Singapur

Astroloji | Burçlara Göre Yaz Planları

Astroloji / Burçlara Göre Yaz Planları Yaz geldi!  Tüm sıcaklığıyla hissetmesek de hepimiz tatil için yanıp tutuşuyoruz! Peki tatil seçimlerimizi yaparken bizi etkileyen ne? Hiç düşündünüz mü? Neden bazı arkadaşlarınızla tatil ve keyif anlayışınız daha ...

Sancal

1970 lerin başında kurulan Sancal’ın, saf, basit çizgiler ve detaylarla ürettiği döşemeler ve mobilyalar, tasarımcıların övgülerini toplayan zamansız tasarımlarıyla alanında rakipsiz olan bir firmadır. Eğer siz de çağdaş tasarıma sahip bir kanepe istiyorsanız, Sancal’ın koleksiyonlarını incelemenizi şiddetle tavsiye ediyoruz.

İş hayatında 40 yılı aşan Sancal, çağdaş döşemeli mobilyada İspanya’nın önde gelen üreticilerinden biri haline gelmiştir. Özellikle otel, ofis ve restoran gibi alanlarda birçok yabancı pazarlarda yüksek profile sahiptir.

Sancal tasarımları basit ve taze çizgilerle karakterize edilir. Bunların hepsi çok zamansız zamansız tasarımlarını ortaya çıkarırken ürünlerin hepsi çok fonksiyonlu olarak tasarlanmıştır.

Bugün Sancal, Avrupa’nın yanı sıra, Avustralya, Yeni Zelanda, Singapur ve Malezya’da da tanınmış bir marka, şimdilerde ise ABD pazarına girmiş durumda. İspanyol mobilya ve döşeme markası olan Sancal, toplantı odaları için tasarlanmış ve asma akustik gölge içeren bir mobilya koleksiyonunu tanıttı.

Bu alanda tek olan Sancal yeni bir akım başlattı.

Nadadora Design Studio tarafından, Sancal yeni Gráfica koleksiyonu için tasarlanan Tartana, adını iki tekerlekli ve kubbeli at arabası anlamına gelen İspanyolca kelimeden alıyor. Koleksiyondaki en yaratıcı tasarımlar arasında yer alan bu ve bunun gibi özel birçok ürünün geniş renk seçenekleri mevcut.

Sancal’ın tamamen İspanya’da üretilen mobilyaları sıkı kontrollerden geçiyor. Şirket ayrıca, kullandığı malzeme ve üretim yöntemleri açısından çevrenin korunması konusunda son derece kararlı bir yapıdadır.

dfot

 

BİR DÜNYA DEVİ DAHA  İSTANBULDA…

 

Crate&Barrel

Çok değil, bundan 10 yıl önce dünyanın bir ucunda gördüğünüz, hayranlık içinde takip ettiğiniz markaların pek çoğu yanıbaşınıza açılacak deselerdi inanır mıydınız?

Şahsen ben net bir evet yanıtını veremezdim bu soruya. Bunun şaşkınlığı, heyecanı ve neşesiyle yazıyorum bu yazıyı…

Ev dekorasyon ve mobilya firmalarının yakından takip ettiği, hatta zaman zaman ilham aldıkları Amerikalı dünya devi Crate and Barrel artık Türkiye’de. Sektörde çalıştığım yıllarda her fırsatta mağaza ziyareti yaptığım, internetten hemen hergün takip ettiğim ve kataloglarının çıkmasını heyecanla bekleğim markalarlardan biriydi Crate and Barrel. Markanın katalogları yanlızca ürünleri değil, sezonun trendlerini, dekorasyon dünyasının nereye gittiğine dair ipuclarını verir, size bambaşka bir dünyaya sürükler. Styling ve mağaza görsel düzenlemeleri konusunda ise hem öncü hem de örnek bir markadır.

Bu dünya devi artık İstanbul’da. Söylerken yüzümde bir tebessüme neden oluyor bu cümle. Türk perakende sektörünün çok kısa sürede nereden nerelere geldiğini gösteriyor bu güzel haber. Demek ki artık dünya devleri ve Türk markaları aynı pazarda kıran kırana rekabet edebiliyorlar. Hatta dünya markalarının sektöre girmesiyle, yerli markalar da yenilenmenin, ürün ve hizmet kalitesini artırmanın önemini her geçen gün daha iyi anlıyor.

