Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi

Röportaj / Ahmet Duru

“Her toplumun bir sanatı olması gerek. Sanatsız bir toplum kirli bir atmosfer toplumuna dönüşür. Her insan farklıdır ve düşüncesinin ifade ediliş biçimi sanattır.”

Çalışmalarında genel olarak doğa fotoğraflarından yararlanmakta ve doğadaki makro ve mikro bakış açılarını farklı anlatım biçimleri ile sunmak isteyen Ahmet Duru, doğa gezintilerinde sıklıkla fotoğraflar çekerek bu süreçte çalışmalarının oluşum sürecini tasarlıyor. Doğanın ve mekanın insan ruhuna etkilerini işleri üzerinden yansıtmak isteyen sanatçı bazı çalışmalarında belli bir coğrafyaya ait bir fotoğraftan kesit alarak oldukça yakından ve detay çalışır. Ahmet Duru, Sivas, 1987 doğumludur. Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi – Plastik Sanatlar Bölümü’nde Yüksek Lisans yapmakta olan sanatçı Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi – Resim Bölümü mezunudur.

Resim çalışmaya nasıl başladınız? 

İlkokul yıllarımda başladım. Ortaokul zamanında da resim öğretmenimin tavsiyesi üzerine, Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nde sanat eğitimi almaya başladım. O zamanlar okulun küçük bir kütüphanesinde Türk ressamlardan Hüseyin Avni Lifij’in bir eser kataloğunu incelemiştim. Eserlerine hayran kalmıştım ve bu, resim bölümünde çalışmalarıma ışık kaynağı oldu.

Eserlerinizin değişim ve gelişim sürecini kendi gözünüzden değerlendirir misiniz? 

Eserlerimin hepsinde ilk çıkış noktası kendi çekmiş olduğum fotoğraflardır. Buradan beslenerek gelişiyor, doğa ve manzara konularını birçok perspektif açıdan hem teknik, hem de kavram olarak işliyorum. Çalışma, çoğu zaman spontane gelişiyor. Doğal bir sürece bırakıyorum.

Sizi tetikleyen unsurlar, ilham kaynaklarınız neler?

Benim için en büyük ilham kaynağı doğadır. Çünkü doğanın sonsuz bir döngüsü var. Doğanın her zamanını ve her halini severim. İnsan ve doğa ilişkisini gün yüzüne çıkarmayı seviyorum. Kentteki yapay doğallıktan da besleniyorum. Eğer iyi görme biçimlerimiz varsa, yaşadığımız dünyayı, irdeleyerek sanatın estetik yönleriyle birlikte su üstüne çıkarabiliriz..

Güncel serginizin öyküsünü aktarabilir misiniz?

Geçtiğimiz yazdan beri düşündüğümüz bir projeydi. Turan Aksoy hocamızın öncülüğüyle, diğer sanatçılarla hep birlikte organize ettik. Enstalasyon ve yağlı boya çalışmalarım bulunuyor. Anadolu’da çocukluğum zamanında bahçede oynarken büyük bir ağacın üzerine küçük bir kulübe yapmıştım. Kendime ait bir evdi. Bu ağaç evi kaybolan çocukluğumun son hayallerinin temsilcisi olarak görüyorum. Bu amaçla çalışmamın ismini “Yaşam Sonrası Yaşam” diye adlandırdım.

Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce?

Tutku diyebilirim. Sanatın gerçekliğine ve estetik değerlerine tutku ile bağlıysak mutlu eder. Günümüzdeki dünyayı algılama biçimimizi ve toplumsal yaşam sorunlarını iyi ifade edebilmek, sosyolojik bir bilim alanı gibi geniş perspektiften görebilmek ve bunu kendi sanatımda ifade etmek beni mutlu eder.

Sanatın insan yaşamındaki yeri ne olmalı?

Ayrılmaz bir ikili olduğunu düşünüyorum. Sanat ve insan… Çünkü her toplumun bir sanatı olması gerekiyor. Sanatsız bir toplum kirli bir atmosfer toplumuna dönüşür. Her insan farklıdır ve düşüncesinin ifade ediliş biçimi sanattır.

Günümüz sanatı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Günümüz sanatında, güncel yaşama, sosyal ve politik sorunlara sosyolojik açıdan değiniliyor. Her geçen gün çağdaş sanatın kendini yenilediğini, farklı bakış ve yeni yaklaşımlarla (plastik sanatlar, enstalasyon, video-art, fotoğraf, dijital sanat vs.) işlendiğini görüyoruz.

Benim de ilgimi çeken, günümüz sanat yapıtının, içerik bakımından kavramsal bir dili olması ve sanatçının kendini ifade ediş yönlerine vurgu yapmasıdır. Bu anlamda günümüz sanatında farklı materyallerin kullanımını, daha çok plastik sanatlar, fotoğraf, çizim ve enstalasyonları önemsiyorum.

