spor

Trivia Crack

Trivia Crack Trivia Crack aslında ilk bakışta klasik bir yarışma oyun uygulaması olarak görünebilir. Ancak Trivia Crack Kullanıcıların her gün sorular yükleyebildiği bir yarışma platform aslında. Bilim, eğlence, spor, sanat, coğrafya ve tarih gibi farklı konularda ...

Enes Türk
dfot   SAMSUNG GALAXY S5

Galaxy S5, daha hızlı ve iyi sensöre sahip bir kamera, Gear Fit ile daha gelişmiş fitness-izleme özellikleri ve parmak izi tarayıcısı gibi yeniliklerle geldi. Cihazın pili artık daha büyük, ekranı daha parlak ve işlemcisi ise daha güçlü. Yeni tasarımı ise telefonu tutmayı kolaylaştırıyor. Kömür grisi, altın bakırı, beyaz ve elektrik mavisi renk seçenekleri olmak üzere, toplamda 4 farklı renk seçeneğine sahip olan Galaxy S5, aynı zamanda pek çok aksesuarla beraber satışa sunuldu. Galaxy S5’i detaylı incelerken, Samsung’un S5 ile piyasaya sürdüğü spor ve sağlık odaklı akıllı bilekliği Gear Fit’i de inceleyeceğiz.

Hızlı Otomatik Odaklama Çekim yapmaktan çekinmeyin ve hareketi gerçekleştiği anda yakalayın! Galaxy S5’in daha hızlı olan Otomatik Odaklama özelliği, hiçbir önemli anı kaçırmamanız için fotoğrafları harekete ve aksiyona odaklanarak çekebilmenizi sağlar. HDR (Zengin tonlar) Fotoğraf veya video çekerken, karşıdan gelen güçlü bir ışık varsa veya özne gölgede ise HDR özelliğini açın. Çekiminizi yaparken, doğal ışığın ve renklerin canlı ve net biçimde yeniden üretilmelerini gerçek zamanlı olarak izleyin. Selektif Odak Selektif odak arka planı bulanıklaştırır ve ana nesneye gömülü ayrıntıda odaklanmanızı ve belirginleştirmenizi sağlar. Android 4.4 KitKat ve en yeni TouchWiz arayüzünü kullanan Galaxy S5, HTC’nin BlinkFeed özelliğine benzer bir Dergim uygulaması var. Böylece ana sayfanın en solunda, sizi, tüm içerikleri görebileceğiniz bir sayfa karşılıyor. Samsung, Galaxy S5 üzerindeki parmak izi okuyucusu ile PayPal üzerinden ödemeler yapabiliyorsunuz. Samsung Galaxy S5 Su ve Toza Karşı Dayanıklı IP67 sertifikasına da sahip. Böylece yoğun yağmurlarda, çok derin olmayan su birikintilerine cihaz düştüğünde koruma sağlanmış oluyor. Gelişmiş Kamera Özellikleri Dünyada ilk ISOCELL sensörünü kullanan akıllı telefon olan Galaxy S5, sensör boyutuyla da iddialı. Galaxy S5’te Samsung, 1/2.6 inç büyüklüğünde sensör kullanılırken, Xperia Z2’de 1/2.5,Nokia Lumia 1520 gibi modellerde 1/2.3 inç sensör kullanılıyor. Yani Samsung, Galaxy S5’i kamera konusunda en iddialı telefonların biri haline getiriyor. Galaxy S4’teki 13 MP’lik kamera, 16 MP’e yükseltilirken, Galaxy S5’in çekim performansı inanılmaz başarılı. Video’da, Samsung Galaxy S5 ile çektiğim fotoğraf ve videoları inceleyebilirsiniz.

Değiştirilebilir Bantlar

Samsung Gear Fit gelişmiş kavisli Süper AMOLED dokunmatik ekran gösterimi ve değiştirilebilir bantlar en zor etkinlikler sırasında bile tarz görünmenizi sağlar.

Kişisel Sağlık Motivasyoncusu

Kalp Atış Sensörü ile, Samsung Gear Fit etkin olarak destek alacağınız ve fitnes hedeflerinizi başaracağınız gerçek zamanlı koçluk sağlar.

Bağlantı Bildirimi

Samsung Gear Fit sizi bağlantıda kalmanızı sağlayan anlık bildirimler, e-postalar, SMS, gelen çağrılar ve 3. parti uygulamalarla donatır.

Kişiselleştirilebilir Temalar

Samsung Gear Fit size zevkinize göre ayarlayabileceğiniz çeşitli arka plan renkleri, duvar kağıtları ve saat tasarımları sunar.

7 / 24 Giyilebilir

Samsung Gear Fit’in daima açık aktivite izleme özelliği, gün içinde aktivitelerinizi takip etmenizi ve toza ve suya dayanıklı koruması (IP67) ile her zaman maceraya hazır olmanızı sağlar.

dfot

 

Belmond La Residencia

 

İSPANYA’DA YEŞİLE DOYARAK TATİL YAPMAYI HAYAL EDENLER İÇİN

Mallorca’nın huzur dolu kuzey-batı kıyısında, yeşil dağlarının koruduğu, Belmond La Residencia İspanya’nın en iyi lüks butik otellerinden biri.Deià kasabasının yakınında, zeytin ve narenciye bahçeleri arasında yemyeşil bahçeleri içinde ödüllü spası ve ikiz köşkü ile adeta bir cennetteyiz. Otelin eşsiz ambiyansında, sanat dersi almak, bölgenin kültürel zenginliklerini bir Vespa üzerinde gezmek ya da sadece bir piknik seti ile Mallorca festivalinin manzarasının tadını çıkarmak bu arada yapabileceğiniz aktivitelerden sadece birkaçı.

