sandalye

dfot

TERRARİUM  HOUSE – BURÇİN YILMAZ RÖPORTAJ

Yazın en kavurucu ayı sonunda geldi, hal böyle olunca akılların bir karış havada olması da  kaçınılmaz! Kimi tatil planları peşinde kimi evlilik hazırlıkları içinde,kimisi de gıpta ettiğimiz işlerin izinde,hayallerinin peşinde…İşte ben de tam bu esnada,tatil halüsinasyonlarımın ortasında  ful konsantre olmaya çalışırken keşfettiğim yarattığı harika fikirlerle insanı hayal alemine sürükleyen Terrarium House’un  dünyasına dalmış bulunmaktayım.Bu öyle bir serüven ki her hikayesi bir diğerinden farklı.Minyatür maketler ile yaratılan kocaman bir dünya ! Burada tek bir kural geçerli o da hayal kurmak . İşi farklı kılıp,eğlenceli hale getiren şey ise hayallerinizi terrarium’larla harmanlayıp onları canlı kılabildiğiniz  fantastik bir dünya sunuyor olması.Adeta bir hayali takip etmek ,peşi sıra maceralara çıkmak gibi bir şey .

Motto Tasarım, Terrarium Huse’un yaratıcısı Burçin Yılmaz’ın  fantastik dünyasına misafir oldu bu kez.Yaptığı kişiye özel tasarımlarıyla, hayalleri canlandırmakla kalmıyor aynı zamanda tamamen sizin yaşatacağınız bir dünya kurmanıza da yardımcı oluyor. Ailenizle geçirdiğiniz güzel bir hafta sonu, en sevdiğiniz diziden bir sahne, unutamadığınız safari maceraları, balayı anılarınızdan bir kesit, büyük aşkınızla tanıştığınız o an, çocukluğunuz, gençliğiniz veya bir türlü cesaret edemediğiniz hayalleriniz… Her biri Terrarium House’un tasarımlarında hayat buluyor.

 

  • Kendinizden biraz  bahseder misiniz?

 

Bitki ve maket aşığı  biriyim. Küçük yaşlarda başlayan maket ve minyatür merakımla, sonrasında kendimi içinde bulduğum sukulent dünyası ve bonsai sanatı  markamın oluşmasında rol oynadı.

 

 

 

 

 

 

  • TERRARİUM HOUSE’u diğer  markalardan ayıran en büyük özelliği içinde bir hikaye barındırıyor olması.Bu minyatür maket kullanma  fikri  nasıl çıktı ortaya?

Her şey hayal ederek başladı ve ilk Terrarium House tasarımları benim hayallerimle şekillendi.  Bonsai sanatı bana insan figürlerini ve bu minyatür ağaçları bir arada kullanarak hikayeler yaratma fikrini verdi. Gazetelerin karton maketler dağıttığı dönemlerden gelen bir maket ve minyatür figür merakım vardı ve ilgilendiğim bir alandı maketçilik. İnsan figürlerinden sonra el yapımı figürlerle de çalışmaya başladım. Masa, ev, sandalye, çit, deniz, göl gibi. El yapımı çalışmalar bu işin en çok zaman alan ve emek isteyen aynı zamanda da en eğlenceli kısmı benim için. Yaptığım işte beni güdüleyen şeyse tasarımlarımın insanları mutlu etmesi oluyor. İçinde bulunduğumuz günlerde, aylarda ya da yıllarda gülebilmek güzel şey. Müşterilerimin hayal kurmayı ve yeşili seven, başlarını elektronik cihazlarından kaldırıp yeşile dokunmak isteyen ve betonlaşmış çağın henüz öldüremediği  insanlar oluğunu düşünüyorum.

 

  • Burada  işler nasıl ilerliyor? Bizi biraz bilgilendirebilir misiniz,neler yapılıyor,nasıl bir süreçten geçiyor siparişler?

Tasarımların her biri ayrı bir hikaye anlatıyor. Hikayeye uygun bitki, figür ve el yapımı maket seçimleriyle tasarımları oluşturuyorum. Önce siz bana hayal ettiğiniz bir ortamı ya da bir anınızı anlatıyorsunuz. Örneğin, unutamadığınız bir kare, ailenizle geçirdiğiniz bir tatil, bir diziden ya da filmden bir sahne… Tasarıımı birine hediye etmeyi düşünüyorsanız onu anlatan bir tasarım da oluşturulabilir. Hikayenizi dinledikten sonra maket oluşturma süreci başlıyor. Bu süreçte figürlerin el boyamaları ve  el yapımı maketler hazırlanıyor. Sonra da  tercih edeceğiniz tasarıma uygun bitki ya da bitkilerle tasarımınızı tamamlıyoruz. Bitkinizin ve dolayısıyla tasarımınızın daha uzun ömürlü olabilmesi için ihtiyaçlarını karşılayabileceğiniz bir bitki seçmelisiniz.

Bitki seçimi bu işin en hassas ve önemli kısmı aslında. Tasarımları oluştururken bitkilerin uzun ömürlü olabilmeleri için nem, toprak ve büyüme alanı gibi ihtiyaçlarına dikkat ediyorum. Tasarımı yalnızca bir dekorasyon objesi ya da hediyelik eşya gibi

görmemek ve bitkinin yaşayabilmesi için gereken ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğini unutmamak önemli.

 

 

  • Workshop çalışmalarınız oluyor mu ?

 

Workshoplarımızı farklı seçeneklerde sunuyoruz. Home Workshops, Park Workshops, Event Workshops, Atelier Workshops ve Workshops for Companies olmak üzere 5 farklı şekilde çalışıyoruz. Workshop süreleri kişi sayısına da bağlı olarak değişmekte. Tek kişilik workshoplarımızın süreleri  40 dakika- 1 saat arasında değişiyor, gurup halineki çalışmalar da  1 – 2  saat sürebiliyor. 

