yabancı tasarımlar

Dekorasyon ve Life Style E-Dergi Bast Home’un Mayıs Sayısı Çıktı !

 

mayis_kapak

 

 

 

Dergiyi Okumak İçin Lütfen Tıklayın

Web ve App. Store üzerinden yaklaşık 50.000 kişiye ulaşan BAST HOME, “yeni kuşak medya anlayışı” olarak özetlediği  içerik pazarlamasına dayalı innovatif ve interaktif vizyonuyla ve Türkiye’de ilk kez bir dergi yayınında uygulanmaya başlayan satın alma altyapısı ile  daha bir yılını doldurmadan sektörde ben de varım dedi. Çıtayı daha da yukarı çekerek kendisiyle yarışını sürdüreceği ve mevcut dergi tirajları ile kıyaslandığında ezberleri bozmaya devam edeceği birinci yaşı için ise yeni atılımlar planlamayı sürdürüyor…

 

Siz en iyisi keyifli Mayıs gündemlerine bir göz atın ve gelişmeleri takip etmeye devam edin.

 

Kısaca Mayıs Sayısı :

 

Anneler Günü Gündemi: Biz Sizin Bildiğiniz Annelerden Değiliz,

Duvarların Dışına Taşıyoruz Dosyasıyla Açık Hava Dekorasyon Alternetifleri,

En Güncel Yerli ve Yabancı Tasarım Markaları,

Havalar Tam Olarak Isınmadan Yapılacak Seyahatler İçin Otel Önerileri,

Semt Dokusu Dosyasında, Tarihin, Tasarımın, Kültürün İç içe Olduğu Ortaköy

Sektörden Haberler

 

 

Bast Home Facebook

dfot

 

 

DUVARLARIN DIŞINA TAŞIYORUZ

 

Mayıs ayı, yaklaşık bir aydır hayatımızda yeniden konuk olmaya karar veren sıcak havaların, gelgitler olmadan, serin esiveren rüzgardan kaynaklı ürpermeler kalmadan, ansızın bastıran yağmur riski kalmayarak, sakinleşip yaşantımızın orta yerine resmi olarak yerleşme ayıdır. Önümüzde yaklaşık 5 ay sürecek upuzun bir açık hava dönemi duruyor, hepimize hayırlı uğurlu olsun. “Çok özlemiştik, hoşgeldi, sefa geldi” dediğinizi duyar gibiyiz. Birçoğumuz kıştan çok bunaldık, belki de bazılarımıza 3-4 ay değil de 3-4 yıl gibi geldi kış ayları. Çok çalıştık, hep koşturduk, yada kendimizi evin çoluk çocuğun peşine adadık, kimimiz spora başladı, bazımız hastalıktan bir türlü kafasını kaldıramadı. Kim olduğumuz veya ne yaptığımız fark etmez, kış boyunca aslında hepimiz eşitlendik. Hepimiz, kendimizi, evlerimizin duvarlarının dışına atmak konusunda önüne geçilemez bir arzuyla yanıp tutuşuyoruz.

 

Belki bir bahar kaçamağı yaptınız birkaç gün bir yerlere kaçtınız, kafanızı dinlediniz. Belki de işten kafanızı kaldıramıyorsunuz, önümüzdeki dönem daha da yoğun olacak üstelik. Belki kızacaksınız ama bu da çok önemli değil, gezip gelmiş de olsanız, ruhunuz doğaya doymuş olmayacak nasıl olsa. Aksine daha büyük bir özlem ve açlık hissedeceksiniz.

 

İşiniz çok mu yoğun? O da sizi durduramayacak iş çıkışı, uzayan akşamlar ve ılık yumuşacık hava sizi kendisine doğru çekip sakinleştirecek nasıl olsa. Tüm yollar aynı kapıya çıkıyor her koşulda. O zaman istikamet tek: duvarların dışına taşacağız başka çaremiz yok.

