vintage

Bast Home’a Takılanlar / Sivuple

Eski bir motosiklet tamircisinden bozma restoranda konumlanmış olan Sivuple, kendine has dekoru ile özel bir mekan olmayı başarmış. Eğlenceli bir tarza sahip olsa da vintage detaylardan vazgeçilmemiş özgün ve farklı bir mekan yaratılmış. SİVUPLE, çevresinden hem ismi hem de görüntüsüyle hemen sıyrılmayı başarıyor. Dev bir yemek odasını andıran yekpare mekânda masa ve sandalyeler bir örnek değil çünkü hepsi özenle tek tek bulunmuş, toplanmış ve bir araya getirilmiş. Mekânın torna atölyesinden miras kalan ve duvarlardan birini kaplayan raf muhafaza edilmiş.

Dolapdere’nin bu nostaljik atmosferinde; şehrin en güzel kiliselerin ve tarihi apartmanların tam ortasında yer alan Sivuple, sizde gizli saklı kalmasını isteyeceğiniz bir mekan. Bu eski motorsiklet tamircisinden bozma restoranda kristal şamdanların eşlik ettiği tamamı vintage eşyaların arasında artisan pizzaları ve salataları tatmaya değer. Dolapdere’nin dokusuna uygun bir mekan olarak tasarlanan Sivuple’de her haftasonu menü de değişiyor. Ev ortamında hissettiren dekorasyonu ve özel sunumları ile Aralık ayında mutlaka ziyaret edilmeye değer farklı bir mekan…

 

