MART 2014 ARŞİV

dergi_format_mart

 

Bohem ve Eklektik Stil

 

ÖZGÜN VE
ÖZGÜR RUHLAR İÇİN

Bohem stil rahatına düşkün, bol seyahat eden, her seyahatten özel bir obje alan, eski objelere değer veren ve etnik desenleri sevenlere göre bir tarz. Renk renk, desen desen kumaşlar, kontrast renkler, ahşabın doğallığı ile lakenin modernliğini bir arada ustaca sergilemesi, vintage kullanımı bu tarz içerisinde kendine yer bulan seçimlerin başında gelir diyebiliriz.

Bohem ve hippi yaşam tarzlarının etkileriyle moda dünyasında yükselişe geçen boho chic’i ise , 2000li yılların sonunda hayatımıza giren ve o günden bu yana önemini hiç kaybetmeyen bir akım diye tanımlayabiliriz en genel hatlarıyla.

 

BOHEM YAŞAMIN İZLERİNİ TAKİP EDECEK OLURSAK:

 

EL İŞÇİLİĞİ İLE YAPILMIŞ DOKUSU OLAN MALZEMELER BOHEM YAŞAMIN VAZGEİLMEZLERİ DEMEK YANLIK OLMAZ, HELE BİR DE OTANTİK ÇİZGİLER TAŞIYORLARSA İDEAL FORMÜLÜ YAKALAMIŞSINIZ DEMEKTİR…

ETNİK DOKULU EV TEKSTİL ÜRÜNLERİ,  AİT OLDUĞU TARZDAKİ GENEL GÖRÜNTÜLERİNİN ÇOK DIŞINA ÇIKMIŞ FORMLARDA KULLANILAN OBJELER YİNE BOHEM HAYATIN VAZGEÇİLMEZLERİNDEN DEMEK YANLIŞ OLMAZ

RENUVE EDİLMİŞ VE BÜYÜK BİR ÇOĞUNLUKLA İLK YAPILIŞ AMAÇLARININ ÇOK DIŞINDA HİZMET VERMEK ÜZERE YENİDEN YAPILANDIRILMIŞ LOFT YAŞAM ALANLARINDA ÖZGÜN DEKORASTİF ÖĞELER KULLANMAK BOHEM STİLE ÇOK UYGUN YAŞAM MODELLERİ KAZANDIRIR HAYATIMIZA.

BOHEM HAYAT, HIZLA TÜKETİME, YENİNİNİN ESKİNİN YERİNİ ÇABUCAK ALDIĞI TÜKETİM TOPLUMLARINA SESSİZ BİR BAŞKALIDIRIDIR ASLINDA. BU YÜZDEN ESKİ OBJELER, ANTİKA DEĞERİ TAŞISINLAR VEYA TAŞIMASINLAR BOHEM KÜLTÜRÜN VAZGEÇİLMEZ YAPI TAŞLARINI OLUŞTURURLAR. GEÇMİŞİN KIYMETİNİ BİLMEK ESTETİK YAKLAŞIMDA BOHEM KÜLTÜRÜN EN BÜYÜK ZENGİNLİKLERİNDEN BİRİNİ OLUŞTURUR ASLINA BAKACAK OLURSANIZ.

 

FARKLI TARZLARIN
UYUMLU BİRLİKTELİĞİ

 

Farklı kültürlerin,tarihsel dönemlerin ve sanat akımlarının seçilip uyumlu bir birlikteliğin sağlanmasına biz, Eklektik Stil diyoruz. Farklı dönemleri kucaklayabilen, renk ve doku çeşitliliğini yansıtan, farklı tarzlarda objelerin biraraya gelmesini sağlayan bu tarzın en kritik noktası finalde uyumu yakalayabilmektir. Eklektik dekorasyonun en güzel yanı, tek bir dönem ve tarza bağlı kalmadan, özgürce,yaratıcı bir şekilde hareket edebilmemizdir .

Yaygın bir bakış açısına göre insan kişiliğinin karmaşıklığı, ihtiyaçların değişkenliği, estetik anlayışının çeşitliliği nedeniyle, aslında her evin gerçek tarzı eklektik olmalıdır. Biz de bu görüşü destekleyen taraftayız aslına bakacak olursanız.

* Antika aksesuarlar kullanın. Aile yadigarı, anısı olan objeler en kıymetlileri olacaktır elbette.
* Modern ve geleneksel ögeleri bir arada kullanın. Günümüzün ve geçmişin ruhunu bir araya getirin.
* Geleneksel ve ağır çizgideki kumaşlarla, modern ve zarif kumaşları bir araya getirin.
* Aslında bu tarz dekorasyonda her şey sizin yaratıcılığınıza ve zevkinize kalıyor. Öyle özgür ve özgün bir tarz ki, neleri biraraya getirirseniz getirin mutlaka bir ruhu ve güzelliği olacaktır.

 

ESKİYLE YENİNİN, KLASİKLE MODERN YORUMUN BİRLİKTE KULLANILDIĞI BİR EKLEKTİK TARZ YAKALAYACAKSANIZ, MEKANIN MİMARİ DETAYLARININ SADE VE YALIN ÇİZGİLER TAŞIMASINA DİKKAT ETMELİSİNİZ.  BU TÜR DURUMLARDA MEKANI   BOŞ BİR PALET OLARAK DÜŞÜNÜP ÜZERİNE DOLDURACAK BEYAZ ZEMİN VE DUVAR RENGİ SEÇMENİZ İDEAL SONUÇLAR ELDE ETMEK İÇİN UYGUN BİR SEÇİM OLACAKTIR.

OTANTİK VE AĞIR OBJELERİ VEYA SANAT ESERLERİNİ KULLANIRKEN, AĞIR VE KARMAŞIK ORTAMLAR YARATMAMAK İÇİN DİĞER DETAYLARDA SADELİĞE VE ÖNE ÇIKMAYAN ÇİZGİLERE YÖNELMEKTE FAYDA VAR

ORYANTALİZMİN YÜKSELİŞTE OLDUĞUNU DÜŞÜNECEK OLURSAK,  DİNLENDİREN RENKLERİN HAKİM OLDUĞU MODERNLE OTANTİĞİN USTACA HARMANLANDIĞI EKLEKTİK DENGELER YARATACAĞINIZ KOMPOZİSYONDA AŞIRI UÇLARA KAYMANIZA ENGEL OLACAK ÖĞELER OLACAKTIR.

