teknoloji

MOTTO TASARIM – ATÖLYE İSTANBUL

Bir ortak yaratıcılık sahası, Atölye İstanbul .

Sanırım profesyonel hayat unutturuyor bize yaratıcılığı, sonra da  başlıyoruz sıkıcı ve tek düze olmaya. Tüketmekte ise adeta üstümüze yok. En yeni çıkan markalar, En trendy içecekler, En hip mekanlar, En çok like alan paylaşımlar… Taklit etmek , özenmek veya  eleştirmek en basit iş, peki ya üretmek? Evde, işte,her yerde bir tatminsizlik , mutsuzluk hakim. Havadan sudan değil bu karın ağrıları ,zamanı iyi değerlendiremiyor, kaliteli vakit geçiremiyor olmanın  verdiği   sıkıntıyı yaşıyoruz hepimiz maalesef. Daha çok keşfetsek,öğrenmek için baksak ,dinlesek, uygulasak,kendimizi aşsak mesela. Peki size, hayal edebildiğiniz,tüm aklınızdakileri paylaşabildiğiniz, öğrendiğiniz,izlediğiniz,okuduğunuz,denediğiniz ve ürettiğiniz şeyleri tek bir çatı altına toplayan bir yerin varlığından bahsetsek? Kim bilir, belki de hep o beklediğiniz  ilham perileri bu atölyededir. Tasarımsa tasarım,yaratıcılıksa yaratıcılık,sanatsa sanat,paylaşımsa paylaşım! Buraya her gelenin tek bir ortak noktası var o da ‘yaratıcılık’! Bu ay Atölye İstanbul ’un yaratıcıları Kerem Alper ve Engin Ayaz’ın ilham dolu yolculuklarına ortak olduk .İlk büyük ölçekli ‘makerspace’i olma hedefiyle 2013’te ilk adımlarını attılar.Peki kim bu  ‘’maker’’lar? Tasarımın her halini tek bir çatı altında toplamayı başaran Atölye İstanbul’un Çukucuma’daki mabedine konuk olduk ve merak ettiklerimizi sorduk.

 

  • Türkiye’nin ilk büyük ölçekli ‘’maker space ‘’i olan Atölye İstanbul‘un çıkış noktasını merak ediyorum. Hikayesini bizimle paylaşır mısınız?

ATÖLYE İstanbul macerası, Kerem Alper ve Engin Ayaz ile iki yıl önce başladı. İkili öncesinde, farklı zamanlarda Stanford Üniversitesi’ne gitmiş ve tasarım dünyasıyla orada tanışmıştı. Okulun sağladığı üretim alanlarında bireysel ifadenin üretime katılmasının kültür üzerinde ne kadar büyük bir değişiklik yaratabileceğini fark etmişlerdi. Aynı zamanda, farklı alanlarda faaliyet gösteren insanların bir araya gelince çok daha özgün projelere imza atabileceklerini gözlemleme şansları olmuştu. Bu deneyimlerle Türkiye’ye dönen ikili, 2013 yılının Eylül ayında, yaratıcı sektörlerin ortak bir çatı altında buluşmasını sağlayacak projeleri; ATÖLYE İstanbul fikrini geliştirmek üzere İstanbul’da faaliyete geçti. Engin ve Kerem önce ATÖLYE Labs adını verdiği kendi ekibini kurdu. Ardından 7 yıl boyunca California Apple’da Sistem Tasarımları ve İnovasyon yöneticisi olarak çalışan Dr. Ulrich Barnhoefer üçüncü ortakları olarak Türkiye’ye geldi. ATÖLYE Labs’in 1 sene süren hummalı çalışmaları sonucunda, ATÖLYE İstanbul kapılarını açmadan önce ekip Çukurcuma’da 200 metre karelik ATÖLYE Beta Mekan’ı yarattı. ATÖLYE İstanbul’un bir prototipi olarak kurguladığı bu mekanda, 20 kişilik bir ortak çalışma alanının yanı sıra; 3D printer ve elektronik prototipleme aletleri, workshop alanları ve bir toplantı salonu bulunuyor. Tasarım, teknoloji, sanat, ve girişimciliğin kesiştiği bir ekosistem oluşturarak disiplinler arası işbirliğini güçlendirmenin amaçlandığı ATÖLYE Beta Mekan’da hem Türkiye’den hem de uluslararası ağdan; yönetmen, tasarımcı, illüstratör, editör, sosyolog, mühendis, girişimci pek çok farklı dal bir arada çalışıyor, üretim yapıyor.Şirketler ötesi bir platform yaratmayı ve üretmeye ilgi duyan herkese destek sağlaması hedeflenen, yaklaşık 700 metre karelik bir ortak çalışma, üretim ve etkinlik merkezi olacak olan ATÖLYE İstanbul ise çok yakında açılacak. Ekibin hayali, ATÖLYE İstanbul’dan sıra dışı projelerin çıkması ve dünya genelinde farkındalık yaratabilme potansiyeli taşıması. Projelerin sadece karlılık üzerinden değil, yaratabileceği etki ve yarar üzerinden değerlendirilerek geleceğe katkıda bulunabilmesi.Ayrıca ATÖLYE Labs, ATÖLYE İstanbul haricinde yenilikçi projeler üretiyor; kurumsal ve halka açık workshop’lar düzenliyor. Böylece tüketen ve üreten arasındaki kalıp yargıları kırmayı, sürdürülebilir bir yöntemle kalkınmayı ve bunu toplumun her kesimiyle yöneten bir İstanbul için katkıda bulunmayı istiyor.

 

  • Dr. Ulrich Barnhoefer ile yollarınız nasıl kesişti?

Ulrich (Uli) ile kurucu ortak Kerem Stanford Institute of Design’da (d.school) Kerem’in asistanlık yaptığı bir ders sırasında tanıştı. Uli bu sırada Apple’da inovasyon  ve sistem tasarımları bölümünde çalışıyordu ve hafta sonları kendini geliştirmek ve Stanford’un tasarim odaklı düşünce metodunu öğrenmek için d.school’a geliyordu. Bir ortak tanıdıkları vasıtasıyla tanışan ikili kısa bir süre içinde yakın dost oldular ve Kerem’in ortağı Engin ile bir süredir üzerinde çalıştığı ATOLYE Labs projesini kurgulamaya koyuldular. Uli iki kere ATÖLYE Labs kapsamında Turkiye’ye geldikten sonra Apple’dan istifa edip İstanbul’a taşınma kararı aldı ve 9 ayı aşkın bir süredir burada.

 

  • Peki, kim bu maker’lar ?

