gibi

görmemek ve bitkinin yaşayabilmesi için gereken ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğini unutmamak önemli.

 

 

  • Workshop çalışmalarınız oluyor mu ?

 

Workshoplarımızı farklı seçeneklerde sunuyoruz. Home Workshops, Park Workshops, Event Workshops, Atelier Workshops ve Workshops for Companies olmak üzere 5 farklı şekilde çalışıyoruz. Workshop süreleri kişi sayısına da bağlı olarak değişmekte. Tek kişilik workshoplarımızın süreleri  40 dakika- 1 saat arasında değişiyor, gurup halineki çalışmalar da  1 – 2  saat sürebiliyor. 

 

 

 

  • Workshop programları nasıl geçiyor ,nereleri tercih ediyorsunuz daha çok?

‘Home Workshops’ ve ‘Park Workshops’ bizim için çok eğlenceli olan ve yeni hayata geçen projelerimiz. ‘Home Workshops’ seçeneğinde katılımcıların evlerine konuk oluyoruz ve kişiye özel ya da arkadaş guruplarına özel workshop etkinlikleri düzenliyoruz. ‘Park Workshops’ seçeneğinde ise parklarda buluşup çimlerin üzerine yayılarak, tam da olması gereken yerde  teraryumlar tasarlıyoruz. ‘Park Workshops’ etkinliklerine tek kişi ya da arkadaş gurubunuzla katılabilirsiniz. ‘Atelier Workshops’ etkinliklerimiz isteyen herkesin katılabileceği 10 – 20 kişilik guruplarla birlikte düzenlediğimiz etkinlikler. ‘Workshops for Companies’ etkinlikleri şirketler için, ‘Event Workshops’ etkinlikleri de davet ve organizasyonlar için davetlilere özel düzenlediğimiz workshop etkinlikleri.

 

 

  • Yeni projeler var mı yakın zamanda bizleri bekleyen?

 

Terrarium House tasarımlarının yer alacağı, gelmeye, görmeye ve satışa açık bir sergi planlıyorum. Bunun için çalışmalarımız olacak. Bunun yanında tasarım çalışmalarımız ve  workshop etkinliklerimiz devam edecek.

 

  • Bu iş sayesinde hayata bakışınız değişti mi?

Minyatür ortamlar tasarlarken geçirdiğim saatler benim terapi saatlerim oluyor. Bu işle birlikte  kendimi daha çok dinlemeye  başladım.

 

 

 

  • Okuyucularımız size nerelerden ulaşabilirler?

 

Terrarium House ile ilgili tüm bilgilere www.terrariumhouse.com adresinden ulaşabilirler. Ayrıca İnstagram ve Facebook sayfalarından da bizimle iletişime geçebilir ve yaklaşan etkinliklerimizden haberdar olabilirler.

 

 

 

  • Ve motto’nuz…

Hayal edin!

 

 

dfot

 

Zero Day Bed

Fan Studio

Merhabalar, Home Tech bu ay evinize İspanyol FANSTUDIO’nun bitkilerin sergiledikleri “Tropizma” hareketinden esinlenerek tasarladığı Zero Day Bed’i konuk ediyor. Bu arada küçük bir bilgi vermek gerekirse tropizm(yönelim, davranış); bitkilerin,  yağmur, renk, soğuk ve sıcak gibi çevre koşullarına adapte olmaları için yaptıkları davranış hareketlerine denir. Bir sonraki sayfaya geçmeden bu tasarım harikası yatağın videosunu izlemenizi öneririm.

Zero Day Bed, kabuk bölümü, kademeli yapıda olup, karbon fiber ve cam kullanılarak üretilmiş. Ayrıca bu bölmeyi ister otomatik ister manuel olarak açıp kapatabiliyorsunuz. 2.20 metre çapının yanısıra 360o derecelik dönüş açısıyla, sırtınızı istediğiniz bölgeye yaslayabiliyorsunuz.

Zero Day Bed’in dışı tamamen anodize aluminyum, paslanmaz çelik, cam veya karbon fiberden üretilirken, iç döşemeleri eşsiz İtalyan kumaşlarından oluşuyor.

