Floransa’da Yaz

Floransa’da Yaz

Floransa, nam-ı diğer Firenze, tarih boyunca büyük aşklara, filmlere, efsanelere mekan olmuş bir şehir. Daracık sokaklar arasından bir anda beliren devasa meydanları, muazzam sanat eserleri ve mimari harikaları ile baş döndürücü bir başyapıt. Rönesansın; yani yeniden doğuşun başkenti. Ve o rönesanstan 600 yıl sonra, yani bugün yeniden doğmak için halen mükemmel bir yer!

 

Ağustos’tan önce Floransa’yı en güzel, en canlı haliyle görebilirsiniz. Önden hemen onu belirterek başlayalım. Floransa’nın kışın can yakan keskin rüzgarları Haziran – Temmuz akşamlarında yerini yasemin kokulu, tatlı hafif bir esintiye bırakır. Ama Ağustos ayında şehir merkezi haricinde hemen her yerin kapısında renkli panolarda “Chiuso per ferie” (Tatil nedeniyle kapalı) yazısını görürsünüz; zira Ağustos’un başında, bu bölgenin, hikayelere konu olmuş meşhur sıcağı başlar. Kendinizi eski şehrin tarihi sokaklarına attığınızda sizi ilk büyüleyen görkemli yapılar olacak. Müze gezmeyi sevenler ve yaz aylarında deniz-kum-güneş hegamonyasından kurtarıp kaliteli zaman geçirmek isteyenler için Floransa kusursuz bir seçim. Şehirde bir havaalanı bulunuyor ama Türkiye’den gelirken mutlaka Roma ya da Milano aktarması yapmanız gerekiyor. Ancak Bologna uluslararası havaalanına direkt uçuşla ve hızlı trenle Bologna’dan Floransa’ya 40 dakikada da varabilirsiniz.

 

Floransa, merkezi küçük bir şehir. Burada bisiklet kullanımı çok yaygın. Siz de Santa Maria Novella tren istasyonun hemen önünde bulunan, turistler için kısa süreli bisiklet kiralayan firmalardan biriyle anlaşabilirsiniz. Bisiklet, eğlenceli ve aktif bir şekilde daha çok yer görmenizi sağlayacaktır.

 

Her baktığınız yerde çok eski tarihi eserler görseniz de Floransa aslında yeniliğe açık ve gençleri kucaklayan bir şehir. Birçok Avrupa şehri gibi burada da meydanlar sokak müzisyenleri ve ressamları ile dolu. Genç sanatçılara yer veren birçok sanat galerisi ve etkinlik de şehrin gençliğe olan özlemini gözler önüne seriyor.

 

Alışveriş yapmak isteyenler için, Floransa yakınında The Mall ve Barberino di Mugello outletleri var. Ama ben size kesinlikle şehrin dar sokaklarındaki küçük mağazaları keşfedip, başka hiçbir yerde bulamayacağınız özel zanaat eseri parçaları almanızı tavsiye ederim. Bu sokaklarında dolaşırken bir anda karşınıza çıkan Duomo / Santa Maria del Fiore kilisesinin inşasına 14. yüzyılda başlanmış. Kilise bugünkü halini, dışında görülen o pastel renkli pasta izlenimini veren mermer işlemeler ve kaplamaların da eklendiği 1887 yılında almış.

 

Dünyanın en meşhur ve özel köprülerinden biri olan Ponte Vecchio’nun bir çok ilginç hikayesi var. Su anda kuyumculara ev sahipliği yapan bu köprünün bir zamanlar kasaplarla dolu olduğunu hayal etmek çok güç. İkinci Dünya Savaşında birçok tarihi yapı acımasızca yıkılırken Hitler’in bile bu güzelliği görünce kıyamadığı ve bombalanmaması için özel talimat verdiği söylenir. Köprünün biraz ilerisindeki Palazzo Pitti ilk görüşte sadece soğuk bir müze gibi görünebilir; oysa içindeki tarihi değerlerin yanı sıra görkemli yapının hemen ardında en güzel İtalyan bahçelerinden biri olan Boboli bahçeleri bulunur. Bütün bir günü burada geçirebilirsiniz. Şehir sokaklarında yürürken bir anda karşınıza çıkacak bir diğer özel yapı da muhteşem mimarisiyle Eski saray / Palazzo vecchio. Halen belediye sarayı olarak da kullanılan bina aynı zamanda müze. Vasari salonunun görkemli yüksek tavanlarının her milimetresi önemli sanatçıların dokunuşuyla süslenmiş.

Şehrin birçok farklı noktasında kopyaları bulunan Davut heykeli bir Michelangelo harikası. Tasvir edilirken büyüklüğünden, ihtişamından ve kusursuzluğundan bahsedildiğinde abartıldığını mı düşünüyorsunuz? Heykelin orijinalini Galleria dell’Accademia da mutlaka yakından görün.

 

Özellikle yaz aylarında müzelerin serin ve sanat dolu koridorları hem ruhunuzu hem de bedeninizi ferahlatacak. Müzeler arasında yürürken bir lezzet klasiği olan İtalyan dondurması (gelato) ile serinlemeyi de unutmayın. İsmini bronz bir kopyasına ev sahipliği yaptığı Davut heykelinden alan ve şehrin panoramik manzarasını izleyebileceğiniz Piazzale Michelangelo’ya bir araçla çıkıp yürüyerek inmenizi öneririm.