Meral Uyanık Koca

dfot

MISIR KONSOLOSLUĞU

Arnavutköy’den yola çıkıp sahilden Bebek Semtine ulaştığınızda, muhteşem beyaz bir yalı karşılar sizi. Bebek’te olduğunuzu anlarsınız hemen. Şehrin yabancısı iseniz buranın bir müze veya otel olduğunu düşünmeniz çok mümkün. Oysa İstanbul’lular çok iyi bilir, burası İstanbul Mısır Konsolosluğu’nun binasıdır.Peki ne bu muhteşem yalının hikayesi gelin birlikte göz atalım. Tarihçilere göre, bizim şu an önünden hayranlıkla geçtiğimiz yalı aynı yerde zaman içinde inşa edilmiş üçüncü bina. Kayıtlara göre ilk yapı, Sultan III. Ahmed’in Kadı askerlerinden Dürrizade Arif Efendi’nin yaşadığı binaymış. Yalı, döneminin yani Lale Devri’nin ünlü yapılarındandı. İkinci yapı, ahşap bir bina olan Halil paşazade Arif Efendi Yalısı diye biliniyor. Yalı, önceleri Rauf Paşa’ya aitmiş, sonrasında da Sadrazam Ali Paşa’ya (1815-1871) geçmiş. Paşanın ölümünün ardından, II.Abdülhamid (1876-1909) tarafından satın alınarak, Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın annesi ve eski hıdiv Tevfik Paşa’nın eşi Hıdiva Emine’ye 1896’da hediye edilmiş. Şu an gördüğümüz yapı, Hıdiva Emine tarafından 20. yüzyılın başlarında inşa ettirilmiş ve Hıdiva Sarayı ve Valide Paşa Yalısı olarak adlandırılmış. Bu son yapılışında bina, İtalyan asıllı Fransız mimar Antonio Lasciac tarafından dönemin modası art nouveau tarzına uygun olarak tasarlanmış. Cumhuriyetin ilanından sonra ise Emine Valide Paşa tarafından Mısır Hükümeti’ne bağışlanmış ve böylece bugünkü halini almış. 2002 yılında boşaltılan yalı, 2008-2011 arasında geniş çaplı bir restorasyondan geçmiş. Halen Mısır Arap Cumhuriyeti İstanbul başkonsolosluk binası ve başkonsolos rezidansı olarak kullanılmakta.   LUCCA Bebek deyince akla ilk gelenler arasında bir kafe-restoran-bar; Lucca  Geniş koltukları, uzun ahşap masaları ve yüksek tavanıyla ferah bir ortamı var. Etrafındaki çiçeklerle yoldan ayrılan dışarıdaki masalarda hem hava alıyorsunuz, hem de Bebek piyasasını kaçırmamış oluyorsunuz. Lucca’nın barındaki Cevat Yıldırım Time Out İstanbul/Miller Yeme-İçme Ödülleri’nde En İyi Barmen Ödülü’nün de sahibi. En çok tercih edilen mojito’dan satsuma’ya en nefis kokteylleri burada içeceğiniz kesin.   KORU KAHVESİ Zevkli ve kendinizi evinizde hissedebileceğiniz dekorasyonuyla ilgi toplayan, muhteşem manzarası eşliğinde Boğaz’ın keyfini çıkarabileceğiniz bir yer: Bebek Koru Kahvesi 1997 yılından beri Bebek’in orta noktasında konumlanmış olan Bebek Koru Kahvesi, müşterilerine alışkanlık yaratmış durumda. Güler yüzle sunulan birbirinden lezzetli yemekler ve keyifli ortam, mekânın her yerinde hissedilen titizlik, güzel servis ve muhteşem sunum ile sıcak karşılanma mekânın bir ‘klasik’ olmasındaki en büyük etkenlerden.   HAPPILY EVER AFTER Ayşe Kucuroğlu’nun sahibi olduğu Happily Ever After, Bebek’in en güzel noktalarından birinde yerini almış. Açıldığı ilk senelerde müşterilerine sadece renkli cupcake’ler ve lezzetli kahvaltılar sunarken, şimdilerde ise günün her saati kahvaltı, yemek ve geniş içecek menüsü ile restoran olarak da hizmet veriyor. Sade ama bir o kadar şık dekore edilmiş bu restorana muazzam boğaz manzarası da eklenince kendinizi buradan alıkoymak pek zorlaşıyor. Öğreniyoruz ki, buranın asıl özelliği bütün gün kahvaltı yapabileceğiniz bir yer olması. Kahvaltı da birkaç seçenekten ibaret değil elbet. Türk usulü pastırmalı, ballı kaymaklı kahvaltı tabağı ‘Paşa Kahvaltı’ tabağı da var, özellikle Amerikan pancake’lerine alışmışların hasret gidereceği pancake’ler de; ya da ‘şişi’yseniz kuşkonmazlı, parmesanlı, proschiutto’lu, English muffin’li ‘Coronado Island’ tabağı da. Meksika kahvaltısı ‘Huevos Ranches’in şehirde eşi yok; mısır tortillası üzerinde domates salsa, iki göz yumurta, beyaz peynir ve avokadodan yapılıyor. Uzun uzadıya keyif sürecek vaktiniz yoksa açma-simitten ya da binbir türlü ekmek modeli ve malzemeyle yapılan sandviç seçeneklerinden alabilirirsiniz. Tuna Melt Sandwich favorilerden; ton balığı, domates ve eritilmiş cheddar’lı dev bir sandviç. Bu arada müslileri ve zencefilli ayva reçelleri ev yapımı. Burası aynı zamanda akşam yemeği ve şarap ağırlıklı bir restoran. Levrekten şemignon’a, tuna tartardan kaserolden ağır ateşte pişmiş kuzu pirzolaya kadar pek çok lezzetli seçenek var. Şarap menüleri de oldukça zengin. Özellikle akşamları yoğunluk arttığından rezervasyon yaptırmak şart.   EVİN SANAT 1996 yılından bu yana sanata ve sanatçıya desteği ilke edinen Evin Sanat Galerisi, Türkiye`de ilk kez sadece “sanat galerisi” olmak üzere bir mekana temel attı. Sanatçı–sanatsever ve galericiden oluşan üçlü sacayağında güvenin en önemli unsur olduğunun bilinciyle, Türk resim sanatında kurumsal bir kimlik oluşturmayı amaçlayan Evin Sanat Galerisi, anlaşmalı olduğu sanatçıların yurtiçi-yurtdışı fuar organizasyonlarında tüm tanıtımlarını üstlendiği gibi sertifika sistemiyle hem sanatçının, hem de resim sahiplerinin sanat eseri üzerindeki haklarını gözetiyor. Mekan bütünlüğünün sağlandığı bu binada resim severler hem kişisel sergiyi, hem de koleksiyon eserlerini aynı anda izleyebiliyor.   Galeri, ustalarımızdan, figür resmine gönül vermiş genç kuşak ressamlara kadar uzanan sanatçıların eserlerini sergiliyor.   PASTEL Şef Yasemin Aral, New York French Culinary Üniversitesi’nde eğitimini tamamlamasının ardından Londra’da Claridge’s ve Harrod’sda, İstanbul’da da Four Seasons Otel’de çalıştıktan sonra 2012 yılında ‘Kişiye Özel Tatlı’ sloganı ile PASTEL İSTANBUL’u hayata geçirmiş. Pastel İstanbul, müşterilerine geniş masaları, şık bardakları ve kumaş peçeteleri ile kendilerini şımartma imkanı sunuyor. Günlük hazırlanan ve hiçbir katkı maddesi kullanmadan yapılan tatlıları, özel hazırlanan kahveleriyle Pastel İstanbul, tatlı yemeyi eşsiz bir deneyim haline getiriyor. Pastel İstanbul’un her gün taze hazırlanan zencefilli pannacotta, limonlu cheesecake, çilekli dacquoise, çikolatalı mousse, karamelli profiterol ve passionfruit tart gibi geniş tatlı menüsünde ayrıca özel siparişle hazırlanan Mont Blanc, kahveli veya fıstıklı opera, concorde, beyaz çikolatalı pannacotta, milföy, tiramisu gibi birçok çeşit bulunuyor.   BEBEK KAHVE Dile kolay tam 69 sene önce başlamış Bebek Kahve’nin hikayesi. Başlı başına ders çıkarılması gereken bir mekan serüveni. Şu anda üçüncü kuşağın idaresinde. O zamanlar Bebek, balıkçılık ve hayvancılık yapılan küçük bir köymüş. Bebek halkı, sebzesini, kömürünü ve hatta içme suyunu bile mavra denilen büyük kayıklarla karşı kıyıdan getirirmiş. Dede Ali Osman Bebek’te dürüstlüğü ile bilinen ve çok sevilen bir lokantacıymış. Bebek Kahve, ilk yıllar bir balıkçı kahvesi olarak şekillenmiş. Pazar yeri gibiymiş kahvenin önü. Kömüründen sebzesine herşey buradan dağıtılırmış. Hal böyle olunca, o zamanın tüccarı da, kayıkçısı da, balıkçısı da kahvenin müşterisi olmuş. Balıkçıların ağlarını tamir ettiği, lambalı radyo ile ajans haberlerinin dinlendiği, çayıyla, kahvesiyle, sohbetiyle sıcak ve dolu dolu bir mekan ortaya çıkmış. Aynı samimiyet, mekan oğlu Abdullah Atakana’a kalınca işletme hiç kan kaybetmeden devam etmiş. 50 yıl boyunca kahveye gelen bütün öğrencilerin “Apo babası” olmuş Abdullah bey. Yıllar içinde, zamanın Robert Koleji yerini Boğaziçi Üniversitesi’ne bırakınca Bebek kahve için de bir değişim süreci başlamış. Nasıl mı? Soğuk bir kış günü dışarıda üşüyen kızlı erkekli üç beş üniversite öğrencisi içeri girerler ve sobanın yanına otururlar. Bu bir tarihin başlangıcı olur çünkü ilk defa bir kahvehaneye kadınlar girmiş olur. Zamanla “Kızlar Kahvesi”ne çıkar adları.   Şimdilerde kitabını, gazetesini, bilgisayarını alan herkes Bebek kahvede. Üçüncü kuşak kahve yönetimi de bu durumdan memnun. “Bir defa gelen de kolay kolay vazgeçemez bizden. İster sabah kahvaltısı, ister öğlen yemeği, isterse akşamüzeri olsun, çayımız hep taze, yemeğimiz hep leziz, sohbetimiz hep sıcaktır.” şeklinde ifade ediyorlar Özcan ve Selahattin Atakan kardeşler duygularını. Semtin en önemli simgelerinden birine dönüşen Bebek Kahve’ye, samimiyetle ve keyifle geçen nice 70 yaşlar dileriz.   BEBEK HOTEL Bebek Otel, Asya ve Avrupa kıtalarını birbirinden ayıran İstanbul Boğazı’nın en güzel manzarasına sahip Bebek’in kalbinde yer alır. 1955 yılından beri hizmet vermeye devam eden Bebek Otel, geçirdiği renovasyon sayesinde modern çağın iletişim, teknoloji ve güvenlik olanaklarından faydalanarak kaliteyi, rahatlığı ve ev ortamını önde tutan mimari anlayışla yenilendi. 21 butik odası ile adeta Boğaz’ın içindeymiş hissi veren Bebek Hotel, misafirlerini keyifle ağırlamaya devam ediyor.    CHILAI BEBEK Boğaz’ın hemen kıyısında, modern ve sıradışı dekorasyonu, ünlü şeflerin iddialı ve benzersiz menüleriyle İstanbul gece hayatının kalbi artık CHILAI BEBEK’te atıyor. Chilai, dünya mutfağının yanı sıra Culinary camiası tarafından kabul görmüş ve benimsenmiş yemekleri günümüz teknikleri ve Asya mutfağının dinamizmi ile harmanlayarak konuklarına sunuyor. Chilai; Hristiyanlık döneminden önce, bilinmeyen bir tarihte Bebek semtinin eski adıymış ve yan yana dizili iskeleler anlamına geliyormuş. Chilai dört kattan oluşuyor; Girişte; bistro-bar lounge, Godiva çikolata köşesi ve denize sıfır bahçe, Birinci katta; sanat galerisi, sushi bar, day-light özellikli projeksiyon ile maç yayını alanı, İkinci katta; fine dining, teras ise fine dining’in yazlık bölümünden oluşuyor. Mekanda çalan müzik türü saatlere ve katlara göre değişiklik gösteriyor. Bahçe, giriş kat ve sushi katında gündüz açılış saatinden akşam 02.00’a kadar Lounge ve Chill-out müziğin en güncel örnekleri sunulmakta, akşam 21.00’dan sonra ise mekanın durumuna göre Deep ve Funky House çalıyor.   BEBEK CHIC TOWN Bebek semtinin ilk tasarım ve dekorasyon dükkanı Chic Town Bebek yeni açılmış ve sizleri bekliyor. Mimar Tülay Beşir tarafından yaratılan konsept ve marka ile  günümüz dünyasının hızlı koşuşturmasında, kişileri evlerinde iyi, farklı, enerjik ve neşeli hissettirecek, hayallerindeki yaşam ortamını gerçekleştirmelerini hedefliyor. Chic Town Bebek’te, dünyaca ünlü Tom’s Company ürünlerinden Thomas Hoffman’ın enerjik,  renkli, eğlenceli el yapımı ve el boyama özel tasarım mobilyaları ve objelerini bulabilirsiniz. İtalya’nın en önemli 100 yıllık seramik firmalarından Rometti firmasının geleneksel el yapımı, farklı temalardaki neşeli, çağdaş vazo, kase ve dekoratif objeleri, yine ünlü İtalyan Firması Adriani Rossi’nin, üfleme tekniği ile yapılmış uçuşan balon lambalarını, seramik beyaz melek lambalarını, büyük kiraz formunda lamba, dekoratif vazo ve mumlukları, Lübnan Firması Bokja’nın geleneksel teknikle üretilmiş el yapımı tasarım koltuk ve kanepeleri, İtalyan Firması Diamla Brown‘nun vintage, loft, endüstriyel, country mobilya, lamba, ayna ve objelerini, Philipphe Starck‘ın Dolce&Gabbana, Missoni, Moschino desenli matmazel ve masters sandalyelerden,  labhome taburelere Patricia Urquiola’nin comback, foliage gibi önemli koltuk tasarımlarına, Ferruccio Laviani’nin ünlü barok aydınlatma  Bourgiye’den Marcel Wander’sin tasarım ürünlerine kadar dünyaca ünlü birçok tasarımcının birbirinden farklı ürününü bulmak mümkün. Dünyaca ünlü tasarımcı ve mimarların eğitim gördüğü Londra’daki St.Martins Sanat ve Tasarım Akademisi’nde eğitimini tamamlayan mimar Tülay Beşir bugüne kadar konut, villa, recidence, otel, ofis, mağaza, restoran, cafe-bar gibi birçok iç mimari proje ve uygulamaya imza atmış.   CEREMONY Bebek’in tam ortasında birbirinden güzel çiçeklerle ve süslemelerle bezenmiş rüya gibi bir vitrin dikkatiniz çekiyordur mutlaka. Ceremony Çiçekçilik işte bu dükkanda faaliyet gösteriyor. 1995 yılında, İrem Yargıcı tarafından kurulan Ceremony, sahibinin moda ve tekstil alanındaki birikiminin, yaratıcılıkta estetik ve yenilik arayışının bir sonucu olarak ortaya çıkmış. Adını hayatın bir “kutlama” olduğu düşüncesinden alan Ceremony; düğün, davet organizasyonu hizmeti veriyor ve çiçek düzenlemeleri yapıyor. Ceremony’yi sektöründe öne çıkaran özellik, sunumda yaratıcılık, şıklık ve davetin konseptini doğru vurgulamakta gösterdiği özen olmuş. Daveti özel kılanın ve törendeki konseptin, ev sahiplerinin özelliklerinin ve mekanın güçlü yanlarının doğru vurgulanması olduğuna inanan Yargıcı, bugüne kadarki çalışmalarında hep bu kavramları ön planda tutarak alanında önemli bir isim olmuş.   BEBEK CAMİİ Bebek’in tam merkezinde, parkın yanıbaşında yer alan camii, Sultan III. Ahmet adına Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış bir eserdir.  Padişahın Hümayün-u Abad Kasrı’nın (diğer adıyla Bebek Köşkü) hemen yanına konumlandırılmıştır. Bu düzenlemeler tarihçiler tarafından Bebek köyünün yazlık bir yerleşim olarak benimsenmesinin ilk sinyalleri olarak yorumlanmaktadır. O yıllarda mektep olarak kullanılan özel bölümü, hünkar mahfili ve minarenin altına konumlanmış çeşmesi, karşısında bulunan hamamı ile kendi içinde bütün bir mimari anlayışa sahiptir. İlk yapıldığı yıllarda kagir mi ahşap mı olduğuna dair elimizde kesin bir bilgi yoktur. Çünkü camii 1913 yılında dönemin Evkaf Nazırı Mustafa Hayri efendi tarafından yıktırılmış ve dönemin vakıflar baş mimarı Kemalettin Bey tarafından yeniden inşa edilmiştir. Kitabesi son cemaat yerinin orta kemeri üzerindedir. Cami, alçak beton duvarlarla çevrili bir avlu içinde yer alır. Avlu kapısından girince karşımıza çıkan çeşme üzerindeki küçük kitabede yazılı olan “Ve minelma-i külli şey’in hay, sene 1138” sözü bizi adeta manevi hayat sunan camiye davet eder. Tarihi kayıtlara göre minare altında olduğu söylenen çeşme bu ise ve eğer yeni cami yapılırken yerinden kaldırılmamış ise eski Bebek Camii’nin minaresinin yeri bu çeşmenin bulunduğu noktadır. Bu takdirde eski caminin denize daha yakın hatta deniz üzerinde olduğu anlaşılır. Bebek Camii, kare planlı kesme kufeki taşından inşa edilen, dört duvar üzerine oturtulmuş yüksek bir kasnak üstünde bir kubbe ile örtülü harim ile üç bölümlü son cemaat yeri revakından oluşan bir yapıdır. Bebek Camii, Mimar Kemalettin ile Vedat Tek Beyin öncülüğünde o dönem yapılarına egemen olan I. Ulusal Mimari Üslubunun önemli bir örneğidir. Üç tanesi ön cepheye, ikisi yan cephelere bakan beş sivri kemere destek teşkil eden payelerle teşkilatlandırılmış olan son cemaat yeri revakının üzerini üç kubbe örtmektedir. Cami aynı zamanda altısı büyük, yirmi sekizi küçük olmak üzere toplam 34 pencere ile aydınlatılmıştır. Mermer işlemelerinde , bitkisel motifli kalem işleri ile bezenmiş temiz bir taşçılık göze çarpar. Minberi ile vaaz kürsüsü ahşaptır. Ahşap olan kadınlar bölümüne, ahşap parmaklıklarla sınırlanmış olan müezzin mahfilinin doğu tarafından, yine ahşap bir merdivenle çıkılır. Minarenin girişi ise dışarıda, son cemaat yerinin sağ tarafındadır.   BEBEK BRASSERIE Bebek Divan’ın Denizin Hemen Üzerinde Yer Alan Brasserie’si günün her saatinde hareketli. Özellikle güzel havalarda yer bulmak kolay değil. Bir süre renovasyonda olan mekân, sonrasında yeni yüzüyle faaliyete geçmiş. Özellikle Bebek’in kalabalığından uzak kalmak isteyenlerin aklına gelmesi gereken en huzurlu bölgelerden…Divan Brasserie Bebek, özgün çeşitlerden oluşan menüsü, eşsiz boğaz manzarası ve büyülü atmosferi ile sizleri her mevsim karşılamaya davet ediyor.