 

 

 

  • Workshop programları nasıl geçiyor ,nereleri tercih ediyorsunuz daha çok?

‘Home Workshops’ ve ‘Park Workshops’ bizim için çok eğlenceli olan ve yeni hayata geçen projelerimiz. ‘Home Workshops’ seçeneğinde katılımcıların evlerine konuk oluyoruz ve kişiye özel ya da arkadaş guruplarına özel workshop etkinlikleri düzenliyoruz. ‘Park Workshops’ seçeneğinde ise parklarda buluşup çimlerin üzerine yayılarak, tam da olması gereken yerde  teraryumlar tasarlıyoruz. ‘Park Workshops’ etkinliklerine tek kişi ya da arkadaş gurubunuzla katılabilirsiniz. ‘Atelier Workshops’ etkinliklerimiz isteyen herkesin katılabileceği 10 – 20 kişilik guruplarla birlikte düzenlediğimiz etkinlikler. ‘Workshops for Companies’ etkinlikleri şirketler için, ‘Event Workshops’ etkinlikleri de davet ve organizasyonlar için davetlilere özel düzenlediğimiz workshop etkinlikleri.

 

 

  • Yeni projeler var mı yakın zamanda bizleri bekleyen?

 

Terrarium House tasarımlarının yer alacağı, gelmeye, görmeye ve satışa açık bir sergi planlıyorum. Bunun için çalışmalarımız olacak. Bunun yanında tasarım çalışmalarımız ve  workshop etkinliklerimiz devam edecek.

 

  • Bu iş sayesinde hayata bakışınız değişti mi?

Minyatür ortamlar tasarlarken geçirdiğim saatler benim terapi saatlerim oluyor. Bu işle birlikte  kendimi daha çok dinlemeye  başladım.

 

 

 

  • Okuyucularımız size nerelerden ulaşabilirler?

 

Terrarium House ile ilgili tüm bilgilere www.terrariumhouse.com adresinden ulaşabilirler. Ayrıca İnstagram ve Facebook sayfalarından da bizimle iletişime geçebilir ve yaklaşan etkinliklerimizden haberdar olabilirler.

 

 

 

  • Ve motto’nuz…

Hayal edin!

 

 

dfot

 

ÜNLÜ FRANSIZ MİRASININ
UNUTULMAKTAN KURTARILMA HİKAYESİ
Bugün çok sevilen Tolix markası yedi yıl önce oldukça kritik bir durumdaydı. 2004’ten itibaren hızlı bir gelişim sürecine girdi. Bunun başlangıcı Fransa’da yaşayan miras ödülünü alması, çalışanlarından birinin markayı devralması ile oldu. Yeni yönetimi ile beraber firma böylece iyileşme sürecine girdi.

Modernizasyon, kalite, ürünlerin prodüksiyon ve dağıtımı baz alınan anahtar kelimelerdi. Şu anda geldikleri noktada marka 27 ülkede alıcıya ulaşıyor.

Girişimci, markanın CFO’su Chantal Andriot öncelikle ekipman gelişimine en büyük yatırımı yaparak başlamış. Ardından iletişimi kuvvetlendirmek için stratejiler belirlenmiş. Yerel gelişim ve kalite açısından “Made in France” sadece bir slogan olmaktan çok daha önemli bir anlam taşıyor.

Çok geniş bir renk skalası sunuyorlar. Bu sayede ürünlerin kişiselleştirilme olanağı sağlanıyor. Bir sandalye üretimi için minimum 100 farklı operasyon gerektiğinden, verimi artırmak için üretimde optimizasyon yapılarak bu süreç hızlandırılmış.

Tamamen üretimde kaliteyi artırmaya ve kendilerini sürekli geliştiren, herbiri alanında uzman bir ekip sayesinde, 2004’ten bu yana meşhur geleneksel Fransız markası, yenilikçi duruşuyla sektörde örnek olmaya devam ediyor.

 

dfot

dfot

 

AMMOS HOTEL,GİRİT
Lezzet, Konfor ve Tasarım
Otelin sahibi Nikos Tsepetis’in “Hiçbir zaman büyüme, fakat her zaman geliştir” felsefesi tesisteki olağanüstü hizmet anlayışının ve gösterilen özenin de temelini oluşturmuş.Hepsi deniz manzaralı ve yattığınız yerden dalgaların sesini dinleyebileceğiniz kadar denize yakın 33 standart odası ve 1 suitiyle Ammos Yunanistan’ın en popüler otellerinden biri.Bu popülerliğin bir sebebi de otelin standartın üstünde bir hizmeti uygun fiyatlara alabiliyor olmaları. Ünlü Yunan mimar Elisa Manola tarafından yapılan çarpıcı ve çağdaş iç tasarımı nedeniyle özellikle otel sade ama konforlu bir tatil geçirmek isteyenlerin gözdesi oluyor. Kendisi de bir tasarım tutkunu olan otel sahibi Nikos, her yıl otelin dekorasyonuna küçük eklemelerle yenilik getirmeyi tercih ediyor. Bunun için de yerel tasarımcıların özel tasarımlarını keşfetmeyi ve onları dekorasyona entegre etmeyi tercih ediyor.Nikos’un son eklediği parçalar arasında Prouvé ve Tapiovaara’dan Ercol’e, orta yüzyılın çağdaş klasikleriyle, Brezilyalı Campanas ve Francois Azanbourg, Adam Goodrum, Nendo ve Tom Dixon gibi modern tasarımcıların yenilikçi ürünlerini kombine edip, karma yemek sandalyeleri ile etkileyici bir koleksiyon oluşturmuş.
Otelin toplu kullanım alanlarında yer alan bu eklektik koleksiyonlar renkli bir Bisazza duvar mozaiği, arabesk karo zeminler, yerel bit pazarlarından alınmış özel dolaplarla ve olağanüstü yetenekli yerel sanatçı Konstantinos Kakanias tarafından özel olarak yaptırılan duvar plakaları ile dengeli bir kompozisyon oluşturmuş. Bu ferah ve konforlu otel aynı zamanda son derece uygun fiyatlara geleneksel Girit yemeklerini de keyifli bir ortamda tatmanız için çok uygun bir zemin hazırlıyor.
Yemekleri “boureki” (börek), güveç yabani enginar ile keçi ve ünlü “galaktompoureko” (muhallebi dolu milföy pasta) şeklinde sıralanabilir.
Geçtiğimiz yıllarda oteli ziyaret eden London Times yemek eleştirmeni, oteli “klasik bir yemek lokasyonu” olarak nitelendirecek kadar etkilenmiş bu büyülü atmosferden. Meraklılarına hemen belirtelim Girit’in batısında yer alan Ammos en yakın havaalanına yalnızca 15 km uzaklıktaki lokasyonu ile lezzete ve konfora doyacağınız çok doğru bir seçenek.