EKLEKTİK, KLASİK VE BEKLENTİNİN DIŞINDA, ÇERÇEVEYİ SADECE SİZİN BİLDİĞİNİZ BİR DÜNYADA VA OLABİLME ÖZGÜRLÜĞÜ VERİR İNSANA. KİŞİLİĞİ OLAN EVLER İÇİN HAYATA BİRAZ DA ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BAKMAK GEREKLİLİĞİYLE DE EN UYGUN İLERLEYEBİLECEK STİLDİR BU NEDENLE. EĞLENMEYİ VE KENDİNİZE VE MİSAFİRLERİNİZE KÜÇÜK ÇELİŞKİLER YAŞATMAKTAN ÇEKİNMEYİN

 

dergi_format_mart

dergi_format_mart

 

Evinizde Bitki Yetiştirmek Artık Çok Kolay !

 

Merhaba, Home Tech Mart sayımızda baharın gelişini, dahiyane bir Kickstarter projesi ile karşılıyor. Herşey 2005 yılında Mattias Lepp’in NASA’nın Ay’da bitki yetiştirme projesinin raporlarını incelerken başladı. Bu fikre hayran olan Mattias, şehir yaşamında gerekli bakımı ve ilgiyi göremediği için ölen saksı bitkilerine uyarlamayı düşündü. Bir bitkinin gelişmesi için gerekli ekosistemi ve evreleri dikkatlice izleyen Mattias, bu biyolojik süreci başarılı bir şekilde imite ederek, modelledi. Bunun sonucu olarak Click & Grow bir Kickstarter projesi olarak ortaya çıktı.

Evde bitki yetiştirmeyi çok basit hale getiren bu teknolojiyi uygulamak çok kolay. Tohumu ve bitki için gerekli besini içinde bulunduran toprak, oksijeni geçirgenliği tasarlanmış özel bir çömlek içinde bulunuyor. Sensörlerle gelişritilmiş Click & Grow, bitkiye ne zaman su vermenizi söylüyor. Bitki için gerekli olan güneş ışınlarını da düşünen Click& Grow’da, bunun için bir ışık kaynağı da tasarlanmış.

Su rezarvuarı, güç kaynağı ve sensörleri ile gelen Smart Garden aynı anda 3 farklı bitki yetiştirme imkanı sunuyor. Smart Garden’da renkli çiçeklerden, mutfakta kullanabileceğiniz fesleğen ve kırmızı bibere kadar 12 farklı bitki seçeneği bulunuyor.

 

dergi_format_mart

dergi_format_mart

 

Gerçekten “ölümcül” bir ev: Garcia  House

 

Selam…Mart ayı için çok sağlam bir korku filminin adeta “başrol oyuncusu” olan evi seçmiştim size ama henüz yeteri kadar malzeme toplayamadım hakkında. O yüzden B planını devreye sokarak sizlere bu ay hepinizin aklına –daha doğrusu filmi seyredenlerin aklına diyelim – kazınan efsane sahnesiyle Garcia House’ı yazdım. Şimdi gelelim bu efsane sahneye ve eve dair ipuçlarına…Mel Gibson…Lethal Weapon 2
Kötü adamların tepedeki cam, metal ve beton karışımı kalesi…Kamyonetine çelik halat bağlayıp…Neyse…Bundan sonrası spoiler olur diyerek evden ve filmden kısa kısa bahsedelim. Aksiyon filmlerinin “babası” Richard Donner’ın çektiği “Lethal Weapon” serisi ya da Türkçe adıyla “Cehennem Silahı” serisi, 80’lerin sonu ve 90’ların başında Mel Gibson’u Hollywood’un gözbebeği bir aksiyon yıldızı kategorisine yükselten yıllardan kalma efsane filmlerdir… En azından ilk iki film…İlk filmde Mel Gibson’un canlandırdığı gözü pek –aslında bildiğiniz çatlak!- polis memuru çavuş Martin Riggs ve Danny Glover’ın canlandırdığı Afro-Amerikalı aklıselim ortağı çavuş Roger Murtaugh ile tanışırız. Amerikan aksiyon sinemasına “iyi polis-kötü polis” formülünü hediye eden 1987 tarihli ilk film o kadar sevilir ve tutulur ki 1989 yılında bu yazımızın konusu olan ikinci film çevrilir. Filmin kısa öyküsü şöyle:

Los Angeles polis teşkilatından Çavuş Roger Murtaugh ve ortağı Martin Riggs, uyuşturucu karteli ile ilgili bir davanın peşindedir. Yaptıkları bir takip sonucunda ellerine 1 milyon dolarlık bir uyuşturucu paketi geçer. Bunun üzerine Murtaugh ve Riggs gözlerini bu işin arkasındakileri aklamaya çalışan avukat Leo Getz’e diker. Getz’i köşeye sıkıştıran dedektifler, onu tanık koruma programına alırlar. Ancak Getz’in aleyhinde tanıklık edeceğini duyan uyuşturucu kartelinin üyeleri bunu engellemek için her şeyi yapmaya hazırdır. Riggs ve Murtaugh hem kendilerinin hem de Getz’in hayatını korumak zorunda kalacaklardır.

Filmi hala izlemeyenler için –tabii hala kaldıysa!- çok da tüyo vermek istemiyorum ama Mel Gibson’un çok ama çok sinirlendiği bir senaryo sekansından sonra filmin finaline doğru  -çok da enteresan bir yolla- yerle bir ettiği –elbette aslında maketini!- “Garcia House” ya da bilinen başka bir adıyla “Rainbow House”, kendinden söz edilmeyi gerçekten hak eden bir ev. Hollywood sinemasının çok sevdiği bir mimar ve tasarımcı olan ve 1994 yılında ölen John Lautner’in  1962 yılında jazz müziğin efsanelerinden Russ Garcia için inşa ettiği bir ev Garcia House… Paranın su gibi aktığı Amerika – Los Angeles’ta geçen yüzyılın ortalarında pek çok başka müthiş örneğinin de inşa edildiği modern mimarinin en nadide parçalarından biri Rainbow House… “Kaliforniya Modernizmi” olarak adlandırılabilecek bir ekolün dâhilerinden biri olan Lautner, oldukça kişisel kendi mimari diliyle insanları binalarla; binaları da doğayla organik bağlarla birleştirmenin çok cesur denemelerini yapmıştı. Bina Los Angeles Hollywood Hills’de meşhur Mulholland Drive yakınlarında bir kartal yuvasında inşa edilmiştir. Hollywood’un altın yıllarının tüm ihtişamını içeren ev Milo Baughman imzalı rahat koltukları, Karl Springer kahve masaları, Willy Daro Agate ve Achille Castigliano tasarımı harika lambaları, Charles Hollis Jones tasarımı yatakları, Warren Platner dizaynı yemek masası ve Edward Fields halılarıyla adeta bir tasarım müzesidir aynı zamanda…

