üretim

dfot

 

 

 

Yusuf Aygeç:

“Baykuşlar ormanların gece bekçileridir normalde.

Fakat şu anda ormanların katli ve birçok orman alanının imara açılmasıyla birlikte, ormanların şantiye bekçiliğine terfi etmiş durumdalar.”

Röportaj: Ayse Gülay Hakyemez

Akaretler’deki C.A.M. Sanat Galerisi’nin bu ayki sergisi

START “Art within Reach” adını taşıyor.

Genç sanatçıların yer aldığı karma sergide Yusuf Aygeç’in hayvan resimleri dikkatimi çekti. Foreks üzerine kağıt presleyerek karışık teknik (yağlıboya akrilik, isographi kalemi ve sprey) ile ürettiği eserler modern zaman “fabl”ları gibi.

Son sergi çalışmalarınızın serüvenini anlatır mısınız?

 

Seride kullandığım hayvanlar, dünya üzerinde küresel ısınma ve hayvanların yaşam alanlarının katlini, bozulan hayat dengelerini ve bozan ögeleri anlatıyor. Bir resimde, önde baretli bir baykuş ve arkada bir inşaat silüeti görürsünüz. Baykuşlar ormanların gece bekçileridir normalde. Fakat şu anda ormanların katli ve birçok orman alanının imara açılmasıyla birlikte artık ormanların şantiye bekçiliğine terfi etmiş durumdalar.

Sanat ve sanatçı tanımınız nedir?

 

Doğanın bize sunduklarından, güzelliklerden türeyen bir kavramdır sanat.  teknolojinin gelişmesi, devletlerin büyümesi, sermaye düzeni öğelerinin çoğalmasına tepki veren sanat eserleri birer tarih görseli artık. Devletlerin marka dayatmaları ve teknolojinin had safada kullanılmasını yeren bir alan halini almıştır sanat.

 

Sanatçı ise şu an özgürlüğünü bir bakıma kaybetmiş bir bedevi gibidir. doğasına geri dönmeye calışıyor. Kapitalist  sebeplerden ötürü önceliği para almış durumda. Yaptığı sanatın önceliğinin önüne malzemelerinin parası ve kullandığı atölyesinin giderleri geçmiş durumda.  Bunun yanında ruhen besleneceği bir doğa da kalmamış. Tüm bu olumsuzlukların içerisinde sanatçı, katledilen doğayı gözlemlemeye çalışır, dayatılan bir ideolojiyi takip edip onu eleştirmeye çalışır. Bu dayatmadan kendini sıyırıp sağlıklı bir biçimde objektif bakabilen kişidir sanatçı.

Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce?

 

Sanat motivasyondan beslenir çoğunlukla. Değişik ruh hallerinden esinlenir. Bu durum sanat üretimini tetikler. Bence sanat bir mutluluk aracı değil, tam aksine mutluluklarımızı eşit bir şekilde yaşamamızı sağlayacak bir tepki biçimidir. Sanatçının en mutlu olduğu an, eserinin izleyici veya eleştirmen tarafından doğru tespitlerle okunduğu, eser ile sanatçı arasında doğru bir köprü kurulabildiği andır.

Sizi tetikleyen unsurlar, ilham kaynaklarınız nelerdir?

 

Gün içerisinde birçok duygu değişimi ve ruh hallerine gireriz hepimiz.  İlham kaynağı dediğimiz nokta tamamen bizim kendi inanç ve maneviyatımızdır. Bizi bunlar besler, ilham verir. Tetikleyen unsurlar ise herşey olabilir. Kendi doğrularımıza uymayan her şeye tepki olarak sanat üretebilirsiniz. Yaşam şeklinizi sanatınıza aktarırsınız. Hayatın aslında “bir varmış bir yokmuş”luğuyla ilgileniyorum. İçerisindeki mizahdan besleniyorum. Yaşadığımız toplum ve kültürün kült öğelerinden yola çıkıyorum.

Sanatın insan yaşamındaki yeri nedir, ne olmalıdır sizce?

 

Her insanın hayatında sanat vardır. İnsan zaten kendi başına bir sanat ürünüdür. Sadece bu yetiyi açığa çıkarmayı veya okumayı öğrenme evreleri vardır. Bizlere öğretilenin dışında, derine inmemiz gerekmektedir. Soru sorup o sorulara cevap arayabilmemiz gerekmektedir. Özü ve manayı araştırıp o doğrultuda sanatı ve sanatçıyı okuyabilmemiz gerekir.