 

Klasik Bahçe Takımlarından Sıkılanlara

 

Dışarı çıkmak dediysek, gazetelerin aralarından üzerimize düşen kataloglardaki yılların eskitemediği bahçe takımlarından, masa ve sandalyelerden hatta aynı sandalye minderlerinden size de fenalık geldiğini varsayıyoruz. Yoksa yanılıyor muyuz? Bahçe salıncağının bile sanırsınız sadece üç modeli var dünya üzerinde. Bazı balkon grupları var ki aralarında, hepimizde bulaşıcı bir hastalıkmış gibi bir gün her balkonu kaplayacak her bahçeye girecek duygusu uyandırıyor insanda her görüşte. Bilimkurgu filmi çekiyoruz da zamanın hiç akmadığı bir boyuta sıkışıp kaldık gibi hissetmiyor musunuz siz de onları görünce?

Evet belki ekonomikler, belki kullanışlılar, dayanıklılar ama bırakın evimizde onları görmeyi, katalog ya da dergi sayfalarından bile bıyık altı size gülüyorlarmış gibi gelmiyor mu size de? Replik de belli, eski Türk filmlerindeki kötü adam jargonu: “Bir gün hepiniz benim olacaksınız !” Tamam biraz abarttık kabul. Bütçeden de çok bağımsız bir şey söylüyoruz aman bir yanlış anlama olmasın. Çok pahalı markalarda da aynı klişeye sık sık rastlıyoruz zaten, o yüzden olaya bütçeden bağımsız bakmak lazım. Sıradan olmayalım, bir tarzımız kalsın tek istediğimiz bu ve bunu duvarların dışına çıkarken de koruyalım, hem kendi hem de dışarıdaki-
lerin göz zevki için.

Hepimizin vardır evde favori mobilyaları, okuma koltuğu, tv seyrederken ayağını uzattığı pufu veya kahve içmeye bayıldığı sehpası…Onları da beraberinizde bahçeye çıkarmaya ne dersiniz?

 

Açıktaysa korumak gerekir elbette bu mobilyaları ama elinizi korkak alıştırmayın, unutmayın fazla ağır olmayan herşey içeri dışarı yapmak suretiyle de, nemden kirden korunabilir, kullanmadığınız zamanlarda üzerlerini örterek onları korumaya
alabiliriz. Hadi karar verin okuma koltuğunuz mu, tv seyrederken ayaklarınızı uzattığınız pufunuz mu? Sizin vazgeçilmeniz hangisi?

İçeride Yaratmaktan Korktuğunuz Kombinleri Burada Deneyin

 

Madem dışarı çıkmak özgürlük biraz da, o zaman kendinizi sınırlamayın. Sevip de bir türlü sergileyemediğiniz objelere el atın. Atamadığınız babadan kalma valiz, dergilik, fazla renkli mutfak tepsisi, tek kalmış emaye tabaklarınız, beğenip internetten sipariş verdiğiniz evinize uymayan çiçekli komidininiz, açık hava ortamlar yaratıcılığınızı kullanmak için sizi bekler. Aksesuar konusundaki sınırsız özgürlüğünüzü anlatmaya gerek yok sanırız.

 

Mutlaka Tekstil Kullanın

Bahçe balkon işi, sıkılmaya üşenmeye gelmez, saksılarınızı renk renk çiçeklerle donatmak ne kadar zaruretse dışarı çıkmanın hakkını vermek için, güzel bir masa örtüsü, sedire yayılan yastıklar, etrafa serpiştirilen minderler, ürperince üzerinize alabileceğiniz şallar da bir o kadar zorunluluk açıkhava macera sevenleri için. Kirlenecek bozulacak bahanelerine sığınmaya gerek yok, hiçbirşey sonusuza kadar bizimle yaşamayacak nasıl olsa.

Yaz Sofrası Farklı Olur

Hakkının verilmesi gereken konulardan biri daha, haydi buyrun bakalım. Yaz akşamları malum uzun, sohbet muhabbet güzel ama güzel bir sofra kurulmayacaksa resmin bir tarafı hep eksik demektir. İnsanlara yorgunluklarını aldıracak eğlenceli, renkli, cıvıl yaz sofraları için lezzet yetmez görsellikte sınıfı geçer olmalı havaya kolay girebilmek için. Bizden söylemesi.