 

dfot

dfot

 

 

DUVARLARIN DIŞINA TAŞIYORUZ

 

Mayıs ayı, yaklaşık bir aydır hayatımızda yeniden konuk olmaya karar veren sıcak havaların, gelgitler olmadan, serin esiveren rüzgardan kaynaklı ürpermeler kalmadan, ansızın bastıran yağmur riski kalmayarak, sakinleşip yaşantımızın orta yerine resmi olarak yerleşme ayıdır. Önümüzde yaklaşık 5 ay sürecek upuzun bir açık hava dönemi duruyor, hepimize hayırlı uğurlu olsun. “Çok özlemiştik, hoşgeldi, sefa geldi” dediğinizi duyar gibiyiz. Birçoğumuz kıştan çok bunaldık, belki de bazılarımıza 3-4 ay değil de 3-4 yıl gibi geldi kış ayları. Çok çalıştık, hep koşturduk, yada kendimizi evin çoluk çocuğun peşine adadık, kimimiz spora başladı, bazımız hastalıktan bir türlü kafasını kaldıramadı. Kim olduğumuz veya ne yaptığımız fark etmez, kış boyunca aslında hepimiz eşitlendik. Hepimiz, kendimizi, evlerimizin duvarlarının dışına atmak konusunda önüne geçilemez bir arzuyla yanıp tutuşuyoruz.

 

Belki bir bahar kaçamağı yaptınız birkaç gün bir yerlere kaçtınız, kafanızı dinlediniz. Belki de işten kafanızı kaldıramıyorsunuz, önümüzdeki dönem daha da yoğun olacak üstelik. Belki kızacaksınız ama bu da çok önemli değil, gezip gelmiş de olsanız, ruhunuz doğaya doymuş olmayacak nasıl olsa. Aksine daha büyük bir özlem ve açlık hissedeceksiniz.

 

İşiniz çok mu yoğun? O da sizi durduramayacak iş çıkışı, uzayan akşamlar ve ılık yumuşacık hava sizi kendisine doğru çekip sakinleştirecek nasıl olsa. Tüm yollar aynı kapıya çıkıyor her koşulda. O zaman istikamet tek: duvarların dışına taşacağız başka çaremiz yok.

 

Klasik Bahçe Takımlarından Sıkılanlara

 

Dışarı çıkmak dediysek, gazetelerin aralarından üzerimize düşen kataloglardaki yılların eskitemediği bahçe takımlarından, masa ve sandalyelerden hatta aynı sandalye minderlerinden size de fenalık geldiğini varsayıyoruz. Yoksa yanılıyor muyuz? Bahçe salıncağının bile sanırsınız sadece üç modeli var dünya üzerinde. Bazı balkon grupları var ki aralarında, hepimizde bulaşıcı bir hastalıkmış gibi bir gün her balkonu kaplayacak her bahçeye girecek duygusu uyandırıyor insanda her görüşte. Bilimkurgu filmi çekiyoruz da zamanın hiç akmadığı bir boyuta sıkışıp kaldık gibi hissetmiyor musunuz siz de onları görünce?

Evet belki ekonomikler, belki kullanışlılar, dayanıklılar ama bırakın evimizde onları görmeyi, katalog ya da dergi sayfalarından bile bıyık altı size gülüyorlarmış gibi gelmiyor mu size de? Replik de belli, eski Türk filmlerindeki kötü adam jargonu: “Bir gün hepiniz benim olacaksınız !” Tamam biraz abarttık kabul. Bütçeden de çok bağımsız bir şey söylüyoruz aman bir yanlış anlama olmasın. Çok pahalı markalarda da aynı klişeye sık sık rastlıyoruz zaten, o yüzden olaya bütçeden bağımsız bakmak lazım. Sıradan olmayalım, bir tarzımız kalsın tek istediğimiz bu ve bunu duvarların dışına çıkarken de koruyalım, hem kendi hem de dışarıdaki-
lerin göz zevki için.

Hepimizin vardır evde favori mobilyaları, okuma koltuğu, tv seyrederken ayağını uzattığı pufu veya kahve içmeye bayıldığı sehpası…Onları da beraberinizde bahçeye çıkarmaya ne dersiniz?

 

Açıktaysa korumak gerekir elbette bu mobilyaları ama elinizi korkak alıştırmayın, unutmayın fazla ağır olmayan herşey içeri dışarı yapmak suretiyle de, nemden kirden korunabilir, kullanmadığınız zamanlarda üzerlerini örterek onları korumaya
alabiliriz. Hadi karar verin okuma koltuğunuz mu, tv seyrederken ayaklarınızı uzattığınız pufunuz mu? Sizin vazgeçilmeniz hangisi?