Cam, çelik ve betonun doğa ile ustaca birleştiği bina, sonraki yıllarda kuru hava şartlarının, statik zorlamaların ve zemin sularının etkisiyle oldukça yıpranmıştı. Sonrasında binanın kası andıran formdaki bileşenleri ve şeffaf mekânları, Lautner ruhuna aykırı bir dizi duyarsız ve özensiz tadilat geçirdi.

Neyse ki daha sonra binanın imdadına Dreamworks’de çalışan Bill Damaschke ve ortağı John McIlwee yetişti. Binanın özüne ve Lautner’in mimari ruhuna aykırı müdahalelerden özenle kaçınarak evi 21.yüzyıla taşıyabilecek kalitede ve özende bir restorasyona giriştiler. Önce binanın daha önceki sahipleri tarafından bazı kullanım ve mahremiyet (evin çok büyük bir kısmı camdan oluşmaktadır) amaçlı öze aykırı eklemeleri, tasarımın aslına uygun bir şekilde yenilemiş ya da farklı bir bakış açısıyla yeniden tasarlamışlar. Sonrasında da evin iç dekorasyonunu elden geçirme gereği duymuşlar. McIlwee sözlerine şöyle devam ediyor: “Ultra modern bir dekorasyon asla istemedik ama aynı zamanda da geçen yüzyıl ortalarının bir karikatürünü de yapmak en son arzumuzdu.” Sonrasında New York’lu dekoratör Darren Brown’la yolları kesişen ikili, aradıkları kanı Brown’da bulmuşlar. Brown şöyle diyor: 1970’lerin parlak ışıltılı zamanlarından ilham alarak erkeksi bir bekâr evi – aslında kalesi- yaratmak istedim. Stüdyo 54 ve Bianca Jagger tasarımlarına baktım. Sonrasında da şık ve pahalı unsurları eklektik ve oldukça cesur bir yaklaşımla bir araya getirdim.”

Sonuç olarak bu kadar modern bir yapıda kendinizi soğuk bir ortamda hissetmeniz çok mümkün iken dekoratör Darren Brown’un cesur hamleleri sayesinde içine girdiğinizde ev, sizi sıcacık bir iç mekânla karşılıyor. İşte bu ay ki yazının da sonuna geldik. Lautner Hollywood’un çok sevdiği bir mimar demiş miydim? Dediysem ileriki sayılarda mutlaka onun evlerinde çekilen başka filmlerle de karşınızda olacağım demektir. Şimdi benim tavsiyem, iTunes’dan Sting ve Eric Clapton’un Lethal Weapon 3 için yazdığı “Probably Me” adlı nefis şarkıyı indirin ve yazıyı okurken fonda onu dinleyin.
Başka bir film ve onun evinde görüşürüz…

 

dergi_format_mart

dergi_format_mart

 

Wombats markası Viyana, Berlin, Münih ve Haziran 2012’de Budapeşte’de bu şehir otelini açmış. Burada tüm dünyadan insanlar tanıyabiliyor, hikayeler paylaşabiliyor, ve seyahat maceralarının bir parçası olabiliyorsunuz. Hostel kelimesi sadece bir yeri değil bir felsefeyi anlatıyor. Bugüne kadar 461 yatağıyla ve banyolu 112 odasıyla bugüne kadarki en büyük mekan burası. Hem büyüleyici bir atmosfer görüyor, hem de makul fiyatlara konaklayabiliyorsunuz. Kalite ve tasarımın parasal değerlerle ilişkilendirilmemesi gerektiğini düşünüyorlar. Lokasyon, Deak meydanına yürüyüş mesafesinde. Burası üç metro hattının birleştiği şehrin ulaşım merkezi. En popüler gece hayatı mekanlarının bulunduğu 6.caddede yer alıyor.

Wombats Budapeşte ekibi bu zarif ve şık tasarımlı otelde sizleri çok canayakın bir şekilde karşılıyor. İçeride, keyifli bir dekorasyon ve rahatlığın tadını çıkaracaksınız. Renkli cam tavanlı lobi, iyi vakit geçireceğiniz çok hoş bir alan. Wombats şimdiye kadar temizliği, etkinlikleri, çalışanların ilgisi ve yardımseverliği ile övgü toplamış. Bir hostelde arayacağınız her şey burada var. Parti yapmak, arkadaş edinmek ve sosyalleşebilmek burada çok önemseniyor. Herkesin ortak vakit geçirebileceği pek çok alan var. Sabaha kadar açık olan Wombats, bilardo masası, jetonla çalışan çamaşırhane, misafirler için ortak bir mutfak her Wombats otelinde bulunuyor. Wombats’ı kuran, kendileri de gezgin olan ekip Marcus ve Sasha 1988’de Melbourne‘de bir gece parasız kalmışlar ve bir pub’ta John isminde bir adamla tanışmışlar.

Beraber bilardo oynamışlar ve iyi vakit geçirmişler. Yollarına devam etmek için otobüs beklerken burada oyalanmayı düşünüyorlarmış. Tüm gece oyun oynadıkları bu adam, onları evine misafir etmiş evinde beş tane wombats varmış. Bu Avustralya’lı keseli hayvanlara deli oluyormuş ve bir gün bir hostel işletip bu ismi vermeyi düşünüyormuş. İki yıl sonra tekrar Melbourne’e gittiklerinde John’un trajik bir trafik kazasında öldüğünü öğrenmişler. Birkaç yıl sonra Viyana’da bir hostel işletmeye karar vermişler ve bu olaydan çok etkilendikleri için verecekleri isim de hiç şüphesiz “Wombats” olmuş. Tüm çalışanlar da gezginlerden oluşuyor. Wombats otelleri bir çok ödül almış. 25.000 işletmenin katıldığı “HOSCARS” ödüllerini yıllardır topluyormuş. Kriterler: karakter, güvenlik, lokasyon, personel, eğlence ve temizlik.