Dışarıda Yapacağınız Düzenlemelerde Çocukları İhmal Etmeye Gelmez

Güvenlik kurallarından bahsetmiyoruz yanlış anlama olmasın, bu uzun ve bizi aşan bir konu olur. Biz çocukların iyi vakit geçirmesi için dış mekanlarda yapılması gereken düzenlemelerden bahsediyoruz. Oyun evi de olur, küçük bir çadır da, şişme havuz da iyi fikir, minik bir kaydırak da, hatta terasın köşesine yerleşmiş küçük bir top havuzu da, adını siz koyun. Keyfini onlar çıkarsın. Yeterki onları ihmal etmeyin.

Bahçesi, Terası, Balkonu Olmayanlar Için

Arabanızın bagajında veya evinizin giriş kapısının yanında hemen kendinize bir alan açın. Alın açılıp kapanan sandalyenizi masanızı, sahiller, ormanlar parklar sizi bekler. Güzel bir piknik sepeti, masa seti, birkaç yer minderi veya battaniyesiyle bu keyfinizi taçlandırın. Unutmayın ince ve keyifli detaylarkısa mutlulukları taçlandırır. Yaratacağınız minik ritüeller sizin ve çevrenizdekiler için keyifli zaman geçirmenin reçetesi haline dönüşebilir.

 

dfot

dfot

 

Biz, Sizin Bildiğiniz Annelerden Değiliz!

Evimizi de severiz, dış dünyayı da. Kendimizi de severiz, çocuklarımızı da.

Bu Devirde Anne Olmak Zor Diye Düşünenlere Cevabımızdır: Biz, Sizin Bildiğiniz Annelerden Değiliz!

Birçok konuda olduğu gibi annelik konusunda da şanslı bir kuşak olduğumuzu söylemek yanlış olmaz diye düşünüyoruz, siz ne dersiniz? Evet bu fikre karşılık birçok alternatif veya karşıt düşünce de ortaya konulabilir. Bu çağın anneleri bir koltuğa çok karpuz sığdırıyorlar, zorlaşan şehir yaşamı, ekonomik koşullar, çevre faktörünün çocuk üzerindeki etkisinin artmasıyla zorlaşan çocuk büyütme süreci vs vs…”Neresi şanslı bu çağın annelerinin?” diyenler de olacaktır. İşte bu yüzden başlık attık biz de “Biz sizin bildiğiniz annelerden değiliz!” diye.

Biz bu çağda yaşayan annelerin (hangi kuşağa ait olduğu da fark etmez) yadsıyamayacakları iki önemli gerçeklik var, işe onlardan başlayalım öncelikle: 1) Kendi seçimlerimizi yaşıyoruz her durumda
2) Dünya o kadar küçüldü ki günümüz koşullarında; öğrenmek, sorgulamak, değerlendirmek istersek, önümüzde sınırsız bir dünyanın kapılarının açıldığını görüyoruz. Peki bunlar gerçekten birer “Nimet mi, yoksa lanet mi?” gerçekte sorulması gereken soru biraz da bu aslında.

Seçeneğinin olması insanı rahatlattığı kadar, her an kendisini sorgulamasına da neden olan bir özgürlük aslında. Bu yüzden biraz ateşten gömlek, bunun farkında olduğumuzu itiraf ederek başlayalım işe. Az önce bahsettiğimiz ikinci madde de bu gerçekliğin yangına körükle giden versiyonu, onu da kabul edelim baştan. Yetişkin olup yaptığının sonuçları ile yüzleşmeyi, sürekli kendini sorgulamayı, değişen doğrularla ve gelişen ani durumlarla baş etmeyi de yüklüyor omuzlarımıza. Sanki anne olmak en basit durumda bile, yeterince zor değilmiş gibi…

Kaç çocuk yapmalıyım? Nasıl bir iş hayatım olmalı, ya da olmalı mı? Nasıl bir evde oturmalıyım? Bu kararları alırken eşimle nasıl bir işbirliği içerisinde olmalıyım? Çocuğu nasıl büyütmeliyim; annemin iyi yaptıkları, yapamadıkları neler? Hayatına nereye kadar, nasıl müdahil olmalıyım? Nerelerde geri kalıp, nerelerde kapı gibi onun arkasında durmalıyım? Benim tarzım veya hayat seçimlerimin onun karakterinin şekillenmesinde olumlu veya olumsuz yanları neler? Doğal akışa teslim olmayı ve kontrolü bırakmayı hangi noktada kabullenmeliyim? Kabullenmeli miyim? Çocuğumun benim istediğim kişi değil de, onun mutlu olacağı kişiye dönüşmesinde ne derece başarılı olacağım?