Tekne Gezisi(Turu);
Belmond La Residencia misafirler için özel bir ücretsiz iki saatlik tekne yolculuğu düzenliyor, bölgenin doğal güzelliklerinin keyfine varacağınız bu turun tadı damağınızda kalacak ve daha fazlasını isteyeceksiniz diye düşünüyoruz. Mallorcan‘ın kıyı şeridi boyunca uzanan engebeli tenha koyları’nda huzur bulacaksınız.

Yuzme Havuzlari;
Otelin iki açık havuzlardan birinde yüzerken DEIA’nın coğrafi güzelliğini ve Mallorca güneşini içinize çekin. Tramuntana Dağları ile çevreli bu ortamın tadını Safereix’in hafif yemekleri veya bir kokteyl ile çıkarın ya da ısıtmalı kapalı yüzme havuzu, sauna ve spa ile bitişik jakuziyi keşfedin. Eğer kendinize özel bir havuz deneyimi isterseniz, Belmond La Residencia da size özel tam boy veya dalma havuzlu süitleri tercih edebilirsiniz.

Sanat galerisi ve heykel bahcesi;
Otelin ünlü Sa Tafona ve Albéniz sanat galerileri yıl boyunca çeşitli sergilere ve gösterilere ev sahipliği yapıyor. Yeri gelmişken hemen ekleyelim Belmond La Residencia İspanya’nın en büyük daimi heykel bahçelerinden birine ev sahipliği yapıyor zaten. Bu bahçe her geçen yıl uluslararası heykeltıraşlar tarafından parçalar ve onların öğrencilerinden gelen eserlerle genişlemekte. Şık Bronz eserlerin yanında çocukların oynayabilecekleri eğlenceli eserlerin de sergilendiği alan sanatsal bir keşif yolculuğu sunuyor otelin misafirlerine.

Tenis;
Otelin Tramuntana dağlarıyla çevrili ve Akdeniz’e bakan muhteşem iki süper tenis kortu bulunuyor. Ayrıca otelin tenis kısmından sorumlu profesyöneli Shyane Tabb verdiği derslerle oyununuzu geliştirmenize yardımcı oluyor. TAC sertifikalı olan Tabb’ın tenis dersleri, raketinizi epey geliştirecektir, bunun teminatı verelim.

Tatilin sonunda Residencia’dan ayrılırken kendinizi yeniden doğmuş gibi hissedeceğinizden bizler eminiz. Siz ne dersiniz; tarihe, doğaya, kültüre, spora doyacağınız bir tatilden daha iyi bir fırsat olabilir mi yenilenmek için?

 

dfot

Akıllı Bisiklet Kullanmaya Hazır Mısınız ?

Kanadalı vanhawks firması, “Valour” yani Kahraman isimli ilk akıllı bisikletini piyasaya çıkardı. Tamamen karbon fiberden oluşan gövdesi, Bluetooth bağlantısı ile akıllı Valour, sürücülere akıllı güvenlik, konfor ve eşsiz bir tecrübe vaad ediyor.

Bir Kickstarter projesi olarak tasarımınına başlanılan, sektörün ilk akıllı karbon fiber bisikleti olan Vanhawks Valour, güvenlik, konfor ve akıllı telefonlarla senkronizasyon gibi bir dizi yenilik sunuyor kullanıcılarına.

 

Valour; iOS, Android ve Pebble cihazlarıyla Bluetooth üzerinden bağlantı kurarak, bisiklet sürdüğünüz yolu, sürücünün rota, mesafe ve hız gibi istatistiklerini gerçek zamanlı olarak  ölçebiliyor.

Diyelim ki daha önce gitmediğiniz bir yere Valour ile gitmek istiyorsunuz. Valour’unuza atladıktan sonra akıllı cihazınızdan bu noktayı belirliyor ve kendinizi Valour’un yönlendirmesine bırakıyorsunuz. Normalde bilmediğimiz bir noktaya giderken birçok kez telefonlarımızı çıkarıp haritaya bakarız, bu da hem dikkat dağınıklığına hem de büyük bir zaman kaybına sebep olur. Bu nedenle Valour’un gidonuna, size yol tarif edecek LED lambalar yerleştirilmiş. Böylece ne zaman kaybı ne de dikkat dağınıklığı yaşayacaksınız.

 

Güvenlik konusunda da sürücüye birçok avantaj sağlayan Valour, karbon fiber gövdesine konumlandırılmış sensörleri sayesinde trafikte bisikletinizi kullanırken, yaklaşan araçları ve kör noktaları, gidonuna titreşim  yollayarak size uyarı gönderiyor. Siz ve diğer Valour kullanıcıları özel bir ağ ile birbirlerine bağlı oluyorlar bu sayede, kullanılan güvenli rotalar kaydediliyor, yolunu kaybetmiş bir sürücü varsa ona bu rotalardan yardım sunuluyor.

Vanhawks’ın kurucu ortağı ve CEO’su Sohaib Zahid “Birçok insan oturduğu çevreyi gezmek ve sosyalleşmek amacıyla bisiklet satın alıyor, güvenlik ise her zaman birinci sırada önem taşıyor onlar için, bizde Valour’u tasarlarken, bisikletin geçmişteki serüvenini zamanımız teknolojisi ile buluşturarak, akıllı cihazlarımızla uyumlu ve güvenliği üst düzeyde bir  araç yapmak istedik. Böylece insanların şehir yaşamında kullanabilecekleri güvenli, kolay, yenilikçi ve yeşil  olan Valour ortaya çıktı.” şeklinde özetliyor tasarım ve üretim sürecini.