 

dergi_format_mart

dergi_format_mart

 

The Haze Karaköy konforunda tarihin dokusu

 

Karaköy’de limanın yanı başında yer alan The Haze Karaköy, turizmin ve eğlencenin çekim merkezinde, tarih kokan etkileyici yapısıyla dikkat çeken yeni bir butik otel. Toplam 44 odası bulunan The Haze Karaköy, misafirlerine standart oda seçeneklerinin yanı sıra boğaz ve Galata Kulesi manzaralı penthouse suitleriyle farklı konaklama deneyimi sunuyor.

Turizmin ve eğlencenin çekim merkezi haline gelen Karaköy, son dönemde milyon dolarlık yatırımlarla hayata geçen yeni otel projeleri, yeni açılan lezzet adresleri ve sanat galerileriyle adından söz ettiriyor. Karaköy’ün merkezinde, limanın yanı başında yer alan The Haze Karaköy, geçtiğimiz Nisan ayında tekstil ve dış ticaret kökenine sahip, uzun süredir birbirlerini tanıyan Faruk Kiper, Abdullah Zaimoğlu, Faruk Ariti ve Kaan Kasacı’nın ortaklığında açıldı ve Genel Müdürlüğünü Efe Özkil’ in yaptığı bu şık otel; Karaköy İnşaat ve Turizm AŞ tarafından işletiliyor.

Mimaride neoklasik üslup

The Haze Karaköy’ün mimari projesi, GB Mühendislik’e ait. The Haze Karaköy, Karaköy’de geçmişte bir dönem fırın olarak kullanılan Keçeli Han ile hemen bitişiğinde, girişi 4.60 m olan tavan yüksekliğine sahip, Neoklasik üslupta anıtsal betonarme mimarlığın bir örneği olan ve 1930’lu yıllarda makara fabrikası olarak kullanılan tarihi binanın mekansal birleşiminden oluşuyor. Makara fabrikası olarak geçmişte faaliyet gösteren tarihi binanın pencere boşlukları altındaki çerçeveler ve pencereler arası düşey silmelerle bir art deco etkisi oluşturulmuş. Zemin kat üzerinde bulunan balkon, yine bir dönem yaygın olarak görülen ‘hitap balkonu’ geleneğini sürdürüyor ve aynı zamanda girişi vurgulayan bir saçak görevi görüyor.

Mekanlarda kullanılan tüm mobilyalar ve dekoratif görsel elementler butik konsept otel için özel olarak tasarlanmış. Malzeme seçimi ve aydınlatma çözümlerinde ise mekanı ferahlatıcı, yumuşak, dinlendirici bir tarz tercih edilmiş. Özellikle giriş katındaki eski Türk mimarisinde kullanılan geometrik ve kırık formlar ise butik otelin çevresindeki bölgesel dokuyla bağ kurması amacıyla tasarlanmış. Buna ek olarak, katlar arasında cam asansörle dolaşırken duvarlara dijital baskı olarak İstanbul’un sembolik grafik görselleri kullanılmış.

 

Penthouse suitleriyle
farklı bir konaklama deneyimi

Toplam 44 odası bulunan The Haze Karaköy, misafirlerine standart oda seçeneğinin yanı sıra, deluxe, superior, family oda seçenekleriyle birlikte boğaz ve Galata Kulesi manzaralı penthouse suitleriyle farklı konaklama deneyimleri sunuyor. Odalarda kullanılan televizyonlardan klimalara, duş başlıklarından banyoda ve odalarda kullanılan tüm malzemelere kadar her şey son teknoloji ürünlerden oluşuyor. Otel, butik bir konsepte sahip olsa da müşteri memnuniyeti anlayışıyla misafirlerine odalarında özel masaj hizmeti verebiliyor. Bunun yanı sıra ön büro çalışanları, misafirlerin dışarıda geçirecekleri zamanlarını en iyi şekilde değerlendirmelerine yardımcı olacak donanıma ve bölgesel bilgiye sahip.

 

ÖZGÜN LEZZETLERE EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR

The Haze Karaköy’ün eskiden fırın olarak hizmet veren binasına özdeş olarak Portekizce ‘fırın’ anlamına gelen Forneria Restaurant, otelin giriş katında hizmet veriyor. Arda Türkmen’in iki ay önce taş fırında pişen pizzaları ve küçük potlarda fırında uzun pişen lezzetli yemekler sunmak üzere kurduğu yeni mekanının hiçbir yere benzemeyen, kendi özgü karakteristik bir atmosferi var. Basit, gündelik, sade bir yandan da güzel ve şık bir akşam yemeğine ev sahipliği yapabilecek bir mekan olarak tanımlanabilir.
Otelin en üst katında yer alacak olan boğaz manzarasına rahip restoran ise İtalyan Mutfağı’ndan örnekler sunacak. Şefliğini Alp Çekici’nin yapacağı restoranının en büyük özelliği, İtalya’dan getirilen özel taş fırını. Caserol ve güveçlerde yapılan uzun sürede özel taş fırında pişirilen yemekler ve pizzalar spesiyaller olarak öne çıkacak. Ayrıca ilerleyen dönemlerde Türk Mutfağı üzerine, konuklara özel workshop çalışması yürütme planı da mevcut.

