Venedik

Architetto-poeta ( Şair Mimar) : Carlo Scarpa 

Carlo Scarpa 2 Haziran 1906 ‘da Venedik’te, bir ilkokul öğretmenin oğlu olarak dünyaya gelir. Babasını işi sebebiyle  2 yaşında ayrıldığı Venedik’e annesinin ölümü ile 13 yaşında geri döner. 1919 yılında Venedik Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi’ne kayıt olur. 1926 yılında diplomasını aldıktan hemen sonra da kendi adına kurduğu Akademi’de mimari çizim dersleri vermeye başlar.

Carlo Scarpa’nın ünü Dünya Savaşından sonra uluslararası alanlarda büyür. Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, eserlerinde Frank Lloyd Wright etkisi ile birlikte 1930’lu yılların sonunda tanıştığı Josef Hoffmann etkisi sıklıkla görülür. Sıradışı mimari tarzı ile  öne çıkan Scarpa, mimari çizim hocalığı ile yetinmez  ve kısa zamanda hatırı sayılır bir profesyonel kariyerin içinde bulur kendini

Scarpa bağımsız kişiliğiyle, işini daima büyük bir tutkuyla keyif alarak yapmıştır. İtalyan Dışişleri Bakanlık görevlisine Montreal Fuarında’ki İtalyan Pavyonunun  iş bitiş tarihi ile ilgili verdiği cevap, bu durumu çok iyi özetler. “Bilemiyorum. Belki yarın aklıma birşey gelir, belki gelecek yıl, belki de hiç.”

Mimarlığı en ince detayından bütüne değin, bir zanaatkâr inceliğinde ele alarak sanatsal ifade boyutuna ulaştırmış, çoğu zaman ifade edildiği gibi 20.yüzyılın en önemli zanaatkar mimarlarındandır. İtalya’da, Scarpa, yirminci yüzyılın en son artizanı olarak anılmaktadır. Kullandığı malzeme ve detaylar ise mimarlığını güçlendiren, zenginleştiren unsurlardır. Su, ışık, gölge oyunları tasarımlarının ana elemanı olmuş ve bunlarla “Malzemeler Kültürü” oluşturmuştur. Detaya verdiği önem ile bir kalite olmuş, oluşturduğu karşıtlıklar ile dolu kompozisyonları ile farklı bir marka olmuştur.

Üretimin makineleştiği bir dönemde, ilginç çözümlemeli detaylar ve bu detaylardan bütüne götüren yapılar üretmiştir. Demir, mermer, ahşap, bakır, cam ve seramik gibi malzemeleri bir arada kullanarak mimari detaylar  tasarlamıştır. Her eserinde teknik ve tecrübesini detaylarda birleştirerek mimari yapının bir düşünce ürünü olduğunu göstermiştir. Scarpa, mimarlığında açıkça görülen, eserlerinde düşünülmemiş herhangi bir detay bırakmamış olmasıdır. Özellikle tasarladığı müzelerde ,malzemelere şekil verme ustalığı, başlı başına bir sanat eseri olarak karşımıza çıkar.

Architetto-poeta, uzun yıllar asistanlığını yapmış olan Sergio Los’un  kendisi için kullandığı tanımdır. Neredeyse tüm çalışmalarında peyzaj ve malzeme ilişkisini bir arada düşünüp Venedik kültürünü yansıtmıştır. Su öğesi eserlerinde önemli bir yer tutmaktadır. Bunun ilk sebebi çoğu sel bölgesi olan Venedik’te yapılar tasarlamış olmasındandır.  Scarpa’nın tasarımlarının bir başka öne çıkan özelliği de, eski-yeni, anıtsal-gündelik arasında kurduğu yenilikçi ilişki olmuştur.

1978 yılında Venedik Üniversitesin’den Fahri Mimar ödülüne layık görülmüştür. Fakat o sırada Sendai Japonya’da yaşayan ünlü mimar,  28 Kasım 1978 tarihinde, yağmurlu bir günde sokakta yürüken düşerek başına aldığı darbe sonucu hayatını yitirmiş ve bu ödülünü almaya gidememiştir.