Tek bir çalışanla, yazar kasası olmadan açılan mağaza

Bütün başarı hikayeleri gibi, Crate and Barrel’ın arkasında da tutku, azim ve cesaret var. Chicago’lu genç girişimciler Gordon ve Carol Segal çiftinin, balayı sonrası evlerini dekore ederken akıllarına gelen bir projeyi hayata geçirmeleriyle başlamış bu uzun serüven. Büyük bir emek ve özenle dekore ettikleri ilk mağazalarını 1962 yılında Chicago’da eski bir asansör fabrikasında açmışlar ve başlıktan da anlaşıldığı gibi, açılışta unuttukları tek şey bir yazar kasaymış!

Kısa sürede Kuzey Amerika bölgesinde popüler bir marka olduktan sonra, Amerika’nın tamamına yayılmışlar. Bugün hemen her eyaletin en popüler caddelerinde dev bir Crate and Barrel ile karşılaşabilirsiniz.

Crate and Barrel’ın Amerika dışındaki macerası ise 2008’de Kanada ile başlamış. İlk olarak Toronto’ya açılan mağazayı, Calgary, Mississauga, Edmonton, Montreal ve Vancouver izlemiş. Ardından Dubai, Singapur ve Meksika’ya açılan mağazalarla dünyanın uzak noktalarına yayılmaya başlamışlar.  Ve işte 2014 yılına gelindiginde Avrupa’daki ilk durak, huzurlarınızda İstanbul Crate and Barrel.

İlk İzlenimler

Kurumsal firmanın hali başka oluyor. Bunu sektörde dirsek çürütmüş biri olarak derin bir iç çekerek söylediğimden emin olabilirsiniz. Öncelikle Zorlu Center ve Akasya gibi çok doğru iki nokta atışıyla pazara girmiş olmaları, pazar araştırmasının iyi yapıldığının alameti. Yakında İstinye Park’la 3. Şubenin açılacak olması ise, sektörde emin adımlarla hızlı büyüyecekleri konusunda göz kırpıyor bize. Çok doğru zamanda şehrin pek çok noktasına girdikleri outdoor ve diğer reklam araçları markayla ilk kez tanışanlar için farkındalık yaratırken, merak uyandırıyor.

Mağazaya girdiğiniz anda titizlikle yapılan çalışmayı ve profosyonelliği hissediyorsunuz. Parkelerden, halı teşhirlerine kadar herşey dünya standartlarına uygun. İşi şansa bırakmamışlar, Amerika’da merkez ofisten gelen ekip tüm mağazayı dekore etmiş ve belli ki personel ciddi bir eğitimden geçmiş. Kesinlikle bilgili ve ilgililer. Üstelik bu ilgi, size alan tanımayarak, rahatsız eden satış elemanı ilgisinden değil. Saygılı, seviyeli ve profesyonelce. Güven veren türden.

Perakende tecrübesi olanlar çok iyi bilir, Türkiye’de kalifiye satış elemanı bulmak gerçekten de zordur. Hitabetten tutun, servis hizmetine kadar ciddi sıkıntılar yaşanır. Bu ne yazıkki, bugün büyük ve yaygın markaların en ciddi problemlerden biri.

Crate and Barrel, bu sorunu da tespit etmiş ve iyi yetişmiş bir kadro ile müşterileri karşılamayı başarmış.

Meraklı Türk Tüketicisi

Her iki mağazaya da yaptığım ziyarette ilgimi çeken heyecanla markayı keşfetmeye ve kafalarında bir yere oturtmaya çalışan müşteriler oldu. Bir kez daha emin oldum, meraklı bir milletiz ve yeniliği seviyoruz.

Crate and Barrel’ın ürün gamı oldukça geniş. Mutfaktan, banyoya, salondan, çalışma odasına kadar evinizin, işyerinizin ihtiyacı olan herşeyi bulabiliyorsunuz. Orjinal ve kaliteli dekoratif objeler oldukça makul fiyatlarda. Bazı ürünler, emsallerinden pahalı gelebiliyor ilk bakışta ancak kalite farkına ve hizmete bu bedelin değer olduğunu düşünebilirsiniz. Fiyat etiketlerine kdv ve nakliye eklendiği için farklı gelse de, tüm fiyatlar Amerika ile aynı.

