veranda

dfot

 

Burgazada

İstanbul adalarının en mütevazısı Burgazada, martı seslerinin yankılandığı sokakları, yazarlara ilham veren kırları ve zarif köşkleriyle huzurlu bir liman arayanları bekliyor…

Burgazada’da

Huzur ve renk

Diğer adalara nazaran daha az bilinen ve tercih edilen Burgaz’ın sakinliği, doğallığı ve eşsiz manzarası bir başkadır. Adaya ayak bastığınızda size en sıcak karşılamayı önce martılar ve kediler yapar. Sonrasında ise iskele meydanında mezeleri ile meşhur restoranlar muazzam kokularıyla aklınızı başınızdan alır.

 

Adayı gezdikten ve yorgunluk sarhoşu olduktan sonra da Ada’nın en meşhur dondurmacısı ile günü büyük bir keyifle noktalayabilirsiniz. Geri dönmek için hazırlanmaya başladığınızda ise içiniz burkulur ve bu huzuru hiç terk etmek istemezsiniz. Bahar Mahmure Derviş ise bu terk etme duygusunu bir daha yaşamamak üzere yıllar önce buraya yerleşip, adayı sindire sindire yaşamaya karar verenler arasında.

Hayatını dolu dolu yaşayan, her dakikasının kıymetini bilen huzur dolu ve inanılmaz hikayeler biriktiren Bahar Derviş Hanım evinin kapılarını Bast Home için açtı. Evin yolunu tutuyoruz ve bir kez daha Burgazada’ya aşık oluyoruz. İnanılmaz bir huzur eşlik ediyor bize. Sessizliği ne kadar özlediğimizi fark ediyoruz o an. Ve öğreniyoruz ki bu adada fayton atları genelde serbest dolaşırmış, eğer evlerin kapısı açık unutulursa bahçede  bir atla karşılaşma olasılığı çok yüksekmiş meğer. Bunu duyunca özellikle Büyükada için temennide bulunduk; en kısa zamanda şartlar değişip de buradaki atlar kadar özgür olabilsinler diye. Ve biraz yokuş çıktıktan sonra bizi bahçesinde çiçekler içinde karşılayan Bahar Hanım ile merhabalaştık ve bize ‘’Adalı” olmanın ne demek olduğunu anlattı.

‘Çocukken aile ile beraber adalarda büyümek ayrı, bir de seneler sonra ada hayatını tercih edip bunu yaşam biçimi haline getirmek ayrı. Ada hayatını tercih ettiyseniz bir kere kendinizi disipline etmeniz şart! Planlı ve programlı olmalısınız ki vapur saatleri programınızı alt üst etmesin.Onun dışında adada iseniz zaten tek yapmanız gereken bu hayata ayak uydurmanız. Unutmayın şehirdeki yaşantınızı buraya adapte etmek değil amaç aksine teslim olmak ve bir bütün halinde yaşamak’ diyor Bahar Hanım. Son 15 yılını Burgazada’da yaşadığını ve artık İstanbul’a yalnızca öğrencileri için gittiğinin altını çiziyor. Tam anlamıyla bir adalı Bahar hanım. Hatta öyle ki tatil tercihini de başka ülkelerin adalarına kaçmaktan yana kullanıyor. Kendi yaşadığı evin bahçesi görülmeye aslında yaşamaya değer diyebiliriz. 20 çeşitten fazla çiçek var bu bahçede.Ve her birine öğle bağlı ki kimseye teslim edemiyormuş.Gittiği yerlerden en nadide çiçekleri bile bu bahçeye taşıyormuş.Tüm bahçe bakımını bizzat kendi yaptığının altını çiziyor ve ekliyor, ‘Her bitkinin bakımı ve ihtiyacı apayrıdır. İşin en keyifli tarafı ise bunca çeşidin içinde her mevsimi bir başka yaşıyor olmanız. Bu bahçede her mevsimde farklı bir çiçek açar ve bahçe kendini yeniler. Öyle muazzam bir oluşuma şahit olursunuz ki bahçeniz adeta masalsı bir görünüme bürünür.’

Sohbet sırasında bir diğer öğrendiğimiz şey ise bu evin bulunduğu yerin Reşat Paşa Köşkü’ne ait olduğu. Sonrasında ise bu köşk kızları arasında bölüştürülmüş meğer.

