Van Gogh

Tülin Kaynak Röportaj

“Hayal gücümüz yaşamımızda biriktirdiklerimizle sınırlı.Bu sınırları aşmak zor.Zorlu ve aynı oranda mutluluk verici bir süreç bu. “

Beyin potansiyelimizin çok az bir bölümünü kullanabildiğimiz gerçeğinden hareketle bilinmeyenleri hayal etme yolculuğuna çıkan sanatçıya çalışmalarında duyguları ve renkleri rehberlik ediyor. Zihinsel katılığı yenip duygulara güvenmeyi öğrenmek, kaybolmaktan korkmadan yenilikleri denemek, zamana yenilmeden deneyim ve birikimlerin olanaklarını zorlamak gerektiğini savunan Tülin Kaynak, evrenin çok büyük ve bilinmeyenlerle dolu olduğunu hatırlatıyor.

Tülin Kaynak, Orta Doğu Amme İdaresi  Enstitüsü Sevk ve İdare Yüksek Okulu ve İstanbuÜniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hastane İşletmeciliği Yüksek Lisans Programını bitirdi. Değişik kurumlarda yöneticilik görevlerinde bulundu. Mehmet Güreli, Nilgün Sabar, Selahattin Yıldırım ve Mehmet Güleryüz ile resim çalıştı. Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği üyesidir. Halen resim çalışmalarına Fenerbahçe’deki atölyesinde devam etmektedir.

Resim yapmaya nasıl başladınız?

Resmi çok küçük yaşlarımdan beri severim. İlkokulda Miro’nun resimlerine bakar onu benim yaşımda zannederdim. Okul hayatım boyunca devamlı resim çizdim. Soyuta büyük ilgim vardı. Lise yıllarında yoğun olarak nonfigurative çalıştım. Belki alışılmış bir durum ama, çeşitli nedenlerden ötürü çok istememe rağmen resim eğitimi veren bir üniversiteye gidemedim. Okul seçim hakkının velilere ait olduğu bir ailem vardı.

 

2000 senelerinde resim ve mozaik çalışmalarına başladım. 8 sene eğitim aldım. Mehmet Güleryüz atölyesine 3,5 sene devam ettim. 3 sene sanat tarihi dersleri aldım. Değerli birçok hoca ile çalışma imkanım oldu. Büyük bir sevgi ile, hiç ara vermeden çalışmaya devam ediyorum.

Sanat ve sanatçı tanımlarınız nedir?

Pierre-Auguste Renoir ‘ın şu sözünü severim:

“Shall I tell you what I think are the two qualities of a work of art? First, it must be the indescribable, and second, it must be inimitable. / Bir sanat eserinin iki özelliğinin ne olması gerektiği hakkındaki düşüncemi söyleyeyim mi? Birincisi  tarif edilemez olması, ikincisi ise eşsiz olması gerektiğidir.”

 

Sanat genel bir tanım yapacak olursam yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesidir. Bütün sanatçılar bence aynı Renoir’ın dediği gibi, eserlerinin eşsiz ve tarif edilemez olması için çalışıyorlar. Sanatçı bana göre bu eserleri meydana getirebilmek için tüm hayatını sanata adayan kişidir.

İlham kaynaklarınız nelerdir?

İnsanın ilham kaynakları, yaşamı boyunca biriktirdiği bilgi, deneyim ve fikirleridir. Yaşanmışlıklarıdır.Bunlara hayal gücünü de eklemelisiniz. Evren çok büyük. Hayallerimiz yaşamımızda biriktirdiklerimizle sınırlı ancak. Kendimizi aşmaya çalışmak zorlu ve aynı oranda mutluluk verici bir süreç.

 

Resminizin gelişim ve değişimini kendi gözünüzden aktarabilir misiniz?

Soyut resim çalışma şeklime en uygun olanı. Resmimin gelişim ve değişimini objektif olarak anlatmam zor. Resimlerimi içimden geldiği gibi yapıyorum. İnsan zaman içinde değişiyor. Duygu durumları da buna bağlı olarak değişiklik gösteriyor. Çok çalışıyorum. Bazı resimlerim beni gerçekten etkiliyor. Bazen de üzerinde daha çok çalışmam gerekiyor. İyi resim anlayan gözler tarafından hemen anlaşılır.

 

Serginizin temasını anlatır mısınız? “Bilinmeyen” nedir?

Ben de bilmiyorum. Sergimi oluşturan soyut resimler hayal gücüm ve beynimin eseri. Evrende benzerleri var mı bilmiyoruz.