Bu ürün hakkında en heyecan duyduğum özellikler ise, yatağın kendi ses sitemine sahip olması. Yatağın merkezinde ise minderinin altında gizli bir şampanya kovası bölümü var ve tabi bu bölüm retro bir stilde ışıklandırılmış.

Böylece bu şık yatak, hem iç hem dış mekana uyum sağlıyor. Mükemmel konfor ve ambiyans deneyimi sunan Zero Day Bed’i ister gece ister gündüz, içeride veya dışarıda aklınıza gelebilecek her yerde kullanabilirsiniz.

dfot

 

 

Bahçeniz için Dekorasyon Fikirleri

Sıcak ağustos günlerini yeşil bir bahçede çiçekler içerisinde ve rahat mobilyaların üzerinde geçirerek sonbahara hazırlanmak herkese iyi gelecektir. Hiç şüphesiz bahçe dekorasyonu için sadece çiçekler ve bahçe mobilyaları yeterli olmamakta.  Çeşitli aksesuarlar ve tasarımlar ile bahçenize renk katabilirsiniz. Hayal gücünüzün de yardımıyla bahçe dekorasyonuna birçok yenilik kazandırabilirsiniz.

Doğal malzeme bahçeye en yakışan materyaller, örneğin bahçenizde ağaç kütüklerden veya tren yolu traverslerinden yararlanarak bir yürüme yolu hazırlayabilirsiniz. Bu kütük yolun üzerinde bitkilerinizin arasında keyifli bir gezinti yapmak bahçenizi doyasıya yaşamanıza fırsat verecektir.

Hem geri dönüşüme hizmet etmek hem de anıları tazelemek için de bahçeler çok uygun mekanlar. Hem eskiyi değerlendirmek hem de hoş bir köşe oluşturmak için eski dikiş makinesinden bir bahçe masası oluşturabilirsiniz. Bu masa bazen bitkilerinize bazen de bahçe malzemelerinize hizmet edebilir.

Dönüşüm demişken, sadece eşyalara ikinci bir hayat vermek gibi düşünmeyin. Bahçenizde eski araba lastiklerinden yararlanarak ilginç çiçek köşeleri yapabilirsiniz. Hem yapması kolay hem de değişik bir fikir. Bir önerimizde ise lastiğin altına sehpa ayağı koyulabilir, bir diğerinde de irili ufaklı lastikleri farklı renklere boyayıp üst üste yerleştirerek kademeli bir köşe yaratabilirsiniz.

Bahçeye bitkilerinizi hep saksıya da ekmeyebilirsiniz. Bazen bir eski eşyamız bazen de atmaya kıyamadığınız eski bisikletinizi kullanabilirsiniz. Neden olmasın? Denemeye değer…

Her gün mutfağımızda çöpe attığımız  kola kutuları ile bile yapılabilecek bir ilgi çekici saksı kümesi ile bahçe duvarlarınıza hareket katabilirsiniz. Yeter ki yaratıcılıkta kendinizi özgür bırakın.

Keyfine düşkün olanların bahçesinin olmazsa olmazlarından biri de kesinlikle hamaktır. Ağaçtan ağaca kurulabilen hamaklardan seçebileceğiniz gibi salıncak gibi kendi taşıyıcısı ile çözümlenmiş hamaklar da kullanabilirsiniz. Çocuk odalarında özellikle bu hamakları kışın da keyifli bir aksesuar olduğunu unutmayın.

Son olarak, sıcak havalarda gündüz bahçede vakit geçirmek çok zor olduğundan en keyifli anları gece çıkar bahçelerin.  Bu sebeple bahçe aydınlatması da çok önemlidir. Bahçe aydınlatması için ışıklı saksılar, fosforlu taşlar, güneş enerjisi ile beslenen aydınlatma ürünleri kullanılabilir.

dfot

 

Frank Lloyd Wright

Dünyanın gelmiş geçmiş en önemli mimarları arasında olan Frank Lloyd Wright’ı okumak ve tanımak için mimar olmak şart değildir.  Wright’ın yaşama yaklaşımı ve düşünceleri, kendine yatırım yapan tüm görüşlere farklı bir bakış açısı katacaktır.