Doğru beslenme, doğru yaşam alışkanlıkları kazanma, doğayı, hayvanı, kısacası dünyayı seven bir insan olarak yetişmesi konusunda ne derece başarılıyım? Teknolojiyle arası nasıl olmalı, ya da sanatla, sporla? Fırsat vermesem olmaz, versem fazla mı gelir hepsi? Yetenek gelişir mi, yoksa yetenekli mi doğulur? Nasıl keşfedilir? Güçlü olsun isterken onu çaresiz kılar mıyım, fazla üstüne düşersem de kendi kendine yetemeyen biri mi olur çıkar? Çok şımarırsa, ayakları yere basmazsa sonra, ne istediğini bilmezse? Çok sıkarsam yargılanmış hissederse kendini sürekli, güveninin inancını kırarsam?

Bu sorular daha bıraksak sonsuza kadar gider farkındayız. Çekinmeyin itiraf edin, birçoğu bir hafta içerisinde defalarca aklınızdan geçmiştir ve geçmeye de devam ediyordur zaten. Çocuğunuzun yaşı ne olursa olsun, siz kendinizden ne kadar emin olursanız olun, annelik sonsuz bir emin olamama duygusu heralde finalde. Eskiden böyle değildi oysa ki, çizilmiş doğrular, sosyal yaşamın getirdiği belirli şablonlar ve sorgulanmadan uygulanan eskiden kalan metodlarla, bir seçim değil bir yaşam biçimiydi annelik.

Şimdi durum o kadar basit değil elbette, sırf yeni annelerden, çocuğu küçük olan genç kadınlardan bahsetmiyoruz yanlış anlama olmasın sakın. Bu çağın anneleri, hangi jenerasyona ait olduklarından, kendi yaşlarından ve çocuklarının yaşlarından bağımsız olarak, eski dayatma ve kabullerden çok uzakta bir ilişki geliştirip yönetmeyi öğrenmeliler çocuklarıyla. Birlikte öğrenmeye, sürekli değişmeye ve mutlak paylaşıma yönelik bir vizyon benimsemeliler çocuğuyla ilişkilerinde. Yoksa ilişkiler sünüyor, kavramların içi boşalıyor, ilişkiler dayatmalardan ileri gidemiyor.

Aslında bu yüzden de bu kadar keyifli bu çağda anne olmak, sürekli gelişiyorsunuz, öğreniyorsunuz, yenileniyorsunuz ve koşulsuz sevmenin lüksünü yaşıyorsunuz. Bir anne için çocuğunun hayatının önemli bir parçası olabilmek, onu yaşam boyu destekleyebilmek, sevinçte ve üzüntüde ona koşulacak ilk adres olmak kadar büyük bir tatmin yok hayatta.

Bu yüzden diyoruz ki biz sizin bildiğiniz annelerden değiliz. Peki nasıl bir anneyiz? Onu da bilmiyoruz. Çünkü biz de kim olduğumuzu çok iyi bilmiyoruz, dün bildiğimiz bugün yalan olabiliyor çünkü sürekli değişip gelişiyoruz. Tek bildiğimiz mutlak doğrumuz; koşulsuz sevgimiz ve mangal gibi yüreğimiz.

 

dfot

dfot

 

Harmony sanat galerisi

Harmony Sanat Galerisi, Kuzguncuk’ta yaşayan ve sanatlarını sürdürmekte olan sanatçıların biraradalıklarını isteyen Nedret Erençin ve Ayşe Ülkü Berber tarafından kurulmuştur. Galeri ile sanatçılar arasındaki bağ, sanatın sürdürülmesi inancından doğmuştur.
Bugüne kadar gerçekleştirdikleri etkinlikler sanatçıların sanatlarını yapabilme imkanlarına katkıda bulunmak içindir. Plastik sanatların Türkiye’de modern sanata eklemlenmesi, görünürde merkezden uzakta kurulmuş galerinin hem yöneticilerinin, hem galericilerin, hem de sanatçıların ortak kaygısıdır. Harmony, plastik sanatların onu sanat yapan değerlerine sadakati kendisine amaç edinmiştir.
Sanatın güncel spekülatif dalgalanmaları karşısında mesafesini koruyan, sanatın “şimdi” nin içinde değil, “zamanla eklemli bir süreklilik” olduğunun bilincindeki bir anlayışı geliştirmeye çalışmaktadır. Bu yapı, şimdinin sanatçısı olabilmenin ancak geçmiş sanata nüfus edebilmek olduğunu fark edenlerin biraradalığıdır.
Adres: Kuzguncuk Mh., 34674 Üsküdar/İstanbul
Telefon:(0216) 553 2167