 

Resimleriniz planlı mı, doğaçlama mı doğuyor?

Resimlerim doğaçlama doğuyor. Plan yaptığım zamanlar da var.. Ancak çalışmaya başladıktan sonra her şey bir anda değişip başka yönlere doğru gidebiliyor. Bunu da çok seviyorum doğrusu.

 

Mozaik çalışmalarınızın tekniğinden bahsedebilir misiniz?

Mozaik ayrı bir dal, planlı bir çalışma. Seviyorum, ancak resimde kendimi daha çok buluyorum. İç ve dış mekan mozaik çalışmalarımda soyut tasarımlarımdan hiç vazgeçmedim. Zaman içinde bana özel teknikler geliştirdim tabii.

Takip ettiğiniz, beğendiğiniz sanatçılar kimler?

Yurtiçi ve yurtdışında sanatçıların çalışmalarını ilgi ile izliyorum. En beğendiğim sanatçı Van Gogh’dur. Eserleri ve sanat sevgisi beni her zaman etkilemiştir.

dfoit_subat

 

Kuzey’in Venedik’i Bir Kültür Şehri Amsterdam

Kuzey Avrupa’da Amstel nehrinin ağzında küçük bir balıkçı köyü olarak kurulan kasaba 13. yüzyıl başlarında, 150 yıla yakın bir sürede bira ve balık ihracatında en önde gelen şehirlerden biri olmaya aday olmuştur. 1452 yılında meydana gelen büyük yangında şehrin yarısından fazlası yanınca, yangının büyümesine sebep olarak gösterilen basit ahşap yapılardan dolayı, ahşabın yapı malzemesi olarak kullanılması yasaklanmıştır. 17. yüzyılda artan ticaret ve nüfus ile şehir, yeni mimarisiyle birlikte büyümeye devam etmiştir. Tüccarlar, ressamlar, mimarlar, saygın devlet çalışanları için, büyüyen üçlü kanal etrafında ihtişamlı binalar inşa edilmeye başlamıştır.

 

 

ŞEHRİN MİMARİSİ :

 

Amsterdam şehrinin tasarlanması 17. yüzyıl başlarına dayanıyor. 1664 yılında Daniel Stalpaert, hazırlanması yaklaşık 56 yıl süren şehir planları ile, kenti günümüzdekine çok yakın bir şehircilik anlayışıyla oluşturmultur. Amsterdam’ ın neredeyse tamamı su seviyesinin altındadır. Bu sebeple dalga bariyerleri ve setlerle deniz etkisinden korunmuştur. Binalar¸ ağırlıkları hesaplanarak beton kazıklar üzerine oturtulmuş, zemin altları kil ve turba tabakaları ile desteklenmiştir. Amsterdam, şehir mimarisinde bir ekoldür. Arsa genişliklerinin az olması, bina ağırlıklarının fazla olmaması gibi bağlayıcı unsurlar sebebiyle dış cepheleri, çatıları, kapı ve pencerelerinde farklı detaylarla her biri birbirinden farklı şıklık ve gösterişte binalar ortaya çıkmıştır. Kanallardaki yüzen evler de halen şehrin en popüler bölgesidir. Binaların özellikle çatı detayları yapım yıllarını gösterir. 1600’ lü yıllarda basamaklı çatılar sıkça uygulanmıştır. Rönesans tarzını yansıtan bu sivri çatılar, yunus süslemeleri, taş vazo ve çelenkler ile bezenmiştir. 18. yüzyıl öncesi binalarda ise genellikle sivri çatılar , 1700 yılından itibaren de sivri çatıların yerini kornişler almıştır. Bu dönemin en çok kullanılan çatı detayları dişli kornişler ve Rokoko parmaklıklı parabolik çatılardır. Farklı çatı ve dış görünüşe sahip bu binaların her biri dar cephelidir. Bunun da sebebi, vergilerinin sokağa olan ön cephe genişliğine göre alınmasıdır. Bu tarihi evlerin yıkılması, yerine yeni görünümlü binaların yapılması özellikle şehir merkezinde ve kentin büyük bir bölümünde yasaktır. Bu yüzden tarihi doku hiçbir şekilde değişmemekte ve korunmaktadır. Amsterdam şehrinin en bilinen sembollerinden biri de Yel Değirmenleridir. Amsterdam merkezinde 8 tane yel değirmeni mevcuttur.