“Yaşım ilerledikçe yaşam benim gözümde daha da güzelleşiyor. Dünyanın güzellikleri, insanlara da geçip yansır. Güzelliğe budalaca sırt çevirenler sonunda onsuz kalırlar; yaşamları yoksullaşır. Ama güzelliğe akıllıca yatırım ya¬parsanız, onu tüm yaşamınız boyunca yanınızda, yörenizde bulursunuz.” Frank Lloyd Wright

 

Yirminci yüzyılın en üretken ve çok yönlü mimarlarından biri olan Amerikalı Frank Lloyd Wright  8 Haziran 1867’ de Wisconsin’de Richland Center’ da doğmuş, 9 Nisan 1959’ da Arizona’da Phoenix’ de ölmüştür.

Ortaöğrenimini Madison’ da 1883’ de tamamlamıştır. 1885-1887 arasında Wisconsin Üniversitesi ‘nde Mühendislik eğitimi sırasında ünlü tasarımcılarla çalışarak, profesyonel deneyim kazanmaya başlamıştır. 1887’de Chicago’ya gittikten sonra D.Adler ile L.H.Sullivan’ ın bürosuna yardımcı mimar olarak girmiştir. Planlama ve tasarım bölümü yöneticiliğine geldiği bu büroda 1893 ‘e kadar çalışmıştır. 1909’ da bir Avrupa turuna çıkmış, 1911’ de ülkesine döndükten sonra Wisconsin’ de serbest mimarlığa başlamıştır.

1912’ de bürosunun Chicago şubesini açmıştır.1915’ de Tokyo’ da yapacağı bir otel nedeniyle Japonya’ ya gitmiştir. 1920 ‘ye kadar kaldığı bu ülkenin sanatıyla ilgilenmiş ve ( bugün Boston Güzel Sanatlar Müzesi’ nde Spaulding Koleksiyonu adıyla saklanan ) baskı resimler toplamıştır. Ülkesine döndükten sonra 1928’ e kadar California’ da, La Jolla’ da kalmıştır. 1929’ da bürosunu Arizona’ daki Ocatillo’ ya taşımıştır. Ölümüne kadar Wisconsin ve Arizona’ da çalışmalarını sürdürmüştür.

70 yıldan uzun bir süre çalışmış ve 400’ü inşa edilen 1000 kadar bina tasarlayan, çeşitli tarzlarda çalışan, materyal ve mimari form kullanımında çok yaratıcı olan Wright karışık etkilerin bulunduğu bir ülkede mimarlık yapmıştır. O yıllarda Avrupa mimarlığından gelen özellikler, özgün birleşimlere ulaşamadan teknolojik ve endüstriyel ilerlemelerin etkisiyle yerleşimi yeni bir yaratma alanına, Chicago okulu adlı akımın kimi çağdaş mimarlık ilkelerini uygulamaya başladığı gökdelen mimarlığına bırakmıştır. Bu akım içinde mimarlığa başlayan Wright, kendi özgün mimarlık anlayışını geliştirmiş, Chicago Okulu’ nun geri plana itilmesinden sonraki uygulamalarıyla, Le Corbusier, W. Gropius ve L. Mies van der Rohe ile birlikte 20. Yy mimarlığını en çok etkileyen dört mimardan biri olmuştur.

Wright yapılarıyla olduğu kadar düşünceleriyle etkili olmuş, mimarlığa ilişkin görüşlerini güçlü kalemiyle dile getirmiştir. Yapının bir ağaç gibi, yani yaşayan, organik, çevresi ve işlevleriyle uyumlu bir bütün oluşturmasını sağlayacak koşulların araştırılması gerektiğini söylemiştir. Kitaplarında ülkesine özgü özgürlük, demokrasi, iktisadi düzen ve toplumsal yaşama biçimlerini savunmuş, bunlara uygun bir mimarlığın oluşturulmasını istemiştir. Cam eşya, otomobil gibi endüstri tasarımı konuları üstünde çalışmış, bir süre de bir derginin kapağını hazırlamıştır.