Günümüz sanatı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 

Teknolojinin de gelişmesiyle doğru orantılı olarak şu an sanat işçilikten uzaklaşmış, sadece manifestolar üzerine kurulu bir düzen halini almıştır. Sanatçıların yerini makineler ve endüstri almıştır. Bunun içerisinde de hala sanat yapılıyor, yapılmaya devam edecektir. O yüzden de bitmeyen bir serüvenin içerisindeyiz. Önemli olan bu sistemin parçası olmadan, kendi doğru ve yanlışlarımızdan çıkardığımız sonuçlarla sanat yapabilmek.

 

dfot

 

 

Lotus Belle

İki çocuğuyla yaşayan 30 yaşındaki Hari 19 yaşındayken bu özel çadırın tasarımını yapmış. Ama birkaç yıl boyunca bununla ilgili faaliyete geçememiş. Bunun sebebi çocuklarıyla yoğun şekilde ilgilenmek zorunda olan bir öğretmen olması. Çadır tasarımlarını İngiltere’de benzer “Bell” çadırlarını satan kişiye göstermiş. Hari’nin tasarımlarını çok beğenip onu kendi üreticilerine yönlendirmiş.

Çok yüksek kalitede üretim yapan ve dürüst çalışan bu ekiple tanışmak Hari için büyük şans olmuş. Kamp yapmaya olan tutkusu sayesinde bu yola giren Hari “yurt” adı verilen keçe evler ve aynı zamanda büyük Bell çadırları birleştiren bir tasarım ortaya çıkarmış.

20 çadır sipariş edip birkaç ayda satan Hari ardından 140 adet sipariş vermiş ve diğer ülkelerden ürünü yurtdışında satma talebi gelip bir anda tükenince dünya çapında satılan ürünler arasında 1000. sıraya yükselmiş.

Şimdi iki yıl sonra Yeni Zelanda’dan sipariş veren Jessica ile beraber ürünü Güney Kore, Almanya, Fransa, Avustralya, Amerika’ya dağıtıyorlar. Jessica pazarlama konusunda Hari’ye yardım ediyor. Hari ise sipariş ve stokla beraber tasarım modifikasyonları yapmaya devam ediyor.

dfot

 

Enerjinin gündemi

Uluslararası Enerji ve Yönetimi Konferansı’nda belirlendi.

Uluslararası Enerji ve Yönetimi Konferansı (ICEM), İstanbul’da düzenlendi. Konferansın açılış konuşmasını İtalya’nın eski Başbakanlarından Lamberto Dini yaptı.

Enerji piyasasının önde gelen şirketlerinden Palmet Enerji A.Ş. 30. yılı kapsamında İstanbul Bilgi Üniversitesi ile beraber düzenlediği ve enerji sektörünün bugünü ve geleceğini global boyutta masaya yatırdığı “Uluslararası Enerji ve Yönetimi Konferansı” düzenledi. Tarihi Haliç kıyısında bulunan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin santralistanbul Kampüsü’nde düzenlenen konferansa yurtiçi ve yurt dışından pek çok akademisyen katıldı. Bilimsel gelişmeler, yenilikler ve enerji yönetimi yöntemleri hakkında bilgilerini paylaşmak için enerji alanında çalışan araştırmacıları ve enerji sektöründeki kamu veya özel şirketleri bir araya getirmek konferansta bir araya geldi.

İtalya’nın eski Başbakanlarından Lamberto Dini ise önümüzdeki dönemde ülkelerin karşılaşabilecekleri sıkıntılara değindi. Dini, önümüzdeki dönemde endişelenilmesi gereken en büyük konunun enerji çıkmazı için yapılan çalışmalar olduğunu dile getirdi. Dini, konuşmasında arz ve talep dengesizliği, gelişmekte olan ülkelerin petrol stoklarının yeteri kadar olmaması ve bu nedenle dışa bağımlığının hala devam etmesi ve yanlış enerji kullanımının iklim bozukluğuna yol açması üçlü bir enerji çıkmazı olarak görülmektedir ifadesini kullandı.