Patentli karbon fiber teknolojisi ile BIKEEXPO ödülüne layık görülen Valour’da gövde tasarımı insan vücudunun kemik yapısından özellikler taşıyor. Belirtmeden geçmeyelim şehrin zorlu yol koşullarına karşı dayanıklılığı artırılan Valour, sadece 7.2 kg ağırlığında üstelik.

dfot

 

80 lerin çocuklarınadır lafım!
O zamanlar 7-8 yaşlarında olanlar için Pinokyo sadece Carlo Collodi’nin yarattığı bir roman kahramanı değil, çocukluğumuzu süsleyen bir hayal idi…Pinokyo bisiklet, iki tekerlekli yolculuğa çıkmanın başrolünde kıpkırmızı parıltısı ile ışıldardı yüzümüze. O zamanların diğer bisiklet sohbetlerinde “kontra pedal”,“yarış bisikleti”,” dinamo” kelimeleri geçerdi. Pinokyo’nun yanısıra hayalleri süsleyen bir diğer bisiklet BMX idi. Kalın tekerlekli ve akrobasiye uygun olan BMX o zamanlarda ön tekerleğinin havaya kaldırılmasına uygun en iyi bisiklet olarak popülaritesini kazanmıştı.
O yaşlardaki her çocuğun gündemine bir şekilde oturan bu alet için erkek çocuklar sünneti bile bir avantaj görürlerdi. Büyüdükçe evin merkezinden uzaklaşılabilen parkurlar, gitgide çevre semtlerin rahatça dolaşılabildiği bir hal alırdı.
Süslemeler, ziller,dinamodan enerji alan farlar, yeni lastikler, daha rahat koltuklar, fren tamirleri derken harçlıkların neredeyse tamamını yutan, spordan, meraktan öte bu tutku, bizler büyüdükçe etkisi değişmeden içimizin bir köşesinde hep durdu.

Pinokyodan bu zamana kadar bisikletler çok değişse de keyfi hep aynı kaldı.Kalabalıklaşan yaşam alanları, daralan büyük şehirlerde bile yürüyüş yollarının yanında her zaman hatırlandı bisiklet.O zamanların çocukları, bugün halen bisiklete az çok bir yatırım yapıyorsa işte sebebi o kırmızı Pinokyo’nun etkisidir…
Bahar mevsimi geldiğinde gündemimize düşen ilk maddelerden biridir spor yapmak.Her ne kadar içimiz sıkılsa da, planlamalarımızı yaparken eğlenceli hale getirmeye çalışırız spor konusunu.
Geçen yıllarda zaten almış olduğumuz,evdeki “spor köşesi”nin önce baştacı ,sonra yer kaplayan baş belası ve bir köşede tozlanan spor aletlerinin yanısıra, başka evlere “jest” yapmak için göndermiş olduğumuz ve arkamızdan bolca teşekkür edilenleri de düşünüp sıkarız canımızı.Birden aklımıza ; en masum ,en kolay ulaşılabilir ve hepimizin , kullanmasını zaten küçükten biliyor olduğumuz eski bir dost gelir:
BİSİKLET…
Sporun en eğlenceli hallerinden biridir bisiklet sürmek. Hem spor adı altında gezintiler yapılır hem de içimizdeki özgürlük arayan her yaştaki çocuklar ayaklanıverir. Kimi zaman hızlı giderek, kimi zaman akrobasiler yaparak kimi zaman ise uzun parkurlar tamamlayarak döneriz eski günlere. Planlamasının çok yorucu olmadığı, her zaman kesemize göre bir alternatifi olan ve en önemlisi de yaparken keyif alabileceğimize emin olduğumuz bir uğraştır bisiklet sürmek.
Hava kirliliği, küresel ısınma, obezite, şeker ve kalp hastalıkları… Bunlar, giderek daha az hareket eden bir toplum olmanın, her yere arabayla gitme alışkanlığının çıkardığı ağır faturanın sadece bir kısmı.

 

ilk Bisiklet

 

Tarihe bakarken, bir yanılgıyı düzelterek başlayalım söze… Çoğumuz Leonardo Da Vinci çizimlerindeki bisiklet çizimleri ile başladığını sanarız iki tekerlekli aletin doğuşunun. Ancak ona ait olduğu ileri sürülen 1492 tarihli bisiklet karalamasının 1960’larda Codex Atlanticus’a eklenmiş sahte bir çizim olduğu anlaşılmıştır.