Türkiye’de ‘maker hareketi’ yeni bir akım olmakla birlikte maker’lık kültürü aslında oldukça eskiye dayanıyor. Anadolu’da çağlardan beri süre gelen zanaatkarlık kültürü bir yana; yoğurt kabından saksı yapan anne, benzinden tasarruf etmek için arabasına lpg tüp taktıran baba figürleri bizim kültürümüzün en özgün maker temsalleri arasında yer alıyor. Bugün, bu kültürel kimlikle büyümenin yanı sıra teknoloji sayesinde farklı alanlardaki bilgi ağlarına ve altyapı olanaklarına kolayca erişim kazanan genç nesil, dünyada hızla yayılan ‘Maker Hareketini’ kolaylıkla içselleştirebiliyor. İçlerindeki yaratıcı gücü beslemek ve fikirlerini somut birer projeye dönüştürmek için birbirinden güç alması gerektiğinin bilinciyle hareket eden bu jenerasyonun tasarımcıları, zanaatkarları, girişimcileri, sanatçıları ve mühendisleri ‘maker hareketi’ çerçevesinde yeni nesil bir çalışma biçimi ortaya koyuyor.Bu toplumsal hareketliliği sadece bir başlangıç. Maker hareketinin eğitim ve kültür kuruluşlarının yanı sıra yenilik arayan büyük şirketler üzerinde de etki yaratacak.

 

  • Sizce çalışma ortamlarında insanların daha verimli ,yaratıcı ve motive  olabilmeleri için başta neyi değiştirmek lazım?

 

Çalışma ortamlarında en önemli şeyin disiplinler arası etkileşim. Farklı alanlarda çalışan insanlar bir araya geldiğinde ortaya inanılmaz yenilikçi sonuçlar çıkabiliyor. Ayrıca fikirlerin ortak geliştirilip, tasarlandıktan sonra ilk prototiplerinin alınabilmesi; o fikirlerin hayata geçmesinde büyük önem taşıyor. Yani önce dayanışma sonra altyapı önemli.

 

 

 

  • Workshop programlarınızdan biraz bahseder misiniz?

 

Workshop programlarımız kurumsal ve halka açık workshop’lar olarak ikiye ayrılıyor. Kurumsal şirketlerin ihtiyaçları doğrultusunda, çözüm odaklı bir metodoloji olan Tasarım Odaklı Düşünce’yi uyguluyoruz. Halka açık workshop’larımızda geleneksel ve dijital üretim metotlarının bir arada kurgulanabileceği içerikler geliştirmeye özen gösteriyoruz. Kuyumculuktan 3 boyutlu yazıcılara kadar geniş bir yelpazede programlarımızı hazırlıyoruz. Programları hazırlarken de kendimizin katılmak isteyeceği içerikler olmasını, ekibimizi de geliştirecek ve zevk duyacağı konular olmasını kriter olarak alıyoruz.

ATÖLYE İstanbul kapılarını açtığı zaman yoğun bir etkinlik takvimimiz olacak. O zaman üretmek isteyen herkes kendine dair bir içerik bulabilecek.

 

 

  • Atölye İstanbul’un yakın gelecekteki planları neler?

Yakın gelecekte yenilikçi projelerimizi hayata geçirmek ve Beta Mekan’dan en iyi şekilde verim almak istiyoruz. Burada bizimle ortak bir çatı altından çalışan yeteneklerle birlikte üretim yapabilmek ekibimiz için en değerli şey.

 

  • Ve son olarak motto’nuz ?

Yaratmaya Devam!

 

 

Meral Uyanık Koca

dfot

 

DÜŞLER VE GERÇEKLER BİR ARADA YAŞAR!

Uzun bir aradan sonra tekrar Müge İplikçi’yle bir aradayız. Burada, İplikçi’nin keyifli ofisinde olmak güzel… Biz Orada Mutluyduk, İplikçi’nin kaleme aldığı yeni kitaplarından birisi. Konusu ile yazarın bir başka kimliğini -gazetecilik- günışığına taşıyan kitap, Türkiye’nin en yakın tarihine ciddi bir duruşla iz bırakıyor. Kitap; dünya insanı olma düşlerinin eşiğinde Gezi Parkı’nın gençlerini, gençlerin diliyle anlatıyor. Gençlerin içten gülüşlerini, dolu dolu gözlerini, neredeyse hepsi bir atan yüreklerini ve bu güzel insanların gelecek umutlarını anlamamızı sağlayan güzel ve heyecanlı metinler hepsi. Ancak Müge İplikçi ile söyleşimize Biz Orada Mutluyduk ile başlamıyoruz. Biz Orada Mutluyduk, bizi Müge’nin çocuk kitaplarına doğru yönlendiriyor. Çünkü diyoruz, ikimiz de aynı anda, önce geleceğin okurlarını yaratmalıyız.

Bütün çocuklar uçmak ister!

Müge İplikçi’nin çocuklar için kaleme aldığı ilk kitabının adı Uçan Salı. Sevimli kahramanımız Sibel’in uçma hayallerini okuduğumuz kitapta, İstanbul’un simgelerinden olan eski Salı Pazarı da tüm ihtişamıyla Mustafa Delioğlu’nun harika çizimleriyle- dünden bugüne “merhaba” diyor. Bütün çocuklar gibi hayalle gerçeği bir arada yaşayan Sibel’in dünyasına doğru yol alıyoruz. “Çocuk kitabı hiç de kolay bir yazın türü değil,” diyerek söze başlıyor Müge İplikçi. “Benim için de çocuk kitapları yazmak kolay olmadı. Fakat şunu söylemeliyim ki içimdeki çocuksu duygular, oğlumun kitaplarıyla büyük bir okyanusa doğru yol almaya başladığında, buna asla karşı koymadım. O dönemde, oğlum ve ben, Washington DC’deydik, ben çalışmıyordum. Zamanımın büyük çoğunluğunu oğlumla birlikte hemen her mahallede bulunan muhteşem çocuk kütüphanelerinde geçiriyordum. Benim için çocuk kitapları okumaları yaptığım bir etüttü bu! Türkiye’ye dönüp, ilk kitabımı yazmayı planladığım dönemde Kadıköy’de Salı Pazarı kaldırılıyordu. Salı Pazarı’nın hayatımda önemli bir yeri vardır.

Anneannem ve dedem, pazara çok yakın bir yerde oturuyorlardı. Bu anılar beni Salı Pazarı’na yönlendirdi.”

 

Kitabın yazımı bir başka macera, yayıma hazırlanması ise apayrı bir maceradır. Müge İplikçi de yayıma hazırlık aşamasında Gün ışığı Kitaplığı’nın desteklerine müteşekkir olduğunu dile getiriyor. Böylece yazarımızın Washington DC’nin çocuk kütüphanelerindeki düşü, Uçan Salı ile hayat buluyor. Uçan Salı ise Sibel’in düşünü anlatıyor bize. Sonra, hoppp, bir bakıyoruz ki, küçük kızın düşü de gerçek olmuş! Ama bu düşler öyle bir anda gerçekleşmiyor elbet. “Çocuk kitabı yazmak için her şeyden önce okurlarınızı -çocukları- çok ciddiye almanız gerekiyor,” diyor. “Asla ‘çocuk’ diyerek, hafife alamayız. Çocuklar çok dikkatli ve güçlü bir kitle… Bununla birlikte gerçekle kurduğunuz bağ da çok önemli. Biliyorsun benim kitaplarımda gerçek temasında gelgitlerim vardır. Fakat bu yaş döneminde çocukların gerçekle kurduğu ilişki, çok çerçeveli bir ilişki… Biz de kitabı yayıma hazırlarken bu duruma çok özen gösterdik.”