 

MÜZELER KENTİ

 

Amsterdam’da 50 nin üzerinde müze, 141 sanat galerisi bulunmaktadır. Turizm bürosundan ve tüm müzelerden satın alınabilen Museumkart ile, Hollanda’daki bütün müzeler için bir yıllık abonelik hakkı elde edilebilir. Sanatta özellikle resimde haklı bir üne kavuşan Amsterdam, bir müzeler kentidir. Şehir merkezinde yer alan Rijksmuseum (Devlet Müzesi) başta gelir. Yaklaşık 7 milyon sanat yapıtının yer aldığı müzede yağlı boya tablo sayısı 5 bini aşmaktadır. Rembrant’ın fırçasından çıkmış tablolar karşısında büyülenmemek olası değildir. Vermeer, Frans Hals gibi dünyaca ünlü Hollandalı ressamların yapıtlarının da sergilendiği 1885’te açılan, Amsterdam’ın en çarpıcı mekanlarından Rijksmuseum olmak üzere, Amsterdam’da yer alan diğer ünlü modern sanat müzelerinden biri de Stedijk Müzesi’dir. Bu müze modern klasikler ağırlıklıdır. 1850 sonrası sanat dünyasında ünlenmiş Picasso, Monet, Kardinsky başta olmak üzere Matisse, Mondriaan, Cezanne ve çok sayıda sanatçının eserleri burada yan yana asılıdır. Ünlü I amsterdam yazısı da buradadır.. Yüzlerce Van Gogh resminin yanı sıra Vincent Van Gogh’un kardeşi Theo’ya yazdığı mektupların da sergilendiği Van Gogh Müzesi ise yakın çağın en ünlü müzesi olarak bilinir. Londra’daki merkez müzesinde olduğu gibi Madame Tussaud Mumya Müzesinde, ünlü kişilerin mumya modelleri sergileniyor. Kopyalar ünlü Hollandalı ressamların yapıtlarından alınmış.
Mimar Renzo Piano tarafından gemi şeklinde tasarlanmış Nemo Bilim müzesi; özellikle çocuklar için bilim ve teknoloji müzesi olarak önem kazanmıştır. Avrupa’nın en eski hayvanat bahçelerinden biri olan Artis Hayvanat Bahçesi’nde ise 6 bin hayvan çeşidi yaşıyor. Ayrıca içinde bir Jeoloji Müzesi, akvaryum ve planetoryum da mevcut.

 

NERELERE GİDİLİR?

 

Yılda yaklaşık 15 milyon kişinin ziyaret ettiği Kuzey Avrupa’nın en büyük şehri olan Amsterdam, güzellik ve dinginliğin, hareketli gece hayatı ile mutlu bir beraberlik kurduğu muhteşem bir yerdir. Şehrin müzeleri, kanalları, dar sokakları, parkları, restoranları ve kafeleriyle mutlaka görmeniz gereken birçok yeri bulunmaktadır.
Dam Square olarak da bilinen Dam meydanı, kentin dünyaca ünlü üç ana meydanından biridir. Meydanın en büyük özelliği 2. Dünya Savaşı’nda ölen Hollandalılar için dikilen anıt ile Kraliçenin taç giyme töreni için yapılan Kraliçe Sarayıdır. Diğer iki ünlü meydan ise, Rembrant ve Leidse Meydanı’dır. Dam’ın hemen yakınındaki Kırmızı Işık Bölgesi olarak adlandırılan eski kent, her şeyi ile görülmeye değer bir bölgedir. Eski kent, eğlence hayatı, yaşam biçimi ile gerçekten ilginçtir. Burada kentin en eski kilisesi Oude Kerk’i, tarihi Portekiz Sinagogu’nu gezebilir ve Yahudiliğin Hollanda’daki geçmişini Musevi Tarihi Müzesi’nde görmek mümkündür. Şehrin tarihinin 1275’ten II. Dünya Savaşı’nın sonrasına kadar sergiler ve belgelerle anlatıldığı, Amsterdam Tarih Müzesi ve Anna Frank’ın Evi de görülmesi gereken yerler arasındadır. Dam’ın hemen yakınındaki Kırmızı Işık Bölgesi olarak adlandırılan eski kent, her şeyi ile görülmeye değer bir bölgedir. Eski kent, eğlence hayatı, yaşam biçimi ile gerçekten ilginçtir. Burada kentin en eski kilisesi Oude Kerk’i, tarihi Portekiz Sinagogu’nu gezebilir ve Yahudiliğin Hollanda’daki geçmişini Musevi Tarihi Müzesi’nde görmek mümkündür. Şehrin tarihinin 1275’ten II. Dünya Savaşı’nın sonrasına kadar sergiler ve belgelerle anlatıldığı, Amsterdam Tarih Müzesi ve Anna Frank’ın Evi de görülmesi gereken yerler arasındadır. 2. Dünya Savaşı sırasında 15 yaşındaki Anna Frank’ın ailesi ile dört yakınının Nazilerden saklandığı bu tarihi evde Anna Frank günlüğünün bir bölümü ile bazı aile fotoğrafları ve Yahudi düşmanlığı üzerine sergiler bulunmaktadır. Hemen yakındaki Westerkerk, ünlü sanatçı Rembrandt’ın gömülü olduğu yerdir. Kendine özgü sokaklardan ve çekici kanallardan oluşan Jordaan, Amsterdam’ın en güzel bölgelerindendir. Amsterdam’ın en canlı meydanı olan Leidseplein, mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Meydan gündüzleri, kafelerde oturanlarla, sokak göstericileri ve müzisyenleriyle dolar. Geceleri ise burası çevredeki kafe, bar, restoran, gece klübü ve sinemaları ile gençliğin buluşma noktası haline dönüşürür. 1668 yılında kurulmuş olan Rembrant Meydanı’nda Rembrant’ın dev bir heykeli ve en bilinen tablosu Gece Nöbeti’nin heykellerle yapılmış bir versiyonu bulunmaktadır. Bu tablo ve yüzlerce başka tabloyu Rijksmuseum’da görmek mümkündür.Amsterdam’daki restoranların en yoğun olduğu yerler Müzeler Semti’ndeki Van Baerlestraat, Kırmızı Fener Mahallesi (Red light District), Nieuwe Zijde’deki Spui, Doğu Kanal Çemberi’ndeki caddeler ve Jordaan’dır.