Aslında bisikletin icadı konusunda tarihçiler arasında tam bir fikir birliği yoktur ve ileri sürülen tarihler tartışmalıdır. Bisiklet tek bir mucit tarafından icat edilmemiş, tarih içerisindeki pek çok farklı çabanın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Günümüzde kullanılanların atası sayılabilecek ilk bisiklet 1839 yılında İngiltere’de Dumfries bölgesinde, Courthill kasabasında demircilik yapan İskoçya’lı Kirkpatrick Macmillan tarafından yapıldı. İskeleti tamamen tahtadan oluşan bu bisiklet yaklaşık 27 kilo ağırlığındaydı. Tekerlekleri demirden olan bu bisikletin ön tarafında bir at başı vardı. Ön tekerleğin çapı 80 cm, arka tekerleğin ise 105 cm idi. Bisikleti hareket ettirmek için, kranklar aracılığıyla arka tekere bağlanmış pedallar kullanılıyordu. Pedalların, ayaklarla ileri ve geri hareket ettirilmesi bisikletin ilerlemesini sağlıyordu. Kirkpatrick Macmillan, milyarlarca insan tarafından sevilecek, her ülkede ve her dönemde kullanılacak bir icat yaptığını bilmiyordu. Macmillan’ın bisikleti icat etmekteki tek amacı, yaşadığı kasaba ile şehir arasındaki 22 kilometrelik mesafeyi daha hızlı ve daha az yorularak gidip gelmesine yarayacak bir araç geliştirmekti. Geliştirdiği bisiklet o kadar çok işine yarıyordu ki neredeyse bütün seyahatlerini bisiklet ile yapıyordu.

Bisiklet donanımı

Frenler

Frenler ön ve arka olmak üzere iki tanedir. U-Fren (yarış bisikletlerinde olan,klasik tip), V-fren veya hidrolik fren gibi çeşitleri vardır. Günümüzde artık daha çok hidrolik frenler kullanılmaktadır. Bir donem ayaklar ile pedaldan kontrol edilebilen kontrpedal fren sistemide kullanılmıştır.

Tekerlek

Bisiklette tekerlek 2, 3 veya 4 tane bulunabilir. Önde bir, arkada iki tane de olabilir. Dağ bisikletlerinde daha dişli lastikler, şehir ve yol bisikletlerinde daha düz ve dişsiz lastikler tercih edilir.

Kadro

Farklı maddelerden (karbon, çelik , aliminyum, titanyum gibi) yapılabilir. Sağlamlık açısından daha çok bisikletlerde aliminyum ve karbon kadrolar tercih edilir.Alüminyum kadroların en büyük özelliklerinden birisi hafif olması ve darbeleri emmesidir. Günümüzde karbon fiber kadrolar oldukça yaygındır. Karbon fiber kadrolar aliminyumdan çok daha sert ve çok daha hafifdir. Bu özelliğinden dolayı dağ bisikleti ve yarış bisikletlerinde karbon kadrolar daha çok tercih edilir.

Maşa

Amortisörlü ya da düz olabilir. Ön veya arkada bulunabilir. Havalı ve yaylı olmak üzere iki çeşittir. Amortisörler Sürüş konforu sağlamak için tasarlanmıştır. Dağdan inerken veya engebeli arazide yardımcı olur. Düz maşalar daha çok yol ve şehir bisikletlerinde kullanılır. Bu nedenle en çok tercih edilen amortisörlü olanıdır. Eğer şehirde sürecekseniz düz maşa da kullanabilirsiniz.

Vites

Bisiklette 6, 18 ve 21, 24, 27, 30 vites seçenekleri olabilir. Vitesler eğime göre verimlik artışı sağlamak, bisikletin süratini arttırmak ve yokuşları daha kolay çıkmak içindir.
1. Küresel ısınma: Ulaşım endüstrisi, küresel ısınmaya sebep olan emisyonların %28’inden sorumlu
2. 2012 senesinde, 3,7 milyon insanın hava kirliliğinden kaynaklı hastalıklardan öldüğü tahmin ediliyor.
3. Bir saat bisiklete binmek 300 kalori yakar. Düzenli olarak bisiklete binmek obeziteyi engeller.
4. Düzenli hareket etmek, şeker ve kalp hastalıklarının yanısıra, stres kaynaklı hastalıkların oluşmasını engeller.
5. Araç trafiğinin yarattığı ses kirliliği işitme kaybı, stres gibi olumsuz etkilere sahip.
6. Ağır trafiği olan şehirlerde yaşayan insanların evlerinden daha az çıktıkları ve daha az sosyalleştikleri kanıtlanmıştır.

Amsterdam’da ulaşımın %60’ı bisikletle yapılıyor. Belçika’da işe bisikletle gidenlere hükümet para veriyor.
Özetle….

Zaman ilerledikçe gerek üretim gerek tasarım teknolojilerinin hızla ilerlediği günümüzde bisiklet modellerinin geldiği nokta her gördüğümüzde bizleri şaşırtacak durumda. Bisikletlere ayrılmış yollarda el ele kol kola yürüyen insanların sürücülere yaratmış olduğu tehlikelerin zamanla biteceğini umut ederek etrafa baktığımızda çok ilginç tasarımların ortaya çıktığını , bir süredir yeni tasarım bisiklet modellerinin oldukça yüksek fiyatlarına ragmen talep gördüğünü ve sayılarının gitgide arttığını görebiliyoruz.
Çocukluğa dönüş mü dersiniz,eğlenceli spor mu dersiniz,maceracı ruhun kabına sığmaz halleri mi dersiniz hangi anlamı yükleyip bisiklete atlayacaksınız bilmeyiz ama mutlaka zaman ayırıp bisikletinize binin.
Unutmayın kilometreler aşıldıkça yorgunluğunuz özgürlüğünüzün arkasında kalacaktır.