Müge İplikçi çocuk kitaplarını yazmaya devam ediyor. Okurları için ilk müjdeli haberi de biz verelim: Yeni çocuk kitabı Kömür Karası Çocuk, Eylül ayında kitap raflarındaki yerini alacak. İplikçi’nin yoğun olarak kullandığı bir tema olan “göçmenlik” bu kez yeni çocuk kitabında yer bulacak. “Ağır konular bunlar,” diyorum, “Haklısın,” diyor. “Kurguda şunu yapıyorum; örneğin Salı Pazarı’nda kaybolan bir çocuğun öyküsünü anlatıyorum. Bu kitabı yetişkinler için yazsaydım, kahramanımız Sibel, muhtemelen bulunmayacaktı. Ama öykünün sonunda annesine kavuşuyor.

 

Tüm o kaybolduğu anlarda ise Sibel’in hayal gücünü çalıştırıyorum. Kitapta birçok gerçek var ama hepsi pozitif. Yıkılma, kırılma, parçalanma değil; toparlanma, derlenme ve buluşma var! Gerçek hayatta pozitif bir insanımdır; edebiyatçı olarak değilimdir… Yetişkin kitaplarımda bütün o kırılmaları anlatır, kurgularım. Ama çocuk kitaplarında bu kırılmaları vermiyorum. Sanırım en büyük ayrımın burada…”

Müge İplikçi’nin eserlerinin çocuk edebiyatına adına bir kazanç olduğunu düşünüyorum. Çünkü geleceğin okurunu yetiştirmek zorundayız. Böylece söze başladığımız noktaya dönüyoruz.

Bütün çocuklar özgür olmak ister!

Biz Orada Mutluyduk  için ilk akla gelen soruyla konuşmaya başlıyoruz: “Söz konusu kentsel mekanı yaratma eyleminde verdikleri mesaj da netti: Bu mekan bizimdir! Biz vurgusu birçok hususu içeriyordu elbette ve bu çalışmanın -kitabın- temel perspektiflerinden biri oldu,” diyor Müge İplikçi.

Biz Orada Mutluyduk kitabında, yirmi genç insanın 27-28 Mayıs 2013 tarihlerinde başlayan ve devam eden olaylara dair anlattıkları yer alıyor. Aralarında Antikapitalist Müslümanlardan LGBT bireylerine, feministlerden Yeşil harekete gönül vermiş olanlara kadar pek çok farklı kesimden gençler var. Bu yirmi genç insanla “direniş” odaklı konuşulsa da, onların nasıl bir dünya özleyip, nasıl bir kent ya da yeryüzü hayal ettikleri de yazar tarafından önemseniyor. “Neler konuştunuz?” sorusuna ise şöyle cevap veriyor yazar: “Bu gençlere, yarattıkları kamusal mekanla kurdukları bağı ve bu bağı nereye, ne şekilde yönlendirecekleri konusunda çeşitli sorular sordum. Bununla birlikte başta devlet ve demokrasi kavramları olmak üzere özgürlük, doğa, ekoloji, teknoloji, adalet, eşitlik gibi kavramları da konuştuk.”

Orada, o parktaki yaşanmışlık güzeldi, diyor cümlesini tamamlarken. Elbette yaşanılanlar birçok kitaba konu olacaktı, oldu da. “Müge İplikçi’nin o ilk günlerde Gezi Parkı’nda görüp, aklından geçirdikleri nelerdi?” diye soruyorum, “Bir his,” diyor. “Orada, çocukların arasında gezinirken duyumsadığım hisler çok güzeldi. Burada farklı bir şey oluyor, hissiydi bu ya da farklı bir şeyler hissetmiştim. Yıkık Kentli Kadınlar’da da böyle olmuştu. Parkı gezerken, burada çok önemli bir şey var, dedim kendi kendime ve bunu mutlaka tarihe not düşmeliyim. Böylece kitaba başladım. Bir arada olabilmenin mutluluğu… Konuştuğum bu genç insanlar, birey olmaya verdikleri değer kadar birlikte hareket edebilmeye de önem veriyorlardı. Bu arada hemen hiçbirinin boş bir umut peşinde olmadığını belirtmek durumundayım. Orada ne vardı ya da sen ne gördün dersen, ‘mutluluk’ diyebilirim. Bu düşüncemin doğruluğuna kitabı yazdığım süre boyunca sıklıkla tanık oldum. Oradaki mutluluğun tanımı bugün yaşayamadığımız, göremediğimiz, bizim kuşağın da özellikle tanımlayamadığı kendine ait olma hissiyatıydı. Bu hissiyattan yola çıkarak, insanların üzerinde hiçbir baskı olmaksızın yaşama pratiği… İşte bunu görmüştüm ve çok anlamlı bulmuştum. O parkta, dünya insanı olma durumu ve umudu vardı.” Bu umut hala var. Çünkü düşler ve gerçekler bir arada yaşar.

Enes Türk
dfot   SAMSUNG GALAXY S5

Galaxy S5, daha hızlı ve iyi sensöre sahip bir kamera, Gear Fit ile daha gelişmiş fitness-izleme özellikleri ve parmak izi tarayıcısı gibi yeniliklerle geldi. Cihazın pili artık daha büyük, ekranı daha parlak ve işlemcisi ise daha güçlü. Yeni tasarımı ise telefonu tutmayı kolaylaştırıyor. Kömür grisi, altın bakırı, beyaz ve elektrik mavisi renk seçenekleri olmak üzere, toplamda 4 farklı renk seçeneğine sahip olan Galaxy S5, aynı zamanda pek çok aksesuarla beraber satışa sunuldu. Galaxy S5’i detaylı incelerken, Samsung’un S5 ile piyasaya sürdüğü spor ve sağlık odaklı akıllı bilekliği Gear Fit’i de inceleyeceğiz.