İçeride Yaratmaktan Korktuğunuz Kombinleri Burada Deneyin

 

Madem dışarı çıkmak özgürlük biraz da, o zaman kendinizi sınırlamayın. Sevip de bir türlü sergileyemediğiniz objelere el atın. Atamadığınız babadan kalma valiz, dergilik, fazla renkli mutfak tepsisi, tek kalmış emaye tabaklarınız, beğenip internetten sipariş verdiğiniz evinize uymayan çiçekli komidininiz, açık hava ortamlar yaratıcılığınızı kullanmak için sizi bekler. Aksesuar konusundaki sınırsız özgürlüğünüzü anlatmaya gerek yok sanırız.

 

Mutlaka Tekstil Kullanın

Bahçe balkon işi, sıkılmaya üşenmeye gelmez, saksılarınızı renk renk çiçeklerle donatmak ne kadar zaruretse dışarı çıkmanın hakkını vermek için, güzel bir masa örtüsü, sedire yayılan yastıklar, etrafa serpiştirilen minderler, ürperince üzerinize alabileceğiniz şallar da bir o kadar zorunluluk açıkhava macera sevenleri için. Kirlenecek bozulacak bahanelerine sığınmaya gerek yok, hiçbirşey sonusuza kadar bizimle yaşamayacak nasıl olsa.

Yaz Sofrası Farklı Olur

Hakkının verilmesi gereken konulardan biri daha, haydi buyrun bakalım. Yaz akşamları malum uzun, sohbet muhabbet güzel ama güzel bir sofra kurulmayacaksa resmin bir tarafı hep eksik demektir. İnsanlara yorgunluklarını aldıracak eğlenceli, renkli, cıvıl yaz sofraları için lezzet yetmez görsellikte sınıfı geçer olmalı havaya kolay girebilmek için. Bizden söylemesi.

Dışarıda Yapacağınız Düzenlemelerde Çocukları İhmal Etmeye Gelmez

Güvenlik kurallarından bahsetmiyoruz yanlış anlama olmasın, bu uzun ve bizi aşan bir konu olur. Biz çocukların iyi vakit geçirmesi için dış mekanlarda yapılması gereken düzenlemelerden bahsediyoruz. Oyun evi de olur, küçük bir çadır da, şişme havuz da iyi fikir, minik bir kaydırak da, hatta terasın köşesine yerleşmiş küçük bir top havuzu da, adını siz koyun. Keyfini onlar çıkarsın. Yeterki onları ihmal etmeyin.

Bahçesi, Terası, Balkonu Olmayanlar Için

Arabanızın bagajında veya evinizin giriş kapısının yanında hemen kendinize bir alan açın. Alın açılıp kapanan sandalyenizi masanızı, sahiller, ormanlar parklar sizi bekler. Güzel bir piknik sepeti, masa seti, birkaç yer minderi veya battaniyesiyle bu keyfinizi taçlandırın. Unutmayın ince ve keyifli detaylarkısa mutlulukları taçlandırır. Yaratacağınız minik ritüeller sizin ve çevrenizdekiler için keyifli zaman geçirmenin reçetesi haline dönüşebilir.

 

dfot

dfot

 

Biz, Sizin Bildiğiniz Annelerden Değiliz!

Evimizi de severiz, dış dünyayı da. Kendimizi de severiz, çocuklarımızı da.

Bu Devirde Anne Olmak Zor Diye Düşünenlere Cevabımızdır: Biz, Sizin Bildiğiniz Annelerden Değiliz!

Birçok konuda olduğu gibi annelik konusunda da şanslı bir kuşak olduğumuzu söylemek yanlış olmaz diye düşünüyoruz, siz ne dersiniz? Evet bu fikre karşılık birçok alternatif veya karşıt düşünce de ortaya konulabilir. Bu çağın anneleri bir koltuğa çok karpuz sığdırıyorlar, zorlaşan şehir yaşamı, ekonomik koşullar, çevre faktörünün çocuk üzerindeki etkisinin artmasıyla zorlaşan çocuk büyütme süreci vs vs…”Neresi şanslı bu çağın annelerinin?” diyenler de olacaktır. İşte bu yüzden başlık attık biz de “Biz sizin bildiğiniz annelerden değiliz!” diye.

Biz bu çağda yaşayan annelerin (hangi kuşağa ait olduğu da fark etmez) yadsıyamayacakları iki önemli gerçeklik var, işe onlardan başlayalım öncelikle: 1) Kendi seçimlerimizi yaşıyoruz her durumda
2) Dünya o kadar küçüldü ki günümüz koşullarında; öğrenmek, sorgulamak, değerlendirmek istersek, önümüzde sınırsız bir dünyanın kapılarının açıldığını görüyoruz. Peki bunlar gerçekten birer “Nimet mi, yoksa lanet mi?” gerçekte sorulması gereken soru biraz da bu aslında.

Seçeneğinin olması insanı rahatlattığı kadar, her an kendisini sorgulamasına da neden olan bir özgürlük aslında. Bu yüzden biraz ateşten gömlek, bunun farkında olduğumuzu itiraf ederek başlayalım işe. Az önce bahsettiğimiz ikinci madde de bu gerçekliğin yangına körükle giden versiyonu, onu da kabul edelim baştan. Yetişkin olup yaptığının sonuçları ile yüzleşmeyi, sürekli kendini sorgulamayı, değişen doğrularla ve gelişen ani durumlarla baş etmeyi de yüklüyor omuzlarımıza. Sanki anne olmak en basit durumda bile, yeterince zor değilmiş gibi…

Kaç çocuk yapmalıyım? Nasıl bir iş hayatım olmalı, ya da olmalı mı? Nasıl bir evde oturmalıyım? Bu kararları alırken eşimle nasıl bir işbirliği içerisinde olmalıyım? Çocuğu nasıl büyütmeliyim; annemin iyi yaptıkları, yapamadıkları neler? Hayatına nereye kadar, nasıl müdahil olmalıyım? Nerelerde geri kalıp, nerelerde kapı gibi onun arkasında durmalıyım? Benim tarzım veya hayat seçimlerimin onun karakterinin şekillenmesinde olumlu veya olumsuz yanları neler? Doğal akışa teslim olmayı ve kontrolü bırakmayı hangi noktada kabullenmeliyim? Kabullenmeli miyim? Çocuğumun benim istediğim kişi değil de, onun mutlu olacağı kişiye dönüşmesinde ne derece başarılı olacağım?