Doğaçlama bisiklet arkası yazılar:

“anlayamazsınız”
“iki teker keyfim şeker”
“her rampanın inişi vardır”
“paran varsa ORBEA
paran yoksa git yaya”
“Pinokyo’nun tadı hiçbirinde yok”
“Hatalıysam seslen”
“ Vazgeçtim benzinden
vazgeçemedim Liselimden”
“Sarı mayo yok dediler kız vermediler”
“My other bicycle is carbon fiber”

 

 

 

dfot

dfot

 

Kır Evi Country Cottage Stili

Rahatlığı ön planda tutan, dingin ve huzurlu bir yaşam sunan, kendini tatile gitmiş gibi hisseden ve doğayla iç içe bir yaşam arayanların tercihidir . Country kırsal, yani geleneksel tarz dekorasyon demek; yaşanmışlık, yani bir eskiye gidiş, eski dönemi anımsatan objeler, eskitme masif mobilyalar, farklı bir romantizm, romantik sıcacık evler demektir. Kısacası modernin tam zıttı bir tarzı temsil eder, daha çok kır evi olarak biliniyor ve kökeni Fransa’ya dayanmaktadır. Amerikan Country,İngiliz Country ve Fransız Country en çok bilinenler arasındadır.

Gerçekte “kır evi tarzı” olarak benimsediğimiz hayatın içinden gelen bu stil, şehir yaşamından uzaklaşmak için sıcak ve davetkar havasıyla kucaklayıcı bir etki yaratmaktadır.. Konforlu, rahat, sıcak ve samimi, pastel veya toprak renklerinin hakim olduğu, yumuşak detaylara sahip mobilyalarla döşenmiş dekorasyon olarak tanımlanabilen Country tarzın doğum yeri Fransa olarak bilinmektedir. 17. ve 18. Yüzyılda Fransa dışında üretilen mobilyaları yapan marangozlar, saray ya da asiller için üretim yapmamaktaydılar. Bu nedenle onların ürettiği mobilyalarda daha basit malzemeler kullanılıp, işçilik daha basit tutulmaktaydı. Ahşap malzeme cilalanmak ya da yaldız kaplanmak yerine sadece boyanıp, kimi zaman kendi renginde bırakılmaktaydı. Kullanılan malzeme daha çok meşe, meyve ağaçları, ceviz ve bazen de maundu. Yüzeyler süslenmemekte, cilalanmamaktaydı ama biçim olarak mobilyalar asillerin evlerinden ilham alınmaktaydı. Paris’i hariç, Fransa’nın ‘Provans’ olarak adlandırılan bölgesinde üretilen mobilyaları ve mimariyi referans alan country stiline bugün beyaz mobilyalar, patine zeminler ve ahşap dokular eşlik ederek özellikle kır evi stili olarak bilinen stil günümüzde modern country olarak yeniden şekillendirilmektedir.

Country tarzı uygularken unutulmaması gereken ilk ve en önemli detay; sadelik, ferahlık ve samimiyettir. Daha çok pastel ve toprak renklerinin hakim olduğu ve ayrıca içine doğada bulunan renklerin estiği bir tarz olarak karşımıza çıkmaktadır.

Renk kullanımı

Bir kır stili olduğu için pencereden bakıldığında görülebilecek  tüm doğa renkleri ilham kaynağı olabilecektir. Yeşili, maviyi, çiçek renklerinin güneş ışığında biraz  soldurulduğunda oluşan bu mat renkler desenlerle birleştirilip kullanılır genellikle. Bunlar beyaz, krem veya toprak tonlarıyla kombinlenebilir, pastel renk tonları üzerinde gitmek harika sonuçlar verecektir.

Zemin beyaz, mobilyalar kahverengi, krem ya da toprak tonlarında kurgulandığında genel renk seçiminin yapılırken  aynı renk paleti üzerinde gidilmesi homojen bir etki verecektir. Kontrastlık oluşturulmak  istendiğinde, seçilecek rengin mekanda kargaşa yaratmaması için kontrastlık oranının birbirine yakın tutulması uygun olmaktadır. Evin tamamında ferah ve havadar bir ortam yaratmak için kesinlikle koyu kırmızı, koyu mor gibi tonlardan kaçmak gerekmektedir.

 

Mobilya seçimi

 

 

Country tarzda daha çok açık renkli ahşap malzemeler kullanılmaktadır. Doğal ahşaplar, ceviz, maun en fazla tercih edilenlerdendir. Ayrıca hasır ve bambu mobilyalar da özellikle kış bahçelerinde, teraslarda veya evin herhangi bir köşesinde kullanılabilmekte ve oldukça şık bir hava vermektedir. Büyük kanepeler, yumuşak sandalyeler, cilasız masif mobilyalar, antika objeler, ahşap sehpalar, masalar sayısı çok tutulmadan ve karmaşa yaratılmadan doğru konumlandırma ile bu tarz bir dekorasyonda yerini almaktadır. Tarzın koltukları oldukça geniş, oturma ve yaslanma yerleri tanımlanabilmektedir. Keskin değil yuvarlak hatlı mobilyalar daha sıcak ve samimi etki yaratmaktadır. Her ne kadar eskilerde kaldığı düşünülse de ahşap camlı bir vitrin bu tarzın tamamlayıcısı olmaktadır. Mobilyalarda el işçiliği çok önemlidir. Çok az da olsa oymalar kullanılır ama bu durum genel görünümün sadeliğini bozmamalıdır.

Country tarz bir dekorasyonda, yeniden kazanılmış mobilyalar ön plana çıkmaktadır. Aileden kalma bir konsol ya da eski bir ahşap ustasının elinde çıkmış yemek masası evin en önemli parçası haline gelebilmekte ve eski bir mobilya gerçek kullanımından başka bir amaçla yeni bir işlev kazandırılarak tarzın daha etkin olarak uygulanması mümkün olabilmektedir.

