Doğayı Teknolojiyle Betimleyen Bir Tasarım Mühendisi: Hideki Yoshimoto

Milano Tasarım Haftası’nda ziyaret ettiğimiz Aisin’ın “New Imagine Days” sergisi

“Milano Design Award 2016 – Best Engagement Award” ödülünü kazandı. Bu serginin tasarımcılarından Hideki Yoshimoto’nun kurucusu olduğu Tangent ekibiyle birlikte tasarladığı “Drive to Shine” adlı enstalasyon çarpıcı atmosferiyle çok beğenildi. Doğa sevgisini tasarımlarına ustalıkla yansıtan Hideki Yoshimoto’nun tasarım öyküsünü kendisinden dinledik.

 

İlginç bir eğitim geçmişiniz var. Biraz bundan söz edebilir misiniz?

 

Tokyo Üniversitesi’ne girdiğimde, hayalim aslında pilot olmaktı ve bu hayal beni Havacılık ve Uzay Bölümü’ne götürdü. Ama bu rüyayı sürdürmek mümkün olmadı ve kendim için başka bir alan bulmam gerekiyordu. Gökyüzü ve uzayın romantikliği karşısında büyülenmiştim. Kendimi sadece uzay mühendisliğinin saf mekanik mühendislik hesaplarına adamak istemiyordum. Daha geniş bir bakış açısıyla uçaklar ve toplum arasındaki ilişkiyi düşünmek istedim. Ve bu düşünceyle eğlence sektöründeki uçaklara yeni bir uygulama geliştirmek için bir araştırmaya başladım.

Bu araştırmanın sonucunda LED aydınlatmalı, “do it yourself/tek başına yapılabilir” bir iç mekan zeplin kiti ortaya çıktı. DJ enstrümanları, flash web siteleri ve çeşitli ara yüzler tarafından ışığının ve manevrasının kontrol edilebildiği bir sisteme sahip bu zeplin ile ben de birkaç müzikal performans yaptım. Bu proje çok başarılı oldu ve pek çok ödül ve hibe kazandı. Ben de yavaş yavaş yaratıcı, sanatsal bir şekilde teknolojiyi kullanarak ilgi alanımı şekillendirdim. Aero-astro alanında master yaptıktan sonra Londra’da Royal College of Art/Kraliyet Sanat Koleji’nde doktoraya devam ettim.

 

Milano Tasarım Haftası’nda gerçekleştirdiğiniz enstalasyonla “Best Engagement Award” ödülünü aldınız. Projenizden ve bu ödülden bahsedebilir misiniz? Bu konsepti yaratırken çıkış noktanız neydi? 

 

Biz Toyota grubu otomotiv tedarikçisi olan Aisin Seiki’nin sergisinde katılımcı olarak yer aldık. “Imagine New Days” adlı bu serginin iki ana enstalasyonu oldu; Bunlardan biri bizim gerçekleştirdiğimiz “Drive to Shine”, diğeri ise tekstil tasarımcısı Masaru Suzuki’nin hazırladığı “Stitch Field”. Biz enstalasyonumuzda Aisin’nın işlerini temsil etmek için özellikle dişli çarkları kullandık. Ziyaretçiler bu enstalasyona girdiklerinde tavanda birbirlerine ağ gibi geçmiş ve dönen pek çok dişli çark gördüler. Her bir çarkta pek çok delik vardı, bu sayede ışık parladığında zeminde harikulade bir izdüşüm oluşturuyordu. Yerdeki bu sahne tam anlamıyla ağaçların yapraklarına benzeyen çarkların izdüşümleri ve onlar arasından süzülen gün ışığı gibiydi adeta. Enstalasyonun merkezinde gövdesi buzlu akrilik panelden oluşan bir “ağaç” var. Bu gövde ziyaretçiler dokunduğu zaman ışık ile cevap veren bir özelliğe sahip. Belirli bir sayıda insan ağaca dokunduğunda ise ağacın dibinden tavandaki çarkların içine doğru yayılan bir ışık patlaması meydana geliyordu.