Hızlı Otomatik Odaklama Çekim yapmaktan çekinmeyin ve hareketi gerçekleştiği anda yakalayın! Galaxy S5’in daha hızlı olan Otomatik Odaklama özelliği, hiçbir önemli anı kaçırmamanız için fotoğrafları harekete ve aksiyona odaklanarak çekebilmenizi sağlar. HDR (Zengin tonlar) Fotoğraf veya video çekerken, karşıdan gelen güçlü bir ışık varsa veya özne gölgede ise HDR özelliğini açın. Çekiminizi yaparken, doğal ışığın ve renklerin canlı ve net biçimde yeniden üretilmelerini gerçek zamanlı olarak izleyin. Selektif Odak Selektif odak arka planı bulanıklaştırır ve ana nesneye gömülü ayrıntıda odaklanmanızı ve belirginleştirmenizi sağlar. Android 4.4 KitKat ve en yeni TouchWiz arayüzünü kullanan Galaxy S5, HTC’nin BlinkFeed özelliğine benzer bir Dergim uygulaması var. Böylece ana sayfanın en solunda, sizi, tüm içerikleri görebileceğiniz bir sayfa karşılıyor. Samsung, Galaxy S5 üzerindeki parmak izi okuyucusu ile PayPal üzerinden ödemeler yapabiliyorsunuz. Samsung Galaxy S5 Su ve Toza Karşı Dayanıklı IP67 sertifikasına da sahip. Böylece yoğun yağmurlarda, çok derin olmayan su birikintilerine cihaz düştüğünde koruma sağlanmış oluyor. Gelişmiş Kamera Özellikleri Dünyada ilk ISOCELL sensörünü kullanan akıllı telefon olan Galaxy S5, sensör boyutuyla da iddialı. Galaxy S5’te Samsung, 1/2.6 inç büyüklüğünde sensör kullanılırken, Xperia Z2’de 1/2.5,Nokia Lumia 1520 gibi modellerde 1/2.3 inç sensör kullanılıyor. Yani Samsung, Galaxy S5’i kamera konusunda en iddialı telefonların biri haline getiriyor. Galaxy S4’teki 13 MP’lik kamera, 16 MP’e yükseltilirken, Galaxy S5’in çekim performansı inanılmaz başarılı. Video’da, Samsung Galaxy S5 ile çektiğim fotoğraf ve videoları inceleyebilirsiniz.

Değiştirilebilir Bantlar

Samsung Gear Fit gelişmiş kavisli Süper AMOLED dokunmatik ekran gösterimi ve değiştirilebilir bantlar en zor etkinlikler sırasında bile tarz görünmenizi sağlar.

Kişisel Sağlık Motivasyoncusu

Kalp Atış Sensörü ile, Samsung Gear Fit etkin olarak destek alacağınız ve fitnes hedeflerinizi başaracağınız gerçek zamanlı koçluk sağlar.

Bağlantı Bildirimi

Samsung Gear Fit sizi bağlantıda kalmanızı sağlayan anlık bildirimler, e-postalar, SMS, gelen çağrılar ve 3. parti uygulamalarla donatır.

Kişiselleştirilebilir Temalar

Samsung Gear Fit size zevkinize göre ayarlayabileceğiniz çeşitli arka plan renkleri, duvar kağıtları ve saat tasarımları sunar.

7 / 24 Giyilebilir

Samsung Gear Fit’in daima açık aktivite izleme özelliği, gün içinde aktivitelerinizi takip etmenizi ve toza ve suya dayanıklı koruması (IP67) ile her zaman maceraya hazır olmanızı sağlar.

dfot

B&B Italia

 

Piero Ambrognio Busnelli’nin girişimci sağduyusu ile 1966’da kurulan B&B Italia uluslar arası mobilya tasarımı alanında lider markalardan. Şirket Milano’nun kuzeyinde yer alıyor.

Kendilerini ürünleri ile İtalyan tasarım tarihini yazmaya adayarak başlamış, ve sürekli gelişen uluslar arası bir tasarım ekibiyle yollarına devam ediyorlar. Zevk, stil, teknoloji, yaratıcılık içeren başarı dolu bir maceraya atılmış olan şirketin İtalya’nın dünya çapında, sektördeki şöhretinde büyük payı var.

Uluslar arası bir marka haline gelen B&B Italia, yaşam alışkanlıkları ve gerekliliklerini hedef alan çağdaş tasarımlara imza atıyor. Sıra dışı kalitede, kendini güçlü şekilde belli eden, karakteristik, zamansız, elegan tasarımlarıyla, inovasyon ve endüstri alanındaki uzmanlıklarını da böylelikle gözler önüne sermiş oluyor.

Güçlü işbirlikleri, araştırmaya verdikleri önem, aktif sosyal girişimlerin sonucu ile oluşan iş prensipleri markanın DNAsını oluşturmuş.

Yüksek kalitede materyaller kullanılan tasarımlar meydana gelirken her aşaması titizlikle kontrol ediliyor. Her tasarımın kimliğinin altını çizecek mükemmellikle parçalar kullanılırken kullanıcının da tüm ihtiyaçları göz önünde bulunduruluyor.

Olağanüstü dayanıklılığı olan ürünlerin 10 yıl garantisi var. Zamanın ve trendlerin ötesindeki estetiği ile başarısını koruyan B&B Italia iç ve dış dekorasyonda kalıcı etkiler bırakmaya devam ediyor.

dfot

Modern İlham Perileri

PALMARINA

BODRUM

‘Türk Rivierası’nın göz bebeği’

Palmali Grup tarafından 2011 Mayıs ayında satın alınarak ve tamamen yeniden inşa edilerek, üstün kalite ve hizmet anlayışı  ile Türkiye’nin ilk mega yat projesi olarak 2013 Haziran ayında tam kapasite ile hayata geçirilen Palmarina Bodrum, 2014 yaz sezonunda da dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen denizcileri, yerli ve yabancı ziyaretçileri uluslararası standartlarda ağırlamaya hızla devam ediyor.

Dünyadaki pek çok emsalinden farklı olarak, ‘kamusal kullanım potansiyellerinin arttırılması’ gözetilerek tasarlanan Palmarina Bodrum; yaz döneminde her gün farklı sosyo-kültürel geçmişe sahip binlerce kişi tarafından ziyaretçi akınına uğruyor. Sadece tekne sahipleri için değil, her türlü kesimden ziyaretçilerin tüm gün vakit geçirebilecekleri ve her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir sosyal yaşam alanı sunuluyor. Yaz boyu verilecek çeşitli konserler, sergiler ve etkinlikleri ile bölgeye canlılık kazandıracak Palmarina Bodrum bu yaz sezonunda da ziyaretçilerini pek çok sürprizle karşılıyor.

105 mağazalık yenilenen açık AVM’si, eğlence adası, restaurantları ve gece klübü, benzersiz etkinlikleri ile bölgenin sosyo-kültürel nabzını tutan Palmarina Bodrum; sürprizlerle dolu yeni yaz sezonuna merhaba dedi. Palmarina Bodrum’da güvenli bir limanda konaklama, yat acenteliği, yat sigorta işlemleri gibi servislerinin yanı sıra dünyaca sevilen yerli ve yabancı  markalardan oluşan açık AVM, dünyaca ünlü restaurant, cafe ve gece klüplerinden oluşan benzersiz bir ortam sağlanarak ziyaretçilerin tüm gün boyunca güzel vakit geçirmeleri hedeflenmiş. Dileyen ziyaretçiler için Palmalife Marina Hotel ve Palmarina Butik Hotel’in sunduğu konaklama alternatifleri de mevcut bulunuyor.