Bahar hanım’ın bu evi nasıl seçtiği ise onun seneler evvel yaşadığı bir anıda gizli. Bu hikaye şimdilik bizde saklı kalsa da bir kelebeğin insanın hayatını değiştirebildiğini söyleyebiliriz. Evin her köşesi başka hikayelerle, başka anılarla dolu. Her objenin kendine ait bir hikayesi var. Evin içi o kadar sıcak detaylarla tamamlanmış ki kendinizi hiç de misafir gibi hissetmiyorsunuz.Evin başrolü ise şüphesiz kelebekler.Ancak mavi renk, melek figürlü detaylar ve antika objeler de arka planda kalmıyor. Bir oda bir salon olan bu ev son derece kullanışlı dekore edilmiş. Yazlık kışlık olarak kullanılan bu ada evinin her köşesi rahatlığa ve huzura işaret ediyor. Salondan bağımsız, kitabınızı alıp okuyacağınız bir alan dahi oluşturulmuş. Pencerelerden baktığınız bahçe manzarası ise görülmeğe değer. Kendinizi hem dağ evinde, hem de bir ada evinde hissedebileceğiniz nadir yerlerden anlayacağınız. Salondan verandaya açılan bir çıkış var ve Bahar Hanım’ın yine kendi yarattığı; Burgazada hatırası köşesi bulunuyor. Bu eve her gelenin mutlaka bu bölümde bir fotoğrafı ve hatırası olurmuş. Biz de es geçmiyor ve hemen bir hatıra fotoğrafı çekiyoruz elbette. Bahar hanımın hoş sohbeti ve samimiyeti  ile harika geçen bir günün ardından vapura biniyoruz ancak herkes gibi içimiz buruk bir şekilde terk ediyoruz adayı.Tez zamanda yeniden ziyaret etmek üzere…

SAİT FAİK

ABASIYANIK

MÜZESİ

Türk edebiyatının usta isimlerinden Sait Faik’in uzun yıllar yaşadığı tarihi köşke uğramadan yapılan bir Burgazada gezisi eksik kalır. Ada günlerinden geriye ölümsüz eserlerden oluşan paha biçilmez bir miras bırakan yazarın hayatının son yıllarını geçirdiği ev günümüzde bir müze. Güzel bir bahçe içerisinde yer alan köşkte yazarın el yazmaları, fotoğrafları, mektupları, kitapları ve kişisel eşyaları sergileniyor.

AYA YORGİ

KLİSESİ

17. yüzyılda yapıldığı sanılan manastır, Cennet Yolu’nun altındaki yamaçta inşa edilmiş. Üç katlı ve dikdörtgen planlı taş bina, 1920’li yıllarda Beyaz Ruslar tarafından da kullanılmış. Manastırın yukarısındaki çam ağaçlarıyla kaplı düzlükteki kilise ise 19. yüzyıl tarihli. Kilisenin içi ise resimler ve ikonalarla dolu bir müze gibi. Dekorasyonda kullanılan gümüşler ve ahşap oymalar ilginç.

KALPAZANKAYA

İskeleden yarım saatlik bir yürüyüşle, faytonla ya da gezi tekneleriyle ulaşabileceğiniz Kalpazankaya, adanın görülmeden geçilemeyecek yerlerinden biri. Püfür püfür rüzgârlarıyla yazın sıcağını hiç hissettirmeyen bu güzel doğa parçasının bir tarafı ormanla, diğer tarafı denizle çevrili. Hemen aşağısındaki küçük koy, güneşlenmek ve denize girmek için ideal. Civardaki kır gazinolarında ise balık ve kuyu kebabı çok lezzetli.

 

HRİİıSTOS TEPESıİ VE MANASTIRI

Bizans manastırı olan Theokoryphotos (Hz. İsa’nın Başkalaşımı), adının da söylediği gibi, Hristos (İsa) Tepesi’nin zirvesinde yer alır. Bizans kaynaklarınca doğrulanmamış olmamakla beraber, söylenceye göre, manastır Makedonyalı İmparator I. Basil tarafından (tks 867-86) bir antik Yunan tapınağının kalıntıları üzerine kurulmuştur.

18. yy.ın sonunda ise manastır terk edilmiş, bir harabe haline gelmiştir. Manastırdan günümüze, eski manastır bölgesinin çeşitli yerlerine dağılmış, önceki yapılara ait harabeler ve mimari kalıntıların yanı sıra, 19. yy.da yapılmış bir kiliseyle 18. yy.da inşa edilmiş iki katlı bir yapı kalmıştır. Manastır bölgesi girişinin içinde, çok güzel oyulmuş dört Bizans sütun başını da içeren bir dizi antik mimari kalıntısı bulunur.