Doğru beslenme, doğru yaşam alışkanlıkları kazanma, doğayı, hayvanı, kısacası dünyayı seven bir insan olarak yetişmesi konusunda ne derece başarılıyım? Teknolojiyle arası nasıl olmalı, ya da sanatla, sporla? Fırsat vermesem olmaz, versem fazla mı gelir hepsi? Yetenek gelişir mi, yoksa yetenekli mi doğulur? Nasıl keşfedilir? Güçlü olsun isterken onu çaresiz kılar mıyım, fazla üstüne düşersem de kendi kendine yetemeyen biri mi olur çıkar? Çok şımarırsa, ayakları yere basmazsa sonra, ne istediğini bilmezse? Çok sıkarsam yargılanmış hissederse kendini sürekli, güveninin inancını kırarsam?

Bu sorular daha bıraksak sonsuza kadar gider farkındayız. Çekinmeyin itiraf edin, birçoğu bir hafta içerisinde defalarca aklınızdan geçmiştir ve geçmeye de devam ediyordur zaten. Çocuğunuzun yaşı ne olursa olsun, siz kendinizden ne kadar emin olursanız olun, annelik sonsuz bir emin olamama duygusu heralde finalde. Eskiden böyle değildi oysa ki, çizilmiş doğrular, sosyal yaşamın getirdiği belirli şablonlar ve sorgulanmadan uygulanan eskiden kalan metodlarla, bir seçim değil bir yaşam biçimiydi annelik.

Şimdi durum o kadar basit değil elbette, sırf yeni annelerden, çocuğu küçük olan genç kadınlardan bahsetmiyoruz yanlış anlama olmasın sakın. Bu çağın anneleri, hangi jenerasyona ait olduklarından, kendi yaşlarından ve çocuklarının yaşlarından bağımsız olarak, eski dayatma ve kabullerden çok uzakta bir ilişki geliştirip yönetmeyi öğrenmeliler çocuklarıyla. Birlikte öğrenmeye, sürekli değişmeye ve mutlak paylaşıma yönelik bir vizyon benimsemeliler çocuğuyla ilişkilerinde. Yoksa ilişkiler sünüyor, kavramların içi boşalıyor, ilişkiler dayatmalardan ileri gidemiyor.

Aslında bu yüzden de bu kadar keyifli bu çağda anne olmak, sürekli gelişiyorsunuz, öğreniyorsunuz, yenileniyorsunuz ve koşulsuz sevmenin lüksünü yaşıyorsunuz. Bir anne için çocuğunun hayatının önemli bir parçası olabilmek, onu yaşam boyu destekleyebilmek, sevinçte ve üzüntüde ona koşulacak ilk adres olmak kadar büyük bir tatmin yok hayatta.

Bu yüzden diyoruz ki biz sizin bildiğiniz annelerden değiliz. Peki nasıl bir anneyiz? Onu da bilmiyoruz. Çünkü biz de kim olduğumuzu çok iyi bilmiyoruz, dün bildiğimiz bugün yalan olabiliyor çünkü sürekli değişip gelişiyoruz. Tek bildiğimiz mutlak doğrumuz; koşulsuz sevgimiz ve mangal gibi yüreğimiz.

 

dfot

dfot

İKİ TEKER ÜZERİNDE BAŞLAYAN BİR TASARIM YOLCULUĞU

Yaz, kış farketmez, her zaman en kullanışlı ve en keyifli araçtır bisikletler. Hele ki yaza bu kadar yaklaşmışken, artık kilitleri çıkartıp bisikletlerinizin tozunu alma vakti gelmiş demektir. Kuşkusuz ilk alınan bisikletin yeri bir başkadır. Bir sürü maceranın ilk adımı onlunla atılmamış mıdır? İlk sürme denemeleri, ilk yaralar, yokuştan inerkenki o ilk heyecan…Kimi zaman kalabalık arkadaş grupları kimi zaman da yalnızlığın tadını çıkarmanın en keyifli yoludur bisiklet yolculukları. Özellikle açık havada yapılan bir bisiklet turu, bize tabiatın tüm güzelliklerini içimize sindire sindire seyretme imkanı vermez mi? Hele ki artan stres ve doğadan iyice uzaklaşmış bir toplum olma yolunda ilerlediğimiz şu günlerde, bisiklet demek; “özgürlük ve iç huzurun bir temsilcisidir” desem yanılmış olmam sanırım. Siz ne dersiniz?Motto Tasarım bu ay, hayallerinin ve tutkusunun peşinden giden,
ATELİER ALTAİR TELİAN’nın yaratıcısı, Yiğit Kuyulu’nun Galata’daki Atölyesine konuk oldu. Sanatın, tasarımın, yeteneğin, mütevaziliğin ve samimiyetin birleştiği bu atölyede yapılan her bir bisiklet kişiye özel bir tasarım. Onların sadece araç olmadığı aynı zamanda bir sanat objesi de olabildiğinin kanıtı bu atölye.

 

Kendinizden biraz bahseder misiniz?

Bahçeşehir Üniversitesi endüstri mühendisliğinden mezun oldum. Nurus’ta marka müdürü asistanı olarak çalıştım. Daha sonra yüksek lisans eğitimim için Milano’ya taşındım. Domus Academy’de Business Design eğitimi aldım. Neil Barrett’ta grafik tasarımcısı ve pazarlama müdürü asistanı olarak çalıştım. Neil Barrett’ta çalıştığım sürece kendimi moda fotoğrafçılığında da geliştirdim. Çalışmalarımdan bazılarını Wallpaper Magazine de görebilirsiniz…

Atelier Altair Telian fikri nasıl şekillendi?