 

Zincir olmayı hedefliyor

Özellikle internet üzerinden satış gerçekleştiren The Haze Karaköy, büyük tur operatörleri, transfer konusunda deneyimli acenteler aracılığıyla konuklarıyla buluşuyor. Otelde bulunan toplantı salonu ise, büyük şirketlerin The Haze Karaköy’ü seçmeleri için önemli bir kriter oluyor. Otel misafirlerinin büyük bölümü Avrupa’dan geliyor. Almanya ve İsviçre başta olmak üzere İngiltere, İtalya ve Fransa misafir portföyünün önemli bir kısmını oluşturuyor. İstanbul ve Türkiye’nin değişik destinasyonlarında yatırım çalışmalarına devam eden Karaköy İnşaat ve Turizm AŞ, ilerleyen dönemlerde büyümeyi ve zincir marka haline gelebilme hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor.
www.thehazeistanbul.com

 

dergi_format_mart

dergi_format_mart

 

Bu otele giden ziyaretçiler, Paris’in üçüncü bölgesindeki meşhur Marais mahallesinde Picasso ve Carnavalet müzeleri, Bastille Operası, ünlü sanat galerileri, trendy butikler, restoran, cafe ve tiyatroları keşfedecekler. Otel; otantik, lüks, sıra dışı bir konaklama arayanlara Le Marais’nin sunduğu kültür ve moda hazinelerini keşfetme olanağı da sunuyor. Her oda kendine özgü birstil ve karakter taşıyor. Her biri lüks ve sürprizlerle dolu. Otelde, 16 oda ve bir junior süit bulunuyor. Farklı stillerde döşenmiş, kendi renk ve karakterine sahip. Modern, cesur, uyumlu ve en küçük bir detay bile odaların eşsiz atmosferine uyum sağlıyor.

Gaule Havaalanından 45 dakika uzaklıkta, Gare du Nord istastonuna 20 dakika ve Bastille, Saint Paul metro istasyonlarına yürüyüş mesafesinde. 20.yüzyılın başlarında bu alan, göçmenlerin gelmesiyle dönüşüme uğramış. Çok sayıda kumaş üreten atölyeler açılmış. IV.Henry’nin projesiyle burada Place de France meydanı yapılmış. Bugün, bu bölge, yeni trend keşifleri ve özgün yollarla kıyafetlerin yeniden değerlendirildiği bir adres olmuş.

Otelin dekorasyonuna imza atan ünlü modacı Christian Lacroix burası için ”Her oda hikayenin başlangıcını anlatmalıydı, bu hikaye de gezginler tarafından tamamlanmalıydı.”demiş.

Rustik, Toile de jouy desenli Marais, tarihi Marais damaskları daha eğlenceli bir hale dönüştürülmüş. Puantiye döşemeler, yeşil koridorlar, beyaz çizgili siyah kapılar, eğlenceli konsollar, modern banyolar, panoramik duvar kağıtları, Barok, Rococo ve Couture stilde odalar oluşturmuş. Maskülenden feminene, kuzeyden güneye, çiçeklerden çizgilere, tarihi altın tonlarından florasan renklere geçişler yaratılmış.

Katların birbirine labirent gibi bağlanışı, böylece oluşan yeni alanlar fonksiyonellik yaratmış. Ansiklopedilerde  görülen 20.yüzyıl binalarını veya bebek evlerini çağrıştırıyor. Her bir katın diğerinden oldukça farklı atmosferi var. Böylece yolculuğunuz otelin içinde de devam ediyor. Zamanında resepsiyonun olduğu alanda Victor Hugo’nun da alışveriş ettiği bir fırın varmış. Lacroix tarafından giydirilmiş olması ve Marais tarihi, bu eksantrik oteli yeterince ilginç kılıyor. Yakında görülmesi gereken Marche des Enfants isimli oldukça hip bir alan ve Paris’in en eski yiyecek marketi var. Stil bilinci olan gezginler için bunun gibi şık ve yoğun geçmişe sahip butik oteller unutulmaz anılar biriktirmenizi sağlayacak.

 

dergi_format_mart

dergi_format_mart

 

City Circus süreklİ seyahat eden gezgİnler İçİn çok İyİ bİr Alternatİf. Hostel, sınırlarda yaşamayı seven, farklı olanı kucaklayan, sürrealİzmİn derİnlİklerİne İnen ve özgürlüğü keşfeden bİr felsefeyİ benİmsİyor. Maceraya bİraz ara vermek İstedİğİnİzde City Circus yorgun ayaklarınızı dİnlendİrmek ve hayallerİnİzİ gerçekleştİrmeyİ planlarken mola verebİleceğİnİz İdeal bİr durak.

City Circus, Atina’nın merkezinde sıra dışı ve hip Psirri bölgesinde kurulmuş. Burası Atina’nın ghetto turizm alanı haline gelmiş. Şehrin her yerine kısa bir yürüyüş veya bisikletle ulaşmak mümkün. Bu bölgede her zaman tiyatroya gidenleri ve geceyi koklamayı sevenleri bolca görebilirsiniz.

Fresk tavanlar, ferforje balkonlar, modern tasarım elementleri, yerel sanatçılar tarafından yapılmış sokak sanatı eserleri ve vintage mobilyalar dekorasyona hakim. Hostelin olduğu bölge ve binanın yapısı da konseptini belirlemeye yardımcı olmuş.

Hostelin terasındaki partilere sokaktan geçen herkes katılabiliyor. Acropolis’in zamansız manzarasını seyre dalıp ardından rahat yataklarda yorgun bedeninizi dinlendirmeniz gerekecek çünkü ertesi gün sizi çılgın aktiviteler bekliyor olacak.

Psirri’deki en ayrıcalıklı şeylerden biri de bölgedeki eşsiz sokak sanatı. Nostalji, keskin köşeli yaratıcı ruh, sürrealizmin etkileri birleşiyor. Dekorasyondaki her bir parçanın kendi geçmişi ve buraya geliş hikayesi var. Ekip tüm Avrupa’yı dolaşmış ve koleksiyonlarına farklı parçalar eklemiş. Tavandaki yüz yıllık sanat eserinden, 50’lerden kalma okul masa ve sandalyelerine, 30’lardan avizeler ve 60’ların Danimarka’lı divanlarına kadar rengarenk ve görsel zenginlikli bir bütün oluşmuş. Her parça bir arada harika bir uyum oluşturmuş. Bazen gelen misafirler de geriye kendi sanat çalışmalarından bırakabiliyormuş. Kasten uydurup karıştırmak değil dekorasyonu oluştururken hedefledikleri, sadece sevdikleri ve birlikte güzel duran objeleri seçmek olmuş. Sürekli gerçeklikten kaçan sirk gezginleri gibi, 20.yüzyıldan kalma bu neoklasik binada herkesin kaçmak isteyeceği bir rüya yaratmak istemişler hayalperestler ve özgür ruhlar için.