Manastır yöresinin sınırları içinde bugün bile hâlâ yağmur sularını toplayan dört adet kocaman, kemerli yer altı sarnıcı bulunuyor.

Tepeden seyredilen manzara harikadır: Bütün Adalar ve Asya sahilleri görülebilir. Rumlar ve diğerleri hâlâ, Hz. İsa’nın Başkalaşımı’nın panigirisini (o yerdeki kiliseye adını veren azizin anısına yapılan şenlik) hatırda tutmak üzere 6 Ağustos’ta kiliseye geliyorlar; bu olay eskiden, tepenin zirvesinde müzik ve danslarla kutlanırdı.

Rum mezarlığı, manastır bölgesinin hemen yukarısında. Mezarlıktaki minik kilise, tapınakları hep tepelerin zirvesinde kurulmuş olan Hagios Profitis İllias’a adanmıştır.

KINALIADA

Krikor Lusavoriç Kilisesi

Ada nüfusunda önemli bir payı Ermeniler oluşturmaktadır. Gregoryen kilisesi sahil yolunda yer almaktadır. Prens adaları içerisindeki tek Ermeni kilisesi olma özelliğine sahiptir. 1857’de kurulmuştur ve 1988’de yeniden inşa edilerek bugünkü halini almıştır. İçerisinde ortaçağ taş oymacılığının güzel örneklerini içeren panolar bulunmaktadır.

KINALIADA CAMİİ

Kınalıada’da yaşayan müslümanların isteği ile modern bir  camii yapılmıştır.Üçgen çatısı, kesik yivli minaresi ve zikzaklı yedigen bir poligon oluşturan ana binasıyla Kınalıada Camii, İstanbul’da örneği bulunmayan modern bir mimari üslup taşıyor. Deniz kenarındaki 450 metrekarelik bir alan üzerine kurulu ibadethanenin avlusunda, şadırvan, cemaat odası, sağlık merkezi, gasilhane ve su sarnıcı bulunuyor.

DÖNÜŞÜM MANASTIRI

Dönüşüm Manastırı, Manastır Tepesi’nin üstündedir. Bu manastır aynı isimdeki Bizans manastırının yerine kurulmuştur. Bu manastırın bazı mimari kısımları katholikon yani keşiş manastırının içine yerleştirilmiştir, diğerleri ise araziye yayılmış durumdadır. Türklerin fethinden sonra manastır yıkılmaya başlamış ama sonra 1722’de İstanbul’da iş yapan Sakızadalı bir grup zengin Yunanlı tüccar tamamen onarımını üstlenmiştir. Bu tüccarlar Bizans katholikonunun yerine yeni bir kilise inşa ettirmiş ve yanına Aziz Paraskevi’ye adanmış bir şapel eklemişlerdir. İconostasis ve piskoposluk tahtı ağaç oymacılığının güzel eserlerindendir. Özgün katholikondaki Bizans ikonları İstanbul’da Rum Ortodoks Patrikhanesi’nde korunmaktadır. Şimdiki kilisenin ikonları Rus yapımıdır ve 1723’te Patrik III. Jeremias’a Çar Büyük Petro tarafından yollanmıştır.

RUM ORTODOKS PANAYİA KİLİSESİ

Adanın doğusunda yer alır ve Bizanslı tarihçiler tarafından bu manastırın İmparator V.Leon’a (813-820) kadar yaşadığı kabul edilir. Temel kazımı sırasında şamdanlar, zeytinyağı elde etmeye yarayan aletler, büyük mermer parçaları ve yazılı sütunlar ortaya çıkmıştır.

SİRAKYAN İKİZ EVLERİ

Ali Baran Meydanında bulunan Sirakyan İkiz Evleri Osmanlı döneminde mesken olarak kullanılmak için inşa edilmiştir. Üç katlı ahşap yapılardır ve Kınalıada’nın simgelerindendir.

 

dfot

 

Deniz Kabuğu Otel Alaçatı

Deniz kabuğu Otel Alaçatı’nın en eski yerleşim alanı olarak bilinen ve son yıllarda sokaklarında kültür ile sanatın iç içe geçtiği Hacı Memiş mahallesine 7 dakikalık yürüme mesafesinde olup, Alaçatı mimarisine uygun inşa edilmiş birbirinden ferah altı adet odası ile cumbalı taş bir binadan oluşmaktadır.