 

Rijksmuseum çıkışında, Spigelgrach adında şık ve dar bir sokak içinde 80 e yakın mağazanın bulunduğu bir antikacılar çarşısı bulunur. Buradaki antikacılarında neler bulunur diye soracak olursak; saat ve müzik kutusu, eski müzik aletleri, modern resim galerileri, eski yağlıboya baskı satan, antika mücevherler, arkeolojik sanat eserleri, etnik yağlıboya resim ve haritalar vb…

 

Waterloo Meydanı’nda kurulan bit pazarda ise elektronikten, yağlı boya tablolara, antika duvar saatlerden ipek halılara varıncaya kadar çok şeye rastlamak mümkündür. Ayrıca Pazar günleri Spui meydanında kurulan seramik, cam ve modern resim ağırlıklı açık hava modern sanatları pazarını da mutlaka uğranması gereken yerlerden biridir. Çiçek pazarı da, Spui meydanına yakın bir yerdedir. Amsterdam’ın yüzen çiçek marketi her gün yerli ve yabancı ziyaretçilere açıktır. Çiçek çeşitleri zenginliği ile de dikkat çeken Çiçek Pazarı’ndaki en popüler çiçek tabii ki Osmanlı’dan gelen Flemenk laleleridir. Bu sanat şehrinde, opera veya bale gösterisi izlemek; Art Deco mimarisiyle ünlü, 1500 kişi kapasiteli Tuschinski Tiyatrosu nda film seyretmek ve Netherlands Film Müzesi’nin cafesi Vertigo da sıcak bir kahve molası vermek de çok keyifli olacaktır. Amsterdam’dan alınabilecek hatıra eşyaları arasında; geleneksel tahta pabuçlar, seramikler, Gouda peyniri, çikolatalı Droste şekerlemeleri ve çiçekler tercih edilebilir. Şehirde bisiklet yolları ve bisiklet park alanlarıyla, Amsterdam bisiklet dostu bir şehirdir. Şehirde, nüfusun iki katı yaklaşık 2 milyon bisiklet olduğu söyleniyor. Central istasyonun yakınındaki Fietsflat 2500 bisiklete ev sahipliği yapan çok katlı bir bisiklet otoparkı. Neresinden bakılırsa bakılsın; 88 adacıktan oluşan, irili ufaklı 1200’e yakın kanalla sarmalanan, 1400’e yakın köprüyle birbirine bağlanan, “Kuzey’in Venedik’i” olarak da anılan, mimariyi sevenlerin asla vazgeçemeyeceği, bir hoşgörü ve kültür kentidir Amsterdam.