 

ESERLERİ

Palazzo Ca’Foscari, Venedik, 1935 – 1956
RESTAURIERUNG der Academia, Venedik, 1945
Umgestaltung des Museo Correr, Venedik, 1953, 1957-1960
Palazzo Abbatellis, Palermo, 1953 – 1954
Venezuela Pavillion, Bienali, Venedik, İtalya, 1954 – 1956
Gipsoteca Canoviana, Possagno; 1957 – 1955
Veritti Evi, Udine, İtalya, 1955 – 1961
Galleria degli Uffizi, Floransa, 1955
Castelvecchio Müzesi , Verona, İtalya, 1956 – 1964
Fusina kamp, ​​Venedik, 1957
Olivetti Showroom, Venedik, İtalya, 1957
Scatturin House, Venedik, 1960
Möbelgeschäft Gavina (heute Möbelgeschäft Simon), Bologna, 1961-1963
Querini Stampalia Kütüphanesi, Venedik, İtalya, 1961 – 1963
Balboni House, Venedik, 1964
San Vito d’Altivole, İtalya, 1972

Brion-Vega Mezarlığı, 1970
Verona Banca Popolare di Verona, İtalya, 1973
Ottolenghi Evi, Bardolino, 1974 – 1979
Borgo Evi, Vicenza, 1975
Neuer Eingang der Fakultät für Philosophie, Venedik, 1976 – 1979

 

BRİON AİLE MEZARLIĞI (TREVISO / 1970)

Treviso’daki San Vito d’Alitvole mezarlığında bulunan, Brion Ailesi’ne ait anıt mezar, mimarın başyapıtlarından biridir. Bir anlamda Scarpa mimarisinin temeli niteliğindedir. Selvi ağaçlarından oluşan yoğun bir korunun içinde yer alan anıtta, peyzaj ve su öğesi eklenmiş L planlı yapı kompleksinde küçük bir şapel, iki kapalı mezar alanı ve özel meditasyon odası bulunmaktadır. Yapıtın bütünü sonu olmayan bir süreci andırır. Tipik beton kullanımı, sembolik adım motifi (basamaklandırma) ve birbirine geçmiş dairesel pencereler ile sayısız formların iç içe geçmesi ile tasarlanmış adeta yaşayan bir yapıdır.

Brion mezarlığı, Carlo Scarpa’nın kariyerinin doruk noktası olarak kabul edilir. Kendisi de buraya gömülmüştür.. Scarpa’nın buraya, kendi eserlerine yakın konumda gömülmek istemesi de bu mucizeler alanı olarak değerlendirilebilecek yaşayan yapıyı, onu yapana sonsuza dek ev sahipliği yapacak bir yer olarak önceden düşünmüş olabileceğini akla getirir.

 

OTTOLENGHI EVİ (BARDOLINO /1974-1979)

En çok üzerinde çalıştığı projelerinden birisidir. İtalya Veneto Bölgesinde bulunan yapıda doğal, yapay ve değişkenliğin arsındaki uyum kurulmuştur.

Binanın büyük bir kısmını toprak altında çözümleyerek, Garda Gölü’ne bakan tek belirgin cephesini, kalın sütunlar ve düzensiz delikler ile hareketlendirmiştir. Su öğesi ile Venedik esintisini hissetmek mümkündür.

 

OLİVETTİ SHOWROOM (VENEDİK / 1957)
San Marco Meydanı’na bakan kolonatlı bir binanın alt katındaki Olivetti Showroom’da Scarpa’nın farklı malzemeleri kullanmasındaki ustalığı göze çarpar ilk olarak. Malzemelerin bunun ötesinde de anlamları vardır. Scarpa için su, ışık gölge oyunları, birlikteliği ve güveni vurgulamaktadır. Hiç kuşkusuz Olivetti Showroom, Carlo Scarpa’nın detaylara verdiği önemi gösteren çok iyi bir örnektir.

Scarpa bu prizmatik yapıyı çağlayan gibi aşağıya inen basamaklarla kırmıştır. Asma mermer levhalardan yapılmış merdiven Mikalenjelo’nun Laurentian Kütüphanesindeki merdiveni andırdığı söylenebilir. Scarpa, pencere sayısını da artırarak, düzensiz cam mozaikle kaplı bir zemin yaratmıştır.