 

Palazzo Vecchio’nun önündeki büyük meydan Piazza della Signoria‘dan, dünyanın en tanınmış ve zengin müzelerinden biri olan Uffizi’nin girişine doğru ilerlerken, sanki ‘gördükleriniz göreceklerinizin garantisidir’ der gibi duran heykeller Toskana bölgesinin tarihinde önemli yer etmiş kişileri simgeler.

 

Şehir merkezine yarım saat uzaklıktaki Fiesole tepesi de Floransa’yı tepeden izlemek için mükemmel bir mekan. Tavsiyem, buraya akşam üstü, günes batarken gitmeniz. Boccaccio’nun Decameron eserinin geçtiği bu gizemli küçük kasaba, efsane hikayeleriyle, İtalyan usulü muhteşem bahçeli villalarıyla.

 

 

Floransa’da deniz olmasa da Arno nehri kıyısındaki plajda kumlar üzerine serilip güneşlenebilir, şehrin en büyük parkı olan Cascine’deki havuza gidebilirsiniz.  Hemen belirtelim, her yaz mutlaka hiç beklenmedik bir anda dolu yağışı ile kış geri gelir sanki ve serin bir oh çektirir. Dolayısıyla yağmurluğunuzu almayı da ihmal etmeyin.

Floransa’da yaz (Estate Fiorentina) aynı zamanda tüm yaz boyu süren etkinliklere verilen ad. Bunların en güzel ve özellerinden biri de belediyenin her yaz bir meydan seçip, beyaz masalarla donattığı beyaz akşam yemekleri (cena bianca).  Katılmak için tek şart herkesin tamamen beyaz giymesi ve yanında yiyecek-içecek getirmesi. Devasa ve bir o kadar da zarif bir akşam pikniği gibi düşünün. Tanımadığınız kişilerle aynı masaya oturup yeni dostluklar kurabilir, yemeklerinizi paylaşırken sohbetler ederbilirsiniz. Hemen hatırlatayım, Toskana’da girdiğiniz restoranlarda özellikle Trattoria’larda da yanınıza tanımadığınız kişiler oturabilir; bu bir kabalık değil, yöresel bir alışkanlıktır.

 

Yaz ayları boyunca her yaştan Floransalı genç, akşam saatlerinde şehrin birçok farklı noktasında arkadaşlarıyla buluşup müzik ve içki eşliğinde tatlı sohbetlere dalarlar. Bu noktalardan en meşhuru Santo Spirito meydanıdır. Saat 19:00 civarı başlayan “aperitivo” (açık büfe) mekanları ile meydan bir anda dolmaya başlar.

yerine getirecektir.

 

Floransa demek biraz da Toskana demek aslında. Gelmişken mutlaka yaklaşık birer saat uzaklıktaki San Gimignano ve Siena’yi da görün. Seyahatinizi unutulmaz kılacak bir tavsiye. Üstü açık bir araba kiralayin. Chianti tepelerini gezerken, bu bölgenin, üzümlerini, şaraplarını özel kılan Toskana güneşini yüzünüzde hissedin. Verrazzano mahzeninin terasında şarabınızı yudumlarken, yüzünüzde tatlı bir tebessüm yaratacak doğal güzellikleri seyredin. İçinize derin derin çekin mis gibi havayı ve o anı ruhunuza kazıyın. Buradaysanız çok şanslısınız demektir.

 

 

İtalyan mutfağı çok meşhur olsa da Türk lezzet alışkanlıklarına ve bazı limitlerine uymayabiliyor. Ben sizinle, tüm misafirlerime tavsiye ettiğim ve hepsinin de bayıldığı basit ama leziz bir sandviç tarifini paylaşmak istiyorum. Malzemelerimiz; Schiacciata (ekmek), Bresaola (dana jambonu), Mozzarella (peynir). Biraz zeytinyağı ve bir küçük fesleğen yaprağı dokunuşu ile zenginleşen bu sandviçi (panino) hemen her İtalyan şarküterisinde yaptırabilirsiniz. Tabii kendinizi bir İtalyan şarküterisine girdiğinizde her şeyi deneme isteğinden alıkoymayı başarabilirseniz.

 

Yemek yemek için özel bir yer arıyorsanız  turistik restoranlardan kaçının. Tarihi San Lorenzo çarsısının yenilenen üst katında her damak tadına hitap eden, taze, doğal, kaliteli lezzetler bulabilirsiniz. Floransa’nın en meşhur yemeği, özel Chianina sığır eti Bistecca alla Fiorentina’dır. Vejetaryen iseniz, seçmekte zorlanacağınız çeşit çeşit leziz peynirlerden de  bir tabak yaptırabilirsiniz; yeter ki Schiacciata ekmeğini unutmayın! Bir de  İtalyan usulü kahvaltı var elbette. Önceki akşam çılgınca yediyseniz bir “bombolone” (bir nevi donut) ve espresso size yetecek ve iştahınızı da

 

 

Tarihin, sanatın, doğanın ve en önemlisi de köklü bir keyif kültürünün içinde kaybolmak; sadece fotoğraf çekmekle kalmayıp aklınıza ve ruhunuza da işleyeceğiniz bir atmosferde dinlenmek istiyorsanız, Floransa tüm ihtişamıyla sizleri bekliyor.

Yaklaşık 12 senedir Floransa’da yaşayan biri olarak, bu şehri anlatmak bana halen heyecan veriyor. Bir yanım “hangi güzelliğini anlatsam” diye telaşlanırken, diğer yanım “ne fark eder ki” diyor, “Bu şehir anlatılmaz; yaşanır.” Floransa da herhangi bir coğrafi bölgenin; zaman ve mekan kavramlarının ötesinde, ruhu olan bir şehirdir.

 

Sinem Samuray