sanatçı

Seçil Erel / Röportaj

Seçil Erel’in bütüne ait temel bazı şeylerin bir sisteme dayanması gerektiği fikri üzerine kurgulayarak gerçekleştirdiği “Bazı Şeyler” isimli sergi, 18 Şubat – 10 Mart 2015 tarihleri arasında Summart’ta.. Serginin küratörü Denizhan Özer.

Sanatçı,  yaşamın ve insanın kendi kurduğu matematiksel sistemlerin gerçekliği, ruhun ve aklın ritmik ilişkisi, zaman kavramının değişkenliği, sürekli hareket halinde oluşu ve şimdi ile ilişkisinin yanı sıra, bireyin hayattaki varlığına dair üreme ve dönüşüm, canlının varlığı, geçiciliği ve unutulmaması gereken mekanı, aidiyet kavramlarını, evler, bölgeler, şehirler ve planları gibi çeşitli konuları, matematiksel, deneysel ve sezgisel bir tutumla ele alıyor.

Sergi, Erel’in katmanlar ve renk dengeleriyle, düzen algısının sınırlarını zorlayarak ve kendine ait bir görsel yapı kurarak oluşturduğu tuvallerinin yanı sıra tuvallerden doğan “Geri Dönuşüm” serilerine ait kağıt ve ışıkĺı resimlerinden oluşuyor.

Resminizin gelişimini ve değişimini kendi perspektifinizden değerlendirir misiniz? 

Atölye benim için çok önemli bir yer. Mekanlar değişse de kendime dair kurduğum bu alan içerisinde ürettiklerim  benimle birlikte ilerleyen, değişen, gelişen, bazı açılardan bozulan bir bütünün parçaları diyebilirim.

Üniversite yıllarımın ardından, öğrendiklerim ve deneyimlerimin ötesine geçebilmek üzere ‘her şeyin bir sisteme dayandığı’ düşüncesiyle üretmeye niyetlendim. O dönem özellikle yapı, yapı bozum, sistem,  gerçeklik, var oluş, zamanın hareketli hali, süreç gibi konular ilgimi çekiyordu. Seriler halinde üretmeye başladığım resimlerimde, ilk başlarda katmanları bir araya getirirken çeşitli malzemler kullandım. Sonrasında sadeleşti ve yalnızca boyaya döndü. Son dönemde  temelde tuval üzerine yağlı boya tekniği ile çalışıyorum. Bunların yanı sıra tuvallerden arda kalan malzemelerle oluşmuş “Geri Dönüşüm” serilerine ait kağıt ve ışıklı resimler yapıyorum. Tabi bunların dışında atölye içerisinde oluşan bir sürü farklı teknik ile yapılan çalışmalarla ya da günlük koşuşturma içerisinde çanta defterleri ile her yer dolup taşıyor.

Teknik olarak ne kullanırsam kullanayım, üst üste, yan yana, sürekli birbirinin ritmindeki hareketlerle modüler birçimde bir araya gelen görüntüler oluşturuyorum. Bu durum, tüm bu işlerimin özünde yatan kavramları ve serilerimi oluşturuyor. Çoğunlukla ele almak istediğim konu ve içerik doğrultusunda sunum ve görüntüleri oluşturuyorum.

Çalışmalarım deneyimlediklerimden de yola çıkarak detaylanıyor ve serilerin her biri sonrakine yol açar nitelikte ilerliyor. Geriye dönüp baktığımda, doğanın ve aklın gerçeklik algısı arasındaki ilişkide zaman, mekan ve varlık kavramları üzerinden deneyimlerimi detaylandırdığımı farkediyorum. Yaptığım her çalışmanın sebep sonuç ilişkisini, konumlanışını, bağlamını ve hikayesini önemsiyorum.

 

Resim serilerinin temaları mekanlarla ilişkili.. “Bazı Şeyler” isimli sergininki de öyle. Mekanlarla ilişkin nedir? 

Mekan, çok açık bir konu ve etrafında dolandığım diğer kavramlarla da ilişki içerisinde. Zamanla, tarihsel süreçle yani  geçmiş gelecek ve an arasındaki konunlanışı ve değişkenliği; aidiyetle, insanın davranışları, varlığı oluşumu, yaşamı, ölümü, geçiciliği; yaşam alanları ile, kentleşme, kentsel dönüşüm, yapılaşmanın insan ve doğal hayatla olan ilişkisi ile çalışmalarımda kendini gösteriyor. Tüm bunlar belli bir sistemsel döngü içerisinde oluyor diyebilirim.

