Bast Kitap | Kalbi Donmuşlara Romans

Bast Kitap / Kalbi Donmuşlara Romans

HOŞÇA KAL MİLANO, HOŞÇA KAL AŞKIM!

Bast-Kitap köşesinde bu kez sadece bir yazar değil aynı zamanda bir öğretim üyesi olan Özlem Kumrular’la birlikteyiz. Her iki kariyerinde de son derece başarılı olan Özlem Kumrular’ın farklı türlerde imza attığı pek çok eseri var. Lisansını Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nde, yüksek lisansını aynı üniversitenin Tarih Bölümü’nde, doktorasını ise İspanya’da Salamanca Üniversitesi’nde yapan Kumrular’ın ‘tarihi roman’ türüne odaklanması hiç de şaşırtıcı değil. Kumrular, bu türde verdiği eserlere son zamanlarda oldukça ilgi çeken Osmanlı Sultanlarından ‘Kösem Sultan’ı eklemeye hazırlanıyor hatta neredeyse hazır! Heyecanı ve ‘tarih’ gibi oldukça zor bir alanda ‘bir kitabı bitirmenin’ mutluluğu gözlerindeki ışıl ışıl parıltıdan anlaşılıyor. Kitabına son satırlarını eklemekte olan yazarın, bu heyecanına ortak olmak ve bu anı paylaşmak beni de heyecanlandırıyor -üstelik tarih en sevdiğim alanlardan birisi-. Aslında ‘Hoşça Kal Milano Hoşça Kal Aşkım’ kitabı için bir araya gelsek de Kösem Sultan, sultanlığını yapıp, bir anda röportajımıza giriveriyor. Ama yine de kalbini Milano’da bırakan Nosta’ya haksızlık etmek istemem ki zaten o da cıvıl cıvıl Romalı karakteri ve sıcaklığıyla bize hiç darılmadan ilk konuşma hakkını ona vereceğimi biliyor. Röportajımıza başlıyoruz. Bir ‘kırmızı saçlı kadınlar’ buluşması bu! Yazar, ben ve Nosta!

Bazı kitapları okurken hoşumuza giden cümlelerin altını çizeriz. Belki siz de sıklıkla böyle yapıyorsunuzdur. Benim çok fazla olmasa da bir kitabın ancak birkaç yerinde çizdiğim cümleler vardır. Çoğu zaman altını çizdiğim bu cümleler gerçek hayatla bağlantılıdır ya da gerçek hayatın ta kendisidir. İşte ‘Hoşça Kal Milano Hoşça Kal Aşkım’ı okurken de altını çizmem için beni zorlayan cümlelerle karşılaşmak hoşuma gitmişti. Bir farkla! Bu romanda, elimde pembe renkli kalemimle altı çizilecek ne kadar çok cümle olduğunu keşfettiğimde bir parça şaşkınlık yaşadım. Roman başlı başına bir hayat-hayal dünyasıydı! Üstelik tam da benim hayalimi kurduğum bir hayal, pardon hayat! Neyse! İlk altını çizdiğim cümle bana dair çok şey anlatıyordu: “Hayat bir Paul Auster romanıydı, tamam ama ben de her seferinde treni kaçıranı oynamak zorunda mıydım? Şeytan azapta gerekti. ”Okudukça pembe renkli kalemimle altını çizdiğim Nosta’nın cümleleri çoğaldıkça çoğalıyordu. Peki ama kimdi bu Nosta?

Yazarlar ve gerçek karakterleri

Özlem Kumrular’la röportajımıza aklımdan geçen bu soru ile başlıyorum: “Kim bu Nosta?” Eylül güneşinin henüz yaz etkisinden kurtulamadığı bir öğleden sonrasında kahvelerimizi yudumlarken Nosta’dan söz etmek ikimizin de hoşuna gidiyor. “Aslında,” diyor, sanki bir gizi ele verir gibi, “Nosta benim! Üstelik çok şanslıyım çünkü kitaplarımı yazarken bir baş karakter yaratmak zorunda kalmıyorum. Her seferinde bu rolü kendime saklıyorum.” Böyle bir cevapla karşılaşmak, ‘Hoşça Kal Milano Hoşça Kal Aşkım’ı okuduktan sonra bana hiç de şaşırtıcı gelmiyor. Karşımda konuşan, benim bir hafta boyunca haşır neşir olduğum Nosta’dan başkası değil! Ben de gülümsüyorum. “Dolayısıyla,” diyerek başladığı cümleyi tamamlıyor Kumrular. “Hayal gücümü romanların diğer bölümlerinde kullanıyorum. Günlük hayatta başıma o kadar uydurmama gerek kalmadığının bir kanıtı. Her zaman bir kurgum var!” Roman kahramanlarının -diyelim ki Nosta’nın- kurgu olamayacak kadar gerçek bir kişiliğe bürünmesi açıkçası benim için de olası bir durum. Nosta’nın da yazarından çok fazla esinlendiği ortada. Aslında bu genç ve güzel kadın bir Romalı! Fakat bir süreden beri Milano’da yaşıyor daha doğrusu yaşamak için seçtiği yer Milano. Bu durum da kitabın bir başka yazılma amacına hizmet ediyor: Kuzey ile Güney arasındaki sosyal çatışmayı okura göstermek. Kumrular ana izleğini birkaç cümle ile açıklıyor. “İtalyanlar’ın neredeyse hepsi Milanolular’ın ‘Alman’ olduğu düşünüyor ya da onlara sanki Almanlarmış gibi bakıyor. Kuzey her zaman soğuktur ama Milanolular diğerlerine göre biraz daha fazla kendilerini beğenmiş insanlardır. Romanda Güneylilerin Milanoluları nasıl gördüğünü anlatmaya çalıştım ki iki başkahramanımızın biri Romalı, diğeri ise Milanolu!” Nosta’nın da çalıştığı ofisi “Milano’nun Milanoluğunu gösteremediği nadir mekânlardan biri olarak’ tanımlaması tam da yazarın fikri ile örtüşüyor.