Oturma grupları, çalışma masaları ve bar büfeler benim favorilerim arasında. Mutfak reyonu ise gerçekten çok keyifli. Bugüne kadar meraklılarının yurt dışından taşıdığı profosyonel pek çok ürünü bulabilirsiniz.

Crate and Barrel, gerek ürün çeşitliliği gerekse niteliğiyle pazardaki pekçok markayı zorlayacak hatta hizmet ve kalite çıtasını yükseltecek gibi görünüyor.

dergi_form_nisan

5 KITADAKİ ORTAK İZ:
KENZO TANGE

Yapısalcılık akımının öncülerinden olan ünlü Japon mimar Kenzo Tange, 20. yüzyılda yetişmiş en önemli mimarlarından biridir. Modernizmin genel çizgilerini, geleneksel Japon stili ile birleştirip kendine özgü bir akım yaratmıştır. Dünyanın beş kıtasında birbirinden önemli projelere imza atmıştır. 4 Eylül 1913 de Japonya’nın Osaka kentinde doğmuştur. Babasının görevi gereği o hayatının ilk yıllarını Çin’de geçirmiş, ardından sırasıyla Şangay ve İngiltere’de yaşadıktan sonra 1920 yılında Japonya’ya dönmüştür.1935 yılında Tokyo Teknik Üniversitesinde mimarlık eğitimi almış, buradan mezun olduktan sonra da (1938-1941 yılları arasında) Japon mimar Kunio Maekawa’nın yanında çalışmaya başlamıştır. Bu çalışma yıllarının ardından Tokyo Üniversitesi’ne geri dönmüş ve yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 1946 yılında aynı üniversitede asistan olan Kenzo Tange, yine aynı yıl Tange Laboratuvarı’nı kurmuştur.
1963 yılında Şehir Mühendisliği Bölümü’nde profesörlük ünvanına hak kazanmıştır. Bu başarılı akademik kariyere paralel olarak, 1961 yılında‘’Kenzo Tange & URTEC, Kent Planlamacıları ve Mimarlar’’ adını verdiği bir tasarım ofisinin yönetimini de üstlenmiştir. 1946-74 yılları arasında Tokyo Üniversitesi’nde profesörlük yapan Tange, 1974 yılından sonra da emekliye ayrılmasına karşın aynı üniversitede öğretim görevini sürdürmüştür.1950-60 arasında ABD Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde(MIT), 1972 de ise Harvard Üniversitesi’nde konuk öğretim üyeliğinde bulunmuştur.Washington, Yale, Princeton gibi üniversitelerde de dersler vermiştir. Çok sayıda ulusal ve uluslararası ödül alan Tange (1966 Altın Madalya, 1980 Order of Culture, 1987 Pritzker Mimarlık Ödülü, 1994 Sacred Terasures v.s.) içlerinde Yugoslavya, Tayvan, ABD, İtalya, Cezayir, Suudi Arabistan, İran, Nepel, Suriye, Meksika, Kuveyt, Ürdün ve Katar’ın da bulunduğu çeşitli ülkelerde çeşitli büyük projeler üstlenmiştir. 22 Mart 2005 tarihinde vefat eden Kenzō Tange’nin cenazesi, tasarladığı eserlerin en önemlilerinden olan, Tokyo Katedrali’nde düzenlenen bir törenle toprağa verilmiştir.