 

dfot

dfot

 

ŞEHRE ÇAĞDAŞ VE ZARİF BİR ORTAMDAN BAKMAK İSTEYENLERE

 

Avant-garde şehrin tam kalbinde zarif ve çağdaş bir otel, Mandarin Oriental. Şehrin en popüler bulvarlarından Passeig de Gracia bulunan otel, 20. yüzyılın ortalarında kalmış bir binanın ödüllü tasarımcı Patricia Urquiola’nın yenileme projesiyle yeniden hayat bulmuş. hizmete girmiştir. Bu otelde, ödüllü bir spa, Blanc Brasserie & Gastrobar sayesinde yenilikçi yemek imkanı ve Carme Ruscalleda’nın  iki Michelin yıldızı ödüllü yemeği dahil olmak üzere olağanüstü hizmet ve olanaklar sunmaktadır.

Otelin tasarımını, daha önce de belirttiğimiz gibi New York Museum of Art koleksiyonlarının daimi parçası olan ödülü bulunan İspayol tasarımcı Patricia Urquiola yapmıştır. Yeni oda ve dekorları oluşturmak için yeniden görevlendirilen Urquiola, avant-garde ve kozmopolit tasarımlarını sürdürmüştür.

Bu yeni konspette Urquiola, avant-garde Avrupa tatları ve geleneksel oryantalist stiller arasındaki harmonik bağlantıyı, Cumhurbaşkanlığı ve Penthouse odaları içinde genişleterek, otel için özel olarak yaptırılan hidrolik mozaikler ve sanat eserlerine, Katalan modernizminin yeni yorumlarını kattı.

Yeni suitlerde, konukların kendilerini evlerinde hissetmesi için gerekli servis hizmeti için bütün detaylar düşünüldü. Bu detayların birkaçından bahsedecek olursak, Urquiola, odalarda tekstil ekranlar, Tai-Ping halı ve Urquiola Studio tarafından tasarlanmış benzersiz mobilya parçaları kullanarak, esnek boşluklar yarattı.

Geniş suit boyutlarıyla dikkat çeken otelde, Junior Suitler 55 m2’den başlıyarak Premier Suitler’de bu boyut 124 m2’lere çıkıyor, bu ölçülerde odalarda isteğe göre kolayca 2-3 yataklı konfigürasyonlar uygulanabiliyor. Tavanlara, aydınlatmaların ve gün ışığının her iki taraftan kusursuzca birleşmesi için ekstra yükseklik verilmiştir. Tavandan yere kadar yapılmış pencerelerde ferah ve modern bir görünüm oluşturmak için soluk ve karanlık duvarlarını tamamen zıt juxtapose renkler seçilmiştir. Ortamın sıcaklığını vurgulanmak için ise bronz detaylar kullanılmıştır. Zeminde meşe ahşap kullanılırken parlak renkli kilimler tercih edilmiş.

Otelin en önemli suiti olan Barcelona süitte açık jakuzi ve solaryum ile tam 123 m2’lik teras vardır. Diğer suitlerde Barcelona Suite nazaran daha küçük özel teras veya balkon, yanı sıra çalışma alanları, soyunma odaları ve özel akşam gelen iş toplantıları için modüler özellikli  yaşam alanları vardır. Renkli ve opak cam içinde kapalı, zarif bir spa atmosferini yaşayabileceğiniz geniş banyolar vardır.

