Hülya Karakaş | Bast Kitap

Hülya Karakaş

Hülya Karakaş, çocuk yaşlarında amatör olarak başladığı tiyatro hayatına bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda oyuncu ve yönetmen olarak devam ediyor. Tiyatroyu Karakaş’ın yaşamının her alanında görmek mümkün… Grup Kafka’da kadın temalı performansları sürdürüyor. Yazımına ve yönetimine katkıda bulunduğu “Cumartesi Anneleri”, “Kaybolmak”, “Benim Bedenim/Benim Kararım” bu performanslardan sadece birkaçı. Bununla birlikte yazdığı ve İzmir ile İstanbul Radyosu’nda radyo tiyatrosu olarak yayınlanan iki oyunu var. Nezihe Meriç’in hikâyelerinden uyarlanan ve yönetmenliğini yaptığı “Aşk Halleri” ise Şehir Tiyatroları’nda seyirci ile buluşan diğer keyifli oyunlar arasında yerini alıyor. Bu günlerde ise Hülya Karakaş bir başka eserle, “İstanbul’un Kadınları – Sahnelerin Sultanları” ile çıkıyor okurunun ve seyircisinin karşısına.

“Bedenleri küçük, ruhları büyük kadınları Gogol’un ‘paltosu’nun altında topladım.”

Karakaş’ın kaleme aldığı kırk kadın tiyatrocunun yaşam hikâyesi, geçmişin izinde bugüne ışık tutuyor. Diyor ki, “Bedenleri küçük, ruhları büyük kadınları Gogol’un “paltosu”nun altında topladım.” Tiyatro, işte bu! Sonra şöyle devam ediyor: “Kırk yaşın, kadınların hayatındaki öneminden yola çıkarak kırk kadın oyuncunun hikâyesini yazdım.”

Mari Nivart’tan Afife Jale’ye kırk kadın!

Kitabın ana teması biraz biçim değiştirse de satırlarda anlatılanlar Hülya Karakaş’ın başlangıç noktasından pek de uzak değil. “Türk tiyatrosunda kadının yeri, etkisi ve önemiyle ilgili bir kitap yazmak üzere yola çıkmıştım,” diyor projenin ilk oluştuğu zamanları anlatırken.

Aklında hep, sahneye ilk çıkan kadınlar, perdenin aralığından bakmayı başaranlar ve o günden bugüne kadar tiyatroya katkı sunanları yazmak ve geleceğe not düşmek var. Uzun bir süre bu düşünceler çerçevesinde okumalar yapıyor, arşivler karıştırıyor, notlar alıyor. Ama bir süre sonra çıkmaza girdiğini fark ediyor. Böylece projede hayat kurtarıcı bir değişiklik yapıyor. İçeriğini değiştirmeden kitap öncesinde bir belgesel çekmeye karar veriyor. “Çünkü” diyor, “Kadın cephesinden tiyatronun belleğini oluşturmak önemliydi.” Belgesel çekimlerini 2011 yılında tamamlıyor. Kitap ise belgeselin seyirci ile buluşmasının ardından tekrar gündeme geliyor. Böylece belgeselin görsel malzemesini Şehir Tiyatroları arşivine teslim edip, kitabı yazmak için kolları sıvıyor.

Hep “Kadın Olmak”

İstanbul’un pek çok farklı sahnesinde gerçekleştirilen bu “kadın” söyleşilerinde tiyatronun yanı sıra “tiyatroda kadın olmak” da konuşuluyor, “tiyatrocu anne olmak” da. Evet, bu hayatta ve sahnede “umutsuzluğa düşmek” de var ama sonuca katlanmayı göze alıp, perdenin kapanmasına hiçbiri izin vermiyor. Sanırım “kadın olmak” böyle bir şey! Hülya Karakaş da bu düşüncemi destekliyor: “Bu kitapta anlattıklarım, hatta anlatamadıklarım, geçmişten günümüze sahnede var olan kadınlar, güçlü, sağlam duruşlu, asla pes etmeyen kadınlar! Kitabın ismindeki ‘sultan’ da bir metafor aslında. Gücü, aydınlık duruşu, analitik zekayı temsil eden bir betimleme. Zeliha Berksoy, ‘Türkiye’de sanat yapmak, yel değirmenlerine karşı Don Kişotluk yapmaya benzer.’ diyor. Yaşadığı onca olumsuzluğa rağmen Zeliha Hanım umudunu koruyorsa, benim değil ağacımı, o ağacın küçük bir dalını dahi kesmeye hiç niyetim yok! Dirençli olmak bu mesleğin doğasında var. Tiyatroya tutunmak hayatı daha yaşanılır kılıyor. Tiyatrocu, tiyatro yaparak insanların hayatına da güzellikler katıyor. Şu hayatta insan var olduğu sürece tiyatro da hep var olacaktır. Yeter ki tiyatronun seyircisi koltukları boş bırakmasın.”