Yenilenen projesiyle 2014 yazında da yerli ve yabancı turistlerin çekim merkezi olmaya hedef gösterilen Palmarina Bodrum’un açık AVM’sinde Dream’den, Demsa Group’a, Vakko’dan Versace’e, Brandroom’dan, Valentin Yutashkin, Armani Jeans, Mudo Concept’e; dekorasyondan, teknoloji markalarına, kozmetikten ünlü giyim markalarına kadar  ziyaretçilere geniş alternatifler sunuluyor, ihtiyaçlarını karşılamalarına olanak tanınıyor.

‘Japon mutfağının devi NOBU Türkiye’de’

Palmali Tourism Grubu; dünyaca ünlü Şef Nobu Matsuhisa ve ünlü aktör Robert de Niro ile antlaşma sağlayarak, sahibi oldukları ikonik restaurant Nobu’yu Türkiye’ye getirmeye ikna etti. New York, Londra, Milano, Monte Carlo, Moskova, Tokyo, Hong Kong, Beijing, Melbourne, Perth, Miami, Malibu, San Diego, Las Vegas, Mexico City, Bahamas, Cape Town, Dubai gibi dünya merkezlerinin ardından Nobu; Türkiye’deki ilk şubesini Palmarina Bodrum’da açtı.

 

Kids Paradise

‘Çocuk Cenneti’ anlamına gelen eğlence merkezi ‘Kids Paradise’ içerisinde bulunan su parkı Aquapark’ın yanı sıra, hayvanat bahçesi, 7D sinema, özel yapım bir carousel (atlı karınca) ve diğer eğlence üniteleri de bulunuyor. Yerli yabancı tüm çocuk ziyaretçilerin her türlü ihtiyacı düşünülerek tasarlanan Kids Paradise’da; çocuk restoranı, pop corn, pamuk şeker, macun standları, hediyelik eşya dükkanı da yer alıyor.

Kids Paradise’da bulunan üniteler 5-12 yaş grubu çocuklar  tarafından kullanılabiliyor. 7D sinema ise 8 yaş ve üstü her yaş grubunun kullanımına açık olarak hizmet veriyor. Kids Paradise; sabah 10.00 akşam 19.00 saatleri arasında; 7D sinema, diğer eğlence üniteleri ve carousel (atlı karınca) ise sabah 10.00 gece 00.00 arasında hizmete açık olarak hayata geçirildi. Her yaş grubundaki çocuklara bir yetişkin refakati ise zorunlu tutuluyor.

YERYÜZÜNÜN İLK SANATI GÜNÜMÜZÜN ESTETİĞİ VE TEKNOLOJİSİYLE BİRLEŞİRSE

Kaliteli, sanatsal, güvenilir, müşteri odaklı ve çevreye saygılı üretim

“Seramik bir sanattır ve eller şekil verir. Seramiğe şekil veren ellerse fabrikadaki teknolojidir” felsefesiyle yola çıkan Yurtbay seramikte; dizayndan uygulamaya kadar tüm ürünler bilgisayar destekli ve teknolojinin tüm imkânlarından faydalanılarak gerçekleştiriliyor. Firma, gelişmekte olan teknolojinin, üretimi ve tüketimi doğrudan etkilediği günümüzde; seramik sektöründeki 50 yılı aşkın birikimi, yeterli teknik donanımı, güvenilirliği, yüksek kalite anlayışı ve uzman kadrosuyla üretimine devam etmekte. Yalın bir aşk ile başlayan seramiğin öyküsünü, teknolojik ve estetik bir aşk ile sürdürmekte, yeryüzünün bu ilk sanatını, günün zevki, teknolojisi ve estetiğiyle birleştirerek tüm dünyaya sunmakta. “Tıpkı yeryüzünün ilk efsanesi gibi.”

Nikea

Teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanan, ultra modern görünümler sunan günümüz yaşam alanlarını seviyor; ama ruhunu eksik mi buluyorsunuz? O halde son yıllarda oldukça güçlü bir rüzgâr estiren Retro akımı ile tanışma zamanınız gelmiş demektir. Yurtbay Seramik ile geçmişe yolculuğa, evinizi nostaljik bir havaya sokmaya hazır mısınız? Siz de evinize Retro tarzın eğlenceli ve renkli havasını taşımak isterseniz, Yurtbay Seramik’in Nikea Serisi’ne göz atabilirsiniz. Nikea Serisi’ndeki 20×20 ebadındaki karolar, Retro tarzda bir dekorasyon yapmak isteyenlere zemin ve duvar kaplamasında şık bir alternatif oluşturuyor.

Arz-ı Endam

Yurtbay Seramik’in Arz-ı Endam Serisi; fonu ve dekoruyla Osmanlı kültürünün izlerini bugüne yansıtarak sunuyor.  Arz-ı Endam Serisi’nde; kullanılan figürler; Osmanlı sarayındaki harem kadınlarının, zamanın ressamları tarafından tuvale aktarılmış resimlerinden esinlenerek tasarlandı.  Harem kadınlarının günlük yaşam manzaralarından kesitler ile dönemin gizli odalarına ilişkin figürler karolara aktar ılıp, bugünün mekanlarına taşındı.

Postmodern bir algıyla geçmişin otantikliğini bugünün çağdaş mekanlarına taşımak isteyenlere Yurtbay Seramik’ten harem kültürünü okuyabilmek adına özel bir seri ortaya çıktı.  Seri; duvar, zemin, dış mekan kaplamasında kullanılabiliyor, 20×20 ebadındaki karolar ile satışa sunuluyor.

Farmhouse Serisi

Yurtbay Seramik’in Farmhouse Serisi, ahşabın en modern ve zarif hali ile yaşam alanlarınızda yerini alıyor. Yurtbay Seramik’in 4 üründen oluşan Farmhouse Serisi;  cafe, forest, oxide ve winterwood adı altında dört farklı renk seçeneği ile sunuluyor. 15×60 cm’lik ebatlarda üretilen seri; duvar, zemin ve dış cephe kaplamalarında kullanılabiliyor.

Teak Serisi

Yurtbay Seramik’in Teak Serisi, üç farklı boyut ve üç farklı rengi ile doğal taş ve ahşap dokusunu en doğal haliyle mekanlarınıza taşıyor. 20×20 boyutlarında, akağaç, meşe ve ceviz renklerindeki Teak Serisi, zemin ve dış cephelerinize bambaşka bir estetik kazandırıyor.

YURTBAY SERAMİKTEN ÇOCUKLARA ÖZEL TASARIMLAR

Yenilikçi ürünleriyle adından sıkça söz ettiren sektörünün öncü firması Yurtbay Seramik, özel olarak tasarladığı Çocuk Serisiyle miniklere cıvıl cıvıl bir dünyanın kapısını aralıyor. Çocukların ilgisini çekmek amacıyla tasarlanan seri, sevimli görüntüsüyle dikkat çekiyor. Farklı yaşam alanlarına özel karolar tasarlayan Yurtbay Seramik, çocuklara özel tasarlanan Çocuk Serisi ile onların dünyasını daha da renklendiriyor.