Milano’da Urquiola Studio tarafından bir koleksiyon olarak oluşturulan özel parçaların yanısıra, lambalar Flos, sofalar ve masalar Moroso, Husk sandalyeler B&B, stool’lar EMU ve mozaikleri Mutina tarafından tasarlanmıştır.

 

dfot

dfoit_mayis
DUVARLARINIZI KİŞİSELLEŞTİRMENİN VAKTİ GELDİ…

Özel tasarım sanatsal duvar kağıtlarımız ile mekanlarınıza benzersiz bir atmosfer katabilir, aynı zamanda duvarlarınızı birbirinden değerli sanatçıların tablolarıyla süsleyebilirsiniz.
Zamanın en değerli kavram haline geldiği günümüzde, showroom, galeri, sergi gibi mekanları ziyaret ederek tüm sanatçıların ve tasarımcıların çalışmalarını görmek neredeyse imkansız hale gelmiş diyebiliriz. Nishdecor olarak, kendi markaları olan Nishart ile; yaptığı işlerle dünya çapında beğeni toplayan, ressam, illustratör, fotoğraf ve grafik sanatçılarının eserlerini ortak platformda bir araya getirerek, web sitesi üzerinden sanatseverlere ulaşmasını hedeflemişler. Çok da iyi yapmışlar.
‘Dünyadaki trendler değişiyor. Kurumlar ve kişiler artık kendini ifade etmeye ve bireyselciliğe yöneliyor. Dünyada çok az sayıda verilen böyle bir hizmet ile bireyler de mekanlarında kendi kişiliklerini tam anlamıyla yansıtma olanağına sahip oluyorlar.’ şeklinde özetliyor. Faaliyet alanlarını genel olarak sipariş üzerine üretilen özel sanat eserleri, portreler ve grafik enstalasyonları konusunda uzmanlaşan görsel ambians atölyeleri, zevk sahibi özel müşterilere, kurumlara ve mimarlara hizmet vermekte.
NishArt dev duvar resimleri, soyut portreler, aile freskleri, dekoratif uygulamalar, enstalasyonlar, Bizans ikonalarının reprodüksiyonları, antik freskler, büyük ölçekli projeler için fine-art baskı, yağlıboya/akrilik tablolar, fotoğraf çalışmaları ve serigrafi işleri gibi geniş bir stil ve teknik seçeneği sunuyor müşterilerine. Tek yapmanız gereken onlara ulaşmak ve ne istediğinizi tam olarak anlatmak. Hem ev hem de işyerlerimiz için farklı seçeneklerde sınırsız bir dünyanın kapılarını bize aralayan Nish Art sayesinde tek yapmamız gereken yaratıcılığımız ve hayal gümüzü kullanarak düşledğimiz mekanın ne olduğunu kurgulamak. Gerisini onlar hallediyorlar.
dfoit_mayis

dfoit_mayis

 

NİHAN SATIROĞLU

1987 yazında Adapazarı’nda doğmuş. Sokaklarda ve bahçelerde geçen eğlenceli bir çocukluğun ardından büyür ve Türk dili ve edebiyatı bölümünden mezun olur. Fakat edebiyatı hiçbir zaman meslek olarak düşünmemiş. “Ben, üretmeliydim ve ticaret yapmalıydım. Bu ikisini birleştiren şey “niarmena” oldu. Annem; tanıdığım en iyi tasarımcılardan biri bence. Annem, dostlarım ve tabi arkamda duran mavi bir adamla yola çıktım. Sonrasında ekibimize katılanlar oldu. Diken, işleyen kadınlar; çizimlerimizi yapan “su” gibi bir kız, epey tatlı bir ekip olduk anlayacağınız ve böyle devam ediyoruz.” şeklinde özetliyor tasarım serüvenini. Ürünlerinin en büyük özelliği el nakışı olmaları. Kumaşlara çizimleri geçiriyor ve bu çizimlere nakışla hayat veriyorlar ekip olarak. Tabi her şey el yapımı (handmade). Kol çantaları, cüzdanlar, makyaj çantaları, defterler, önlükler, yastıklar üretiyorlar. İstanbul’daki mağazalar, internet siteleri derken şimdi de yurtdışına ürünlerini göndermeye başlamış. “Mutlu bir iş bu, tek amacımız ise bu mutluluğu yayabilmek. Ürünlerimizle görenleri gülümsetebilmek” şeklinde özetliyor Niarmena’nın misyonunu.