dfot

 

Burgazada

İstanbul adalarının en mütevazısı Burgazada, martı seslerinin yankılandığı sokakları, yazarlara ilham veren kırları ve zarif köşkleriyle huzurlu bir liman arayanları bekliyor…

Burgazada’da

Huzur ve renk

Diğer adalara nazaran daha az bilinen ve tercih edilen Burgaz’ın sakinliği, doğallığı ve eşsiz manzarası bir başkadır. Adaya ayak bastığınızda size en sıcak karşılamayı önce martılar ve kediler yapar. Sonrasında ise iskele meydanında mezeleri ile meşhur restoranlar muazzam kokularıyla aklınızı başınızdan alır.

 

Adayı gezdikten ve yorgunluk sarhoşu olduktan sonra da Ada’nın en meşhur dondurmacısı ile günü büyük bir keyifle noktalayabilirsiniz. Geri dönmek için hazırlanmaya başladığınızda ise içiniz burkulur ve bu huzuru hiç terk etmek istemezsiniz. Bahar Mahmure Derviş ise bu terk etme duygusunu bir daha yaşamamak üzere yıllar önce buraya yerleşip, adayı sindire sindire yaşamaya karar verenler arasında.

Hayatını dolu dolu yaşayan, her dakikasının kıymetini bilen huzur dolu ve inanılmaz hikayeler biriktiren Bahar Derviş Hanım evinin kapılarını Bast Home için açtı. Evin yolunu tutuyoruz ve bir kez daha Burgazada’ya aşık oluyoruz. İnanılmaz bir huzur eşlik ediyor bize. Sessizliği ne kadar özlediğimizi fark ediyoruz o an. Ve öğreniyoruz ki bu adada fayton atları genelde serbest dolaşırmış, eğer evlerin kapısı açık unutulursa bahçede  bir atla karşılaşma olasılığı çok yüksekmiş meğer. Bunu duyunca özellikle Büyükada için temennide bulunduk; en kısa zamanda şartlar değişip de buradaki atlar kadar özgür olabilsinler diye. Ve biraz yokuş çıktıktan sonra bizi bahçesinde çiçekler içinde karşılayan Bahar Hanım ile merhabalaştık ve bize ‘’Adalı” olmanın ne demek olduğunu anlattı.