Yatak başı olarak ferforje kullanmak etkili olmaktadır. Beyaz ya da pastel tonlarda boyalı ve eskitmeli olarak kullanılabilir. Salon için ağaçtan bir yemek masası seçilebilir. Üzeri sıfır zımparalanmış ve cila atılmış modeller yerine direkt ağaç görünümlü ve mat cilaya sahip modellerle daha doğal bir görüntü yakalanabilir.

 

Kumaşlar

 

 

Koltuk ve sandalye döşemelerinde, yastıklarda daha çok pamuk, keten  kumaşlar tercih edilmelidir. Düz, çizgili, ekose veya çiçekli desenler birbiriyle kolaylıkla kombin edilebilir.

Minik çiçek desenli kumaşların düz ve açık tonlarda kumaşlarla birlikte kullanılması tavsiye edilir, son yıllarda ayrıca çiçeklilerin pastel baskın olmayan çizgili desenlerle de kullanımı artmıştır…Ayrıca çıkış noktası ile bağlantılı olarak lavanta, zeytin, üzüm ve kelebek desenleri tarza imza atmaktadır. Göz yormayan renklerden oluşturulacak bu desenler evin daimi baharda olmasını sağlayacaktır.

 

Aksesuarlar

 

 

Aksesuar denilince bu stilin iki ana kahramanı vardır; biri ferforje objeler diğeri ise hasır sepetler. Seramik ve topraktan yapılmış aksesuarlar da aralara serpiştirilebilir. Doğal olan her şeyin bu stilde yeri olduğu kesin. Ayrıca mutlaka abajur kullanılmalıdır. Sadece yatak odası için değil salon aydınlatması için de abajur stilin olmazsa olmazlarından biridir.

Büyüleyici porselen tabaklar, eski şapkalar, antika müzik aletleri, aileden kalma objeler, koleksiyon parçaları bu stilin en önemli aksesuarlarıdır. Desenli kırlentler bakır tencereler, hoş kokulu doğal sabunlar, saksılarda canlı çiçekler, yeşillikler dekorasyonu tamamlayan ince detaylardır. Bu tarzda bakırlar, çömlekler, döküm tencereler temel işlevlerinin yanı sıra birer dekorasyon objesine dönüşmektedir. Çekmece ve dolap diplerinde sergilenmeyi bekleyen aile yadigarı objeler, pastel tonlardaki ev tekstilleri ve taze çiçekler bu stilin anahtar parçalarındandır. Tarza uyumlu şamdanlar, mumluklar ve kuş kafesleri kalabalık yaratmamak şartıyla zeminde de kullanılabilmektedir.

 

 

Country tarzla uyumlu detaylar
Beyaz, krem mobilyalar ve özellikle eskitme mobilyalar
Evde bir yerlerde taze çiçek yada koltukta, minderde, perdede çiçekli desen
Bir kuş kafesi objesi, gösterişli şamdanlar, uzun zarif mumlar, fenerler…
Şömine, doğal taş duvar kaplaması
Rustik  taş desenler ve tuğlalar,
Ferforje objeler
Hasır sepetler, ahşap objeler

 

 

Country tarza asla uymayacak detaylar

 

Metal ve dijital objeler
Modern raflı duvar üniteleri
Ses sistemi, hoparlörleri vs gibi ev teknolojilerinin açıkta ve çok göz önünde olması,
Köşe koltuk takımları kullanılması
Lake, parlak kapaklı mutfak dolapları ve tezgahlar tercih edilmesi,
Düz hatlı, metal, modern avizeler, spotlar, aplikler seçilmesi, Fresh bir etki, pastoral bir hava ve romantik çağrışımlar için bu yaz evinizde tam da country tarz uygulama zamanıdır.

dfot

 

Biz, Sizin Bildiğiniz Annelerden Değiliz!

Evimizi de severiz, dış dünyayı da. Kendimizi de severiz, çocuklarımızı da.

Bu Devirde Anne Olmak Zor Diye Düşünenlere Cevabımızdır: Biz, Sizin Bildiğiniz Annelerden Değiliz!

Birçok konuda olduğu gibi annelik konusunda da şanslı bir kuşak olduğumuzu söylemek yanlış olmaz diye düşünüyoruz, siz ne dersiniz? Evet bu fikre karşılık birçok alternatif veya karşıt düşünce de ortaya konulabilir. Bu çağın anneleri bir koltuğa çok karpuz sığdırıyorlar, zorlaşan şehir yaşamı, ekonomik koşullar, çevre faktörünün çocuk üzerindeki etkisinin artmasıyla zorlaşan çocuk büyütme süreci vs vs…”Neresi şanslı bu çağın annelerinin?” diyenler de olacaktır. İşte bu yüzden başlık attık biz de “Biz sizin bildiğiniz annelerden değiliz!” diye.

Biz bu çağda yaşayan annelerin (hangi kuşağa ait olduğu da fark etmez) yadsıyamayacakları iki önemli gerçeklik var, işe onlardan başlayalım öncelikle: 1) Kendi seçimlerimizi yaşıyoruz her durumda
2) Dünya o kadar küçüldü ki günümüz koşullarında; öğrenmek, sorgulamak, değerlendirmek istersek, önümüzde sınırsız bir dünyanın kapılarının açıldığını görüyoruz. Peki bunlar gerçekten birer “Nimet mi, yoksa lanet mi?” gerçekte sorulması gereken soru biraz da bu aslında.