Bisikletin her daim beni cezbeden bir tarafı olmuştur. İtalya’nın ve Fransa’nın kasabalarında dolaşıp bulduğum çeşitli bisikletlerin zaman içerisinde garajımda büyük bir hazineye dönüştüğünü gözlemledim. Türkiye’ye sanat ve tasarım yapmak için döndüm ve sahip olduğum bu hazineyi tasarımla harmanlamak için bu atölyeyi kurdum.

İlk  bisikletinizi nasıl yaptınız? Eminim çok  ayrı bir yeri vardır sizin için…

İlk bisikletimi İtalya’da kurguladım. Önceleri orada çok bisiklet çaldırdım. Bisikletinizi bir gece çaldırır, ertesi gün pazarda 25 Euro’ya satın alırsınız. Ben bu geleneğin bir parçası olmak istemedim. Bisikletim çalınmasın diye özel kilit sistemleri tasarladım. Kendi bisikletimi onu benim dışımda kimsenin kullanamayacağı şekilde tasarlamak istedim.

Bisiklet tasarımcısı Türkiye de çok yeni bir kavram. Dünyada çok var mı örnekleri? Sizin de takip ettiğiniz veya tasarımlarını beğendiğiniz bir tasarımcı var mı?

Türkiye de meraklı bir iki arkadaşım var fakat ilk atölye biziz. Dünya da çok var örnekleri. İskandinav ülkeleri , Oregon dan , Japonyo dan tasarımcıları beğeniyoruz. 70’ler Avrupası yarış bisikletleri ve bu dönem atölyelerde üretilen bisikletleri etkileyici buluyoruz.

Tarzınızı nasıl açıklarsınız?  

Yüksek kalitede ürün sunmak bizim için önemli. Son dönem yüksek teknoloji ürünleri bizi yansıtmıyor. Introperspektif bir bakış açısına sahibiz. Her zaman basitliğin ihtişamından yanayız. Bisikletlerimizi tamamlayan minimalist dokunuşlardır.

Altai̇r Teli̇an için aklınızdakilerin tamamını  gerçekleştirebildiniz mi? Sizi heyecanlandıran yeni fikirler veya projeler var mı yakın planda? 

Bisikletlerimizin artık kendi döngüsü var. Kaynağından boyasına hepsi tek tek işlenmekte. Fakat atölyemiz sadece bisikletlerle sınırlı değil. Bunun yanı sıra t-shirt, aksesuar tasarımları da mevcut. Uzun vadede ise bir başka tutkum olan tekne tasarlamayı planlıyorum. Domus Academy de tezimi yat tasarımı üzerine yapmıştım ve bu tutkuya adım adım yaklaşmak beni mutlu kılıyor.

Kendi yaptığınız bir bisikletle dünya turu yapmak ister miydiniz? 

Hayır. Biz yaptığımız her bisiklete tasarım gözüyle bakıyoruz. Onlara evinizde, galerinizde bir heykel gibi bakabilirsiniz; çünkü onlar sizin hayal gücünüzle şekillenecek. Yahut şehrin sokaklarında insanlar işten evine dönerken o iki tekerin dönmesini isteriz.

Okuyucularımız size nerden ulaşabilirler, tasarımlarınızı sergilediğiniz bir yer var mı?

Atölyemiz randevu sistemiyle çalışmaktadır.
Bize mail adresimizden; ‘info@altairtelian.com’dan ulaşıp randevu alabilirsiniz.

Peki, bisiklet meraklıları için  nasıl bir ipucu verirdiniz?

Kendi bisikletinizi kendiniz yapın. Bırakın o da sizin kişiliğinizin bir parçası olsun. Bunun için ayrıca Bisiklet Atölyesi adlı bir projemiz de var. Kafanızdaki tasarıma kendi emeğinizle sahip olabileceğiniz bir ortam yaratıyoruz.

Son olarak Motto’nuz…

Bisiklet herkesi gülümsetir.
dfot

dfot

 

WILLIAMS SONOMA İSTANBUL KOLEKSİYONU İLHAM VERİCİ BİR ÇALIŞMA

Williams Sonoma 1956 yılında Chuck Wiliams tarafından, Fransa’dan ithal ettiği mutfak gereçlerini satmasıyla kurulan bir Amerikan markası. Bugün ise Amerika hatta dünyadaki en güzel mutfak gereçlerini bulabileceğiniz marka. Yeme, içme, pişirme meraklıları iyi bilirler; en original ve kaliteli mutfak malzemeleri Williams Sonoma’dadır. Mağazalarında gezmek, alışveriş yapmak büyük zevktir. Mutfak konusunda ufkunuzu genişletip, sizi harikalar diyarına götürebilir. Hatta şanslıysanız, aşçılık workshoplarından birine denk gelmiş ve dünyanın bir ucundaki yöresel yemeği, original malzemeleriyle pişirme şansını yakalamışsınızdır. Benim Williams Sonoma sevdam böyle bir hikaye ile başlamıştı seneler önce. Her Amerika ziyaretimde birden çok kere mağazasına uğrar, uzaktan ise web sitesini takip eder, yeniliklerden haberdar olurum.İnternette ne var ne yok diye bakındığım sıradan bir günde karşıma çıkan Rebecca Seal’in İstanbul; Recipes From the Heart of City yemek kitabına istinaden hazırlanan koleksiyon beni ne kadar mutlu etti anlatamam. Henüz ülkemizde çok bilinmese de, tüm dünyanın yakından takip ettiği bu marka benim şehrimden esinlenmiş, özendirici ve çok şık bir İstanbul koleksiyonu hazırlamış. Amerika ve Kanada’da mağazalarında, mağazalarına gidemeyenler içinse online olarak satılan bu koleksiyona gelin birlikte göz atalım.