Wright gerek çok sayıdaki uygulamaları, gerek düşünceleriyle 20. YY’ ın ilk yarısındaki en etkili mimarlardan biri olmuştur. 1910 yılında yapıtlarını Avrupa’ da tanıtan iki kitap, başta W.Gropius olmak üzere çağdaş mimarlığın önde gelen temsilcilerini etkilemiş, onların yeni düşünceler geliştirmesine yol açarak daha sonra Uluslararası üslup olarak adlandırılacak yaklaşımın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Wright, bir okul gibi gördüğü işliğinde pek çok mimar çalıştırmış, düşüncelerini izleyen öğrenciler yetiştirmiştir.

‘Bir yapı yalnızca var olunacak bir yer değildir, bir var olma tarzıdır’ diyen ünlü mimarın mimarlık tarihine etkileri dokunmuş birkaç projesini inceleyelim:

 

William H. Winslow evi

River Forest, Illinois (1893)

Highland Park evi

Illinois (1902)

Şelale Evi (1936)

Johnson Wax apartmanı (1939)

Guggenheim Müzesi New York (1956-1959)

 

Wright, 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin kırsal yaşam yaygınlaşmasının ustası olarak görülmüştür.

İlk yapıtları; Özgün üslubuna ulaştığı 1900’ den sonra, adını ABD’ deki ağaçsız kırları anlatmada kullanılan prairie sözcüğünden ve Wright’ ın 1901’ de Ladies Home Journal’ da yayımladığı ‘’ A House in a Prairie City ‘’ ( Kırlık Yöredeki Bir Kentte Bir Ev ) adlı yazıdan alan bir dizi konut tasarımı gerçekleştirmiştir. Dışarı taşan saçaklar ve pencere dizileriyle yatay çizgileri vurgulayan bu konutlar, onun ilk önemli yapıları olmuştur.  Evlerin X, L ya da T biçimindeki planları çeşitli konut işlevleri arasında serbest bir mekan akışı sağlamaktadır. Bunlar yalın ve süslemesizdir. Aralarında Willits, Heurtley, Martin, Glasner, Coonley, Roberts,Gale ve Robie evleri en önemlileridir. Wright bu yıllarda konut dışında kalan işlevlerde beton kullanmaya başlamış, dışavurumcu bir anlayışla kullanılan yeni yapı gereçleriyle en az ‘’ prairie evleri ‘’ kadar etkili olmuşlardır.

 

dfot

 

 

RÜZGARLI ŞEHİR, CHICAGO…
Chicago, Amerika da en sevdiğim şehirlerin başında gelir.  1871 yılında geçirdiği büyük yangından sonra yeniden inşa edilen şehir, Amerika’nın ilk gökdelenin burada yapılmasıyla da adından söz ettirir. Michigan gölünün kıyısında yer alan ve rüzgarlı şehir olarak anılan Chicago’da her daim sanatla içiçe olmak mümkün. Pek çok büyük parkın yer aldığı şehirde, 320 dönüm bir alana sahip olan Grant Park’ın hikayesi, sıradan bir vatandaşın şehre neler katabileceğinin kanıtı. Chicago’luların 1836 dan beri park olarak kullandıkları bu alan göl kıyısında olmasından dolayı 1847 de Lake Park adını alır. Büyük yangının sonrasında 19. yy sonunda bu alanda büyük binalar yapılmasını içeren bir şehir planı yapılır.

Ancak Aaron Montgomery Ward ismindeki bir Şikago’lu bu alanın 1836 daki gibi açık alan, bir park olarak kalması için mahkemeye başvurur. 20 yıla yakın süren davayı 1911 yılında kazanır. Dava sonucuna göre, bu alanın park olarak kalmasına karar verilir. Bu arada parkın adı 1901 yılında, Grant Park olarak değişmiştir. Parkın içinde yer alan heykeller, havuzlar ve müzelerin uzantısında bir başka büyük park yer alır. Millenium Park da, bir açık alan parkıdır ve Millenium kutlamalarında açılması planlanmıştır. 1998 Ekim ayında yapımına başlanmış, gecikmeler sebebiyle ancak 2004 yılında açılmıştır. 300.000 kişinin katılımıyla 3 gün boyunca açılış seremonisi, konserlerle sürmüştür. Peyzaj tasarımında ödül sahibi olan parkın içinde yer alan Jay Pritzker Pavilion, Cloud Gate, Lurie Garden, Crown Fountain gibi bazıları hayırseverler tarafından bağişlanmış eserlerle ve pekçok aktivite yapılabilecek alanlar bulunmaktadır. Bu park BP yaya köprüsü ile Grant Park’a bağlanır.