Seçeneğinin olması insanı rahatlattığı kadar, her an kendisini sorgulamasına da neden olan bir özgürlük aslında. Bu yüzden biraz ateşten gömlek, bunun farkında olduğumuzu itiraf ederek başlayalım işe. Az önce bahsettiğimiz ikinci madde de bu gerçekliğin yangına körükle giden versiyonu, onu da kabul edelim baştan. Yetişkin olup yaptığının sonuçları ile yüzleşmeyi, sürekli kendini sorgulamayı, değişen doğrularla ve gelişen ani durumlarla baş etmeyi de yüklüyor omuzlarımıza. Sanki anne olmak en basit durumda bile, yeterince zor değilmiş gibi…

Kaç çocuk yapmalıyım? Nasıl bir iş hayatım olmalı, ya da olmalı mı? Nasıl bir evde oturmalıyım? Bu kararları alırken eşimle nasıl bir işbirliği içerisinde olmalıyım? Çocuğu nasıl büyütmeliyim; annemin iyi yaptıkları, yapamadıkları neler? Hayatına nereye kadar, nasıl müdahil olmalıyım? Nerelerde geri kalıp, nerelerde kapı gibi onun arkasında durmalıyım? Benim tarzım veya hayat seçimlerimin onun karakterinin şekillenmesinde olumlu veya olumsuz yanları neler? Doğal akışa teslim olmayı ve kontrolü bırakmayı hangi noktada kabullenmeliyim? Kabullenmeli miyim? Çocuğumun benim istediğim kişi değil de, onun mutlu olacağı kişiye dönüşmesinde ne derece başarılı olacağım?

Doğru beslenme, doğru yaşam alışkanlıkları kazanma, doğayı, hayvanı, kısacası dünyayı seven bir insan olarak yetişmesi konusunda ne derece başarılıyım? Teknolojiyle arası nasıl olmalı, ya da sanatla, sporla? Fırsat vermesem olmaz, versem fazla mı gelir hepsi? Yetenek gelişir mi, yoksa yetenekli mi doğulur? Nasıl keşfedilir? Güçlü olsun isterken onu çaresiz kılar mıyım, fazla üstüne düşersem de kendi kendine yetemeyen biri mi olur çıkar? Çok şımarırsa, ayakları yere basmazsa sonra, ne istediğini bilmezse? Çok sıkarsam yargılanmış hissederse kendini sürekli, güveninin inancını kırarsam?

Bu sorular daha bıraksak sonsuza kadar gider farkındayız. Çekinmeyin itiraf edin, birçoğu bir hafta içerisinde defalarca aklınızdan geçmiştir ve geçmeye de devam ediyordur zaten. Çocuğunuzun yaşı ne olursa olsun, siz kendinizden ne kadar emin olursanız olun, annelik sonsuz bir emin olamama duygusu heralde finalde. Eskiden böyle değildi oysa ki, çizilmiş doğrular, sosyal yaşamın getirdiği belirli şablonlar ve sorgulanmadan uygulanan eskiden kalan metodlarla, bir seçim değil bir yaşam biçimiydi annelik.

Şimdi durum o kadar basit değil elbette, sırf yeni annelerden, çocuğu küçük olan genç kadınlardan bahsetmiyoruz yanlış anlama olmasın sakın. Bu çağın anneleri, hangi jenerasyona ait olduklarından, kendi yaşlarından ve çocuklarının yaşlarından bağımsız olarak, eski dayatma ve kabullerden çok uzakta bir ilişki geliştirip yönetmeyi öğrenmeliler çocuklarıyla. Birlikte öğrenmeye, sürekli değişmeye ve mutlak paylaşıma yönelik bir vizyon benimsemeliler çocuğuyla ilişkilerinde. Yoksa ilişkiler sünüyor, kavramların içi boşalıyor, ilişkiler dayatmalardan ileri gidemiyor.

Aslında bu yüzden de bu kadar keyifli bu çağda anne olmak, sürekli gelişiyorsunuz, öğreniyorsunuz, yenileniyorsunuz ve koşulsuz sevmenin lüksünü yaşıyorsunuz. Bir anne için çocuğunun hayatının önemli bir parçası olabilmek, onu yaşam boyu destekleyebilmek, sevinçte ve üzüntüde ona koşulacak ilk adres olmak kadar büyük bir tatmin yok hayatta.

Bu yüzden diyoruz ki biz sizin bildiğiniz annelerden değiliz. Peki nasıl bir anneyiz? Onu da bilmiyoruz. Çünkü biz de kim olduğumuzu çok iyi bilmiyoruz, dün bildiğimiz bugün yalan olabiliyor çünkü sürekli değişip gelişiyoruz. Tek bildiğimiz mutlak doğrumuz; koşulsuz sevgimiz ve mangal gibi yüreğimiz.

 