CASTELVECCHIO MÜZESİ (VERONA/İTALYA 1956-1964)

Scarpa müzelerinde, iç mekanlarında sergilenen eserler bina ile bütünleşir. Aynı adı taşıyan ortaçağ kalesinin içerisinde yer alan Castelvecchio Müzesinde Cangrande della Scala’nın heykelinin ustaca konumlandırılmasında bu çok açık görülür. Işık ve gölge Scarpa’nın çalışmalarından birçoğunda ana elemandır.

 

 

 

Gülen Yalçınkaya Özlelçi

dfot

Avli Suites

Girit’teki bu malikane 1530 yılında inşa edilmiş. Frenkler, Osmanlılar, Yunanlılar, Venedikliler ile zamanda yolculuk yapmış. Şimdi bu duvarların arasında geçmişten gelen fısıltıları dinlemek, Girit geleneklerini tanımak ve deneyimlemek için Avli süitlerine davetlisiniz.

Avli’de oldukça misafirperver bir ekip var. Tarihe tanıklık edecek, büyülü anlar geçirecek ve aynı zamanda eşsiz lezzetleri deneyebileceğiniz bir yer. Süitlerin tarihi dokusu ile çarpıcı bir dekorasyonu kombine ederek, göz alıcı bir atmosfer yaratmak istemişler. Odaların büyüklüğü 33 ve 58 m2 arasında değişiyor.

Otelin yaratıcısı Katerina, çocukluğunda kalabalık ailesiyle yaşadığı neşe ve kahkaha dolu yazları, paylaşım dolu yemek saatlerini, misafirleriyle bu tatları, anları, sevgiyi paylaştıkları zamanların duygusunu Avli’de de konuklarına yaşatmak üzere yola çıkmış.

Otel 25 yıl önce 1987’de açılmış. Geleneksel Girit mimarisi modern lüks ve estetik ile birleştirilmiş. Tamamen süitlerden oluşan otelde organik malzemelerle geleneksel ve çağdaş lezzetleri buluşturan restoranlar, 400ün üzerinde çeşit barındıran şarap mahzeni, geleneksel ürünlerin satıldığı market bulunuyor. Yedi süitten birini seçip, taze meyvelerle karşılandığınız otelde, taş söşemeli terasta kale manzarasını seyrederken 15.yy atmosferini yaşayacak, tüm ihtiyaçlarınızın karşılanacağı konforun tadını çıkaracaksınız.

 

dfoit_mayis

 

 

 

Corrubbio di Negarine’nin kalbinde bulunan tarihi Villa Amista yapısının içerisinde yer alan, seçkin, beş yıldızlı Byblos Art Hotel Eylül 2005’te kapılarını misafirlerine açmış.

15. yüzyıl’da Mimar Michele Sanmicheli (1489-1559) tarafından tasarlanan ve  büyük bir cepheye sahip olan yapı daha sonrasında sanata tutkulu olan Dino Facchini ve ailes tarafından özenle yenilenmiş ve elden geçirilmiş. Aynı zamanda prestijli bir moda markası olan Byblos’un da sahipleri olan aile üyeleri, gerek mimari yenilenme sürecini gerekse tarihi yapının içindeki sanat eserlerinin ve değerli dekoratif objelerin renuvasyon çalışmalarını gayet büyük bir özenle yürütmüş. Restorasyon çalışamaları, villanın ana binasında, etrafındaki iki kulede ve de önemli bir tarihi şahsiyet olan Aziz Rocco adına yaptırılmış küçük bir klisede ve çiftlik binalarında eş zamanlı olarak yürütülmüş.

Bu karmaşık ve zorlu yenileme projesi tamamen Alessandro Mendini ve onun mimarlık ofisi tarafından yürütülmüş. Yirmi bin metrekarelik bir alanı kapsayan geniş bahçe ise, Gianfranco Paghera tarafından tasarlanmıştır. Konuklarının koku, görme duyuları aracılığıyla “Dünyevi bir cennet”i tatmalarını sağlayan çeşmeleri, yüzme havuzu, ile benzersiz bir atmosfer sunar bu dev bahçe ziyareçilerine. Ayrıca otelde kalma ayrıcalığını yakalamış konuklar için, son teknolojilerle donatılmış rahatlatıcı bir spa keyfi sunan  “Espace Byblos”  spa ve fitness, sağlık ve refah sunuyor. Otelin, halka açık, geleneksel lezzetlerinin yanı sıra uluslararası gurme restoranı “Atelier”,  yaratıcı yemekler sunarak meraklılarına hizmet vermeyi sürdürüyor.