Odaları rustik mobilyalar ve benzersiz tasarımlar ile dizayn edilmiştir. Bahçe katında iki adet, üst katta ise dört adet beyaz ahşap zeminli odadan oluşmaktadır. Üst kat odalarında mavi cumba ve fransız balkon vardır. Bahçe katında bahçe manzarası, üst kat odalarında  Alaçatı köy manzarası izlenebilmektedir.

Yemyeşil çimler ile kaplanmış 450 m2 lik büyüleyici bir bahçeye sahiptir. Bahçesinde begonvil türleri, limon, jacaranda, melisa, yasemin, zeytin, çam, meyve ağaçları ile lavanta, sardunya, papatya türleri, mevsim çiçeklerinin mis kokusu ve renkli görüntüsü iç içedir.

Toplantı, ziyafet imkanları veya TV izleme için geniş bir salona sahiptir. Soğuk havalarda şömine karşısında dinlenebilir, müzik dinleyebilir, içeceklerinizi yudumlayabilirsiniz.

Gününüze bahçe içerisinde, veranda altında Türk çayı ve portakal suyu eşliğinde zengin bir kahvaltı ile başlayabilirsiniz. Alakart restoranda Türk mutfağından ev yemekleri servis edilmektedir. Ayrıca, tesis bünyesinde mangal keyfi yapabilirsiniz.

 

It’s Complicated…

İlişki Durumu: Karmaşık ama ev güzel…

dfot

 

 

Bu yazıyı Soma’da gerçekleşen maden kazası faciasının gölgesinde filmin adı gibi “karmakarışık duygular” içinde yazmaya başladım. Ölenlere rahmet kurtulanlara acil şifalar diliyorum…

 

Bu ay iki tanıdık isimle yolumuza devam ediyoruz. Filmimiz İlişki Durumu: Karmaşık. Daha önce yine bu sayfalara konuk ettiğim güzel evlere sahip Tatil (The Holiday) ve Aşkta Her şey Mümkün (Something’s  Gotta Give) filmlerinin yönetmeni Nancy Meyers’ın filmi. Öğrendik ki bu kadın yönetmen romantik komediden ve güzel evlerden çok iyi anlıyor!

 

Diğer tanıdık isim ise geçen ayın filmi olan Mamma Mia! dan hatırlayacağınız harika kadın Meryl Streep. Zaten onun büyüsüne bir kez kapıldınız mı kolay kolay kurtulamazsınız.

 

Şimdi gelelim oldukça eğlenceli bir romantik komedi olan İlişki Durumu: Karmaşık filmimizin konusuna.

 

Jane Adler’in (iki Oscar ödüllü MERYL STREEP) üç yetişkin çocuğu, Santa Barbara’da başarılı bir pastane ve restoranı ile 10 yıl önce boşandığı eski kocası avukat Jake (ALEC BALDWIN) ile dostane bir ilişkisi vardır. Fakat Jane’le Jake oğullarının mezuniyet töreni için kendilerini şehir dışında bulduğunda işler karışır. Baş başa çıkılan masum bir akşam yemeği; şarabın dozunu kaçırmalarıyla 19 yıllık evlilik anılarından bahsettikleri kahkaha dolu bir akşama ve ardından da bir anda ilişkiye dönüşür!

Ancak Jake artık kendinden çok genç Agness (LAKE BELL) ile evli olduğu için, Jane şimdi öteki kadındır.

 

Tazelenen bu aşkın ortasında kalan kişiyse Jane’in mutfağını yeniden dekore etmek için tuttuğu mimar Adam’dır (STEVE MARTIN). Karısından boşanmış olan Adam Jane’e aşık olmak üzeredir. Fakat çok geçmeden tuhaf bir aşk üçgeninin parçası olduğunu fark eder.

 

Jane ve Jake ayrı hayatlarına devam mı etmeli, yoksa geçen zaman onlara aslında ayrı değil bir arada daha iyi olduklarını mı fark ettirdi?  Durum ne mi? Gerçekten “karmaşık”.

 

Son 30 yılda yönetmen Nancy Meyers, uzun zamandır kaçındıkları gerçeklerle yüz yüze gelmek zorunda kalan yetişkin karakterlerin yer aldığı birçok başarılı romantik komedi çekti. Deneyimli sinemacı geçen yıllar içinde kendi yaşam deneyimlerini de işiyle birleştirdi. Yönetmen İlişki Durumu: Karmaşık ‘ta boşanma sonrası hayatın dünyasına giriyor.