‘Çocukken aile ile beraber adalarda büyümek ayrı, bir de seneler sonra ada hayatını tercih edip bunu yaşam biçimi haline getirmek ayrı. Ada hayatını tercih ettiyseniz bir kere kendinizi disipline etmeniz şart! Planlı ve programlı olmalısınız ki vapur saatleri programınızı alt üst etmesin.Onun dışında adada iseniz zaten tek yapmanız gereken bu hayata ayak uydurmanız. Unutmayın şehirdeki yaşantınızı buraya adapte etmek değil amaç aksine teslim olmak ve bir bütün halinde yaşamak’ diyor Bahar Hanım. Son 15 yılını Burgazada’da yaşadığını ve artık İstanbul’a yalnızca öğrencileri için gittiğinin altını çiziyor. Tam anlamıyla bir adalı Bahar hanım. Hatta öyle ki tatil tercihini de başka ülkelerin adalarına kaçmaktan yana kullanıyor. Kendi yaşadığı evin bahçesi görülmeye aslında yaşamaya değer diyebiliriz. 20 çeşitten fazla çiçek var bu bahçede.Ve her birine öğle bağlı ki kimseye teslim edemiyormuş.Gittiği yerlerden en nadide çiçekleri bile bu bahçeye taşıyormuş.Tüm bahçe bakımını bizzat kendi yaptığının altını çiziyor ve ekliyor, ‘Her bitkinin bakımı ve ihtiyacı apayrıdır. İşin en keyifli tarafı ise bunca çeşidin içinde her mevsimi bir başka yaşıyor olmanız. Bu bahçede her mevsimde farklı bir çiçek açar ve bahçe kendini yeniler. Öyle muazzam bir oluşuma şahit olursunuz ki bahçeniz adeta masalsı bir görünüme bürünür.’

Sohbet sırasında bir diğer öğrendiğimiz şey ise bu evin bulunduğu yerin Reşat Paşa Köşkü’ne ait olduğu. Sonrasında ise bu köşk kızları arasında bölüştürülmüş meğer.

Bahar hanım’ın bu evi nasıl seçtiği ise onun seneler evvel yaşadığı bir anıda gizli. Bu hikaye şimdilik bizde saklı kalsa da bir kelebeğin insanın hayatını değiştirebildiğini söyleyebiliriz. Evin her köşesi başka hikayelerle, başka anılarla dolu. Her objenin kendine ait bir hikayesi var. Evin içi o kadar sıcak detaylarla tamamlanmış ki kendinizi hiç de misafir gibi hissetmiyorsunuz.Evin başrolü ise şüphesiz kelebekler.Ancak mavi renk, melek figürlü detaylar ve antika objeler de arka planda kalmıyor. Bir oda bir salon olan bu ev son derece kullanışlı dekore edilmiş. Yazlık kışlık olarak kullanılan bu ada evinin her köşesi rahatlığa ve huzura işaret ediyor. Salondan bağımsız, kitabınızı alıp okuyacağınız bir alan dahi oluşturulmuş. Pencerelerden baktığınız bahçe manzarası ise görülmeğe değer. Kendinizi hem dağ evinde, hem de bir ada evinde hissedebileceğiniz nadir yerlerden anlayacağınız. Salondan verandaya açılan bir çıkış var ve Bahar Hanım’ın yine kendi yarattığı; Burgazada hatırası köşesi bulunuyor. Bu eve her gelenin mutlaka bu bölümde bir fotoğrafı ve hatırası olurmuş. Biz de es geçmiyor ve hemen bir hatıra fotoğrafı çekiyoruz elbette. Bahar hanımın hoş sohbeti ve samimiyeti  ile harika geçen bir günün ardından vapura biniyoruz ancak herkes gibi içimiz buruk bir şekilde terk ediyoruz adayı.Tez zamanda yeniden ziyaret etmek üzere…

SAİT FAİK

ABASIYANIK

MÜZESİ

Türk edebiyatının usta isimlerinden Sait Faik’in uzun yıllar yaşadığı tarihi köşke uğramadan yapılan bir Burgazada gezisi eksik kalır. Ada günlerinden geriye ölümsüz eserlerden oluşan paha biçilmez bir miras bırakan yazarın hayatının son yıllarını geçirdiği ev günümüzde bir müze. Güzel bir bahçe içerisinde yer alan köşkte yazarın el yazmaları, fotoğrafları, mektupları, kitapları ve kişisel eşyaları sergileniyor.

AYA YORGİ

KLİSESİ

17. yüzyılda yapıldığı sanılan manastır, Cennet Yolu’nun altındaki yamaçta inşa edilmiş. Üç katlı ve dikdörtgen planlı taş bina, 1920’li yıllarda Beyaz Ruslar tarafından da kullanılmış. Manastırın yukarısındaki çam ağaçlarıyla kaplı düzlükteki kilise ise 19. yüzyıl tarihli. Kilisenin içi ise resimler ve ikonalarla dolu bir müze gibi. Dekorasyonda kullanılan gümüşler ve ahşap oymalar ilginç.

KALPAZANKAYA

İskeleden yarım saatlik bir yürüyüşle, faytonla ya da gezi tekneleriyle ulaşabileceğiniz Kalpazankaya, adanın görülmeden geçilemeyecek yerlerinden biri. Püfür püfür rüzgârlarıyla yazın sıcağını hiç hissettirmeyen bu güzel doğa parçasının bir tarafı ormanla, diğer tarafı denizle çevrili. Hemen aşağısındaki küçük koy, güneşlenmek ve denize girmek için ideal. Civardaki kır gazinolarında ise balık ve kuyu kebabı çok lezzetli.

 

HRİİıSTOS TEPESıİ VE MANASTIRI

Bizans manastırı olan Theokoryphotos (Hz. İsa’nın Başkalaşımı), adının da söylediği gibi, Hristos (İsa) Tepesi’nin zirvesinde yer alır. Bizans kaynaklarınca doğrulanmamış olmamakla beraber, söylenceye göre, manastır Makedonyalı İmparator I. Basil tarafından (tks 867-86) bir antik Yunan tapınağının kalıntıları üzerine kurulmuştur.

18. yy.ın sonunda ise manastır terk edilmiş, bir harabe haline gelmiştir. Manastırdan günümüze, eski manastır bölgesinin çeşitli yerlerine dağılmış, önceki yapılara ait harabeler ve mimari kalıntıların yanı sıra, 19. yy.da yapılmış bir kiliseyle 18. yy.da inşa edilmiş iki katlı bir yapı kalmıştır. Manastır bölgesi girişinin içinde, çok güzel oyulmuş dört Bizans sütun başını da içeren bir dizi antik mimari kalıntısı bulunur.

Manastır yöresinin sınırları içinde bugün bile hâlâ yağmur sularını toplayan dört adet kocaman, kemerli yer altı sarnıcı bulunuyor.

Tepeden seyredilen manzara harikadır: Bütün Adalar ve Asya sahilleri görülebilir. Rumlar ve diğerleri hâlâ, Hz. İsa’nın Başkalaşımı’nın panigirisini (o yerdeki kiliseye adını veren azizin anısına yapılan şenlik) hatırda tutmak üzere 6 Ağustos’ta kiliseye geliyorlar; bu olay eskiden, tepenin zirvesinde müzik ve danslarla kutlanırdı.

Rum mezarlığı, manastır bölgesinin hemen yukarısında. Mezarlıktaki minik kilise, tapınakları hep tepelerin zirvesinde kurulmuş olan Hagios Profitis İllias’a adanmıştır.

KINALIADA

Krikor Lusavoriç Kilisesi

Ada nüfusunda önemli bir payı Ermeniler oluşturmaktadır. Gregoryen kilisesi sahil yolunda yer almaktadır. Prens adaları içerisindeki tek Ermeni kilisesi olma özelliğine sahiptir. 1857’de kurulmuştur ve 1988’de yeniden inşa edilerek bugünkü halini almıştır. İçerisinde ortaçağ taş oymacılığının güzel örneklerini içeren panolar bulunmaktadır.

KINALIADA CAMİİ

Kınalıada’da yaşayan müslümanların isteği ile modern bir  camii yapılmıştır.Üçgen çatısı, kesik yivli minaresi ve zikzaklı yedigen bir poligon oluşturan ana binasıyla Kınalıada Camii, İstanbul’da örneği bulunmayan modern bir mimari üslup taşıyor. Deniz kenarındaki 450 metrekarelik bir alan üzerine kurulu ibadethanenin avlusunda, şadırvan, cemaat odası, sağlık merkezi, gasilhane ve su sarnıcı bulunuyor.