Röportaj : Ayşe Gülay Hakyemez

dfot

 

 

Gürbüz Doğan Ekşioğlu resim ve illüstrasyonları uluslararası dergilere kapak olmuş, çok ödüllü  değerli bir sanatçımız. Güçlü mizah duygusu ile dikkat çekiyor. Sevilen bir eğitimci… Röportajımızı Moda’daki atölyesinde gerçekleştirdik.

 

Çok üretken bir sanatçısınız. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Hayata neredeyse sıfır noktasından başladım. Var olmak için çalışmaktan başka bir seçeneğim yoktu. Geçmişte çok sayıda “merdivenli” iş yaptım. Daha yükseğe çıkmaya yarayan en önemli kullanım aracıdır merdiven. İşlerimde sık sık kullanmamın nedeni var olma, biraz daha yükseğe  gitme arzusunun somut göstergesidir. Çalışmayı çok sevmemin veya çok çalışmamın nedeni sevdiğim, içimden gelen işi yapmamdan kaynaklanmaktadır. Bir Çin ata sözünü çok severim: “Sevdiğin işi yap, ömür boyu çalışma…” Eğer başka bir mesleğim olsaydı şimdiki kariyerim olamayacağı gibi, mutsuz da olacaktım.. Bu nedenle her zaman çok şükür diyorum.

 

Ne kadar grafik tasarımcısı, ne kadar illustratör, ne kadar karikatüristsiniz ?

Grafik Tasarım eğitimi aldım. 33 küsur yıldır grafik hocasıyım.  Grafik tasarım; konuyu olması gereken veya istenen biçimde  amblem-logo- pigtogram (evrensel simgeler), tipografi, afiş -poster, illüstrasyon, karikatür gibi farklı biçimlerle görsel olarak  ifade etme yöntemidir. Burada amaç, güzel bir şey yapmak değil,  önce işlevsel, sonra görsel  bir iş yaparak konuyu kitlelere görsel olarak anlatmaktır. Küçüklüğümden  bu yana resimle olan ilişkim, ressam olma arzum, resim bölümü değil de tesadüfen grafik bölümünde eğitim almam, ifade biçimlerinden resme en yakın olan illüstrasyon ve karikatür alanlarını tercih etmemi gerektirdi. Karikatür hayatımda sadece karikatür yarışmalarında oldu. Bu alanda çok ödül aldım. Çok sayıda karikatür jürisinde yer aldım. Medyada karikatür alanında haber olmam beni illüstratör olarak tanıttı. Diğer taraftan, çok sayıda  kişisel sergi açmama rağmen ressam  olarak da biliniyorum. Karikatüristler karikatürist, grafik tasarımcılar illüstratör, ressamlar ise ressam kimlikleriyle bana hitap ederler. Üç  üslup arasında gidip geliyorum. İşlerim, karikatür yarışmasına katıldığımda karikatürist, bir dergi veya başka bir yerde konuya ilişkin yer aldığında illüstrasyon,  bir sanat galerisinde sergilendiğinde ressam olarak anılmama neden oluyor. Bir işi önemli yapan tek özellik vardır. Yapılan işin iyi veya kötü olması.. Caz müziğinin en büyük ismi Luis Armstrong’ a sormuşlar: “Üstad ne tür müziği seversin?”  “Dünyada iki türlü müzik vardır” diye yanıtlamış: “İyi müzik, kötü müzik.. Sadece iyi müziği severim.” Benim için de, ne yaparsam yapayım sonucun iyi olması önemlidir..

 

Sanatın ve sanatçının tarifi sizce nedir ?

Var olan bir gerçeğin sanatçı tarafından farklı şekilde yorumlanarak  resim, şiir, edebiyat, müzik vb. ile  dışavurumu sanatın tarifi olabilir. Sanat güzellikleri ortaya çıkarmaktan ibaret değildir. İnsanda var olan duyguyu sanatçının farklı hissederek, derinleştirerek  hiç  olmayan bir üslupla, kendine özgü bir şekilde ifade ederek insanları  duygusal olarak etkilemesi, sarsması sanattır. Sanatçı ise, var olan her şeyi diğer insanlardan farklı olarak hissedip onu en etkili biçimde ortaya koyan kişidir.

 

Sokaktaki adamla sanatçının arasındaki farklar nelerdir ?