 

Başarılı bir anne ve iş kadını olan, boşanmayı nihayet geride bırakıp hayatına devam ettiğini ve istediği hayatı kurmakta olduğunu hisseden 50’lerindeki Jane rolü için Nancy Meyers’in kafasında daha senaryoyu yazarken Meryl Streep varmış: “Bu rolde Meryl’i hayal ettim, onu benim asla cesaret edemeyeceğim şeyleri yaparken düşledim. Meryl’i düşünmek yazarken beni teşvik etti. Jane benden kesinlikle daha cesur. Bu cesareti, yapacağı seçimleri ve alacağı riskleri yazmak zevkliydi. Filmde dediği gibi, ‘kendisinin bir parçası ile deney yaptı’. Ben onun yaptığı seçimleri yapmaktansa filmde bir karakterle deney yapmayı tercih ederim… ama benim için yazması bu yüzden eğlenceli ve cazipti.”

 

Yapımcılar, Jane’in abayı yakmış eski kocasını oynamak üzere iki Emmy ve iki Altın Küre ödüllü oyuncu Alec Baldwin’i seçtiler. Baldwin, senaryo yazdığı dönemlerden beri Meyers’in büyük  bir hayranı… Onun eski filmlerinden güzel anıları var; Private Benjamin, The Parent Trap, daha sonraki yönetmenlik denemelerinden What Women Want ve Something’s Gotta Give gibi.  “Onun filmlerine her zaman bayılmışımdır. Çünkü bunlar yetişkinlerin ilişkileri ve bu ilişkilerde yaşadıkları sorunlar hakkındaki yetişkin filmleridir. Ama bu filmi yapmak istememin asıl bir nedeni de Meryl’dı. Günümüzdeki çoğu erkek oyuncu gibi ben de uzun süre Meryl’a taptım ve onunla bu çalışma fırsatını bulduğum için minnettarım. Ve tabii bir de Steve Martin faktörü vardı. Nancy ile bu tür filmlerde kıdemli idi ve Steve’in filmlerinin sonsuz hayranıyım… Steve’in ve benim karakterim kadar birbirine tamamen zıt iki insan bulmak zordur.”

Filmimizi ve oyuncularını şöyle bir anlattıktan sonra gelelim dergimizin asıl meselesi olan filmdeki eve diğer önemli mekânlara…

 

Brooklyn’den Santa Barbara’ya:

 

İlişki Durumu:Karmaşık ‘ın çoğu Santa Barbara, Kaliforniya’da geçmesine rağmen, çekimlerin dörtte üçü, hemen hemen tüm iç mekânlar dâhil, New York City’de yapılmış. Çekimlere 18 Şubat 2009’da Brooklyn’de Broadway Stages stüdyolarında, Jane’in evindeki sahnelerin çekilmesiyle başlandı. Zengin, gerçek boyuttaki set sıcak, davetkâr Santa Barbara tarzını tasvir ediyordu. Arka planda ustaca yapılmış bir doğa resmi ile çevrili geniş bir çim alan da setin bir parçasıydı.

 

Meyers, filmin görüntü yönetmeni olarak neden iki Oscar’lı John Toll’u seçtiğini şöyle anlatıyor: “Işıklandırması çok hassas ve resim gibi. Filmimizin her karesinde böyle bir göze sahip olduğum için çok şanslıydım. Ayrıca John’un Santa Barbara’da bir evi var, yani Jane’in dünyasının görüntüsünü ona açıklamaya gerek yoktu; zaten içinde yaşıyor. Filmin yüzde 70’i Jane’in evinde ve çevresinde geçtiği için, bunu aktarabilecek birini bulmak önemliydi. John bu konuda benim tüm beklentilerimi aştı.”

 

Çekimlerin New York’taki ilk bölümünde başka bazı ana mekânlar kullanıldı. Jane’in sahibi olduğu Village Bakery pastanesi, tamamı Brooklyn’in Prospect Parkı’ndaki geniş, stüdyo ölçeğindeki Picnic House’un içinde inşa edildi; tezgah alanı, yemek alanı, ofisler ve hatta hamur işleri, taze meyve ve gurme ürünlerle dolu kocaman bir dükkanı içine alıyordu. Buraya yolu düşen, ağzının tadını bilen herkes,  baştan çıkarıcı bir gurme dükkanına geldiğini düşündüğü için suçlanamazdı. “Belki de filmi bitirdikten sonra her şeyi olduğu gibi bırakmalı ve bütün Brooklyn’in gelip buradan alışveriş etmesine izin vermeliydik.” diyor yönetmen Meyers. Pastanenin mutfağı ve buzdolabı alanı için Chelsea Çarşısı’ndaki Sarabeth’s Bakery kullanıldı. Adam’ın Santa Barbara mimarisindeki ofisi New York’un Chelsea bölgesinde ticari bir çatı katında çekildi. Nisan 2009’da ekip Los Angeles’a yerleşti. Oradaki zamanının çoğu Jane’in evinin dışında geçen sahneleri çekmekle geçmiş: ön avlu, arka avlu, bahçe ve giriş…