 

dergi_format_mart

dergi_format_mart

 

Erken gelen bahar ve yenilenme üzerine…

Sizi bilmiyoruz ama erken bahar bizi bir hayli aktif ve heyecanlı kıldı. Web’de yeni evimize yenilenen imajımızla bir güzel yerleştik. Siz de webdeki yeni adresimizi hemen sık kullanılanlar listenize eklemeyi ihmal etmezseniz seviniriz. Uzun zamandır hazırladığımız bu keyifli yeni imajımızı sizlerle paylaşıyor olmanın keyifli telaşı var içimizde. www.basthome.com.tr ‘de kucakladığımız yeni kimliğimizle ile dergimizin şehirli, tasarım odaklı, genç, dinamik ve trendi imajının hakkını daha da iyi vereceğimizi düşünüyoruz bundan böyle. Siz ne dersiniz? Emeklerimize değmiş mi?

Hayatımızdan bir de Ambiente geçti bu yoğun gündem arasında. Ama ne geçiş! 7-11 Şubat tarihleri arasında katıldığımız Messe Frankfurt dünyanın 161 ülkesinden gelen diğer 144.000 ziyaretçi gibi bizi de etkisine aldı. Basın merkezinden, önümüzdeki döneme hakim olacak yeniliklerin sergilendiği uçsuz bucaksız salonlarına, ulaşımından, yeme içmesine kadar her türlü detayı etkileyici bir dikkat ve özenle planlanmış olduğu Ambiente her yıl olduğu gibi bu yıl da ziyaretçilerini en güzel şekilde konuk etti. Türkiye’den giden basın ekibine kusursuz ve keyifli ev sahipliği ile eşlik eden Messe Frankfurt Türkiye’den Andrea Kretzschmann’ın nezdinde tüm fuar ekibini bir kez daha tebrik etmek isteriz öncelikle. Gidemeyenleri ise önümüzdeki dönemde dekorasyon alanında ne gibi gelişmeler bizi bekliyor konularında elimizden geldiğince bilgilendirmek amacıyla Ambiente’de sanal tur yapmanızı sağlayacak Messe Frankfurt sayfalarımıza davet ediyoruz.

Biliyoruz havalar iyi gittikçe içimizdeki kaşif daha bir istekli oluyor. Bu nedenle biz de sizler için, kısa şehir kaçamaklarında ziyaret edebileceğiniz, birbirinden güzel ve konsept oteller seçtik ve inceledik farklı şehirlerden. Baharın tadı, kısa şehir keşifleriyle çıkar düşüncemizi paylaşıyorsanız, bu süprizlerle dolu eğlenceli turda bize eşlik edebilirsiniz.

Keyifli okumalar !

dergi_format_mart

dergi_format_mart

 

Şanslı küçüklere özel, eğlenceli stil markası “Biscuit

Kısa süre önce aramıza katılan, kendi içinde birçok ihtiyacı barındıran, minik aile bireyimiz Bal’ a yoğunlaşma sürecinde, tatlı tesadüfler ile karşımıza çıkan, yenilikçi ve yaratıcı çocuk markası Biscuit  bugün designmixer’ ın dekorasyon psikolojisine dair vizyonu ile örtüşmesinden dolayı iç mimari projelerinde güvenerek iş birliği yaptığı ve hatta sosyal medya ilişkilerini de keyifle yürüttüğü bir marka haline geldi. Tüm bu yakınlaşma sürecinde ürünlerini inceleme ve kullanma fırsatı bularak, bu vesile ile de  ilgilenenlere eğlenceli çocuk stil markası Biscuit’u duyurmak ve biraz da yaptıklarından bahsetmek istedim.

Markanın sahibi Name Yıldırım 2003 senesinde Biscuit için yola çıkarken  çocuk dünyasında farklılık yaratmayı arzu etmiş ve kendine has çizgilere sahip, kişiye, ihtiyaçlarına ve hobilerine yönelik mekanları  tasarlarken, çocukların mutluluğuna odaklanmış.  Örneğin, çok eğlenceli bulduğum projelerinden biri; hobisi müzik olan bir çocuğun odasına özel tasarladığı sahne platformu…

Bir an çocukluğunuza geri dönün ve hayal ettiğiniz şeyin karşınızda, odanızın içinde olduğunu düşünün, bu durumun ne kadar heyecan ve ilham verici olabileceğini tahmin edebilirsiniz sanıyorum. Name Yıldırım da zaman içerisinde çocuk dünyası için çıkardığı bu eğlenceli projelerde minik kullanıcılardan aldığı pozitif geri dönüşler ile  yoğun bir motivasyon yaşamış ve ne kadar doğru bir yolda ilerlediğini hissetmiş. Sonuç olarak da çalışmalarını ve tasarımlarını yurtdışına taşıyarak bir dünya markası olma kararı almış.

Biscuit’in Addresistanbul’daki şirin mağazasında neler yok ki? Son derece zevkli, kaliteli, işlevsel ve oyun odası konsepti ile birleşmiş bebek ve çocuk odası mobilyaları, ünlü İsveç markası Elodie Details’ in stil sahibi çocuklar için tasarladığı ürünler, Pop & Lollie’ nin çocuk yaratıcılığını teşvik edecek rengarenk duvar etiketleri, yumuşacık ve yalın çizgilere sahip özel tasarım halıları, modern İskandinav çizgilere sahip Sandberg firmasına ait duvar kağıtları ve çocuk ile beraber büyüyen fonksiyonel ve dayanıklı Leander marka çocuk mobilyaları.

Biscuit kısacası miniklerin ihtiyaç duyabileceği herşeyi düşünmüş ve Baby Taytay’ın giyim ve ev tekstili ürünlerini çalıştığı markaların arasına dahil etmiş. Yaratıcılığı, kalitesi ve fonksiyonelliği olduğu kadar çocukların sağlık ve güvenlik konularını da ön planda tutarak ebeveynler ile empati kurmuş.