Palmet Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Doğanay Samuray ise açılış konuşmasında; “Dünyanın ve Türkiye’nin en önemli konularından biri olan enerjiyi dünyanın dört bir yanından bu konferans için gelen çok kıymetli bilim insanlarının ve enerji sektör temsilcilerinin birikim ve tecrübeleri ışığında konuşuyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, insanlığın enerji kaynaklarının doğru kullanımı konusunda sicili ne yazık ki çok da parlak değil. Bu nedenle sadece ülkemizin değil aslında tüm insanlığın geleceği adına, enerjiyi daha çok konuşmalı, tartışmalı, bilimsel platformlarda konuyu enine boyuna ele almamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu nedenle de, ülkemizde bir ilk olan Uluslararası Enerji ve Yönetimi Konferansı’nı çok önemsiyoruz. Bu gibi etkinliklerin üniversite-özel sektör ve kamu işbirliği ile artarak devam etmesini temenni ediyorum.” dedi

Düzenlenen bu akademik konferansın İstanbul Bilgi Üniversitesi açısından büyük önem taşıdığını belirten İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Remzi Sanver ise açılış konuşmasında; “Konferans bizim için önemli bir yıldönümüne denk geldi. İçinde bulunduğumuz bu tarihi santral, İstanbul’un ilk enerji santrali olma özelliğini taşıyor. Santralin hizmete girmesinin ardından tam 100 yıl geçti. Zamanla santral üretim anlamında önemini yitirdi. Bu noktada Enerji Bakanlığı’nın desteği ile enerji tesisini yeniden canlandırdık ve topluma kazandırdık. İlk elektrik üretiminden bu yana bir asır geçti, şimdi BİLGİ enerjisini eğitime dönüştürüyor. Bu yıl Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü’nün ilk mezunlarını verme mutluluğunu da yaşıyoruz. İstanbul’a, enerji sektörüne, Türkiye ekonomisine ve eğitim sistemimize İstanbul Bilgi Üniversitesi olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da destek vermeye devam edeceğiz” dedi.

İstanbul Bilgi Üniversitesi santral istanbul Kampüsü’nde “Enerji Müzesi” olarak hizmet veren İstanbul’un ilk enerji santralinin hizmete girmesinin 100. yılı. Tarih aynı zamanda üniversitenin Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü’nün ilk mezunlarını vereceği yıl olma özelliği de taşıdı.

1984 yılından beri faaliyet gösteren PALMET Şirketler Grubu, 90’lı yıllarda Türkiye genelinde başlatılan doğal gaz hat çalışmaları ile enerji sektörüne adım atmış; 2001’deki Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) kuruluşu ile birlikte Gebze ve Erzurum şehirlerinin Doğalgaz Dağıtım Lisansı İhalelerini alan PALGAZ ve PALEN şirketleri ile resmen enerji sektörünün ilk yatırımcılarından biri olmuştur.

Bugün ise PALMET ENERJİ’nin yürüttüğü faaliyetleri;

 

Şehiriçi doğalgaz dağıtımı (Gebze ve Erzurum),

Doğal gaz (LNG) ithalatı ve toptan satışı,

Elektrik üretimi,

Elektrik Ticareti

 

başlıkları ile özetlemek mümkündür.

PALMET ENERJİ, Gazport şirketini kurarak EPDK’dan aldığı Toptan Doğalgaz Satışı ve Spot LNG İthalatı Lisansı çerçevesinde, Türkiye’de enerji sektöründe oluşturulan liberal ekonomi içerisinde 2009 yılı itibariyle faaliyetlerine başlamıştır. Gazport şirketini takiben kurulan ve lisansını alan Gasline Doğalgaz Toptan Satış A.Ş. ise 2012 yılı itibariyle faaliyetlerine başlamıştır.

2009’da inşasını tamamlayarak devreye aldığı 60 MW gücündeki Delta Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali’ne ilave olarak, 62 MW gücündeki ikinci doğalgaz kombine çevrim santrali olan ve Aydın – Çine OSB içerisinde yer alan Ales Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali de Aralık 2012 itibariyle ticari faaliyetlerine başlamıştır. Diğer yandan Erzincan ilinde kuracağı 284 MW gücündeki Eriç Barajı ve HES Projesinin lisansını da almış ve mühendislik çalışmalarına hız vermiştir. Doğal gaz kombine çevrim santralleri ve HES projesi dışında PALMET ENERJİ bünyesindeki diğer firmalar ile Rüzgar Enerji Santrali ve Güneş Enerji Santrali projeleri için de çalışmalarını yürütmektedir.