 

Ana üs olarak kullanılan ev L.A.’den 45 dakika kuzeydeki Thousand Oaks’ta bulunan Meksika/ İspanyol “hacienda tarzı” muhteşem bir çiftlik eviydi. 1920’lerin sonlarında tasarlanıp inşa edilen evde daha önce, aralarında W.C. Fields’ın da bulunduğu birçok ünlü oturmuştu. Kiremit çatılı, önünde harika geniş bir verandaya sahip olan evin göz kamaştıran bir mutfağı, müthiş bir çiçek bahçesi ve filmde görünmese de arkada büyük bir havuzu bulunmakta. Veranda zemini taş karolarla; 5 odaya sahip içi mekânlar ise ahşap parkelerle döşenmiş. Bu rüya evin piyasa değerinin yaklaşık 12 Milyon dolar olduğu düşünülüyor!

 

“Harika bir eski Kaliforniya havası vardı. Ben yıllarca ona çok benzeyen bir evde yaşadım. Sonsuza dek arasam kendi evime bundan daha çok benzeyen bir ev bulamazdım. Orası kesinlikle Jane’in yaşayacağını hayal ettiğim ortamdı.” diyor ev için yönetmen Meyers.

Evin geniş arazilerle çevrili olması çekimi daha da çekici kılmış.  Çünkü ev, kameranın görüş alanının tamamen dışında olması gereken karavanlar, jeneratörler ve yemek alanları için çok geniş alanlara sahip. 6000 m2 toplam alandan bahsediyoruz! Evin banyosu filmde tek başına ortada duran bir küvet iken; gerçekte var olan beyaz tonların ağırlıklı olduğu banyo çok daha ihtişamlı ve göz alıcı.

Bir diğer farklılık Jane’in yatak odasında var. Filmde kullanılan ile gerçekte var olan arasında epey fark var ve bence gerçekte var olan hali muazzam…

 

Her yönden harika ışık alan bu doğayla barışık ev, insanı hemen içine çekiyor ve sizde ömrünüzün kalan kısmını orada geçirme isteği uyandırıyor.

İşte bu ay da böyle… Temmuz sıcağında tekrar görüşmek dileğiyle…

dergi_form_nisan

 

HERKES BAHARI KENDİ TARZINCA KARŞILAR…

 

Hayat boyu genel tarzımızın sadece birkaç keskin virajdan geçeceğini öngörsek de, itiraf etmeliyiz ki dönemsel ihtiyaçlarımız aslında günlük yaşantımızı şekillendirir. Bahar aylarının da iklimsel çelişkileri ve mevsimsel dönüşümleri ile ruh halimizle en çok  kimyasal etkileşime geçen aylar olduğu düşünülürse, evlerimizin bu karmaşık etki tepki sürecinden payını almaması düşünülemez elbet. Peki sonuç?

Formül bu kadar çok değişken olunca, bireysel farklılıklarımız ve dönemsel ihtiyaçlarımız, elbette farklı şekillerde olacak bu kaçınılmaz. Bırakın farklı yaşamları, farklı tarzlardaki insanları, her birimizin kendi adına aynı yıl içinde bile aynı cevabı verebileceğinden şüpheliyiz üstelik bu soruya. Peki yıllardan, tarzlardan, hatta kişilerden bağımsız genel eğilimler yok mu, bahar denilince akla gelen? Olmaz mı? Baharda yine de evlere en çok yakışacağını düşündüğümüz tarzların peşinde düştük biz de sizinle bu yüzden.

 

PROVANS BAHAR FİLMİNİN BAŞROLÜNÜ KAPAR HER ZAMAN, OSKARI DA ZORLAR

Keyif, konfor, şıklık Akdeniz stiliyle vücut bulur da provans bahar aylarında ilk akla gelen stil olmaz mı? Olur elbet… Doğal malzemeler, pastel renkler, patine mobilyalar, lavanta kokusunu burnunuzun ucunda hissettiğiniz kır stili… Bahar da yeniden balkon ve bahçeler aracılığıyla dirilen doğayla yeniden doğan evlere müthiş bir  ahenk ve akış sağlayacaktır. Kışla kararan ruhumuz, beyazın bolca mevcut olduğu ve keskin çizgilerin ise hemen hemen olmadığı bir dünyada huzur bulacaktır. Bizden söylemesi!