Çocuk Serisi, kolay siline bilme ve hijyenik olma özelliği nedeniyle çocuk yuvaları, kreşler, okullar, hastanelerin çocuk bölümleri, çocuk banyoları, çocuk odaları gibi alanlarda rahatlıkla kullanılabiliyor. Çocuklar, 20×50 cm. ebatlarındaki karolarla hazırlanan seriyle Yurtbay Seramik kalite ve güvencesini yaşıyor.

 

dfot

 

Sandberg

İsveç duvarkagıdı ve tekstil sanatı

Sandberg markasının konsepti, alıcılara çevrelerini kişiselleştirme şansı verecek niteliklerde duvar kağıtları tasarlamak ve kumaşlar üretmek.

Güzel bir ev hayali kuran herkese yardımcı olmayı amaç edinen firme resepsiyon alanları, ofisler, otel ve konukevleri gibi ortak alanlarda da duvar kağıdı ve kumaş koleksiyonları ile mekan bütünlüğünü sağlıyorlar. Çevreye zarar verebilecek ya da alerjik herhangi bir materyali asla kullanmıyorlar.Sadece sürdürülebilir materyal ve üretim metodları ile florokarbon, pvc, renklendirilmiş plastik içermeyen ürünler yaratıyorlar. Su haricinde hiçbir çözücü maddeyi fabrikalarına bile sokmuyorlar.

Sandberg tasarım stüdyosu Göteborg’da. Tasarımcılar inovatif renk ve stilleri, klasiklerle kombine ederek, yarının klasiklerine imza atıyorlar. İlhamlarını, kitaplarsan, seyahatten, doğadan, sergilerden alıyor,  kısaca çevrelerindeki her şeyden etkiler taşıyan ürünler meydana getiriyorlar. Prodüksiyon mühendisleri ve renk uzmanlarıyla her koleksiyonun, deneme baskıları alındıktan sonra üretim aşamasına geçilmesine dikkat ediliyor.

Tüm çizimleri el ile yapıyorlar. Bunun sebebi teknolojiye asla karşı olamları değil, kağıt üzerinde müdahale edilen çizimlerde çok daha iyi sonuç alındığını bugüne kadar deneyimlemişler. Firma İsveç’in çok önemli iç mimarlarıyla çalışmalar yapıyor. Projelerini bu deneyimli snaatçılarla uygulayarak olası en mükemmel sonucu elde ediyorlar. Böylece marka sürecin başlangıçtan bitişe kadar profesyonel ilerleyişini garantilemiş oluyor.


dfot

dfot

 

Kır Evi Country Cottage Stili

Rahatlığı ön planda tutan, dingin ve huzurlu bir yaşam sunan, kendini tatile gitmiş gibi hisseden ve doğayla iç içe bir yaşam arayanların tercihidir . Country kırsal, yani geleneksel tarz dekorasyon demek; yaşanmışlık, yani bir eskiye gidiş, eski dönemi anımsatan objeler, eskitme masif mobilyalar, farklı bir romantizm, romantik sıcacık evler demektir. Kısacası modernin tam zıttı bir tarzı temsil eder, daha çok kır evi olarak biliniyor ve kökeni Fransa’ya dayanmaktadır. Amerikan Country,İngiliz Country ve Fransız Country en çok bilinenler arasındadır.

Gerçekte “kır evi tarzı” olarak benimsediğimiz hayatın içinden gelen bu stil, şehir yaşamından uzaklaşmak için sıcak ve davetkar havasıyla kucaklayıcı bir etki yaratmaktadır.. Konforlu, rahat, sıcak ve samimi, pastel veya toprak renklerinin hakim olduğu, yumuşak detaylara sahip mobilyalarla döşenmiş dekorasyon olarak tanımlanabilen Country tarzın doğum yeri Fransa olarak bilinmektedir. 17. ve 18. Yüzyılda Fransa dışında üretilen mobilyaları yapan marangozlar, saray ya da asiller için üretim yapmamaktaydılar. Bu nedenle onların ürettiği mobilyalarda daha basit malzemeler kullanılıp, işçilik daha basit tutulmaktaydı. Ahşap malzeme cilalanmak ya da yaldız kaplanmak yerine sadece boyanıp, kimi zaman kendi renginde bırakılmaktaydı. Kullanılan malzeme daha çok meşe, meyve ağaçları, ceviz ve bazen de maundu. Yüzeyler süslenmemekte, cilalanmamaktaydı ama biçim olarak mobilyalar asillerin evlerinden ilham alınmaktaydı. Paris’i hariç, Fransa’nın ‘Provans’ olarak adlandırılan bölgesinde üretilen mobilyaları ve mimariyi referans alan country stiline bugün beyaz mobilyalar, patine zeminler ve ahşap dokular eşlik ederek özellikle kır evi stili olarak bilinen stil günümüzde modern country olarak yeniden şekillendirilmektedir.

Country tarzı uygularken unutulmaması gereken ilk ve en önemli detay; sadelik, ferahlık ve samimiyettir. Daha çok pastel ve toprak renklerinin hakim olduğu ve ayrıca içine doğada bulunan renklerin estiği bir tarz olarak karşımıza çıkmaktadır.

Renk kullanımı

Bir kır stili olduğu için pencereden bakıldığında görülebilecek  tüm doğa renkleri ilham kaynağı olabilecektir. Yeşili, maviyi, çiçek renklerinin güneş ışığında biraz  soldurulduğunda oluşan bu mat renkler desenlerle birleştirilip kullanılır genellikle. Bunlar beyaz, krem veya toprak tonlarıyla kombinlenebilir, pastel renk tonları üzerinde gitmek harika sonuçlar verecektir.

Zemin beyaz, mobilyalar kahverengi, krem ya da toprak tonlarında kurgulandığında genel renk seçiminin yapılırken  aynı renk paleti üzerinde gidilmesi homojen bir etki verecektir. Kontrastlık oluşturulmak  istendiğinde, seçilecek rengin mekanda kargaşa yaratmaması için kontrastlık oranının birbirine yakın tutulması uygun olmaktadır. Evin tamamında ferah ve havadar bir ortam yaratmak için kesinlikle koyu kırmızı, koyu mor gibi tonlardan kaçmak gerekmektedir.

 

Mobilya seçimi

 

 

Country tarzda daha çok açık renkli ahşap malzemeler kullanılmaktadır. Doğal ahşaplar, ceviz, maun en fazla tercih edilenlerdendir. Ayrıca hasır ve bambu mobilyalar da özellikle kış bahçelerinde, teraslarda veya evin herhangi bir köşesinde kullanılabilmekte ve oldukça şık bir hava vermektedir. Büyük kanepeler, yumuşak sandalyeler, cilasız masif mobilyalar, antika objeler, ahşap sehpalar, masalar sayısı çok tutulmadan ve karmaşa yaratılmadan doğru konumlandırma ile bu tarz bir dekorasyonda yerini almaktadır. Tarzın koltukları oldukça geniş, oturma ve yaslanma yerleri tanımlanabilmektedir. Keskin değil yuvarlak hatlı mobilyalar daha sıcak ve samimi etki yaratmaktadır. Her ne kadar eskilerde kaldığı düşünülse de ahşap camlı bir vitrin bu tarzın tamamlayıcısı olmaktadır. Mobilyalarda el işçiliği çok önemlidir. Çok az da olsa oymalar kullanılır ama bu durum genel görünümün sadeliğini bozmamalıdır.