 

İstanbul; Recipes From The Heart of City by Rebecca Seal

Rebecca Seal; Financial Times, Guardian, Sunday Times, Evening Standard, Observer, Glamour, Grazia gibi yayınlarda yeme, içme, lifestyle yazan, İngiliz bir gazeteci. Son projesi ise İstanbul; Recipes From the Heart of City yemek kitabı. Kitabın tanıtımından anlaşılan İstanbul’un tarihi ve egzotik dokusunun etkisi altında kaldığı ve bunu yemek tarifleriyle yazıya döktüğü. Kitaptaki fotoğrafları, alanındaki iddialı isimlerden Steven Joyce kadraja almış. Kebaptan, mezelere, bugün pekçoğumuzun bilmediği Osmanlı yemeklerinden, tradisyonel tatlılara kadar geniş bir yelpaze 256 sayfada sunulmuş. Williams Sonoma web sitesinde görebileceğiniz kitap online satılıyor. Fiyatı 39.95$. Williams Sonoma İstanbul Koleksiyonundan seçmeler.

 

Nostaljik sefer tası

Kimimizin annesi okula giderken eline tutuşturmuştur, bazılarımız ise eski Türk filmlerinde görmüştür mutlaka. Bugün unutulan klasikler arasındadır sefer tası. Williams Sonoma’nın geçmişe sadık kalarak modernize ettiği bu eşsiz tasarım beni çok duygulandırdı. Kullanılan bakır malzeme ve zarif çizgisi antika hissi uyandırıyor.

 

İznik Yemek Takımı

Osmanlı mirası İznik seramiklerinden, el yapımı ve her parçası farklı renk ve desenlerden oluşan çok şık bir yemek takımı. Bugün dünya çapında yayılan yerli markalarımızın bile İznik koleksiyonları bulunmazken, bir Amerikan markasının bizim mirasımızdan esinlenip, İznik koleksiyonu hazırlaması biraz ironik değil mi! İznik motiflerini yemek takımının yanı sıra, kavanozlarda, fincan tasarımında ve farklı kullanımlar için tasarlanmış tabaklarda da görebilirsiniz.

 

Güveç

Türk motiflerinden esinlenerek tasarlanmış, mutfağımızın vazgeçilmezi güveç de Williams Sonoma koleksiyonunda yerini almış.

 

Bakır Tepsi

Bunu da mı yapmışlar dedirten bir parça. Orijinal motiflere sadık kalarak tasarlanmış bakır tepsi gerçekten çok şık.

 

Daha başka neler var?

Williams Sonoma ekibi Türk mutfağını inceliklerine kadar işlemiş. Web sitesinde mutfak gereçlerinin yanı sıra, Selamlique Türk Kahvesi, kırmızı pul biber, kebap için hazırlanmış özel bir baharat, zeytinyağı ve mercimek çorbası karışımı da mevcut.

 

dfoit_mayis

dfot

 

ŞEHRE ÇAĞDAŞ VE ZARİF BİR ORTAMDAN BAKMAK İSTEYENLERE

 

Avant-garde şehrin tam kalbinde zarif ve çağdaş bir otel, Mandarin Oriental. Şehrin en popüler bulvarlarından Passeig de Gracia bulunan otel, 20. yüzyılın ortalarında kalmış bir binanın ödüllü tasarımcı Patricia Urquiola’nın yenileme projesiyle yeniden hayat bulmuş. hizmete girmiştir. Bu otelde, ödüllü bir spa, Blanc Brasserie & Gastrobar sayesinde yenilikçi yemek imkanı ve Carme Ruscalleda’nın  iki Michelin yıldızı ödüllü yemeği dahil olmak üzere olağanüstü hizmet ve olanaklar sunmaktadır.

Otelin tasarımını, daha önce de belirttiğimiz gibi New York Museum of Art koleksiyonlarının daimi parçası olan ödülü bulunan İspayol tasarımcı Patricia Urquiola yapmıştır. Yeni oda ve dekorları oluşturmak için yeniden görevlendirilen Urquiola, avant-garde ve kozmopolit tasarımlarını sürdürmüştür.

Bu yeni konspette Urquiola, avant-garde Avrupa tatları ve geleneksel oryantalist stiller arasındaki harmonik bağlantıyı, Cumhurbaşkanlığı ve Penthouse odaları içinde genişleterek, otel için özel olarak yaptırılan hidrolik mozaikler ve sanat eserlerine, Katalan modernizminin yeni yorumlarını kattı.

Yeni suitlerde, konukların kendilerini evlerinde hissetmesi için gerekli servis hizmeti için bütün detaylar düşünüldü. Bu detayların birkaçından bahsedecek olursak, Urquiola, odalarda tekstil ekranlar, Tai-Ping halı ve Urquiola Studio tarafından tasarlanmış benzersiz mobilya parçaları kullanarak, esnek boşluklar yarattı.

Geniş suit boyutlarıyla dikkat çeken otelde, Junior Suitler 55 m2’den başlıyarak Premier Suitler’de bu boyut 124 m2’lere çıkıyor, bu ölçülerde odalarda isteğe göre kolayca 2-3 yataklı konfigürasyonlar uygulanabiliyor. Tavanlara, aydınlatmaların ve gün ışığının her iki taraftan kusursuzca birleşmesi için ekstra yükseklik verilmiştir. Tavandan yere kadar yapılmış pencerelerde ferah ve modern bir görünüm oluşturmak için soluk ve karanlık duvarlarını tamamen zıt juxtapose renkler seçilmiştir. Ortamın sıcaklığını vurgulanmak için ise bronz detaylar kullanılmıştır. Zeminde meşe ahşap kullanılırken parlak renkli kilimler tercih edilmiş.

Otelin en önemli suiti olan Barcelona süitte açık jakuzi ve solaryum ile tam 123 m2’lik teras vardır. Diğer suitlerde Barcelona Suite nazaran daha küçük özel teras veya balkon, yanı sıra çalışma alanları, soyunma odaları ve özel akşam gelen iş toplantıları için modüler özellikli  yaşam alanları vardır. Renkli ve opak cam içinde kapalı, zarif bir spa atmosferini yaşayabileceğiniz geniş banyolar vardır.

