Eylülde gel…

Eylülde gel…

Çocukken eylül ayı, parlak yeni ayakkabıların, ütülü yeni okul formasının başucuna konduğu; rengarenk silgiler, kalemler, kitaplar, defterlerle dolan çantanın kullanılmaya can atıldığı okulun açılış gününü beklemek demektir. Okulun başlaması demek, yeni bilgiler, yeni arkadaşlıklar ve biraz daha büyümektir. Her sınıfın duvarın bir “mevsimler panosu” vardır ve sonbahar ve eylül en başta yer alır. Benim için sanki yeni bir senenin ilk günü gibidir o yüzden 1 Eylül; 1 ocakta saatlerin 00:01’i göstermesinden, yeni yılı karşılamaktan daha uzun sürer heyecanı.

Büyüyünce ise çoğumuz için, tüm yıl süren yorgunluğun atıldığı tatilden eve dönüş, yoğun iş temposunun başlangıcı anlamına gelir. Telefonların, e-maillerin, görüşmelerin sıklaştığı bu dönem, hayata yeni atılacaklar, iş arayanlar için ise fırsatların artması demektir. Değişen renkleriyle doğanın istirahata çekilme seremonisini andıran bu ay, insanoğlu için ise yılın “ikinci devresinin” başlangıcıdır.

Gerçekten de, dalından kopup uçuşan kuru yapraklara ve yağmurlara rağmen, eylül ayı bana hep yeni başlangıçları çağrıştırır. Eylül ayının kokusunda bile, doğa için taşıdığı anlama aykırı bir canlılık vardır. Havadaki taze esinti, dayanılmaz sıcakların bitişinin nazik habercisidir. Klimalar kapatılır, geceleri daha rahat uyunur. Şehre geri dönüş bile güzeldir. Hele ki uçsuz bucaksız, deli dolu şehir İstanbul’da yaşıyorsanız… İstanbul’da denizine dokunamasanız da, dışarıda oturarak yapacağınız bir vapur sefasında, yüzünüzde serinliğini hissedeceğiniz her minik damla yazdan bir hatırayı canlandıracak güçtedir zihninizde…

İstanbul’da yaşamak zaman zaman çekilmez olabilir; hatta çoğu insan temelli kaçmayı düşünür bu şehirden. Ama yaşamasını bilenler ve hayatı sevenler için hafta sonları gerçek bir ödül olabilir. Her hafta sonu, sevdiklerinizle sohbet edip, güzel vakit geçirebileceğiniz ya da kitabınızla baş başa kahvenizi yudumlayabileceğiniz yeni bir mekan keşfedebilirsiniz. Her nabza uygun şerbetler ve her zevke uygun konseptlerle doludur bu şehir. Bir gün Çukurcuma’daki eskicilere, bir gün Galata’daki genç sanatçıların atölyelerine, bir başka gün de dünyanın en büyük, en lüks alışveriş merkezilerine uğrayıp evinize ya da ofisinize tazelik katacak dekoratif objeler alabilirsiniz.

Eve özlemle dönüş zamanıdır eylül. Eviniz de sizi özlemiştir. Taze çiçekler alın ve onlarla konuşmayı unutmayın. Sıcak aylarda ayaklarınıza sarılıp uyumasına izin vermediğiniz kediniz de nihayet mutlu olur. Eski dostlarla buluşup, yaz serüvenlerinizi rakı balık ve sokak çalgıcıları eşliğinde anlatma fırsatı bulursunuz. Yanık tenlerin altında, kim bilir nasıl özlemle ufak ufak yanacak kalpler de vardır… Uzak şehirlerde yaşayan yaz aşkları birbirlerine ‘tamam mi, devam mi?’ der eylülde. Karar vermelerin, bazen buruk olsa da değişimlerin zamanıdır.

Ve bir o kadar da cicim ayıdır! Yazın nikahlar, düğünler, kutlamalar bol olur. Yeni döşenmiş, mutlu, yüksek enerjili evler ve aşk sarhoşu çiftlerle doludur.

Yaratıcı ve üretkendir eylül ayı. Sinemalar, tiyatrolar, yeni sergiler açılmaya başlar. Yazın gezilen yerler, yeni kokular, tatlar, çağrışımlar, eylülde dinlenmiş vücut ve zihinlerin süzgecinden geçerek, şarkılara, filmlere konu, sanatçılara ilham kaynağı olur. Alpay’in unutulmaz şarkısı Eylül’de gel’ i hatırlayın. Ya da İtalyan Progressive rock grubu Premiata Forneria Marconi’nin (kısaca PFM) 1971 tarihli, tüyleri diken diken eden parçası Impressione di Settembre’yi…

Tatlı yağmurlar yaklaşıyor. Kendinize yeni bir yağmurluk alın; ama ıslanmaktan da asla korkmayın. Yazın sıcaktan yapamadığınız şeyleri yapın. Şehir trafiğinden mümkün olduğunda kaçmaya çalışın. Artık terlemeden bol bol yürüyüş yapabilirsiniz. Yazın ortadan yok olan bulutlara bakarak hayal gücünüzü zorlayın. Hatta fotoğraflarını çekip kahve falı yorumlar gibi, karşılaştığınız bulutları yorumlayın. “Son”ununu düşünmeyin; “bahar”ı yaşayın.

İyi sonbaharlar!

Sinem Samuray