PROVANS SEÇENEKLERİ
ÖZGÜR, SIRADANLIĞA TAHAMMÜLÜ OLMAYAN

Ruhumuz ister istemez kış boyunca biraz içine kapanıyor, biraz evcilleşiyor. Oysa baharda doğanın yaşadığı uyanış kaçınılmaz olarak bizi de provoke ediyor. İçimizdeki kaşifi canlandırıyor, zaman ötesi keşifler yapmak, “başkasının çöpünden, kendimize ait küçük hazineler” yaratmak konusunda bize ilham veriyor. Retro detaylar, vintage objeler, süprizlerle dolu bir dünyanın kapılarını aralayan bohem stiller, içimizde bu yeşeren özgürlük ateşinin en güzel ilacı bizce. Kısa antikacı turları, büyük markaların bile koleksiyonlarında görmeye alışık olduğumuz retro objeler, canlı parlak renklerine rağmen yılların verdiği dinginlikle hayatımıza usulca dokunan  ve belki de evlerimizde birinci hayatlarındakinden çok farklı kullanılacak ikinci el eşyalar, ruhunuzdaki bahar uyanışına ayak uyduracaktır. Endüstriyel tarz da bu özgür kombinasyonlarda yer bulabilecek seçenekler arasında öne çıkacaktır. Meraklılarına duyurulur. Tabii aşırıya kaçmadan, içine canlı renklerde veya beyaz tonlarda küçük aydınlık dokunuşlar yapmak final de baharla algısal olarak çelişebilecek ortamlar elde etmemeniz için hassas bir sınır belirleyici olabilir.

ÖZGÜR RUHLU SEÇENEKLER
ELEGANSI HAYATINIZA
SOKMANIN EN RAFİNE YOLU, UZAKDOĞU STİLİNDE YAKALANAN ZARAFET

Uzakdoğunun sıcak, ruhani, kalabalık ama dingin atmosferi, konforlu yaşamı elegans çizgilerle hayatınıza sokmanın, gösterişten uzak yolu olacaktır baharda. El yapımı sanatsal objelerin, hayvan figürlerinin, tütsülerin, minimal şıklık yansıtan mobilyaların, toprak tonlarının hakim olduğu Uzakdoğu stili baharı huzur ve şıklıkla gelen bir zarafetle yaşamak isteyen herkese iyi gelecektir. Bu tarzı evlerin meditasyon şekli olarak da algılamak mümkün.
UZAKDOĞU STİLİ SEÇENEKLER

KURUYAN RUHUMUZUN DA BAHARDA BESLENMESİ GEREKİYOR DİYORSANIZ SIMSICAK EGZOTİK AFRİKA STİLİ İLE İÇİNİZİ ISITIN

Bakırın, etnik desenlerdeki kumaş formları ile buluştuğu, yer döşemesinde mozaik ve ahşapla, duvar süslemelerinde çeşit çeşit ahşap ve bambu objelerle, oturma gruplarında sedir ve yer minderleriyle ağırlıklı olarak biçim bulan bir yaşam ortamında çıplak ayakla kendinizi hayal ettiniz mi hiç? Etmediyseniz de şimdi tam sırası etmek için. Şayet içinize bir sıcaklık dolduysa daha düşüncesiyle bize o zaman sizin bahar uyanışınızın adı belli oldu, hiç karşı durmayın. Minimalizmin yalın çizgilerinden çok uzak karmaşık, çok kültürlü bir yaşam belli ki sizin enerji kaynağınız. O zaman, kış boyunca belki de esiri olduğunuz avmler, ofislerde daralan ruhunuz kim bilir belki böylece huzur bulur.
EGZOTİK SEÇENEKLER