DÖNÜŞÜM MANASTIRI

Dönüşüm Manastırı, Manastır Tepesi’nin üstündedir. Bu manastır aynı isimdeki Bizans manastırının yerine kurulmuştur. Bu manastırın bazı mimari kısımları katholikon yani keşiş manastırının içine yerleştirilmiştir, diğerleri ise araziye yayılmış durumdadır. Türklerin fethinden sonra manastır yıkılmaya başlamış ama sonra 1722’de İstanbul’da iş yapan Sakızadalı bir grup zengin Yunanlı tüccar tamamen onarımını üstlenmiştir. Bu tüccarlar Bizans katholikonunun yerine yeni bir kilise inşa ettirmiş ve yanına Aziz Paraskevi’ye adanmış bir şapel eklemişlerdir. İconostasis ve piskoposluk tahtı ağaç oymacılığının güzel eserlerindendir. Özgün katholikondaki Bizans ikonları İstanbul’da Rum Ortodoks Patrikhanesi’nde korunmaktadır. Şimdiki kilisenin ikonları Rus yapımıdır ve 1723’te Patrik III. Jeremias’a Çar Büyük Petro tarafından yollanmıştır.

RUM ORTODOKS PANAYİA KİLİSESİ

Adanın doğusunda yer alır ve Bizanslı tarihçiler tarafından bu manastırın İmparator V.Leon’a (813-820) kadar yaşadığı kabul edilir. Temel kazımı sırasında şamdanlar, zeytinyağı elde etmeye yarayan aletler, büyük mermer parçaları ve yazılı sütunlar ortaya çıkmıştır.

SİRAKYAN İKİZ EVLERİ

Ali Baran Meydanında bulunan Sirakyan İkiz Evleri Osmanlı döneminde mesken olarak kullanılmak için inşa edilmiştir. Üç katlı ahşap yapılardır ve Kınalıada’nın simgelerindendir.

 

dfoit_mayis
Dekorasyonun Son Aşaması: Aksesuarlar

Aksesuar deyince hepimizin aklına farklı bir şeyler geliyor aslında öyle değil mi? Sınırsız seçenek ve kombinasyonda alternatifleri sonsuza kadar sıralamak da mümkün. Peki dekorasyonda doğru aksesuar kullanımı nasıl olmalı? O da ayrı bir çok bilinmeyeli denklem tabii bu durumda. Gelin problemi tam olarak çözemesek de bu denklemi doğru kurmanız için birkaç önemli ipucu verelim size ne dersiniz? İç mekan dekorasyonunun vazgeçilmez tamamlayıcı unsurları olan aksesuarları, çoğunlukla yaşadığımız mekanlarda; çekicilik, sıcaklık, samimiyet, ilginçlik gibi arzu ettiğimiz bir duyguyu yaratmak amacıyla kullanırız. Oysa mekanı zenginleştiren bu önemli öğeleri doğru yerinde ve uygun şekilde kullanılmadığımızda, bu amaca ulaşmak şöyle dursun, mekanlarda görsel bir karmaşaya dahi sebep olabiliriz. Objeler tek tek ne kadar çekici ve ne kadar güzel olurlarsa olsunlar, bir bütünlük duygusu vermezler karşı tarafa, tüm emeklerimiz boşa gitmiş olur.

Dikkat edilmesi gereken genel kurallar

  • Odanın boş kalan bütün bölümlerine aksesuar koymak yerine, parçaları bir araya getiren kompozisyonları tercih etmelisiniz. Bu durum yansıtmak istediğiniz tarzı vurgulamanızı kolaylaştıracaktır.
  • Tarzlara, renklere ve boyutlara göre gruplamalar yapmanız dağınıklık hissi yaşamamıza engel olacaktır.
  • Aksesuar seçimlerimize dikkat çekmek için zıt renklerin gücünü de kullanmalıyız. Kullandığımız renkler sayesinde hem mekana canlılık vermiş hem de dekorasyonun içerisinde aksesuarların yok olmasını engellemiş oluruz.
  • Aksesuar yerleşiminde öncelikle büyük parçalarla başlamalıyız. Daha sonrasında küçük olanları onların etrafına yerleştirmeliyiz. Farklı yükseklikte parçaları bir arada kullanarak odamızda görsel hareket sağlamış oluruz.

İşe öncelikle uygulama yapmak istediğimiz odanın stili, boyutları, ana renkleri ve dokusuyla başlamalıyız. Bunlardan emin olduktan sonra, ne miktarda ve nasıl aksesuarlar kullanacağımız, aslında tümüyle yaratmak istediğimiz tarz ve atmosfere bağlı. Bu yüzden öncelikle ne tür bir dekorasyon tarzından hoşlandığımıza, en azından bu mekan için hangi seçimlerin bizi mutlu edeceğine karar vermeliyiz. Modern bir dekorasyondan kurguluyorsak örneğin, mümkün olduğunca sade ve yalın aksesuarlar seçip bunları orantılı bir şekilde yerleştirmeliyiz. Ama klasik tarzda bir mekan hedefliyorsak, göz dolduran, ayrıntıları ile öne çıkan görkemli objelerden oluşan aksesuarları gruplayarak kullanmalıyız.

ABAJUR ve LAMBADER

Abajurlar ve lambaderler, evinizdeki genel tarzı en etkili şekilde vurgulayacak aksesuarlardandır. Abajur seçiminde mekandaki yerine, sayısına ve boyutuna çok dikkat etmeliyiz. Göz hizasında kullanılan abajurlar mekana genişlik hissi verirler. Dekorasyon tarzına göre klasik şapkalı, metal yada cam abajurlar tercih edebiliriz. Lambaderleri ise yemek masasının ya da okuma – tv (baba) koltuğunun yanında kullanabiliriz.

PORSELEN AKSESUARLAR

Belirli dönemlere ait porselen objeleri toplamak, bu zarf koleksiyonu eve gelen misafirleriyle paylaşmak özellikle hanımlarda oldukça sık görünen bir alışkanlık. Vintage objeler dekorasyondaki popülerliğini korudukça da özellikle, önümüzdeki dönemlerde de bu tür koleksiyonları yapanların sayıları artarak devam edecek bizce. Peki nerde ve nasıl saklamalı bu farklı dönemlere ait birbirinden kıymetli ve narin objeleri? Evinizde hayvan beslemiyorsanız, çocuklarınız büyüdüyse, toz trafiğini yaratacak bir pencere – kapı açık alan kullanımınız yoksa, nadide porselen aksesuarlarınızı pekala duvarınızdaki bir nişte sergileyebilirsini. Nişin içini canlı bir renge boyadığımızda ve oturma alanınızadan görülebilecek bir köşeye konumladığınızda, porselenlerdeki ince işçilikler misafirlerinizin gözüne daha çok çarpacaktır bizden söylemesi. Yukarıdaki şartların uygun olduğu evlerde yine, geniş pencere pervazları objelerinizin dışarıdan bile fark edilmesini sağlayacak gözde sergileme seçenekleri arasına girecektir, bunu da eklemeden geçmeyelim.

BİBLOLAR

Biriktirdiğimiz minik objeler ve biblolarda aşırıya kaçmak ve bunları evin geneline dağıtmak gözü yorar ve karışıklığa neden olur. Bunun için özellikle biriktirdiğiniz küçük objeleri bir arada kullanarak etkilerini artırabilir ve evdeki dağınıklık hissini azaltabilirsiniz. Bu tür küçük objelerden oluşan koleksiyonumuzu ve seyahatlerde topladığımız objeleri, duvarda göz hizasında astığımız raflarda veya camlı kapaklı dolaplarda sergileyebiliriz.

BİTKİLER

Canlı bitkiler ev ortamımızı fresh ve canlı kılacak en doğru aksesuarlardır. Dekorasyonumuzu saksı çiçekleri ile canlandırmak istiyorsak; mekanın genel tarzına uygun saksı modellerine ve de ortamın boyutlarına uygun her daim yeşil olan bitkilere ihtiyacımız olacaktır. Saksı çiçeklerini geniş alanlarda kullanmak, doğa ile iç içe olmanızı sağlayacaktır.

VAZOLAR

Yapay ya da doğal çiçekleri evlerimizde misafir etmenin en klasik yolu olan vazolar, alternatifleri çoğalsa da yaşamımızda önemli bir yer tutacak hep, bunu kabul edelim. Uzun vazolar ile farklı çiçek çeşitlerini bir araya getirebiliriz. Uzun, kısa, oval gibi farklı vazo modellerini bir arada kullanmak daima dikkat çekici bir etki yaratacaktır. Eğer odamız geniş ise yüksek vazolar ve heykeller kullanabiliriz; yüksek vazolara yerleştireceğimiz bambu çubuklar ile ferah bir etki yaratabiliriz.