Biscuit yepyeni dekorasyon fikirleri ve temaya uygun illüstrasyonları ile tasarladığı odalarda yaşayacak, kendine has günlük kullanım malzemeleri ve giyim tarzı ile çevresindekileri kendine hayran bıraktıracak şanslı küçükler ve çağdaş stil sahibi aileler için addresistanbul’ da ki mağazasında her gün yeni bir proje üzerinde çalışıyor ve fikirler üretiyor. Sevgili küçüklerimiz ve onlar için güzel bir dünya kurma fikrine empati duyup, ürünleri ile hayatımıza estetik katan, kısaca mutluluklara mutluluk eklemeyi başarabilen bir marka. Ayrıca, biscuit tüm sosyal medya sayfalarında paylaştığı ilham verici fikir ve ürünleri ile yeni bebek bekleyenler ve çocuklarına keyifli dakikalar yaşatmak isteyenler için de oldukça eğlenceli. İlgilenenlere duyurulur…

 

dergi_format_mart

dergi_format_mart
Her Mekanın Mutlak Tamamlayıcıları: PERDELER
Perdeler, bir mekanda bütünlük hissini yaratacak en önemli dekorasyon oyuncularıdır. Bir mekanın perde tasarımına karar verirken kullanıcının ihtiyaçları, ortamın mimari yapısı, mekana genelde hakim olan tarz, odanın duvar rengi, aydınlanma şekli gibi teknik özellikler mutlaka dikkate alınmalıdır. Perdenin kumaşı, aksesuarları ve montaj şekli de yukarıda saydığımız bileşenlerle mutlaka uyum içerisinde olmalıdır. Özetle fonksiyon ve estetik iyi yorumlanmalı, aynı zamanda mekan – renk, mekan – ışık dengesi iyi sağlanmalıdır. Ancak tüm bu konulara dikkat edilerek doğru sonuca ulaşılır. Doğru perde seçiminde kendimizce önemli bulduğumuz kritik noktaları sizlerle paylaşmak isteriz sırasıyla:
KUMAŞ SEÇİMİ
Perde için kumaş ve tül seçimi yaparken, ilk dikkat edilmesi gereken konu; kumaş parlak dokulu ise tülün de parlak iplikten dokunmuş olması gerektiğidir. Aksi bir tercihte ise mutlaka ters bir orantı yakalanmalıdır. Perdenin tarzında ise kumaşın dokusu çok belirleyici bir faktör olarak çıkar karşımıza. Kumaş veya tülün modern veya klasik oluşunu parlaklığı ve deseni belirler. Bu nedenle mekanın genel dekorasyonunun kumaş seçiminde belirleyici olduğunu söylemeye gerek yok. Modern dekore edilmiş mekanlarda mat veya yarı mat kumaşlar tercih edilirken, klasik dekorasyonlarda parlak kumaş öne çıkan tercihler arasında yer almaktadır. Kumaş seçimi, perde modeline göre değişebilir. Balon, rustik perde veya kornişe uygulanan perdelerde yumuşak ve dökümlü kumaşlar tercih edilirken; katlamalı, Japon ve stor perdelerde sert kumaşlar daha iyi sonuç verir.
Kumaş seçiminde dikkat edilmesi gereken bir diğer konu ise her kaliteli kumaşın, aynı zamanda mutlaka uzun ömürlü olması gerekmediği gerçekliğidir. Tam aksine, ipek, keten, viskon benzeri kumaşlar, doğal içeriğe sahip oldukları için, dış etkenlerden veya yıkamadan daha çabuk etkilenirler ve düşük fiyatlı ürünlerden daha kısa ömürlü olabilirler. Tül ve kumaş içeriklerinde polyester oranı arttıkça, kullanım süreleri de doğru orantılı artar. Kumaş ve tülün kalitesini belirleyici diğer bir etken ise dokuma tekniği ve gramajıdır. Seçilecek kumaş, kullanım amacına doğru cevap vermelidir. Karanlık ve loş ortamlar için gramajı yüksek dokumalar, gölgeleyici çözümler için ince dokunmuş kumaşlar tercih edilebilir. Dokuma içeriği ne olursa olsun kumaş gramajı arttıkça kumaşın kalitesi ve kullanım ömrü de artar.
MEKANIN VE KONSTRÜKSİYONUN BOYUTLARI
Dikkat edilmesi gereken ilk temel kuraldan başlayalım; perde yaptırırken pencereler ile sınırlı kalınmalı, duvarlar da örtülmemelidir. Algı yönetiminde bu temel nokta çok önemli bir yer tutar.Yere kadar olan pencerelerde şayet bahçe veya balkona açılma söz konusu ise yukarıdan aşağıya çalışan, katlamalı benzeri perde kullanımı doğru bir seçim olmaz. Aynı mekan içinde yere kadar ve yarım pencereler birlikte yer alıyorsa, yarım olanlarda katlamalı, yere kadar olanlarda ise aynı grup kumaşlar ile kombinasyonlu panel veya kumaş perde tercih edilmeli ve bütünlük yakalanmalıdır. Hemen pencere üzerine çelik gerdirme, rustik ve metal perdeliklerle yapılacak tasarımlarda tavan yüksekliğinizin fazla olması gerekir. Aksi taktirde perdeler basık bir görünüm sergiler. Bu tekniğin kullanılması tercih edildiğinde mutlaka perdeler pencere bitimine kadar yarım yaptırılmalıdır.
GENEL TARZA UYUM
Modern dekore edilmiş mekanlarda, düz kumaş ve tül uygulamaları işlevselliği artırabilecek şekilde pilisiz kullanılmalıdır. Bu sayede perdeler kenara toplandığında gereksiz birikmeler olmaz. Kumaş ve tülün daha az oranda kullanılıyor olması, bu seçimde maliyeti de olumlu yönde etkiler. Aynı zamanda modern mobilyalarla kullanılacak modellerin daha sade kesimli olmaları da doğal olarak beklenir. Tarz biraz daha ağdalandığında, klasiğe yaklaştığında yani oldukça hareketli ve karışık desenli halılar ve klasik tarz koltuklar seçildiğinde ise uygun bir kontrast yaratmak zorunluluğu ortaya çıkar. Bu durumlarda karmaşaya yol açmamak için perdeler ve tüller düz renk ve abartısız olmalıdır. Aksi halde ne mobilya, ne halı ne de perdeler kendisini rahatlıkla gösterebilir. Sadelik ve abartıdan uzak durmak kriterleri ön planda tutulmalı ancak klasik döşenmiş bir mekanın perdeleri yine de asla modern kesimli ve desenli modellerden mutlaka uzak durulmalıdır.