2009 yılında 25. yaşını kutlayan PALMET, aynı yıl enerji sektöründeki yatırımlarını desteklemek amacıyla 5.000 MW hidroelektrik santrali kurulu gücüne sahip bir dünya devi olan Kanada şirketi Manitoba Hydro International ile Türkiye’de yeni bir ortaklık yapısı oluşturmuştur. Palmet-Manitoba Hyro International Mühendislik ve Müteahhitlik Ticaret A.Ş. (PMHI A.Ş.)  adı altında faaliyetlerini sürdürecek olan şirket; öncelikle PALMET ENERJİ tarafından devam ettirilen hidroelektrik enerji yatırımlarına yönelik planlama, fizibilite, projelendirme, yapım ve işletim hizmetleri verecektir.

PALMET ayrıca Palport Elektrik Tic. A.Ş.’yi kurmuş, 2010 yılı Aralık ayında aldığı Elektrik Toptan Satış lisansı ile toptan satış şirketlerinden nihai tüketiciye kadar geniş bir müşteri portföyüne elektrik arzına başlamıştır.

Palmet Enerji’nin Geleceğe Yönelik Amaçları:

 

• Enerji Piyasasında uzun vadeli yatırımlar gerçekleştirmek

 

• Temiz Çevre Dostu Teknoloji kullanımına önem vermek

 

• Eğitimli ve Uzman personeli ile hizmete devam etmek

 

• Uluslararası Ticaret ve Operasyonlarını genişletmek

 

• Operasyonlarını her yönde mümkün olan en yüksek kalite standartlarına ulaşmak için çaba göstermek

 

• En değerli varlıklarımızın abonelerimiz olduğu gerçeğini hiçbir zaman gözümüzden uzak tutmamak.

 

 

Kullandığımız elektrikli aletlerimiz hem en büyük yardımcılarımız, yanlış seçilirse en yakınımızdaki enerji düşmanlarımız.

Artık elektiikli aletlerin üzerindeki etiketlerden hepimiz haberdarız peki tam olarak ne anlama geldiklerini biliyor muyuz? Gelin hep birlikte bir üzerinden geçelim kafalarımız daha bir netleşsin. AB Enerji Verimliliği Etiketi sınıflandırması ile bir aletin yıllık enerji tüketimi bazında yedi gruptan oluşmaktadır. A harfi en düşük enerji tüketim sınıfını göstermektedir. A sınıfı bir elektrikli alet almanız durumunda ortalama enerji tüketiminden % 45 daha az enerji tüketecektir. Bazen enerji verimli aletler satın alırken daha fazla, bazen ise daha az ödenir. Fakat her iki durumda da enerji verimliliği uzun süre kullanımlarda tasarruf sağlar.

Aydınlatmalar

Evlerde aylık elektrik faturalarının yaklaşık %20’si aydınlatma amaçlı kullanıma aittir. Verimli aydınlatma hem faturalarda hem de gözlerde rahatlama sağlayacağından daha düşük faturalar ve daha kaliteli aydınlatma ile memnun edici sonuçlar elde edilecektir.

Aydınlatmada enerji tasarrufu, aydınlatmanın kalitesini düşürmeden iyi bir aydınlatmanın gereklerini yerine getirerek yapılmalıdır. Düşük verimli ışık kaynakları yerine yüksek verimli ışık kaynakları kullanılarak uygun aydınlatma ve enerji tasarrufu sağlanabilir.

En basit ve etkili yöntem kompakt Fluoresan Lamba kullanımının tercih edilmesidir.

Kompakt floresan lambalar konutlar ve ofisler için uygun olup, akkor lambaları kompakt fluoresan aydınlatmaya dönüştürmek kolaydır. Akkor lamba kullanılan hemen hemen her yerde kompakt fluoresan lambalar kullanılabilir. Örneğin 75 Watt’lık akkor flamanlı lamba yerine, 15 Watt’lık bir kompakt fluoresan lamba kullanarak, aynı aydınlatma %80 daha az enerji tüketerek elde edilir.

 

Aydınlatma ile evimizde alabileceğimiz diğer önlemleri de hızlıca bir sıralayacak olursak;

Eğer kullanıcının bütçesi bir defada bir çok floresan lamba almaya elvermezse, geride kalanları değiştirmek için aylık olarak sıraya konarak tamamlanması mümkündür.

 

Odadan ayrılırken lambalar kapatılmalıdır. Aile bireylerinin odadan ayrılırken lambaları kapatmalarını hatırlatacak notlar konması faydalı olacaktır.