Görünüşte hiç bir fark yoktur, sadece yaşama, olaylara karşı hissettikleri farklıdır. Bu nedenle çoğunluğun dışındadır, azınlıkta kaldığından genel tarafından algılanamamanın sıkıntısı içindedir. Bu nedenle yalnızdır. Eğer kapitalizmin değerlerini reddediyorsa aynı zamanda parasızdır. Sanatçı toplumun ilerisinde, üslubunda işler yaparsa Van Gogh örneğinde olduğu gibi zor bir hayatı seçmiş olur. Bunun orta formülü, benim de becerebildiğim gibi, herkes gibi iş, aile hayatının ve toplumun bir parçası olabilip asıl işinin  dışında diğer insanlar gibi tatile, gezmeye, eğlenmeye gitmeyip geri kalan zamanı sanata ayırabilmektir. Sanatsal  üretim yapabilmek, genelin, çoğunluğun dışında kendi ruhuna yönelik işler yapmak, sanatçı kimliğini diğer insanlardan ayıran en belirgin özelliktir.

 

 

 

Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik Tasarım Bölümü’nde Yrd. Dç.Dr. olarak görev yapıyorsunuz. Sanatçı kimliğinizin yanında eğitimci yanınızı da gözönüne alarak sanat eğitimi hakkında fikrinizi sormak istiyorum. Çocuk ve gençlerin sanat eğitimi sizce nasıl olmalı?

Yaşamda en önemli şey eğitimdir. İçeriği insan gibi mükemmel bir canlıyı her şeye dönüştürebilir. Aynı insanı eğitimle bütün kötülüklerden arındırılmış ideal insan yapabilirsiniz. Ya da yine eğiterek insanları öldüren, işkence yapan  ve bundan zevk alan bir canavar  haline getirebilirsiniz. İnsanı her şeye dönüştürmek mümkündür. Yeditepe Üniverstesi’nde hiç resim çizemeyen bir öğrenciye  çalışmakla her şeyi yapabileceğini açıklayarak öğrenciyi yapamadığı şeyi azıcık yapabilir duruma getirdiğimizi, onun azmederek zamanla iyi yapar hale geldiğini, mezun olduğunu, o meslekten ekonomik özgürlük kazandığını çok gördüm.

 

Gelişmişlik ile sanatın ilişkisi hakkında ne söylemek istersiniz?

Tüm canlıların üreme, beslenme, barınma ihityaçları temeldir. Geri kalmış veya bıraktırılmış olan toplumlarda insanlar bu üç temel ihtiyaçlarını sağlayarak yaşarlar, inançları gereği öbür dünyada  cennete gitmek istediğinden bu yaşama itiraz etmezler. Tüm dünyaları bu kadardır. Ekonomik olarak gelişemeyen toplumlarda eğitim çok zayıftır. Sanat lükstür; lüksün ötesinde gereksizdir.. Kültürel olarak gelişemeyen insanın sanata ihtiyaç duyması imkansızdır. Geri kalmış toplumlarda sanat yoktur, sadece marifete dönük, ticari amaç taşıyan  seri üretim şekli olan zanaat vardır.

 

Takdir ettiğiniz sanatçılar ve nedenleri hakkında bilgi alabilir miyiz ?

Her gerçek sanatçıyı takdir ederim.  Çünkü toplumun genel değerlerine karşı koyarak, sadece yapmak istedikleri şeyi ne pahasına olursa olsun yapmışlardır. Çoğunun  yaşamı sıkıntı, yokluk,  hastalıkla geçmiştir. Ürettikleri  uzun, belki de sonsuz olurken, yaşamları kısa olmuştur.

 

Yaşam felsefenizin sevmek, izlemek ve üretmek olduğunu okumuştum..  Açar mısınız ?

Klasik deyimle evrende var olan her şeyi severim, bütün canlılar kutsaldır, ayrı ayrı var olan her şey  doğada birbirinin parçasıdır. Biri olmayınca onun  kadar noksansız, yerdeki taş parçasının bile kıymeti vardır. Bir resmimde masanın üzerinde bir kağıt var, kağıdın bir ucu hafifçe rüzgardan kalkmış ama kağıt masanın üzerinde uçmadan durur..  Çünkü yerdeki onlarca küçük taştan biri  kağıdın üzerinde durmakta,  bu nedenle kağıt masadan uçmamaktadır. Burada anlatmak istediğim şey yerdeki küçük taşın önemidir. “O olmasaydı kağıt masanın üzerinde olmayacaktı ” bilincidir. İzlemek, röntgencilik anlamında değil tabii..  İster sitemez, çaba sarfetmeden çevremde var olan her şey dikkatimi çeker ve bende durur, depolanır. Ürettiklerim, bu izlemlerim ve gözlemlerimin  ruhumda harmanlanıp görsel olarak dışa aktarılmasıdır.

 

Mutluluğun sanatla ilişkisi nedir?

Mutluluğun sanatla ilgisi çok yoktur, daha çok hüznün ilgisi vardır. Sanat ürünü ortaya çıktığında mutluluk ortaya çıkar, en yoğun mutluluk hali üretimin bittiği andır. Paylaşıldığında değer görmesi mutluluğun halkalarından biridir, paylaşılmadığı, değer bulmadığında ise verdiği şey  tam tersidir. Mutsuzluk..