Konunun bu kısmı daha çok yazarın İtalya’da geçirdiği zamanlara uzanıyor olsa gerek diyerek sözü aşka, yani diğer kahramanımıza getiriyoruz. “Tabii bir de öğretim görevlimiz var: Giuseppe! Aslında bir akademisyen ama hafta sonları çocukları mutlu etmek için palyaço kılığına giren yardımsever, tatlı bir adam! Nosta, karşıdan karşıya geçerken gördüğü anda palyaçonun mavi gözlerine aşık oluyor ve sonra yavaş yavaş palyaço hayatına girmeye başlıyor. Kuzeyle Güneyin savaşını yaşıyorlar bir taraftan. Her şeye heyecan gösteren, neredeyse her şeye hemen kapılan bir Romalı, karşısında da buz gibi duran bir Alman!”

Bay Carciofo ve ekibi

Kahramanımız Nosta sinema ile çok yakından ilgileniyor çünkü ‘zor durumda kalan film kahramanlarını kurtarmak’ gibi ilk söylenişte kulağa bir hayli ilginç gelen bir işi var. Bay Carciofo -Türkçesi ‘Enginar Bey’ demek ve ekibinin diğer kızlar da en az Nosta kadar çatlak!- gün boyu yaptıkları iş, bu işte. Özlem Kumrular bu durumu şöyle açıklıyor: “Doktora için İspanya’ya gitmiştim. Oralarda Ağustos ayında hayat durur. Herkes bir yerlere gider. Ben de birden bire yapayalnız kalmıştım. Kendimi avutmak için sinemaya gitmeye başladım. Günde dört ya da beş film izliyordum. Ben de sinemaya sabah 11.00’de giriyordum, gecenin yarısı çıkıyordum. Bu bir ay boyunca sürdü. Neredeyse 200 film izlemişim o zaman. Eve girdiğimde şehirler, ülkeler, insanlar, evler hepsi birbirine giriyordu ve çoğunun gerçek hayatta arkadaşım olduğunu düşünmeye başlıyordum. Film kahramanlarını arkadaşlarım sandığım bir dönem olmuştu. Bu kitap da o dönemin kitabı aslında…” deyip gülümsüyor. Nosta olduğu gülen gözleri ve kahkahasından o kadar belli ki! “Komik ve belki de tüm bu anlattıklarım inanılmaz, biliyorum ama insanları bir süre, en azından BAST HOME 283

kitap ellerindeyken mutlu etmeye çalışıyorum,” diyor yine gülerek. Polisiyenin tatlı tatlı kendini belli ettiği ‘Hoşça Kal Milano Hoşça Kal Aşkım’ı okuyun lütfen. Nosta’nın hayal dünyasından, İtalyan yemeklerinden, aşktan ve Latin dünyasının keyifli filmlerinden kendinizi mahrum etmeyin. Özlem Kumrular’dan bir “Kösem” biyografisi Özlem Kumrular’ın kaleme aldığı Kösem biyografisi çok kısa süre içerisinde kitabevlerindeki yerini alacak. Bu müjdeyi verdikten sonra sözü yine Özlem Hanım’a bırakıyorum. “Geçen yıl bir röportaj sonrası sohbet ederken Halil Hoca bana ‘Sen de Kösem Sultan’ı yaz.’ demişti. Kısa süre sonra da araştırmaya başladım. Bugün doğru olduğu sanılan o kadar çok yanlış bilgi var ki! Bunların en başında da Kösem’in, Kösem zannedilen gravürünün aslında ona ait olmadığı geliyor.” Kösem’i akademik bir biyografi kitabı olarak yazdığını söylüyor Kumrular. Fakat bu sizleri korkutmasın. Kitabın öyle ağır, ağdalı bir dili olmadığını da ekliyor hemen. “Kitap,” diyor, “küçücük bir ada olan Tinos’ta başlıyor. Çünkü Kösem’in Tinos’ta doğduğuna inanıyoruz. Fakat tıpkı diğer cariyelerde olduğu gibi Kösem’in de çocukluğuna dair elimizde hiçbir bilgi yok. Bu nedenle Kösem’in doğduğu yılları referans alarak adanın folklorik ve biraz da sosyal bir çalışmasını yaptım. Daha sonra kitap, Kösem’in kocaman bir saraya ve 800 binlik bir metropole gelmesiyle birlikte yavaş yavaş çevresini, haremi ve İstanbul’u tanımasıyla devam ediyor.” Bu kadar değil tabii ki… Daha pek çok bilgi var kitapta. Örneğin; Osmanlı padişahlarının başta nikâh yaptıkları, sonra bunun kalktığını biliyoruz. Hürrem bunu delmişti. Kösem de deldi.” İtalya’ya doğru uzanıp ‘Hoşça Kal Milano Hoşça Kal Aşkım’ı okurken Kösem’in kitap evlerindeki tahtına yerleşmesi beklemek fena bir fikir değil.

Şebnem Atılgan