 

Gün ışığından mümkün olduğunca faydalanılmalıdır. Odalar doğal aydınlık avantajını daha iyi kullanacak şekilde düzenlenmelidir. Pencere yakınına bir masa ve sandalye yerleştirerek elektrik faturalarında gerçek bir azalma sağlanabilir.

 

Dış kapı ışıldakları halojen lambalarla değiştirilebilir. 50-90 Watt’lık bir halojen lamba, iki kat fazla Watt’lı standart bir reflektör lamba yerine takılırsa yine aynı aydınlatma elde edilir.

 

Lambaların ve armatürlerin periyodik olarak bakımları yapılmalıdır. Aydınlatma sistemlerinin bakımları yapıldığında daha verimli olarak çalışırlar. İyi yapılmayan bakım sonucunda lamba üzerinde biriken tozlar faydalı ışık miktarını azaltır. Tozlanan armatür ışığın %50’sini yayar, %50’sini yutar.

 

Daha fazla ışığa ihtiyaç duyulan bölümlerde çok sayıda düşük güçlü lamba yerine daha yüksek güçlü tek bir lamba kullanmak daha verimli bir aydınlatma sağlar.

 

Devamı Gelecek….

ferroli_kombi

 

Isıtma ve soğutma sistemlerinin öncü markası Ferroli, Türkiye’de yeni bir uygulamaya imza attı ve “kombileri renklendirdi”.

 

Ferroli Türkiye Genel Müdürü Çetin Çakmakçı, fikrin “Türkiye’nin doğasının ve farklı zenginliklerinin rengini yansıtabilme” arzusundan doğduğunu belirtti.

dfoit_mayis

 

Evimizin Duvarlarının Dışına Çıktık, Peki Ya Beynimizin Duvarları?

Bugün o gün olsa! Mayıs bir başlangıç olsa! Beynimize kalıplarla ördüğümüz duvarları da zorlasak. Herkesin birbirinin yaptığına burun kıvırdığı, özgün olmaktan çok uzak, kopya hayatlar sürüyoruz ne yazık ki (özellikle büyük kentlerde). Üstelik, işin gerçek ve trajik yanı bu olmasına rağmen “bizim yaptığımız en önemli olanı” diye kendimizi ve yakın çevremizi kandırıyoruz. Oysa, “sevmek” kavramının içini bu kadar boşaltmasak, “saygıyı” hep başkalarından bekleyen, “önemli” insanlar olarak hayatlarımızı sürerken, kendi kabalık ve duyarsızlıklarımızla biraz yüzleşsek her şey çok daha farklı olur muydu? Ne dersiniz? Keşke başkalarının inandıklarına ya da sahip çıktıklarına saldırmak yerine kendi inandığımız, doğru bildiğimiz konuda emek versek. Üretsek bol bol! Daha da önemlisi bir şeyler üretmeye çalışanlara destek olsak. Öyle parmağımızın ucuyla değil ama, sıkı sıkı tutarak ellerini!

Kısacası yanyana durabilsek gerçek anlamda; “vaktim yok“ demeden, “param yok” diye üzülmeden, “kim ki o ben ona cevap vereceğim bunca işimin arasında” diye kabalaşmadan, “kimse kimsenin kapısının önünü süpürmeye mecbur mu” diye düşünmeden, “hasta olan iyi ki benim çocuğum değil” diye şükretmeden nasıl yaşanır biliyor muyuz?, Ya da şöyle sorayım; “ben bu tabloyu alırsam galeri sahibi ne kar eder” diye hesap yapmadan, mahalledeki kedi seven yaşlı teyzeyi görünce yolu değiştirmeden ve statümüze de bu yaraşır diye, evleri, içinde yaşanılan mağaza vitrinlerine dönüştürmeden de yaşamak mümkün mü? Neden olmasın?

Biz slogan atalım ülkeyi başkası kurtarsın; biz çok sevelim herkesi ama yakın çevremize bile faydamız olmasın; saygıyı, hoşgörüyü maddi manevi tüm güzellikleri biz hak edelim aman sakın ha paylaşmayalım. Böylesi daha mı kolay?

Bilemedim, siz karar verin en iyisi duvarlarınızın ne kadar sağlam olduğuna. Ben o duvarlara çarpa çarpa yoruldum evet, ama duruldum da sanmayın. Birlikte kucaklanacak güzel günlere olan inancımı ve ısrarımı hala koruyorum.

SEVGİLERİMLE

 

dfoit_mayis