CAM OBJELER

Eğer salon ya da oturma odası küçükse, ilk aklımızda tutmamız gereken büyük aksesuarlar kullanmamız gerektiği olmalı. Tercihimiz cam objelerden yana olmalı böyle durumlarda, çünkü onlar odamızı olduğundan daha ferah gösterecektir.

YASTIK ve KOLTUK ŞALLARI

Ev tekstil ürünleri yerler, zamanlar, zevkler değişse de kadınların hep en çok tercih ettiği ev aksesuarları olmuştur. Bu tercihte onları haksız bulmak mümkün değil elbet. Kanepenizi tarzınıza göre yastıklar ya da şallarla daha zarif kılabilir, kontrast renklerle odanın enerjisini artırabiliriz. Kanepe ve koltuklar düz renk ise rengarenk yastıklar ile mekana neşe katabiliriz. Özelllikle son yıllarda farklı markaların zengin koleksiyonlarla bize seçenek sunması bu konudaki tercihlerimizi teşvik etmektedir kaçınılmaz olarak. Bizden tavsiye, mevsime ruh halinize, hatta belki ağırlanacak misafire göre değiştirebileceğiniz birkaç set ev tekstil materyali edinin. Bu sizi monotonluktan uzaklaştıracak, ev ortamınızdan sıkılmanıza engel olacaktır.
dfoit_mayis

dergi_form_nisan

 

Maine’de Bir Ada Evi

 

İç Dekorasyon: Fannie Allen Design, CID
Mimari: Elisabeth Doermann, AIA

 

Amerika’nın kuzeydoğusunda, Maine bölgesinin kıyısındaki küçük bir adada konumlanmış aile evi. Aslında ev 100 yıl önce inşa edilmiş. Ev ve ambar, kendileri gibi yine 100 yaşında bir okul ve kasabanın ortasında konumlanmış. Adada yerleşik 35 adet konut bulunuyor. Ada halkının birçoğu balıkçılık ya da inşaatçılık ile geçiniyor. Yazın bölgede nüfus ortalama 200 kişi kadar oluyor. Çok güzel, kolay ulaşılamayan bir kaçış noktası burası yazlıkçılar için. Balık tutmak, yelken yapmak, gölde yüzmek, dinlenmek, doğa yürüyüşleri, ve teknolojiyle dolup taşmış hayatlardan uzaklaşmak için muhteşem sığınak bu ada.

Ev bir yamacın konumlanmış, okyanusa ve diğer küçük adalara bakıyor olduğu yerden. Çok eskiden sürekli adada yaşayan bir balıkçıya ait olan bu ev, artık 5 kişilik bir ailenin 3 jenerasyondur  tatillerde gittiği bir yazlık ev olarak kullanılıyor. Fannie Allen ve ev sahipleri 2008-09 yıllarında evi restore etmek için çok ciddi çalışmışlar. 2009’da tam renovasyonlar bittikten iki hafta sonra sert bir fırtınada evi yıldırım çarpmış ve yangın çıkmış. Şansa o esnada evde kimse bulunmuyormuş. Alanı temizleyip, tekrar yapının inşaatı başlamışlar büyük bir kararlılıkla ve azimle. Bu sefer garantiye almak için yıldırımdan koruyan özel malzemeler kullanılmış. Bina yeni bir yapı olmasına rağmen iç mimar Fannie Allen yer için eski tahta döşemeler, kapılar ve evin ilk döneminden kalma materyaller kullanmış mümkün olan her yerde. Orijinal çok yakın renkli, lekeli bir cam bile bulmuş. İnternet sitelerinden birçok vintage ve hurda parçalar bulmuş toplanmış ve adaya getirilmiş.. Pencerelerin konstrüksiyonları ve mutfak düzenlemeleri yeni malzemelerden yapılmış. Tahta yer döşemesinin altından gazlı ısıtma sistemi geçirilmiş.

Ev böylece, kışın da ev aile toplantıları için elverişli ve sıcak bir ortam olarak kullanılır hale gelmiş. Fannie Allen evin tüm mobilyalarını kendi seçmiş. Bazıları yeni, bazıları antika ve evden bile yaşlı parçalardan seçilmiş. Evdeki renk seçimlerinde çevredeki okyanus, kayalık, ağaçlar ve gökyüzünün tonlarından ilham kaynağı olmuş.

Mutfakta yangından geriye kalan malzemelerden faydalanılarak, baloncuklu camlardan bulaşık teknesi yapılmış. Tezgahlarda kireçtaşı, ada mutfakta paslanmaz çelik kullanılmış. Kırmızı pişirme ünitesi İtalyan Bertazzoni markasına ait. Kırmızı bölümün arkasındaki alüminyum duvarlar yine yangından kurtarılıp yenilenmiş bölümlerden.
dergi_form_nisan

dergi_form_nisan

 

PAPPA CAFE
İtalya’nın ara sokaklarındaki küçücük ama özgün sıcak kafelerine andıran huzurlu ve çok keyifli bir mekan Pappa Cafe.

Bulunduğu bina 1903’te mimar Constantin Pappa tarafından inşa edilmiş, İstanbul’da her köşe başında karşımıza çıkamayacak kadar etkileyici ve nadide bir yapı. Ve Pappa,bu güzeller güzeli binayla inanılmaz hoş bir uyum yakalamış, hatta mimarının adını almış. Sahibi Gaye Adaköy de binayı ilk gördüğü an aşık olmuş.
Bir sene önce açtığı Pappa Cafe’nin tüm dekoru kendisine ait. Hem aile yadigarı eşyaları hem de eskiciler den topladıklarıyla hayat bulmuş bu sıcacık cafe. Üst kattaki vintage tahta masaları, kırmızı perdeleri ve yeşil kocaman sandalyeler de bir yandan çalışabilir bir yanda da kitabınızı alıp size eşlik eden güzel şarkılarla tüm gün keyif yapabilirsiniz.
Günlük çıkan sandviçler oldukça iddialı. Farklı tatta ve çeşitte her biri. Örneğin omletli sandviç denemeye değer. Menüsü her geçen gün gelişiyor. Yakında vegan yemekler de eklenecek menüye. Taptaze, mis kokulu kişler ve kekleri ise mutlaka tatmalı.
Gaye hanımın hazırladığı ve aynı zamanda da sattığı 3 çeşit karamel sosu var. Kendisi İzmir’li olduğundan da peynirler memleketten. Kısacası her şey taptaze, sıcak ve leziz. Moda’nın ara sokaklarındaki bu nostaljik binada günün stersinden uzaklaşmak için harika bir fırsat…
dergi_form_nisan

dfoit_subat

 

KARAKÖY  JUNK’ın yaratıcısı:

Aslı Atamer

Vintage modası yeniden hayatımızda! Günümüzde hemen hemen her yerde karşımıza çıkıyor. Oturduğumuz kafeler, kıyafetlerimiz, aksesuarlarımız, dinlediğimiz şarkılar… Adeta Vintage rüzgarına kapılmış gidiyoruz. Peki, nasıl ve nerden girdi hayatımıza diye sorarsanız; Vintage, aslında ismini şarap üretiminden alan Vintage (bağ bozumu), şarap gibi eskimeyen moda akımlarını anlatmak için kullanılıyor. Bu modada yüzyılın ilk yarısına kadar gitmek mümkün. 1920-30’lara kadar geri gidebilen Vintage tavrı 50’li, 60’lı, 70’li yılların tarzını alt temalar olarak günümüze taşıyor. Antika ile Vintage arasındaki farka ise yüz yıldan önceye ya da sonraya ait olmasına göre karar veriliyor. Vintage elbette eski, ama o kadar da eski değil. Aslında  modernin eskisine ‘’Vintage’’ diyoruz. Giyimde başlayan bu akım çok kısa bir süre içinde modern dekorasyondan, minimalist mobilyalardan sıkılan, veya sadeliği klas bir görüntüyle birleştirebileceğini fark eden şehirli insanı da etkisi altına almış durumda. Mobilya da Vintage esintileri, Fransız, İngiliz, İtalyan tarzlarının harmanlanmasıyla oluşan eklektik stillerle de evimize giriyor. Motto Tasarım bu ay Vintage avcısı diye nitelendirebileceğimiz bir markaya konuk oldu. Karaköy Junk  henüz açılmadı ama şimdiden Facebook sayfası paylaşımları ile birçoğumuzun kalbini çalmış durumda. Yaratıcısı Aslı Hanım bize evinin kapılarını açtı ve tüm içtenliği ile Karaköy Junk hikayesini anlattı…

 

Bize kendinizden biraz bahseder misiniz? Karaköy Junk  fikri  nasıl hayat buldu?