TASARIM YAKLAŞIMI
Tange’nin mimarlık eğitimine başladığı 1930’lu yıllarda pek çok ülkede olduğu gibi Japonya’da da ulusal bir mimarlık anlayışı oluşturma çabaları egemendi. Bu ortamda yetişen Tange, ülkesinin teknolojideki ileri düzeyinden de yararlanarak, bir yandan Japon mimarisinin özelliklerini taşırken öte yandan da çağdaş mimarlık ilkelerini içeren tasarımlar ortaya koymuş ve tasarım vizyonunda ilginç bir birleşimin oluşmasına neden olmuştur.
1960’lı yıllardan itibaren ise, bir arayışa girmiş ve yeni strüktür denemelerine yönelerek, hem geleneksel Japon mimarisinin hem de uzun süre etkisinde kaldığı Le Corbusier’in izlerinden kurtulmayı amaçlamıştır. Tange’nin mimari tarzının en temel özellikleri; gelenekle çağdaşlığı birlikte sunması ve teknolojiyle insanın uyumlu birlikteliğini savunmasıdır şeklinde özetlenebilir. Bunu otobiyografisinde şöyle izah eder; “Mimari, öncelikle insan ruhuna hitap eden bir şey olmalı; daha sonra temel formlar, mekan ve dış görünüş devreye girmelidir. Çağımızda yaratıcılık; teknoloji ve insanlığın bir birlikteliği olarak ifade edilir. Geleneklerin asıl rolü, yaratıcılıkta bir katalizör görevi üstlenmeleridir. Finalde kendisini öne çıkarmayan geleneksel çizgiler, yaratıcılığın kesinlikle içerisinde olmalı ama asla yaratıcının kendisi olmamalıdır.”
Kenzo Tange’nin bu felsefesi, tasarladığı hemen hemen bütün projelerde görülebilir. Bu bakış açısı Tange’yi farklı kılan en önemli özelliğidir.
Tange’nin 1960’lardan sonra yöneldiği bir alan da genç kuşak mimarlarınca başlatılan METABOLİZM AKIMI(1950lerin sonunda Japonya ‘daki yeni sosyal gereksinimleri ve hızlı nüfus artışını karşılayabilecek, değişimlere uyum gösterebilecek ve megastrüktür şeklinde öngören mimarlık yaklaşımı) doğrultusundaki çalışmalarıdır. Ahşap strüktürün modernizme uyarlanması anlayışı II.Dünya Savaşı’ndan sonra Tange tarafından yeni bir akım olarak ortaya konmuş ve Japon mimarisine özgü oranların hangi kaynakta aranması gerektiğini sorgulayan ‘’Comon’’ (M.Ö. 5000-300) ‘’Yayoi’’ (M.Ö. 300-400) tartışmasını gündeme getirmiştir. Comon döneminin ürünleri coşkulu ve dışavurumcu bir anlayışı yansıtırken, Yayoi dönemi örnekleri sakin ve dengelidir. Tange önce Yayoi anlayışında kiriş-kolon oranlarına özen göstererek Hiroşima Barış Parkı’nı, Tokyo Eski Belediye Binası’nı ve Kanagava Vilayet Binası’nı tasarlamış, ardından de strüktür uzmanı Yoşikatsu Tsuboi’nin de yardımıyla Tokyo Katedrali ve Tokyo Olimpiyat Salonu’nu Comon anlayışında gerçekleştirmiştir. Modernizmin teknoloji sayesinde iç mekanı olduğu gibi dış biçime aktaran işlevsellik anlayışını Comon sözcüğü çatısı altında toplayan Tange ve öğrencileri (Kikutake, Kurokava, Isozaki) 60 ve 70li yılların en önemli hareketi olan metabolizm akımını hayata geçirmişlerdir. Tange ‘’metabolizm’’sözcüğünü bir teknolojik terim olarak değil ifade tekniği yönüyle kullanmıştır.Tange genel meslek hayatına Japon ve Batı estetik ilkelerini birbiri içinde kaynaştırdığı yalın ve zarif üslubu damgasını vurmuş, bu üslup bütün dünyada büyük beğeni kazanmıştır demek yanlış olmaz.
Tange’in erken dönem çalışmalarını, yapıtlarından çok etkilendiği Le Corbusier’in de etkisinde kalarak oluşturduğu rahatça gözlemlenebilir. “Kapsamlı şehirler”(comprehensive cities) olarak adlandırdığı kent çalışmaları ise, hizmet ve ulaşım sistemlerinin entegre olarak çalıştığı mega strüktürlerden oluşur. Kenzo Tange’in esinlendiği diğer isimler ise Rönesans döneminin büyük ustalarından Italyan Michelangelo ve 20.yy mimarlık dünyasının önemli isimlerinden Alman Mimar Walter Gropius’dur. Bu eşsiz batılı sanatçılarının seçkin tarzlarını, Japon gelenekleri ile ustalıkla harmanlaması, Tange’nin kendi çizgisinin karakteristik özelliğini de oluşturmuştur.