 

dfoit_subat

dfot

 

KIŞIN ORTASINDA İÇİNİZİ ISITACAK HUZURLU BİR O KADAR DA YARATICI STİL; PROVANS

 

Adını Fransa nın güneyindeki sıcacık bölgeden alan Provans stil, tıpkı Cezanne ve Van Gogh’un paletlerinden çıkmış tablolar gibi Akdeniz’in canlı renklerini temsil eden rustik eşyalarla antikaları da bir araya getiriyor. Provans bölgesinde yalnızca narin çiçekleri değil, zaman zaman karla kaplanmış bitki örtüsünü de görebilirsiniz. Lavanta tarlaları, çeşmeler, uçsuz bucaksız ayçiçek tarlaları, festival coşkuları ve elbette olmazsa olmaz romantizm, Provans dokusunun ana unsurlarını oluştururlar.

 

Fransız etkisindeki Provans mobilyalar, eski Paris stilini, onbeşinci Louis imparatorluk döneminin sade ve basit çizgilerinden oluşmuş sofistike motiflerini ve de elegan ve zengin detaylarını bünyesinde barındırır.  Provans stilde, lüksten arındırılmış gibi görünen mekanlara yerleştirilmiş bütün eşyalar, sanki çok eskiden beri o yerlerindeymiş hissini uyandırır  insanda.  Birbirine asla yakışmayacağı düşünülen parçaların yarattığı rastgele görünüm, içindeki özenli ve planlanmış bir uyum barındırır  aslında ve bu uyum göze sokmadan alttan alta hissettirilir.

 

Aslında bütün diğer Akdeniz ülkeleriyle ortak özellikler taşıyan Provans bölgesindeki kırsal yaşamın yansımaları buradaki dekorasyon anlayışına yön vermiştir. Birbirini tamamlamayacağını düşündüğümüz bu parçaları bir araya getirirken seçilen tekstil ürünlerindeki ahenk ise her zaman tam bir  mutlak bir uyumun garantisi olur .

 

Provans stildeki ahşap mobilyalar genellikle kiraz, ceviz veya meşeden üretiliyor. Bu ahşaplara patine boya tekniğini uygulamak, ahşabın doğal dokusunu olduğu gibi bırakmak veya naturel renkleri kullanmak ayrı bir güzellik katıyor. Eskitme tekniği kullanılarak yapılan patine, bu mobilyalara doğal bir eskilik kattığı oranda başarılı sayılıyor. Patinelerde gümüş ve altın varak dokunuşlara da yer veriliyor. Mobilyalarda kullanılan birleştirme tekniğinde de, yeni metodlara yer verilmiyor, ahşap çiviler kullanılıyor. Masif detaylar temizlenmeden bırakılıyor. Patinelerdeki fırça izleri geçmişi bugüne taşıyor adeta.

 

Provans tarzında farklı dönemlere ait mobilyaları da bir arada görmek mümkün. Ama günümüzde özellikle Amerikan tasarımlarında,  genellikle 15. ve16. Louis Fransız döneminin mobilyaları sadeleştirilerek taklit ediliyor. İpekler, kadifeler yerine ketenler kullanılıyor.

Muhteşem kır havası veya tatil kokan Country mobilyalarını da, aydınlık patinelerle kendini gösteren Provans stilde renklendirilmiş olarak görmek de mümkün artık günümüzde.

 

Kuş ve ördek figürleri gibi doğayı temsil eden minik ahşap aksesuarlar, meyve ve çiçek desenli pastel renkli tablolar ile uçuk beyaz ve bej renklerin hakim olduğu, açık renkli elle cilalanmış ve patine edilmiş mobilyalarla;  zemin döşemelerinde uzun ahşap parkeler, doğal taşlar ve çakıl taşları, mozaikler tercih ediliyor. Bazen terracotto karolar ile  renkli döşemeler birlikte kullanılıyor. Evlerin perdelerini ince keten kumaşlar oluşturuyor veya ahşap kepenkler. Şömineler ise bu tarzın vazgeçilmezi.

 

Provensial tarzda herkes hayatı kendi ritminde doğanın renkleriyle birlikte yaşıyor, geçmişin ahenkli, şaşaalı yaşamını sadeleştirerek günümüze taşıyor. Akdeniz insanının doğasındaki özgürlük duygusunu öne çıkaran, renkli ve huzurlu bir yaşam tarzını sembolize eden  Provans stil, aslında gücünü cesaretli yaratıcılıktan alıyor.