 

Eski eşyalara, geri dönüşüme,teknoloji ve eski eşyanın birleşiminden oluşan her türlü tasarıma kendimi bildim bileli meraklıyım. Annem Tubitak’ta çalışıyordu bilim ve teknik dergileri getirirdi, çok fazla seyahat ediyor gittiğimiz yerlerde bit pazarlarını muhakkak buluyorduk, o zaman bile beni çok heyecanlandırırdı bu tur şeyler.İleriki zamanlarda kendime evler kurarken artık keşfetmiştim eskiciler ve tasarımcılar alemini. Zamanla yurt dışında eski eşyalarla yapılan harika tasarım ve tasarımcıları keşfetmeye başladım. İngiltere’de Kinetik’e (dinamik sanatlara) merak saldım ve teknoloji ile birleşmesini yeniden keşfetmeye başladım. O kadar çok fikir, ürün ve proje biriktirdim ki artık paylaşmam ve yeni fikirler almam gerekiyor düşüncesinden doğdu bu proje. Karakoy Junk da eski eşyalar, eski ve yeni tasarımcıların işlerini harmanlanmış bir şekilde burada  bulabileceksiniz.

 

Vintage tutkusunu nasıl tanımlıyorsunuz? Günümüzde hemen hemen her yer vintage esintisi ile dekore edilmeye başlandı. İnanılmaz derecede bir eskiye geri dönüş  merakı ve vintage tutkusu hakim. Bunu  siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Vintage, antika, 2.el…Aslında hepsi birbirinden farklı şeyler ve hepsinin alanı veya meraklısı farklı diyebiliriz. Gerçek “Antika” meraklıları apayrı bir kulvar. Bu arada bence en garantili yatırım aracı antika. Ama vintage ve 2.el dekor dediğimiz akımın doğmasının sebebi her yerin çok aynılaşmasından diye düşünüyorum. Bir ara kimin evine gitseniz aynı halı, aynı masa aynı lamba vardı, hatta seyahatlerimde kaldığım pek çok evde bile aynı eşyalara rastlıyordum dünyanın bir ucunda. İnsanlar biraz bu aynılıktan sıkıldı diye düşünüyorum. Bir de bu aynılık ile vintage bir mağazadan alacağınız ikinci el (çoğunlukla çok daha dayanıklı) bir eşyanın yakın fiyatlarda olması da çabası. Bu işin mantık kısmı, bence estetik olarak da zaten tartışılmaz. Bir de halen eski tasarımcıların ürünleri üzerinden yapılıyor çoğu yeni tasarımlar, bunların orjinallerini ya da en iyi replikalarını da ancak vintage dükkanlarda bulabilirsiniz. Bu bir merak, keşif işi, belki biraz da kaçıştır.

 

Mağazanız henüz açılmadı ancak etrafımıza baktığımızda inanılmaz bir çeşitlilik söz konusu.Tüm bu eşyalar en çok nerelerden toplanıyor, ağırlıklı olarak yurt dışından desek doğru olur mu?  

 

Kendimi bildim bileli topluyorum, hiçbir zaman bir döneme tam olarak bağımlı olmadım. Dolayısıyla her döneme ait eşyalar bulabileceksiniz Karaköy Junk da. Bu işin de kendi içinde modası var. Mesela son birkaç yıldır İskandinav, Danish mobilyalar meşhur, ben de gördükçe, uygun ise toparlıyorum, avizelerin meşhur olduğu zamanlar oldu, 70”lerin ayaklarının, 50’lerin turuncuları… Ben de hep sokaklarda olduğumdan bütçem el verdikçe alıyorum, topluyorum. Bazen müzayedelerde gördüğüm büyüleyici Victorian bir yağlı boya tablo, bazen 2. Dünya savaşından bir fener oluyor aldığım. Teneke Japon bir robot ya da taksidermi bir geyik kafası. Favori  şehirim eski eşya almak için Buenos Aires, zamanında İtalyanlar, İspanyol’lar harika parçalar taşımışlar ve halen bu parçalara ulaşmak mümkün. Londra için kendime en güvendiğim ve kendimi alışverişte kurt hissettiğim yer diyebilirim. Sırf Londra değil İngiltere’nin pek çok yerindeki pazarlarına, antikacılara, müzayedelerine girip çıkmışımdır, kendim de bir fiil uzun yıllar antika pazarlarında çalıştığım için çevrem de oldukça geniş bu konuda dolayısı ile kendimi güçlü hissediyorum orda.

 

Eminiz ki burada ki her parçanın  sizin için başka bir anlamı, başka bir hikayesi var. Onlardan ayrılmak zor olmuyor mu?

 

Tam benlik bir soru! İşin en zor kısmı aldığım her şey ile aşk yaşıyor olmam. Bir noktada ise “bu satar” diye almaya başlamam gerekiyor ya da gerekecek diye umuyorum! ama şuanda halen beğendiğim, yerim olsa kendim de severek kullanacağım kolay bulunamayacak parçalar alıyorum ve ayrılma fikri bile beni iyice bağlıyor eşyalara. Ancak  bu işi uzun zamandır profesyonel yapan çok insan tanıdım, onlar da benzer yerlerden geçmişler ve bana  “mutlaka bir sonrakine hep yer açılıyor, merak etme” diye pozitif bir düşünce aşılıyorlar. Şimdiye kadar yaptığım yüzlerce satıştaki ürünleri tek tek sayabilirim, her eşyayı o kadar iyi tanırım ve bağlanırım ki bu yüzden satmak kadar kiralama fikrine de çok sıcak bakıyorum…

 

“Karaköy Junk  eskileri topladığım, bir kısmını yenilediğim, var olanları dönüştürdüğüm meraklı insanların dükkanı olması hayaliyle çıktı…Afişten lambaya, dekoratif eşyadan eski oyuncaklara, emayeden aksesuara karşıma çıkıp beni heyecanlandıran her şeyi sizlerle paylaşmak hayali ile başladı bu yolculuğum.”

                      ASLI  ATAMER  

 

Peki, sahip olduğunuz en değerli parça nedir diye sorsam?

 

Dediğim gibi, çoğunu ben aldığımdan bağlanmış oluyorum fazlasıyla, zamanla da hayranlığım artıyor ama illa bir şey söylemem gerekirse salonumdaki yeşil Chesterfield ve Arjantin’den aldığım çok klasik bir ayna benim için çok değerli. Bu arada hepsinin bu kadar özel olmasının sebepleri, güzelliklerinin yanında onları buluş koşullarımdır. Sevmemdeki en büyük etken elbette onları buluş ve keşfediş hikayem…

 

Workshop’lardan biraz bahsedecek olursak, biraz bizi bilgilendirir misiniz? Ne zamanlar da bir araya gelinecek?

 

Dükkanla beraber başlayacak, dinamik bir blog ve web sayfası üzerinde çalışıyorum buradan her şeyi duyuracağım. Türkiye’deki ilk mini bit pazarımı 12 Ocak’ta evimin salonunda gerçekleştirdim ve son derece keyifli geçti. Sayfamda da güncel workshop ve bit pazarı  haberlerinin  tüm detaylarını görebilecekler Karaköy Junk meraklıları.

 

Karaköy Junk  mağazasında ne tür yenilikler bizi bekliyor? Yeni projeleriniz  var mı? 