Buradaki temel fikir tamamen mekanik unsurların dışında doğal bir peyzaj  yaratmaktı. Bu enstalasyon aynı zamanda Aisin ve toplum arasındaki ilişkiyi de temsil etti. Pek çok insan Toyota ve Lexus otomobillerinde kullanılan viteslerin, kapı menteşelerinin, motor pistonlarının ve benzeri ürünlerin Aisin’in tasarımı ve ürünü olduğunu bilmez. Zemindeki güzel ışık izdüşümü insanların arabalarından aldıkları zevkin, tavanda “gizlenmiş” siyah dişli çarklar ise bu projeksiyonu yaratan ve otomotiv toplumunu destekleyen Aisin’i sembolize ediyor. İnanıyorum ki bu ödül sadece bizim işimize değil, Aisin’ın tüm sergi kurulumlarına verildi. Hem bizim enstalasyonumuz, hem de Masaru Suzuki’nin “Stitch Field” adlı enstalasyonu ziyaretçilerle çok iyi bir bağ kurdu ve Aisin ürünlerini deneyimleme fırsatı verdi.

 

2013 yılında Maison&Objet ve Salon del Mobile’de “Inaho” adlı doğadan ilham alan interaktif bir enstalasyon gerçekleştirdiniz. Pirinç başaklarının rüzgarda yavaşça sallanmasından esinlenen bu proje Lexus Design Award 2013 / Lexus Tasarım Ödülü’nü aldı. Bu tasarımı gördüğümde sadece görsel olarak değil, duyularımı da etkileyen yönünüyle de çok beğenmiştim. Doğa sevginiz içten bir şekilde yaptığınız işlere yansıyor. Tıpkı son çalışmanız “Drive to Shine”da olduğu gibi. Bu hissi vermeyi nasıl başarıyorsunuz? 

 

Ülkem Japonya’nın kültüründen kaynaklı olabilir. Japon budizminde biz, insanı doğanın bir parçası olarak görürüz ve ağaçlar, güneş, taşlar, su ve hemen hemen tüm doğal elementlerin tanrılarına inanırız. Gerçekten dindar bir insan olmama rağmen doğa ile güçlü bir sevgi bağım var ve onu özel, kutsal bir varlık olarak görüyorum. Bu muhtemelen tasarım ilhamımı doğada araştırmaya yönelmemdeki sebeplerden biri. Ayrıca benim işim sadece form ya da görünümden ibaret değil, onun olgusu ve deneyimiyle ilgili ki bu onun ürün ya da enstalasyon olup olmadığını gösteriyor. Bu yaklaşımın bizim işimizi benzersiz yaptığına inanıyorum.

 

Japon mirasınız projelerinizi etkiliyor.

Ben bu mirası kasten kullanmıyorum ama  kesinlikle hemen her işte doğal bir şekilde oluyor.

 

“Fluff”, “Kihou Coffee Table” gibi pek çok tasarımınızda eğlenceli unsurlar var. 

 

Daha önce söylediğim gibi benim işim olguyla ilgili ve ben bunu fiziksel olarak değil, şiirsel bir yolla sunmaya çalışıyorum. Böylece insanlar olağanüstü bir fanteziyi deneyimleyebiliyorlar. Yaratıcı işlerde teknik öğeleri kullandığınız zaman teknolojiyi göstereni kolayca sonlandırabilirsiniz. Benim yaklaşımımda teknoloji gösterilecek bir şey değil, şiirsel bir dünya yaratmak için bir materyal sadece.

 

Tasarım dışında tutkularınız, hobileriniz neler? 

 

Müzik benim için çok önemli. Bir caz grubunda yıllarca trompet çaldım. Son zamanlarda bunu ciddi bir şekilde yapmıyorum ama profesyonel bir enstrümantist olmayı hayal ederdim, pilot olmayı hayal bile etmeden önce. Bilgisayarla beste yapmayı da seviyorum ve hala Tangent ürünlerinin videolarının bazı melodilerini ben yapıyorum. Bu hobinin benim kariyerimi şekillendirmede çok etkili olduğunu düşünüyorum.

 

Gelecek için planlarınız neler?  2017’de Milano Tasarım Haftası’nda yeniden yer alacak mısınız   

 

Milano 2017 için somut bir plan yok ama eğer orada bir şeyler yapabilirsek harika olur. Milano Tasarım Haftası bizim için çok önemli. Şu anda altı farklı ulus için sergiler, enstalasyonlar, yeni ürünler ve danışmanlık içeren 10’dan fazla proje üzerinde çalışıyoruz. Hatırlarsanız Tangent henüz bir yaşında limited bir şirket. Bu başarıdan memnunum ve tabii ki ikinci yılımızda daha da hızlı büyümek ve genişlemek için çok istekliyim.