Döşemede desenin ve canlı renklerin tercih edildiği durumlarda düz renk kumaşlardan yapılmış duvar rengine uygun tonlarda perde seçilmelidir. Perde ile birlikte mekan içinde renk dengesi oluşturabilmek için, oturma grubu, yemek grubu, halı, parke veya aksesuarlardaki detaylardan faydalanılabilir. Perde mümkün olduğunca mekanda en az kullanılan renk ile dengelenmelidir. Duvar rengini tül rengi için tercih edilebilir ancak perdelik kumaş seçiminde asla kullanılmamalıdır. Tek istisna olabilir, perdelerin mekanda yok olmasının istendiği özel durumlar…
KULLANILAN MEKANIN FONKSİYONUNA UYUM

Salonlar
Salonlar için son yıllarda sıklıkla mekanizmalı (stor) perdeler kullanılmakta. Stor seçerken dikkat edilmesi gereken konu; değişik kalitedeki mekanizmaların piyasada mevcut oluğunu bilmek ve garantili olan ürünleri tercih etmek olarak görülmelidir. Büyük pencerelerde, yerlere kadar uzanan düz renk tüller, pano ve balon kadife, tafta kumaşlar, sonilden yapılmış perdeler tercih edilmelidir. Perdelik kumaştan yaptırılabilecek duvar panoları ve küçük süs yastıkları mekanın dekorasyonunu tamamlayıcı öğeler olarak kullanılabilir.

Çocuk Odaları
Çocuk odalarında perdeler abartıdan uzak olmalıdır. Aydınlık, ferah ama sevimli mekanlar yakalayabilmek için ince dokulu kumaşlar tercih edilebilir. Bu odalar için yarım perde ve tüller ideal seçimlerdir. Kumaş seçimlerinde dekorasyona uyumlu ve çocuğun yaşıyla paralel desenli kumaşlar seçilmesi mekana hareketlilik katar.

Mutfaklar
Mutfaklar evin en çok hava ve ışık alması gereken yerleridir. Çünkü gün boyu yemek ve ısı dolayısı ile havasız kalıp diğer odalara da pis koku yayılmasına neden olabilirler. Mutfaklarda kolay yıkanabilen sentetik dokumalar veya piyasada ahşap, alüminyum mikro jaluzi olarak satılan katlamalı perdelikler tercih edilmelidir.Kumaş tercih edilecekse kısa düz, açık renk modeller tercih edilmelidir. Jaluzi hem yıkama hem de kullanış açısından daha doğru tercihtir.

Yatak Odaları
Bilindik klişelerin dışında kalıp, aslında tam olarak da size ne iyi gelecekse onu kullanabileceğiniz yerlerdir yatak odaları. Dış dünyaya asla açmaya cesaret edemeyeceğiniz zevklerinizi, iddialarınızı rahatlıkla burada hayata geçirebilirsiniz. Şayet daha gösterişli tercihler sizi çekiyorsa yere kadar uzanan ipek vual veya sentetik ipek, desenli dokuma tüller ideal seçim olacaktır. Kadife, ipek şantuk, tafta, saten kumaşlardan yapılmış perdeler yatak odalarında olması gerektiği kabul edilen gizemi daha da ortaya çıkarır. Perdelik kumaşlardan yapılacak yatak örtüleri de odayı daha şık hale getirebileceği gibi, sakin bir görünüm yakalanmasını da sağlayacaktır.

PERDE TÜRLERİ

RUSTİK PERDE
Perde seçiminde kornişli perdeden hemen sonra hayatımıza girmiş oldukça yaygın bir perde çeşididir. Klasik tarzda uygulanabilir veya kullanılan aksesuar ve askı borularının renk ve malzemesi ile farklı tarzlara da adapte edilebilir. Askı borusuna halkalar, metal mandallar ya da kurdela yardımıyla asılabilen perdeler istenildiğinde kolayca değiştirilebilir. Bu nedenle özellikle yazlık, haftasonu ve dağ evlerinde sıklıkla tercih edilen bir modeldir.

KATLAMALI PERDE
Ortaya çıkışı çok da eskiye dayanmayan bu perde kullanımı, perdede bir devrim olarak nitelenebilir. bir tarz olarak Katlamalı perdeler, kumaşın tür ve deseninde yapılan değişiklikler ile hem modern hem de klasik dekorasyon uygulamalarında rahatlıkla kullanılabilmektedir. Kullanılan kumaş veya tüle göre, çubuklu veya çubuksuz uygulamaları ile mekana ferahlık kattıkları kolaylıkla söylenebilir. Mekanizmaların son dönemde gelişmesi ile kullanım rahatlığı da sunduğundan çok tercih edilen bir perde türü haline gelmiştir.

KORNİŞLİ PERDE
Dekorasyon tarihinin bugün de geçerliliğini koruyan en yaygın perde asma sistemidir. Pilili veya büzgülü olarak dikilerek raya asılan tül veya kumaş perdeleri alta konulan güneşlik ve kenarlara konulan fonlar ile işlevsel hale getirebilirsiniz.

İP PERDE
Tarzınız veya seçiminiz modern, pratik ve aynı zamanda şık olmaksa ip perdeler iyi bir seçenek olabilir. Değişik ve farklı stillerde askı boruları ve aksesuarlar ile zenginleştirilebilen bu stil, klasik çizginin dışına çıkmak isteyenler için ideal bir perde seçimi olacaktır.

JAPON (PANEL) PERDE
Minimal çizgilerin hakim olduğu bir mekan için en uygun sistem Japon perdedir demek yanlış olmaz. Mekanizmaları motorlu da kullanılabilir. Bu perdeleri koltuk kumaşları ile aynı kumaştan veya uyumlu tüllerden yapmak mümkün olduğu gibi, yaratıcı ve sıradışı desen seçimleri de söz konusu olabilir.

STOR PERDE
Yalın ve fonksiyonel yaşam alanları için iyi bir alternatif olan stor perdeler, yaylı veya zincirli olmak üzere iki mekanizma çeşidi ile uygulanmaktadır. Çeşitli kumaş türlerinden ve renklerden yapılan storlar tek başına kullanılabildiği gibi güneşlik amaçlı da kullanılabilmektedir. Her iki kullanımda da kenar ve/veya üst fon ile stor perdeler zenginleştirilebilir.

DİKEY PERDE
Küçük ve fazla ışık almayan mekanlarda özellikle ofislerde uygun bir perde çözümü olarak karşımıza çıkmaktadır. Kolay kumanda sistemiyle ve kumaş veya PVC malzeme renk ve doku çeşitliliği ile keyifli mekanlar oluşturulabilir.

dergi_format_mart