Müşterilerin, müzik eşliğinde kokteyl ve aperatiflerin keyfini çıkaracağı Peter Bar, Amerikalı sanatçı Peter Halley’in de eserleri sayesinde otelin en hoş ve zarif mekanlarından birine dönüşmüş. Bu ilginç alanda, dev bir Venedik avizesi ve ayrıntılı tavan süslemeleri göze çarpıyor. Bu büyük salonda da ve otelin diğer odalarında ayrıca birbirinden ilginç duvar resimleri bizleri karşılıyor. Ayrıca iki adet konferans odasının bulunduğu otelde, 500 farklı şarap markasının tadabileceğiniz 15. yüzyıl mahzenlerine andıran kilerde mevcut şarap severler için. Farklı özellikleri ve boyutları ile altmış oda ve suit, kral dairesi ve şaşırtıcı Wunderkammern mobilyaları ile tasarlanmış bu sanatsal suitler misafirlerine hem sonsuz bir huzur hem de sanata doyacakları eşsiz br konaklama vaad ediyor.

Mobilya, perde ve kumaş gibi tasarım elemanları, Byblos pret o porter renk koleksiyonlarından esinlenilerek, 16. ve 18. yüzyıl tasarımlarına çağdaş bir ikonografi yorumu katılarak revize edilmiştir.

Gerçek bir koleksiyon oluşturmak için bunlara ek olarak lambalar ve özenle seçilmiş meşhur tasarım objeleri, Gio Ponti’den sofra takımı, Eero Saarinen, F.L. Wright, Aldo Rossi, Philippe Starck, Ron Arad, Gaetano Pesce, Anna Gili, Patricia Urquiola, Harrison & Gil, Marcel Wanders, Ettore Sottsass, Luca Sacchetti’den sanat eserleri. Bir müze gibi, her nesne bir başlık yazısı ile tamamlanmıştır.

Salonları ve ortak odalar, aynı zamanda misafir odaları, sanatseverler tarafından çağdaş sanat koleksiyonu ile döşenmiştir. Bu eserlerin sahipleri arasında Anish Kapoor, Vanessa Beecroft, Giulio Paolini, Peter Halley, Cindy Sherman, Mimmo Rotella, Sol Lewitt, Beatriz Millar, Begona Montalbán, David Tremlett, Jean Michel Othoniel, Sandro Chia, Arnaldo Pomodoro, Richard Stipl, Takashi Murakami, Fulvia Mendini, Valerio Adami, Robert Indiana, Luigi Ontani, Sissi, Marc Quinn, Damien Hirst, Jim Dine, Piero Manzoni, Patricia Piccinini, Jelena Vasiljev, Herbert Hamak, Tony Cragg, Haubiz+Zoche, De Paris gibi birçok önemli sanatçı da yer alıyor.

Farklı görsel unsurların gözalıcı bir kombinasyonuyla hazırlanmış bir seti anımsatan otelde, göz alıcı Pret a Porter moda markası Byblos, antik geçmişin ihtişamını, olağanüstü konukseverlik ile birleştirmiş. Ve bu eşsiz dekorasyon şöleni çıkmış ortaya. Görülmesinde fayda var.

dfoit_mayis

dfoit_subat
1757 senesinde, İsveç Devleti Beyoğlu’nun ortasında yer alan bu binayı satın almıştır. Yapı, İsveç Devleti’nin yurtdışında sahibi olduğu en eski binadır. 250 seneden fazla bir zamandır İsveç – Türk bağı bu yer sayesinde daha da pekişmiştir. O yıllardaki ilk binalar bugün ayakta değil,; binalar ya yıkılmış ya da yangınlarda harabeye dönmüştür. Başlangıçta arsa üzerinde mevcut olan bina, büyük bir ihtimalle 1700’lerin ilk başlarında inşa edilmiş, bu bina da 1818 senesinde çıkan bir yangında yanmıştır. Bugün İsveç Başkonsolosluğu’nun bulunduğu mevcut bina 1870 senesinde Avusturya’lı mimar Domenico Pulgher tarafından çizilmiştir. Bahçede ayrıca İsveç Araştırma Enstitüsü’nün bulunduğu Drogmanhuset (1870) ve halen Fin Protestan cemiyeti tarafından kullanılmakta olan bir kilise de(1878) bulunmaktadır. Başkonsolosluk, İstiklal Caddesi’nin ortasında bulunmaktadır; bu cadde şehrin en popüler ve en canlı alışveriş alanında yer almaktadır. İsveç Sarayı’nın etrafını büyük bir bahçe sarmaktadır ve Boğaz’ın Marmara Denizi ile buluştuğu Haliç’i gören şahane bir manzarası vardır.