 

‘Bazı Şeyler’ isimli sergimde bu kavramlara dair farklı dönem ve teknikteki çaılşmalarımdan oluşan bir seçkiyi bir araya getirdim.

 

sergide renklerine ışığı da katmışsın.. Bu fikir nasıl oluştu? 

Çalışmalarımdaki en önemli şeylerden biri süreç içerisindeki akıl ve sezginin ilişkisidir. Öncelikle rasyonel bir şekilden sonucu görüp sonrasında sezgiler ve tesadüflerle süreci yaşıyorum. Kompozisyon, boyut, içerik gibi resmin oluşturan elemanlarda olduğu gibi renk seçimlerinde de bu böyledir.

 

Yüzeylerde parçalanma ve katman miktarı çoğaldıkça renk arayışı derinleşti ve çoğaldı. Daha önce de dediğim gibi süreç içerisinde her şey değişiyor ve ilerliyor.  Büyükçe bir palet üzerinde uzun uzun boya karıştırıyorum. Renk skalam oldukça geniş bununla birlikte siyah ve kahverengileri kullanmıyorum. Yüzeyler üzerindeki hiç bir renk tüpten sıkılmış değil, tüm renkleri o resim için karıştırarark buluyorum. Çıkan renkler resmin estetik çözümlemesi içerisinde kompozisyonu çözme biçimime göre değişiyor. Işıklarda ona göre gidip geliyor.

 

Sanatçının özgün ve ilginç çizgisine ulaşmasını sağlayan faktörler nelerdir sence?

Kendisi.

Bilgiler yükleniyoruz, kurallar koyuyoruz bozmak üzere, şablonlara giriyoruz, modaya uyuyoruz falan ama herkesin içerisinde bir ‘ben’ var. Süreç içerisinde ‘ben’i şekillendirmek dış etkenlerle birlikte  kişinin kendisiyle alakalıdır.  Sanatçılar ‘ben’i daha rahat ortaya çıkartabilen kişilerdendir diye düşünüyorum. Biraz zeka, biraz kararlılık ve özgüven, disiplin,  biraz inat, biraz sezgi,  çok sabır ve süreklilikle tabi.

 

Sence sanat ve mutluluk ilişkisi nedir? 

Sanatla iç içe olmak büyük bir keyif. Elbetteki bunun içerisinde sanatçı olarak konumlanmak ve düşüncelerimi bu yolla ifade edebildiğim için mutluyum.

Ayşe Gülay Hakyemez

dfot

 

Renklerin içinde kaybolmak…

31 Mayıs-1 Haziran tarihleri arasında süren Denver Tebeşir Festivali, her yıl olduğu gibi şehrin ünlü caddesi Larimer ve çevresini adeta bir tebeşir sanatı müzesine çevirdi.

Colorado eyaletinden iki yüzden fazla sanatçının katıldığı festivalde caddeler rengarenk sanat eserleriyle doldu. Sanatçıların  canlı bir müzik performansı sergilemesi gibi izleyenlerle bütünleşmesi, resim meydana çıktıkça duyulan heyecan ve paylaşım çok keyifli bir hafta sonu geçirmemize sebep oldu. Müzik, yemek, dans ve çeşitli etkinlikler festival havasını hepimize yaşattı. Katılımcılar profesyonel sanatçıların yanısıra amatörler ve sanat okulu öğrencileriydi. Çocuklar için de ayrı bir köşe düzenlenmişti. Miniklerin resimleri de oldukça eğlenceli ve yaratıcıydı. 3 gün boyunca zaman zaman hava şartları bozulsa bile şemsiyelerin altında resimler yapılmaya devam edildi. Festival sonunda süpürgelerin ucunda yok olacak olan bu sanata verilen emek, değer ve ciddiyet görülmeye değerdi. Umarım sizler de paylaştığım bu rengarenk dünyayı beğenirsiniz.