 

Çok fazla fikrim var! Arkadaşlarıma anlatırken gülmeye başlıyorlar artık. Çünkü 40 m2’ye  40 bin m2 ‘lik fikirle doluyum ben. Ve daha bir bu kadar da üretmemek için zor tutuyorum kendimi. Çok fazla seyahat ediyorum, çok fikir biriktirdim, çok kursa katıldım, çok okudum, yıllardır pazarlarda bir fiil bulundum (hem satıcı hem alıcı olarak), çok gözlemledim. St Martins’de ürün tasarımından, marangozluğa,antika restorasyonundan, Christies’de antika sanat ve resim koleksiyonculuğuna pek çok kısa eğitim aldım. Kinetic tasarım ve sanat müzelerinde görev aldım.Bütün bunları yaparken çok da bilinçli değildim açıkçası ama taşlar fikirlerle birleşince yerine oturdu ve anlamlandı hepsi. Ben hep marangozluğa, alet edavat kullanmaya çok meraklıydım. İsteğim küçük gruplarla bu işi Workshop olarak yapmak. Bunu da kendi evindeki eski kutusunu, aynasının çerçevesini, sehpasını, masasını restore etmek isteyen insanlarla yapabilmek. Bu süreçte çok fazla yaratıcı insanla tanıştım ve onları davet edip ellerindeki eşyalar ile neler yapabileceğimizin üzerinde konuşmak, fikir alışverişinde bulunmak ve uygulamak istiyorum. Bir insanın hayatında biriktirdikleriyle neredeyse yapılamayacak hiçbir şey olmadığını düşünüyorum ben. Eski eşyalar ile kendi minik robotlarımı yapmak istiyorum.

 

Motto’nuz nedir?

 

Birisinin çöpü bir diğerinin hazinesidir. Elinizdekilere bir daha bakın ve geri dönüşümü hayatınızın her alanında uygulayabileceğinizi farkına varın!

 

dfoit_subat

dfot

SERENAY LÖKÇETİN 

TASARIMCI/FOTOĞRAFÇI

1987 Bursa doğumluyum. Uludağ üniversitesi iktisat bölümünden mezun oldum. Zamanla asıl yapmak istediğim işin tasarım olduğuna karar verdim ve Nanay Design isminde bir marka yarattım.Aynı zamanda Serenay Lökçetin Fotoğraf adıyla Belgesel ve Düğün fotoğrafları çekiyorum. Nanay Design 2012 yılında yolculuğuna başladı.Polimer kil ile tanıştığım günden beri hayal gücümü şekillendirebiliyorum. Önce minyatür yiyeceklerle başladım. Bu konuda Türkiye’de başarılı olan çok az kişi var. Minyatür sevdası da çok başka.Daha sonra modellemeler yapmaya başladım ve kitap ayracı serisi bu şekilde meydana çıktı.Tabi ki Nanay sadece polimer kilden ibaret değil. Yeni şeyler denemeyi her zaman çok seviyorum.Bu durum beni daha iyilerini yapmaya heveslendiriyor.Bugünlerde ayraçların fiziki özelliklerini iyileştirme ve sunumunu farklılaştırma peşindeyim. Yurtiçi ve yurtdışına satışlar yapıyorum. Nanay Design 2014te hayattan, renklerden ilham alarak, hayallerine polimer kille şekil vermeye, üreteni de, tüketeni de mutlu etmeye devam edecek…

 

Takip ettiğiniz siteler ?

Stylemepretty.com, Etsy.com, Pinterest.com

 

• Çalışırken olmazsa olmazınız?

Müzik

 

En sevdiğiniz dönem veya akım?

Vintage ve Retro

 

Favori mekanınız?

Atölyem

 

Motivasyon?

Kahve,kahve,kahve…

 

• Ofisinizde asla neye rastlamayız?

Negatif enerji

 

Nelerden ilham alırsınız veya kimden?

Renklerden, desenlerden, olaylardan,  kısacası hayattan.

 

Evde olmazsa olmazınız?

Polimer killerim

 

• Kendinizi en çok benzettiğiniz şehir?

İzmir

 

Tek bir cümle ile kendinizi anlatın desek…

Mutlu

 

‘Motto’nuz…

Birini sevmeden, dünyayı sevemezsin.

 

 

 

 

 

dfot

 

2014 STİL ÖNERİLERİNE BRAND HOME İLE BAŞLADIK.

Feneryolu ışıklara geldiğinizde, köşe başında tüm ihtişamıyla karşılıyor sizi Brand Home by Fatih Kıral.  Önünden geçip de kayıtsız kalmak mümkün değil. Daha içeri girmeden beyaz cephesi, mavi tenteleri ve klasik aplikleri Batı Amerikadaki şık mobilyacıları anımsatıyor. Bu şıklık ev dekorasyonuna ilginiz olsun olmasın içeri girip gezme isteği uyandırıyor. Brand Home, Fatih Kıral Mobilya’nın en yeni markası. Bugüne kadar Fatih Kıral’da görmeye alışık olduğumuz klasik çizgiden farklı, daha modern ve genç  bir stilde. Ancak çizgisi ne kadar farklı olursa olsun, içeri girer girmez kesinlikle hissedilen bir Fatih Kıral kalitesi var.

Brand Home koleksiyonunun neredeyse tamamı İtalyan Dialma Brown’a ait. Aralarda birkaç Amerikan markasına rastlasak da, koleksiyon bütününde uyum bozulmamış. Dialma Brown, 40 yılı aşkın zamandır  İtalya’da mobilya sektörüne hizmet veren Marchi grubuna ait genç bir marka. Markanın stilini country, vintage, loft, urban ve shabby chic olarak tanımlayabiliriz.  Kendi söylemleriyle  ‘’Dialma Brown yaşamın yeni ve çağdaş yüzü’’.

Brand Home by Fatih Kıral, yeni bir marka. Şuan için  Levent, Feneryolu ve Bodrum Turgutreis olmak üzere 3 mağazası var. Ancak markanın kısa vade planları arasında yeni mağazalar açıp, yaygınlığını arttırmak öncelikli. Bu yaz Bodrum Yalıkavakta açılacak 1500’ü açık alan olacak toplam 3500 metre karelik mağaza bunlardan ilki.  Bu mağazada yazlık evler için mobilya ve aksesuarların yanı sıra birbirinden şık bahçe grupları da satışa sunulacak.

Brand Home’da ürün çeşitliliği oldukça fazla. Kanepeden, masaya, karyoladan dolaba ve aklınıza gelecek pek çok farklı aksesuarı bir arada bulabilirsiniz. Fatih Kıral Mağazalar Koordinatörü Seçil Mutlu’yla yaptığımız sohbette, markayı genel çatıda Provans temsilcisi olarak tanımladıklarını öğreniyoruz. Koleksiyondaki ürün çeşitliliği ise farklı temalar altında toplanmış. Bu temaların en göze çarpanları Comtemporary Vintage, Metropolitan Style, When Different Cultures Meet ve Time After Time. Ürünler güzelliklerinin yanı sıra, temaların hikayeleriyle anlam kazanıyor ve elinizde olmadan aranızda bir bağ oluşuyor.

Mağazada provansın yanı sıra, countryden endüstriyele farklı tarzları birarada görebiliyoruz.

Brand Home, orjinal aksesuar ve hediyeler bulabileceğiniz bir mağaza. Birbirinden güzel çerçeveler, ilk bakışta porselen olduğunu sandığınız mumlar, yapma çiçek ve vazolar gözümüze çarpanlar arasında. Duvar panoları konusunda ise bugüne kadar birarada gördüğüm en çok ve güzel seçenekler kesinlikle burada.

 

Brand Home, farklı ve görülmemiş aksesuarları bulabileceğiniz bir mağaza.

Brand Home’yi gezdikten sonra mağazadan elinizin boş çıkmama ihtimali çok yüksek. İster kendinize ister hediye olarak küçük ve çok şık parçalar bulabilirsiniz

Brand Home by Fatih Kıral gerek ürünleri, gerek kalitesi, gerekse dekoru açısından keyifle gezilen bir mağaza. Kaliteyi hem markada hem de mağazacılıkta hissediyorsunuz. Bu da inanılmaz bir güven duygusu veriyor.

Tıpkı Marchi Grubunun Dialma Brown için söylediği gibi, ‘’Brand Home, Fatih Kıral dünyasının yeni ve çağdaş yüzü.’’