 

Takip ettiğiniz siteler ?
Etsy.com, pinterest.com

Çalışırken olmazsa olmazınız ?
Hayallerim ve çayım

En sevdiğiniz dönem veya akım ?
1970 sonrası kavramsal sanat dönemi. Edebi akım ve dönem olaraksa kesinlikle garip akımı ve sonrasındaki dönem.

Favori mekanınız ?
Bahçem

Atölyenizde asla neye rastlamayız ?
Uzun süren sessizliğe, kötü kokulara, kesmeyen makaslara, kötü malzemelere, pisliğe, haddinden fazla dağınıklığa, çaysızlığa, ıslık sesine, yatağa, yorgana 😉

Nelerden ilham alırsınız ?
Şiirlerden, kahvaltı masalarından, arkadaş sohbetlerinden, gezdiğim yerlerden, kedilerden ve maviden..

Evde olmazsa olmazınız? (tasarım adına)
Kağıt, kalem, kitaplarım, kumaşlarım, iplerim

Kendinizi en çok benzettiğiniz şehir?
Ütopik

Tek bir cümle ile kendinizi anlatın desek…
Normal olmadığım kesin !

Motto’nuz…
Kumaşa fısıldıyorum hep : “Onları çok mutlu et…”
dfoit_mayis

dfoit_mayis

 

 

 

  • inovasyon
  • evrim
  • renk

2014 Salone del Mobile’de sunulan koleksiyonlarının üç temel çıkış noktası inovasyon, evrim ve renk. Uzun yıllara dayanan bir geleneğe ve de teknik bilgiye sahip köklü bir şirket Emu. Kaliteyi elegansla birleştiren ve her türlü yaşam tarzına uygun olabilmesi için farklı materyallerin birlikte kullanımıyla çözüm üreten, stil evrimini çoktan başlatmış ve geliştirmekte olan köklü bir marka.

Emu 1951’de İtalya’nın Umbria bölgesinde kurulmuş. Metal işçiliğinde çok fazla deneyim ve yeteneğin sonucunda geldikleri nokta tesadüf değil. Teknolojiye yaptıkları bilnçli yatırımlar sayesinde 80’ler ve 90’larda bahçe mobilyaları sektöründe pazar lideri olmuşlar. O günden bugüne outdoor mobilya konusunda dünyada hatırı sayılır bir yere sahipler.

2005’te Emu başkan ve kurucu ortağı Ricardo Biscarini, LVMH firması ile birlikte Emu’yu yeniden yapılanma sürecine sokmuş . Bu birleşmenin resmi olarak gerçekleşmesiyle, 2011’de markanın 60.yılıyla beraber yeni bir sürece girmişler.

70.000m2’lik alanda 150 çalışanla Marsciano’daki fabrikada üretiliyor tüm mobilyalar. Kalitesi “Made In Italy” olması ile teknolojik araştırma, farklı materyal ve prodüksiyon teknikleri üzerine yaptıkları çalışmalarıyla garantileniyor. Kendilerini metal işinde sürekli gelişmeye adamışlar. Bu sayede çok geniş bir pazarda kullanıcıya ulaşıyorlar.

Ürünleri arasında sandalye, masa, koltuk, dinlenme köşeleri, oturma odası ve aksesuarlar bulunuyor.

Alüminyum, metal, tik, hasır ve daha birçok malzeme kullanılıyorlar. Böylece her bütçeye ve zevke uygun zenginlikte ürün çeşitliliği ortaya çıkarıyorlar. İstanbul’daki Le Meridien dahil dünyadan sayısız otelde Emu koleksiyonları teras ve açık alanlarda kullanılmış. Avrupa’dan yaklaşık 1.000 nokta perakende satışını gerçekleştiriyor. Yeni koleksiyonlarda ünlü tasarımcılar, Carlo Colombo, Paolo Navone, Patricia Uquiola, Christophe Pillet, Jean Nouvel, Arik Levy gibi isimlerin katkısı olmuş.

 

dfoit_mayis

dfoit_mayis

 

Evimizin Duvarlarının Dışına Çıktık, Peki Ya Beynimizin Duvarları?