150 milyon dolar bütçe ile hesaplanan Millenium Park projesi, 475 milyon dolar bütçe ile sonuçlanmıştır. Bu rakamın yarısına yakını bağışçılardan gelmiştir. Proje çok önemlidir çünkü altında dünyanın en büyük yeşil alan çatısına sahip Millenium İstasyonu yer almaktadır. Park, aslında bir binanın çatısıdır.

Pritzker Pavilion

Millenium Park’ın merkezinde yer alan Jay Pritzker Pavilion, Frank Gehry tarafından tasarlanmış. Her hafta farklı konserlerin ve etkinliklerin yapıldığı, 4000 oturma ve 7000 kişilik açık alan kapasiteli Pritzker, muhteşem bir tasarıma ve ses sistemine sahip.
Crown Fountain

İspanyol sanatçı Jaume Plensa tarafından tasarlanan su havuzu, 15 metre boyunda 2 adet kuleden oluşuyor. Crown ailesi tarafından bağışlanan bütçe ile yapılan, kuleler cam tuğlalardan yapılmış, Led destekli ekran yüzeyinde yayınlanmak üzere Şikago’lu 1000 kişinin yüzünün videosu çekilmiş.  Her 5 dakikada bir değişen ve rastgele seçilen videolardaki yüzlerin, miteolojik heykeller gibi ağız kısmından gelen fıskiye şeklindeki sularla parka, 71 metre uzunluğunda sığ ama ışıl ışıl bir havuz kazandırılmış.

Lurie Garden

1 hektarlık alanda yer alan Lurie Garden, 4.5 metre yüksekliği bulan Şikago’ya özgü yeşil bitkiler ve rengarenk çiçeklerle bezenmiş bir botanik park. İçinden geçen su kanalı, ayaklarınızı serin suya bırakarak dinlendirmeniz için yapılmış.

Cloud Gate

Hint asıllı, İngiliz sanatçı Anish Kapoor tarafından tasarlanan ve halk tarafından 2 eser arasından oylanarak seçilen Cloud Gate, Şikago’lular tarafından Bean olarak da adlandırılmakta. Sıvı civadan esinlenerek yapılan bu fasulye görünümündeki yapı, dünyadaki türünün en büyük heykellerinden biridir. (10metrex20 metre). Paslanmaz çelik plakalardan yapılmış ışıl ışıl parlayan gövdesinde Chicago slüetini görmek ve içindeki arktan geçerek oluşan şekilleri izlemek isteyen yüzlerce ziyaretçiyi hergün kendisine çekmektedir.

BP yaya köprüsü

Paslanmaz çelik plakalardan yapılmış 282 metre uzunluğundaki yılan şeklindeki bu yayaların kullandığı köprü, Columbos yolunun gürültüsünü kesecek şekilde yine Frank Gehry tarafından, Pritzker Pavilion’un uzantısı olarak tasarlanmıştır.

Millenium Anıtı

12 metre yüksekliğindeki Dorik kolonlarla bezenmiş Millenium Anıtı gökdelenlerin arasından geçmişten kopup gelmiş gibi tarihler arasındaki geçişi simgeliyor.

Grant Park

Hikayesini yazımın başında anlattığım 300 dönüm olan Grant Park’ın yapısı geometrik düzeniyle Fransız parklarını anımsatır. Parkın içinde yürüme ve bisiklet yolları, tenis kortları, heykeller, Lincoln anıtı ve devamında Aquarium yer alır. Park, Chicago açık hava film festivali, Grant Park Müzik Festivali ve daha nice festivale ev sahipliği yapar.


Clarence Buckingham Çeşmesi

Michigan Avenue ve Michigan Gölü arasında yer alan bu şehir parkının içinde yer alan Buckingham Çeşmesi Şikago’nun önemli anıtlarından biridir. 1927 yılında Kate Buckhingham tarafından geç doğan erkek kardeşi Clarence onuruna bağış olarak yaptırılmıştır. Büyük çeşmenin tasarımı Paris yakınlarındaki Versailles bahçesinde bulunan ‘Bassin de Latone’ den esinlenerek, Edward H. Bennett tarafından yapılmıştır.