KARMAŞADAN SIKILANLARA YALIN ALTERNATİFLER İSKANDİNAV STİLDE

“Her zaman kuzeyden esen rüzgarlarla huzur bulurum, yaz kış bu gerçeklik değişmez. Rumuma huzur veren yalın çizgiler, sanki doğal renkler, tasarımlarıyla gözümü ve ruhumu besleyen İskandinav rüyası oldu hep öyle de kalacak” diyorsanız saygımız sonsuz. O zaman da farklı dönemlere ait, farklı tarzlardaki İskandinav stili bizim yerel dokularla zenginleştirdiğiniz eklektik kompoziyonlar yakalamanız, tasarımın yalın İzgilerinin tadını yerel dokumuzu refere edecek izlerle harmanlamanız. Hem bulunduğu coğrafyadan ve yerel dokudan ilham almak gelişen dünyamızda günden güze hızla yaygınlaşan yükselen bir değer. Siz ne dersiniz?
iSKANDİNAV STİLİNDE SEÇENEKLER

HANTAL OLMAYAN UYUMLU SEÇENEKLER

Baharla beraber yeniden hayat bulan yaşam enerjimiz, durağanlık tuzaklarından kaçınılması eğerken çözümlerle şekil bulacaktır, evlerimizde, balkonlarımızda, verandalarımızda. Sizi özgür kılacak, oradan oraya yerini değiştirebileceğiniz esneklikteki her tarz oturma grubu, sizin için cazip olacak bu nedenle bahar aylarında. Akşamüstü sıcak oldu bahçeye… Güneş gidip, hava serinleyince okuma köşesine veya TV karşına geçmenizi sağlayacak hafif koltuklar. Bahar yağmurlarında kolayca toplanıp salonun bir köşesine yığılabilecek, açılır kapanır üniteler, ya da minderler, evlerinizin en sevdiğiniz eşyaları olabilir tutarsız bahar günlerinde bizden söylemesi.
HANTAL OLMAYAN SEÇENEKLER
2014’ÜN YÜKSELEN TRENDİ EL SANATLARI

dergi_form_nisan

dergi_form_nisan
FERMOB
“BÜYÜLEYİCİ VE CÖMERT”
Fermob Fransız bir bahçe mobilyaları markası. Marka muhteşem bir yaşam tarzını ürünleriyle somut hale getiriyor. Pratik, rahat, özenle hazırlanmış ürünlerin rengarenk dünyası insanları kendine hayran bırakıyor. Fermob bunca yıldır kendine özgü bir DNA geliştirmiş. Geleneksel bahçe mobilyası konseptini değiştirerek hitap ettikleri kitleyi de genişletmişler. Sonuç olarak farklı renk ve tasarım, sayelerinde balkonlarda, veranda ve bahçelerde birçok fermob tasarımı yerini almış. Fermob dayanıklı, saklanabilir, katlanabilir, mobilyalar tasarlıyor.
Sıcak iş ilişkileri sayesinde kitlelerce yayılmaya devam ediyorlar. Web sitelerine 700.00’den fazla kullanıcı ziyaret etmiş. Ekipçe markayla duygusal bir bağ kurmuş, bir aile olmuşlar. Her sezon sunulan yeni ürünlerinden de görülebileceği üzere tamamen inovasyona yatırım yapıyorlar.
Genişleyen renk skalaları ve üretim sürecinde gösterdikleri özen ve dikkatleriyle ürünlerin kalitesini artırıyorlar. Yeni sezonda da tasarımda çok iyi isimlerde beraber 15 yeni ürün piyasaya sürdüler. Fermob dünyası böylece her türden yaratıcı insanın duygularını ifade edebiliyor.
Bu yıl ayrıca Patrick Jouin, Pascal Mourgue, Jean Michel Wilmotte, Olivia Putman gibi isimlerin tasarlamış olduğu ikonik modellerin yeniden piyasaya sürüldüğü “Fermob İdolleri” isimli bir koleksiyon sundular. Nisan’da gerçekleşen Milan Uluslararası Mobilya Fuarı’nda sektörden herkesin dikkatini bir daha çekmişler. Mobilyaların tamamlayıcısı olması üzerine, dekoratif aksesuarları da içeren bir koleksiyonları bulunuyor.
Yastık ya da kilim gibi bu aksesuarlar böylece ya dışarıda ya da içeride tek başına kullanılabiliyor. Indoor ve outdoor tekstillerinin iç içe geçmiş olması da işlerine yarıyor. Yaşayan her yeri canlandırmayı misyon edinmişler. Pikniğe elverişli mobilyalar, şezlonglar, belli dönemleri yansıtan sandalyeler, banklar, farklı kullanım alanları olan fonksiyonel masalar, her sezon yenilenen tonlar, değişken materyaller, bahçelere ve ortak kullanım alanlarına renk getiriyor.
dergi_form_nisan