Bugün o gün olsa! Mayıs bir başlangıç olsa! Beynimize kalıplarla ördüğümüz duvarları da zorlasak. Herkesin birbirinin yaptığına burun kıvırdığı, özgün olmaktan çok uzak, kopya hayatlar sürüyoruz ne yazık ki (özellikle büyük kentlerde). Üstelik, işin gerçek ve trajik yanı bu olmasına rağmen “bizim yaptığımız en önemli olanı” diye kendimizi ve yakın çevremizi kandırıyoruz. Oysa, “sevmek” kavramının içini bu kadar boşaltmasak, “saygıyı” hep başkalarından bekleyen, “önemli” insanlar olarak hayatlarımızı sürerken, kendi kabalık ve duyarsızlıklarımızla biraz yüzleşsek her şey çok daha farklı olur muydu? Ne dersiniz? Keşke başkalarının inandıklarına ya da sahip çıktıklarına saldırmak yerine kendi inandığımız, doğru bildiğimiz konuda emek versek. Üretsek bol bol! Daha da önemlisi bir şeyler üretmeye çalışanlara destek olsak. Öyle parmağımızın ucuyla değil ama, sıkı sıkı tutarak ellerini!

Kısacası yanyana durabilsek gerçek anlamda; “vaktim yok“ demeden, “param yok” diye üzülmeden, “kim ki o ben ona cevap vereceğim bunca işimin arasında” diye kabalaşmadan, “kimse kimsenin kapısının önünü süpürmeye mecbur mu” diye düşünmeden, “hasta olan iyi ki benim çocuğum değil” diye şükretmeden nasıl yaşanır biliyor muyuz?, Ya da şöyle sorayım; “ben bu tabloyu alırsam galeri sahibi ne kar eder” diye hesap yapmadan, mahalledeki kedi seven yaşlı teyzeyi görünce yolu değiştirmeden ve statümüze de bu yaraşır diye, evleri, içinde yaşanılan mağaza vitrinlerine dönüştürmeden de yaşamak mümkün mü? Neden olmasın?

Biz slogan atalım ülkeyi başkası kurtarsın; biz çok sevelim herkesi ama yakın çevremize bile faydamız olmasın; saygıyı, hoşgörüyü maddi manevi tüm güzellikleri biz hak edelim aman sakın ha paylaşmayalım. Böylesi daha mı kolay?

Bilemedim, siz karar verin en iyisi duvarlarınızın ne kadar sağlam olduğuna. Ben o duvarlara çarpa çarpa yoruldum evet, ama duruldum da sanmayın. Birlikte kucaklanacak güzel günlere olan inancımı ve ısrarımı hala koruyorum.

SEVGİLERİMLE

 

dfoit_mayis

dfoit_mayis

 

MOZAİK DESİGN

1992 yılında kurulduğundan beri tasarımın dünya çapındaki liderlerini Türkiye’de temsil eden Mozaik, sadece bir tasarım ürünleri mağazası olmanın çok ötesinde, bir yaşam tarzı merkezidir.

Ev mobilyasından ofis mobilyasına; banyo ve mutfaktan aydınlatmaya; perdelik ve döşemelik kumaştan aksesuar ve çocuklara yönelik tasarımlara kadar modern hayatın her türlü gereksinimini tek bir çatı altında bulundurarak Türkiye’de alışılmadık bir referans noktası oluşturmaktadır.B&B Italia, Maxalto, Cassina, Cappellini, Casamilano, Classicon, Knoll, Vitra, Paolo Lenti, Tom Dixon, Flos, Ingo Maurer gibi güncel markaların tasarımlarıyla birlikte Mozaik MoMA’nın kalıcı koleksiyonunda sergilenen birçok tasarım ikonu ve çok daha fazlasının bir arada bulunduğu bir müze gibidir adeta.

Bunun yanı sıra, modern tasarımın Türkiye’de tanınması için çok çalışan, seminerler ve sergiler düzenleyen Mozaik, kurulduğu zamandan bu yana Türkiye’de modern tasarıma ilginin artmasına vesile olmuş ve böylelikle Mozaik önderliğinde insanların modern tasarıma karşı algısı değişmiştir.

 

dfoit_mayis