Lincoln Anıtı

 

Amerika’nın 16. devlet başkanı olan Lincoln, Kentucy doğumludur. Ancak Chicago’da yaşamış olması sebebiyle 1926 yılında heykeli Grant Park’a yerleştirilmiştir. Kaide heykel, yarı dairesel bir platformda durmaktadır.

The Spearman

 

Parkın girişinin iki yanında 5 metre yüksekliğinde bronz atlı heykeller 1928 yılında Ivan Mestroviç tarafından Kızılderili savaşçıları anmak için yapılmış. Parkta Agora adı altında paslı demir figürlerden oluşan bir gurup modern heykel de bulunmakta.

Chicago Sanat Enstitüsü

 

Grant Park’ta yapımına izin verilen tek bina 1893 yılında yapılan Chicago Sanat Enstitüsü’dür.
Chicago’ya dair anlatacak çok şey var.  Bu şehre bir gün yolunuz düşerse, mutlaka şehir turlarına katılın derim. Sears Tower’a çıkın, Chicago’yu bir de dünyanın en yüksek gökdelenlerinden birinden görün. Yükseklik korkunuz yoksa, camdan yapılmış balkona çıkarak yüzlerce yükseklikte ayaklarınızın hemen altındaki manzarayı hissedin. Nehir kıyısında yürüyüş yapın, cafelerde soluklanın, nehirde gezinti yapın. Umarım benim aldığım keyfi ve heyecanı sizler de hissedersiniz. Sevgiyle kalın.

dfot

 

Datça’da Bir Sahil Evi

Herkese Merhaba, Bu köşede bundan böyle internet aracılığıyla ulaştığımız, takibe aldığımız, özel ve tarz sahibi profiller, sosyal medyada belli bir kitleye ulaşabilmiş blogger ve kullanıcıların, kendilerinden ve hikayelerinden izler bulacağınız evleri tanıtıyor olacağım. Ayşegül Taştaban Erzincanoğlu ve Mehmet Behçet Erzincanoğlu’nun Datça’daki sahil evi bu ayki konuğumuz. Finans sektöründen ayrılıp, Datça’ya yerleşen Ayşegül hanım evinden detayları, birbirinden güzel fotoğraflarıyla “sahildekiev.blogspot.com.tr” adresindeki blogunda paylaşıyor.

Organik bir yaşamı benimseyen Ayşegül hanım, burada tamamen doğal tariflerini, herkesin uygulayabileceği dekorasyon fikirleri ve toprakla iç içe geçen hayatından kesitlere yer veriyor. Ayrıca Facebook, Instagram hesaplarından da kendisini takip edebilirsiniz. Paylaşımlarında, renklerin birbiriyle eşsiz ve saf ahengi, mavinin tonları, her mevsim farklı canlı Datça çiçeklerinin ve doğallığın büyüsü sizi hemen sarıyor.

120m2’lik evleri Datça’daki koylardan birinde bir sitede bulunuyor. Evde İskandinav stilinden de ilham alınarak kullanılmış beyazın hakim olduğu alanlara, yenilenmiş eski mobilyalar, ahşap ve mavi katılarak daha Datça’ya yakın Ege’li bir görünüm yakalanmış. Kedi ve köpeklerinin de evin keyfini rahatça çıkarabilmeleri için koltuklarda kolay leke çıkaran kumaşlar kullanılmış. Yılın 8-9 ayı denize girilebilen, balkonda yaz-kış vakit geçirilebilen, uzun sahil yürüyüşlerinin güne başlarken vazgeçilmez olduğu Datça’daki yaşamlarında ailenin önceliği tabi ki huzur ve rahatlık. Evdeki hobi odasında da, seyahatlerinden ve doğal yaşamdan ilham alan Ayşegül hanım farklı aksesuar ve nesneleri de değiştirerek evine yeni dokunuşlar eklemeyi sürdürüyor.

Sahildeki eve ve sahiplerine, Datça’nın ılıman ikliminde keyfin asla eksik olmayacağı huzur dolu bir yaşam yolculuğu diliyoruz.

 

www.sahildekiev.blogspot.com.tr