KAZANDIĞI ÖDÜLLER

1966 Altın Madalya, Amerikan Mimarlar Enstitüsü
1980 Order of Culture
1987 Pritzker Mimarlık Ödülü
1994 Sacred Treasures

UYGULANAN PROJELERİ

1955: Hiroşima Barış Anıtı Parkı, Hiroşima, Japonya
1955: St. Mary’s Katedrali (Tokyo Katedrali), Tokyo, Japonya
1957: Eski Tokyo Büyükşehir Belediye Başkanlığı Binası, Yūrakuchō, Tokyo, Japonya
1958: Kagawa Hükümet Binaları, doğu ofisleri, Takamatsu, Kagawa, Japonya
1960: Kurashiki Belediye Meclis Binası, Kurashiki, Okayama
1964: Yoyogi Ulusal Jimnastik Salonu (1964 Tokyo Olimpiyatları için), Tokyo,
1966: 1963 depreminde yerle bir olan Makedonya’nın başkenti Üsküp için şehir master planı, 1970: Expo 1970, Suita, Osaka, Japonya
1977: Sogetsu Kaikan, Aoyama, Tokyo, Japonya
1979: Hanae Mori Binası, Aoyama, Tokyo, Japonya
1982: Yeni Federal Başkent Merkez Bölgesi, Nijerya
1986: Nanyang Teknoloji Üniversitesi, Singapur
1986: OUB Merkezi, Singapur
1987: American Tıp Derneği Merkez Binası, Şikago, Illinois, ABD
1991: Tokyo Büyükşehir Belediye Binası, Shinjuku, Tokyo, Japonya
1992: UOB Plaza, Singapur
1996: Fuji Televizyon Binası, Odaiba, Tokyo, Japonya
1998: Bahreyn Üniversitesi, Sakhir, Bahreyn
1998: WKC Merkezi, Kobe, Hyogo, Japonya
2000: Kagawa Hükümet Binaları, Takamatsu, Kagawa, Japonya
2000: Tokyo Dome Hoteli, Tokyo, Japonya
2003: The Linear – Müstakil Apartmanlar, Singapur
2005: Hwa Chong Vakfı Yatılı Okulu, Singapur

PROJELERİNE YORUM;
TOKYO PLANI

6 Ağustos 1945 tarihinde yerel saat 08:15’i gösterirken, “Little Boy”(Küçük Çocuk) adı verilen atom bombası Hiroşima’da ilk anda 140.000 insanın ölümüne yol açtı. Ölü sayısı sonraki yıllarda da radyasyon etkisini gösterdikçe daha da arttı. Suya ve toprağa yayılan radyasyon ile artan bombanın etkisi, rakamlarla ifade edilemeyecek kadar büyüktü. Öyle ki, söylentiler, uzun yıllar tek bir bitkinin bile Hiroşima’da yetişmeyeceği yönündeydi. Özetle, Hiroşima haritadan silinmişti.
Hiroşima’yı yeniden inşa etmek için açılan yarışma sonucunda proje “Hiroşima Master Planı” ile Kenzo Tange’e verildi.
“II. Dünya Savaşı’nın küllerinden modern Japonya’yı inşa eden mimar” olarak da anılır Kenzo Tange. Modern Japon mimarisinin de onunla başladığı ve bu nedenle Tange’in sadece Hiroşima’yı küllerinden inşa etmekle kalmayarak yeni Japonya’yı da inşa ettiği düşüncesi yaygın bir görüştür bu nedenle.2. Dünya Savaşı’nda atom bombasının atılması ile haritadan silinen Hiroşima’da, bombardıman sırasında yapıların yaklaşık %69’u tamamen yıkılmıştı , %6,6’sı ise ciddi hasar görmüştü. Kent saniyeler içinde tanınamaz hale gelmişti. Bu yüzden mimarımızı çok zorlu bir görev bekliyordu. O da işe Barış Bulvarı ile yani atom bombasının düştüğü yerde konumlanan bir anıt ve müze ile başladı. Yapıtları Hiroşima’ya çağdaş bir görünüm verirken, yaşananların unutulmaması için geçmişten kalan bazı eserleri de planlamaya dahil etti büyük usta. 1955 yılında tamamlanan bu plan, Modern Japon mimarisinin başyapıtı olarak kabul ediliyor.
dergi_form_nisan