dfot

dergi_form_nisan
HUZURLARINIZDA NİSAN AYI, BAHARIN GERÇEK BAŞLANGICI

 
Uzayan günler, renklenen doğa, sebepsiz yere gülen yüzümüz, neşe, keyif ve heyecan… Çoğumuz için en güzel duyguları uyandıran mevsim başlıyor diyebiliriz sanırım. Yaz mevsiminin göz kırpmaya başladığı Nisan ayında hepimizin ortak çabası daha iyi ve sağlıklı bir yaşam. Ve tabi ki beraberinde fit bir görünüm. Şahsen benim bu mevsimde günlük içtiğim suyun miktarı artarken, yediklerim deki yağ oranı ters orantılı olarak azalıyor. Bulduğum her fırsatta spora gitmeye çalışıyor, gidemediğim günlerde ise derin bir vicdan azabıyla yaşıyorum.
Benim gibi pek çok insan var tanıdığım. Şehir insanının genel alışkanlığı bu yönde diyebiliriz. Bu nedenle spor salonları her geçen gün daha çok yaygınlaşıp, günlük yaşantımızın en az birkaç saatini işgal etmeye başlıyor. Gelin hep birlikte birlikte Türkiye’deki en büyük ve keyifli sportif yaşam alanında biraz zaman geçirip, motivasyonumuzu arttıralım. Acarkent Coliseum, Beykoz’un oksijen dolu havasında, doğayla iç içe California mimarisinde dev bir sağlıklı yaşam kulübü. Peysaj mimarisine büyük özen gösterilmiş, içeride ise özenli, şık ama doğal görünümünü korumuş bir tesis. Girişte sağda sizi enfes bir kamelya ağacı karşılıyor. Benim gibi çiçeklere düşkünseniz, çıkışta çaktırmadan bir dal koparıp, evinize götürmeyi kafaya koyuyorsunuz.
Coliseum’un ana giriş kapısından girince sizi bir kere gördü mü, asla unutmayan, isminizi ne iş yaptığınızı bilen sempatik Starbucks ekibi selamlıyor. Bu yaşam alanında aile gibi olunduğunu anlamamız için yeterli bir ipucu. Oyalanmadan spor yapayım diyorsanız sağa sapıyorsunuz ve işte karşısınız da dev spor kompleksi.
Coliseum gerek teknik altyapısı gerekse dekorasyonundaki incelikleriyle örnek bir yaşam merkezi olmuş Acarkent sakinleri için öncelikle. Çağdaş, modern ve dinamik bir havası var. Mimaride detaylara önem verilmiş. Yüksek tavanlar, ve farklı tasarımlarla cesur ve trendy bir yer. Tüm bunlara ek olarak doğada olduğunuz hissini veriyor olması da paha biçilmez bir ayrıcalık sunuyor yapıya. Günlük yaşamın kaosunda kaçabileceğiniz huzur dolu bir mekan. Her başarılı işletmede olduğu gibi bu sportif yaşam alanının da başarılı bir lideri var. Fuat Bozak, spora gönlünü vermiş, işini aşkla yapan karizmatik bir yönetici.
Genç yaşlardan itibaren sporla iç içe bir yaşam sürmüş Bozak. Seneler süren profesyonel iş yaşamını noktalandırıp biraz dinlenmeyi düşündüğü anda ise Coliseum’un Genel Müdürlük koltuğunda buluvermiş kendini, gelen teklifi kabul ederek. Sporu, çevresindeki herkesin yaşamında vazgeçilmez kılmayı misyon edindiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Kendisi ne kadar tevazu gösterse de, konuştukça öğrendim ki bu konuda pek çok projede yer almış ve Türkiye’de birçok ilkleri gerçekleştirmiş. Triatlon gibi her geçen gün yaygınlaşan bir spor dalının da ülkemizde öncülerinden biri.
Yoğun ve stresli kış günlerini geride bırakırken ruhumuzu dinlendirmek, bedensel farkındalığımızı artırmak ve daha zinde olmak için benim sizlere önerim yaşantınızda spora daha fazla yer vermeniz. İster son yılların popülerleri pilates, yoga, kinesis gibi salon sporları, ister kendinizi doğanın kucağına bırakıp yapacağınız yürüyüşler; son karar sizin. Yaptıkça, sporun ruhunuza ve bedeninize ne kadar iyi geldiğini görecek ve yeni bir bağımlılık kazanacaksınız.
dergi_form_nisan

dfot

 

 

Kristalia, 1994’te lokal girişimciler tarafından iki ortak tutku; tasarım ve caz tutkusunun biraraya getirilmesi vizyonuyla kurulmuş.

Biraraya gelen tasarım ekibi gelenekselliğe bağlı olmayan, estetik ve kaliteli özelliklere sahip çağdaş İtalyan stilinden etkiler taşıyan ürünleri meraklılarına sundu.

En başından beri Kristalia yenilikçi projelere özel ilgi göstermiştir. Moda ve spor alanlarında kullanılan malzemeleri tasarımlarına adapte etmiş, teknik çözümlerle deneysel çalışmalara imza atmışlardır.

1995 sonbaharında Kristalia, sektöre ilk kataloğunu tanıtmıştır. Bu ilk koleksiyonda, orta ekonomik düzeyde ve satın aldıkları mobilyalarda çağdaşlık, stil ve detayları ayırdedebilen orta yaş tüketicileri hedef kitlesi olarak belirlemişlerdir.

90’ların sonundan itibaren, belirli bir şirket organizasyonunun oluşmasıyla birlikte, yeni bir yol arayışı içine girerler.

Bugün, Kristalia koleksiyonlarında yer alan tasarımların dikkat çeken temel özellikleri, genç yaş gruplarının günlük yaşam ihtiyaçlarına yönelik ve ergonomik ürünlerden oluşmasıdır.

Günümüzde halen Kristalia, gelişime çok açık ve çok motive bir ekip tarafından yönetilmeye devam ediyor. Şirket yönetimi ellerine geçen ve oluşturdukları tüm analiz ve stratejileri tüm çalışanlarla paylaşmaya büyük özen gösteriyor. Bu sayede de her zaman peşinde oldukları takım ruhunun coşkulu, özverili ve mücadeleci enerjisini en tepeden en alt kademeye kadar tüm organizasyonda yaşatıyorlar.