Country tarz bir dekorasyonda, yeniden kazanılmış mobilyalar ön plana çıkmaktadır. Aileden kalma bir konsol ya da eski bir ahşap ustasının elinde çıkmış yemek masası evin en önemli parçası haline gelebilmekte ve eski bir mobilya gerçek kullanımından başka bir amaçla yeni bir işlev kazandırılarak tarzın daha etkin olarak uygulanması mümkün olabilmektedir.

Yatak başı olarak ferforje kullanmak etkili olmaktadır. Beyaz ya da pastel tonlarda boyalı ve eskitmeli olarak kullanılabilir. Salon için ağaçtan bir yemek masası seçilebilir. Üzeri sıfır zımparalanmış ve cila atılmış modeller yerine direkt ağaç görünümlü ve mat cilaya sahip modellerle daha doğal bir görüntü yakalanabilir.

 

Kumaşlar

 

 

Koltuk ve sandalye döşemelerinde, yastıklarda daha çok pamuk, keten  kumaşlar tercih edilmelidir. Düz, çizgili, ekose veya çiçekli desenler birbiriyle kolaylıkla kombin edilebilir.

Minik çiçek desenli kumaşların düz ve açık tonlarda kumaşlarla birlikte kullanılması tavsiye edilir, son yıllarda ayrıca çiçeklilerin pastel baskın olmayan çizgili desenlerle de kullanımı artmıştır…Ayrıca çıkış noktası ile bağlantılı olarak lavanta, zeytin, üzüm ve kelebek desenleri tarza imza atmaktadır. Göz yormayan renklerden oluşturulacak bu desenler evin daimi baharda olmasını sağlayacaktır.

 

Aksesuarlar

 

 

Aksesuar denilince bu stilin iki ana kahramanı vardır; biri ferforje objeler diğeri ise hasır sepetler. Seramik ve topraktan yapılmış aksesuarlar da aralara serpiştirilebilir. Doğal olan her şeyin bu stilde yeri olduğu kesin. Ayrıca mutlaka abajur kullanılmalıdır. Sadece yatak odası için değil salon aydınlatması için de abajur stilin olmazsa olmazlarından biridir.

Büyüleyici porselen tabaklar, eski şapkalar, antika müzik aletleri, aileden kalma objeler, koleksiyon parçaları bu stilin en önemli aksesuarlarıdır. Desenli kırlentler bakır tencereler, hoş kokulu doğal sabunlar, saksılarda canlı çiçekler, yeşillikler dekorasyonu tamamlayan ince detaylardır. Bu tarzda bakırlar, çömlekler, döküm tencereler temel işlevlerinin yanı sıra birer dekorasyon objesine dönüşmektedir. Çekmece ve dolap diplerinde sergilenmeyi bekleyen aile yadigarı objeler, pastel tonlardaki ev tekstilleri ve taze çiçekler bu stilin anahtar parçalarındandır. Tarza uyumlu şamdanlar, mumluklar ve kuş kafesleri kalabalık yaratmamak şartıyla zeminde de kullanılabilmektedir.

 

 

Country tarzla uyumlu detaylar
Beyaz, krem mobilyalar ve özellikle eskitme mobilyalar
Evde bir yerlerde taze çiçek yada koltukta, minderde, perdede çiçekli desen
Bir kuş kafesi objesi, gösterişli şamdanlar, uzun zarif mumlar, fenerler…
Şömine, doğal taş duvar kaplaması
Rustik  taş desenler ve tuğlalar,
Ferforje objeler
Hasır sepetler, ahşap objeler

 

 

Country tarza asla uymayacak detaylar

 

Metal ve dijital objeler
Modern raflı duvar üniteleri
Ses sistemi, hoparlörleri vs gibi ev teknolojilerinin açıkta ve çok göz önünde olması,
Köşe koltuk takımları kullanılması
Lake, parlak kapaklı mutfak dolapları ve tezgahlar tercih edilmesi,
Düz hatlı, metal, modern avizeler, spotlar, aplikler seçilmesi, Fresh bir etki, pastoral bir hava ve romantik çağrışımlar için bu yaz evinizde tam da country tarz uygulama zamanıdır.

dfot

 

V-ZUG İLE MUTFAKTA YENİ FİKİRLER!

Premium Swiss kalitesine sahip Combi-Steam ve Combair-Steam ile ince ve zevkli lezzetler yaratmaya hazır mısınız? Usta bir zanaatçı ve teknoloji lideri olan V-ZUG, yüzyıllık ürün geleneğini Flagship Store’larla Türkiye’ye taşıyor. Etiler ve Cadde Flagship Store’larda sergilenen V-ZUG’un mutfak ve banyo cihazları Swiss Made kalitesi ile dikkatleri üzerine çekiyor. V-ZUG İsviçre’de yüz yıldır sürdürdüğü başarı geleneğine inovasyon lideri olarak yeni ve özel cihazlar ekleme devam ediyor.

V-ZUG steamer mutfağınızda!
Dünyanın ilk GourmetSteam pişirme programına sahip olan V-ZUG fırınlarıyla en nefis tarifleri tek bir düğmeye basarak pişirmeniz mümkün. Eğer yufkayla kaplı dondurma gibi yaratıcı tarifleri ve çok daha fazlasını denemek isterseniz bizim gibi V-ZUG’un Gurme Akademi Yönetici Şefi Sedef Ozan Kıvanç’ın Tadım Günleri’ne misafir olmanız gerekiyor. Usta şefle bir yandan V-ZUG fırınlarının steamer özellikleri konuştuk, bir yandan da bu keyifli tatlının ne kadar kısa süre pişirildiğine tanık olduk.