 

Uzun süreli dostluk

İsveç’in Türkiye ile olan diplomatik ilişkileri 1600 senelerine kadar dayanmaktadır. O yıllardaki diplomatik ilişkiler geçici misyonerler vasıtasıyla gerçekleşmekteydi. XII Karl’ın Türkiye’de bulunduğu 1709-14 seneleri arasında Konstantinopel’de padişah sarayının yakınında bir İsveç sefarethanesi  kurulmuştur.İsveç, 1737 senesinden itibaren Türkiye’de devamlı bir sefarethane bulundurmuştur; İlk senelerde şu an Başkonsolosluğun bulunduğu arsadaki binayı kiralanmıştır.

 

Avusturya Trieste’den bir mimar

Önceleri bulunan binalar artık mevcut değildir,binalar ya yakılmış ya da 1818 senesinde meydana gelen bir yangında yok olmuştur.. Yeni bir elçilik binası için para bulunması kararı 1869 senesine kadar sürmüştür.Yeni elçilik binası, şimdiki Başkonsolosluk binası Avusturya’lı mimar Domenico Pulgher tarafından çizilmiş ve 1870 yılında tamamlanmıştır. Mimar Pulgher, üzeri sıvalı üç kat yüksekliğinde ve bodrumu olan tuğladan bir bina çizmiştir. Tarzı; İtalyan son Rönesans zamanlarını yansıtmaktaydı. Pulgher, o zamanlar Avusturya’ya ait olan Trieste’de doğmuş ve eğitimini Venedik’te görmüştü.

 

Görkemli temsilcilik dairesi

Konsolos ve ailesinin yaşadığı temsilcilik dairesi, binada bir kat yukarıdadır. Odalar, sekizgen bir holün etrafında toplanmıştır. Bütün odalar deprem güçlendirilmesinden sonra yenilenmiştir. SFV, ortaya koymuş olduğu yeni bir bakım programı ile bütün temsilcilik dairesinde eski renklere dönmeyi tercih etmiştir. Temsilcilik dairesinin bir kısmı mobilyalar ya yeniden kılıflandırılmış, boyanmış ya da yenilenmiş ve bütün perdeler yeni dikilmiştir. Amaçlanan hedef, binanın geri kalan kısımlarıyla uyumu yakalamak ve aynı zamanda  modern faaliyetlere uygun bir daire ortaya çıkarmaktır. Karanlık bir ofisi olan bu yıpranmış saray, bugün aydınlık ve modern bir ofise ve eskisinden çok daha güzel, amacına uygun temsilcilik bölümüne sahip olmuştur.

 

Büyük salon 

Rokoko tarzından esinlenmiş tavanı ve şaheser dekorlu Türk parke zemini ile büyük salon, bir balo salonunu andırmaktadır. 1870 senesinin sonbaharında saray, büyük bir balo ile açılmıştır. Zemin, odanın bütününü hissedebilmekte çok önemli bir rol oynamaktadır. Zemin, çeşitli tropik ahşaplardan oluşmaktadır ve birçok defa yenilenmesine rağmen halen harika bir görünümü vardır. Tavan, son olarak 2009-10 senesinde yapılmış olan büyük tadilat sırasında yenilenmiş ve büyük bir itina ile yapılan bu yenilenme sırasında orjinal yaldızlı süslemeler muhafaza edilmiştir. Aynı zamanda renkler de elden  geçirilmiş ve daha evvel duvarlarda boyanmış olan bölümler değiştirilerek azaltılmıştır ki bu da çok daha sakin bir izlenim yaratılmasını sağlamıştır.

 

dfoit_subat