Milano’da Urquiola Studio tarafından bir koleksiyon olarak oluşturulan özel parçaların yanısıra, lambalar Flos, sofalar ve masalar Moroso, Husk sandalyeler B&B, stool’lar EMU ve mozaikleri Mutina tarafından tasarlanmıştır.

 

dfot

dfoit_mayis
DUVARLARINIZI KİŞİSELLEŞTİRMENİN VAKTİ GELDİ…

Özel tasarım sanatsal duvar kağıtlarımız ile mekanlarınıza benzersiz bir atmosfer katabilir, aynı zamanda duvarlarınızı birbirinden değerli sanatçıların tablolarıyla süsleyebilirsiniz.
Zamanın en değerli kavram haline geldiği günümüzde, showroom, galeri, sergi gibi mekanları ziyaret ederek tüm sanatçıların ve tasarımcıların çalışmalarını görmek neredeyse imkansız hale gelmiş diyebiliriz. Nishdecor olarak, kendi markaları olan Nishart ile; yaptığı işlerle dünya çapında beğeni toplayan, ressam, illustratör, fotoğraf ve grafik sanatçılarının eserlerini ortak platformda bir araya getirerek, web sitesi üzerinden sanatseverlere ulaşmasını hedeflemişler. Çok da iyi yapmışlar.
‘Dünyadaki trendler değişiyor. Kurumlar ve kişiler artık kendini ifade etmeye ve bireyselciliğe yöneliyor. Dünyada çok az sayıda verilen böyle bir hizmet ile bireyler de mekanlarında kendi kişiliklerini tam anlamıyla yansıtma olanağına sahip oluyorlar.’ şeklinde özetliyor. Faaliyet alanlarını genel olarak sipariş üzerine üretilen özel sanat eserleri, portreler ve grafik enstalasyonları konusunda uzmanlaşan görsel ambians atölyeleri, zevk sahibi özel müşterilere, kurumlara ve mimarlara hizmet vermekte.
NishArt dev duvar resimleri, soyut portreler, aile freskleri, dekoratif uygulamalar, enstalasyonlar, Bizans ikonalarının reprodüksiyonları, antik freskler, büyük ölçekli projeler için fine-art baskı, yağlıboya/akrilik tablolar, fotoğraf çalışmaları ve serigrafi işleri gibi geniş bir stil ve teknik seçeneği sunuyor müşterilerine. Tek yapmanız gereken onlara ulaşmak ve ne istediğinizi tam olarak anlatmak. Hem ev hem de işyerlerimiz için farklı seçeneklerde sınırsız bir dünyanın kapılarını bize aralayan Nish Art sayesinde tek yapmamız gereken yaratıcılığımız ve hayal gümüzü kullanarak düşledğimiz mekanın ne olduğunu kurgulamak. Gerisini onlar hallediyorlar.
dfoit_mayis

dfoit_mayis

 

NİHAN SATIROĞLU

1987 yazında Adapazarı’nda doğmuş. Sokaklarda ve bahçelerde geçen eğlenceli bir çocukluğun ardından büyür ve Türk dili ve edebiyatı bölümünden mezun olur. Fakat edebiyatı hiçbir zaman meslek olarak düşünmemiş. “Ben, üretmeliydim ve ticaret yapmalıydım. Bu ikisini birleştiren şey “niarmena” oldu. Annem; tanıdığım en iyi tasarımcılardan biri bence. Annem, dostlarım ve tabi arkamda duran mavi bir adamla yola çıktım. Sonrasında ekibimize katılanlar oldu. Diken, işleyen kadınlar; çizimlerimizi yapan “su” gibi bir kız, epey tatlı bir ekip olduk anlayacağınız ve böyle devam ediyoruz.” şeklinde özetliyor tasarım serüvenini. Ürünlerinin en büyük özelliği el nakışı olmaları. Kumaşlara çizimleri geçiriyor ve bu çizimlere nakışla hayat veriyorlar ekip olarak. Tabi her şey el yapımı (handmade). Kol çantaları, cüzdanlar, makyaj çantaları, defterler, önlükler, yastıklar üretiyorlar. İstanbul’daki mağazalar, internet siteleri derken şimdi de yurtdışına ürünlerini göndermeye başlamış. “Mutlu bir iş bu, tek amacımız ise bu mutluluğu yayabilmek. Ürünlerimizle görenleri gülümsetebilmek” şeklinde özetliyor Niarmena’nın misyonunu.

 

Takip ettiğiniz siteler ?
Etsy.com, pinterest.com

Çalışırken olmazsa olmazınız ?
Hayallerim ve çayım

En sevdiğiniz dönem veya akım ?
1970 sonrası kavramsal sanat dönemi. Edebi akım ve dönem olaraksa kesinlikle garip akımı ve sonrasındaki dönem.

Favori mekanınız ?
Bahçem

Atölyenizde asla neye rastlamayız ?
Uzun süren sessizliğe, kötü kokulara, kesmeyen makaslara, kötü malzemelere, pisliğe, haddinden fazla dağınıklığa, çaysızlığa, ıslık sesine, yatağa, yorgana 😉

Nelerden ilham alırsınız ?
Şiirlerden, kahvaltı masalarından, arkadaş sohbetlerinden, gezdiğim yerlerden, kedilerden ve maviden..

Evde olmazsa olmazınız? (tasarım adına)
Kağıt, kalem, kitaplarım, kumaşlarım, iplerim

Kendinizi en çok benzettiğiniz şehir?
Ütopik

Tek bir cümle ile kendinizi anlatın desek…
Normal olmadığım kesin !

Motto’nuz…
Kumaşa fısıldıyorum hep : “Onları çok mutlu et…”
dfoit_mayis