“V-ZUG’un steamer teknolojisine verdiği önem mutfakta kısa sürede en sağlıklı yemeklerin pişirilmesini sağlıyor,” diyerek başlıyor Şef Sedef Ozan Kıvanç sözlerine. “Günümüzde besinlerdeki katkı maddeleri düşünüldüğünde sağlıklı beslenmenin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor ve şurası açık ki başka hiçbir pişirme metodu buharda pişirmeden daha sağlıklı olamaz. V-ZUG’un başarılı inovasyonları her şeyden önce çok daha sağlıklı beslenmemizi ve mutfakta usta birer şef olmamızı sağlıyor. Örneğin V-ZUG ile İsviçreli usta şef Stefan Meire’ın hazırladığı yirmi yemek tarifini tek bir tuşa basarak pişirmek mümkün! Kolaylıkla hazırladığınız tariflerin pişirme derecesi ve süresini siz değil fırınınız düşünüyor. GourmetSteam, BakeOmatic ve SoftRoasting programlarıyla nefis ve gerçekten sağlıklı lezzetler hazırlamak artık çok kolay. Tıpkı bugün size hazırlayacağım “Çıtır Dondurma” tatlısı gibi…

Bu tür özel tatlıları fırınınızda herhangi bir sıcaklık süresi ya da çalışma modu düğmelerine basmadan tek bir komut ile rahatça pişirebilirsiniz ve sadece üç dakika özel misafirleriniz için özel ve inanılmaz lezzetli bir tatlı hazırlayabilirsiniz.”

Dondurmalı Çıtır Tatlı
Malzemeler:
V-ZUG Combi-Steam XSL/SL
Paslanmaz çelik tepsi
2 adet yufka
50 gr tereyağı
4 top vanilyalı dondurma
50 gr çilek
Hazırlanışı:
1.Dört top vanilyalı dondurmayı derin dondurucuda bekletin.
2.Küçük bir tavanın içinde tereyağını eritin. Yağın yanmamasına dikkat edin.
3.Çilekleri temizleyin ve dilimleyin
4.Fırını ısıtın.
5.Yufkaları tezgahın üzerine alın. Eritilmiş tereyağını fırça yardımıyla yufkaların üzerine sürün. Daha sonra yufkaları üçgen şeklinde katlayın.
6.Fırının tepsisini hafifçe yağlayın. Tepsinin üzerine üçgen şeklinde katladığınız yufkaları dizin. Her üçgenin ortasına birkaç dilim çilek ya da kek koyun. Daha sonra dondurucudan çıkardığın dondurma toplarını çileğin ya da kek parçasının üzerine gelecek şekilde yerleştirin. Dondurma ortada kalacak şekilde yufkaları iki ucunu dondurmanın üzerine gelecek şekilde -bohça gibi- birleştirin ve yavaşça bükün. Kalan tereyağını yufkaların üzerine sürün.
7.Tepsiyi önceden ısıtılmış fırının birinci seviyesindeki rafa yerleştirin. G15 (GourmetSteam) programını seçin ve pişirmeyi başlatın ve 3 dakika pişirin.
8.Hızlı bir şekilde servis yapın.

Püf noktası:
Bu sonucu elde etmek için hızlı bir şekilde çalışmanız gerekir. İnce hamurun hızla pişmesi daha iyi bir tat oluşmasını sağlar. Yufkanın içindeki dondurmanın yanına meyveyi ya da keki koymayı ihmal etmeyin. Yufka çanağının daha iyi oluşması için bu çok önemlidir. Eğer isterseniz çilek yerine kivi ya da muz gibi başka meyveleri de kullanabilirsiniz.

Buhar programlarında mükemmel pişen yemekler mineral ve vitaminlerini kaybetmiyor, doğal görünüm ve tatlarını koruyor. Fırınların entegre programlarıyla tek bir tuşa dokunarak harika lezzetleri çok kısa sürede pişirebilirsiniz. “V-ZUG steam özelliği ile mutfağınızda tadına doyulmaz yemekler hazırlayabilirsiniz; tıpkı profesyonel bir şef gibi!” diyor Sedef Şef. “Malzemelerinizi hazırlayın ve sadece birkaç dakika içerisinde onlardan nefis bir menü pişirin! V-ZUG steamer size profesyonel şef ayrıcalığını ve menünüzü sıcak tabaklarda servis yapmanın keyfini sunuyor.”
V-ZUG yalnızca lezzetli yemekler hazırlamıyor. Yaşamın stresli yoğunluğunda kendinize daha fazla zaman ayırmanıza yardımcı oluyor. Eğer hafta boyunca yemek pişirmek için zamanınız yoksa V-ZUG’un sunduğu lüks keyfin tadını çıkartabilirsiniz. Fırınların otomatik tazeleme programı yiyeceklerin ilk pişirme anındaki doğallığı ile yeniden tazelenmesini sağlıyor. Böylece yoğun geçen bir günün ardından mutfakta en kısa sürede sağlıklı ve nefis bir akşam yemeği hazırlayabilir, size kalan zamanı ailenizle, dostlarınızla geçirebilir ya da hayatın tadını çıkarmak için pek çok aktivite yapabilirsiniz: Müzik dinlemek, yürüyüşe çıkmak ya da heyecan verici bir kitabı okumak gibi.

Yenilikçi GourmetSteam: Bir tuşla nefis yemekler
Bu özel program ile usta bir şefin yeteneklerini kendi mutfağınıza taşıyabilirsiniz. Tek yapmanız gereken ünlü şeflerin tariflerinin bulunduğu Combi-Steam XSL/SL’in programlanmış yemek tariflerinden birini seçip, düğmeye basmak! Fırınınız kısa süre içerisinde yemeğinizi bir Michelin yıldızlı şefin ustalığıyla pişirecektir.

BakeOmatic
Kendi kreasyonlarınız, yeni fikirler ya da yemek kitabı menüleri
BakeOmatic programı ile fırınınızda süre, sıcaklık, çalışma modu veya miktar gibi birtakım bilgileri girmenize gerek kalmaz. Böylece mutfakta fazla deneyimi olmayanlar dahi pişirdikleri lezzetli tatlarla misafirlerinin kalbinden geçen yolu kolayca bulabilir.

Profesyonel pişirme programı
Profesyonel pişirme modu, buhar ve sıcak hava kombinasyonudur. Hamur güzel bir şekilde kabarır. Ekmeğiniz iştah açan, parlak bir kabuğa sahip olur ve çok daha uzun süre taze kalır.

Geçmişten Günümüze V-ZUG

Geçtiğimiz yıl 100. Yaşını kutlayan V-ZUG, ilk İsviçre Unica çamaşır makinesini ürettiğinde yıl 1929’du. Teknolojiyi şirket ilkesi olarak benimseyen V-ZUG, ürünlerini yıllar içerisinde geliştirmeye devam etti. Unimatic & Tempo çamaşır makinesi 1950’lili yıllarda, Unimatic, Tempo, Adora ve Adora Tropic modelleri ise 1959-1962 yılları arasında tüketicilerin beğenisine sunuldu. Şirker, kısa süre içerisinde ürün gamına eklenen Adora bulaşık makinesi, kurutma makinesi ve çamaşır makinesi ile ev cihazları serini tamamladı. Daha sonraki yıllarda ev cihazlarının üretimini artıran V-ZUG, ürünlerine özel fırınlar ve çeşitli cihazlar ekledi. V-ZUG, 1979 yılında tam elektronik kumanda paneline sahip cihazlarını üretmeye başladı. Markanın ilk mikrodalga fonksiyonu entegreli fırını 1979 yılında dünyaya tanıtıldı.

dfot