Tebeşir ile resim yapılması uzun saatler sürer ve göründüğü kadar basit değildir. İlk olarak sanatçı kalem ve kömür pastel kullanarak orantılı olarak orijinal resmin taslağını çizerek resme başlar. Sanatçı resmin katmanlarını yaratırken tebeşirle gölge, derinlik ve kontrast oluşturur. Akla gelen ilk şey, saatlerce süren uğraşıdan sonra resmin festival sonrasında yok olacağıdır, öyleyse bu uğraş nedendir? Aslında bu bir performans sanatıdır. Birçok sanatçı için, resim yapma sürecinde izleyenler ile kurulan diyalog bir resim yaratmak kadar tatmin edici olmaktadır. İnsanlar bir resmin oluşturulmasındaki bütün aşamaları, yaratılışından, renklendirilmesine, tasarım ve sonuca kadar tüm ilerleme aşamalarını festival süresince görebilirler.

Tarihsel olarak yerlere resim yapma sanatı, 16 yüzyıl Rönesansı’nda  İtalya’da sanatçıların kaldırımları tebeşir yardımıyla tuvale çevirmeleriyle sokak boyama sanatı olarak başlamıştır. Kiliselerin ön bahçelerinde, genellikle St.Mary’i resmettikleri için Madonnari olarak isimlendirilen bu sanatçılar, hem resim yaparak hem de harçlıklarını kazanarak seyahat ve özgürlüklerini elde ediyorlardı. Yüzyıllar boyunca Madonnari’ler İtalya’da şehirleri dolaşıp, tebeşir kullanarak her kaldırımı birer sanat eseri haline getirdiler. Çalışırken izleyenlerin bıraktıkları bahşişlerle veya beğenenlerin istedikleri resimleri çizerek geçimlerini kazandılar.   Ancak 2. Dünya Savaşı’nın zorlukları bu sanatçıların sayısını büyük ölçüde azalttı.  İtalya’da 1972’de Grazie di Curtatone isimli küçük bir kasabada ilk Uluslararası Sokak Boyama Yarışması’nın başlamasıyla bu sanat 400 yıl sonra tekrar ortaya çıktı ve yaygınlaştı. Bugün dünya çapında sanatçılar, yeni teknikler, yeni fikirlerle bu eski geleneği yaşatmaya devam ediyorlar. Yaz ayları boyunca dünyanın birçok yerinde, pekçok alanda yerleri boyama festivalleri düzenleniyor. Bunlardan biri de 2002 yılından beri süregelen Denver Chalk Festivali.  Festival, geleneksel eserlerin yanısıra modern parçalar, gerçeküstü tebeşir sanatı eserleri ve 3D resimlerle görenleri her zamanki gibi cezbetti.

Denver Tebeşir Festivali’nin bir özelliği de yeşili ve yeşil girişimciliği, nehirleri ve yaban hayatı koruması. Festival sonunda binlerce tebeşir kullanılarak yapılan herbir sanat eseri, özel sokak süpürgeleri kullanılarak temizlenmektedir.

Denver Tebeşir Sanat Festivali yeşil girişimi kucaklayan diğer yolları:

• Festival süresince kullanılan tüm karton, plastik ve camlar geri dönüşümlü.

• Festival süresince satıcılar geri dönüştürülmüş yemek takımı ve kağıt ürünleri kullanmakta.

• Gerekli güç kullanımını en aza indirdiği için dizel ile çalışan jeneratörler kullanılmış.

• Çok sayıda afiş ve malzemeleri geri dönüşümlü ve yeniden kullanılabilir olarak tercih edilmiş.

• Aynı zamanda çevre dostu olan sponsorlar ile çalışılmış.

 

dfot

MR.BROOKS’UN İNİ

 

 

“Bütün insanlar iyiyle kötünün karışımıdır.” – Robert Louis Stevenson, Dr. Jekyll and Mr. Hyde

Selam! Öyle bir havada yazmaya başladım ki bu ayın yazısını “House on Haunted Hill”, “The Last House On The Left” ya da “The Haunting” yazısı yazsam yeriydi. Birden kararan bir gök, gök gürültülerine karışan bir rüzgar ve yağmur… Eh yazının da yetişmesi lazım bir şekilde, yazı işleri “bu ayın filmi ne ki acep” tadında ufaktan maillere başlamış. İstesem de yazlık bir film ve onun evinin havasına giremezdim. O yüzden yazarınızın daha önceki yazılarında ara ara göz kırpacağını söylediği gerilimli bir film ve onun tematik evini otopsi masasına yatıracağız bu ay.

 

Filmimiz Mr.Brooks…Başrolünde bazen öle bayıla izlediğimiz bazen de oynadığı kötü filmlerle bize fenalıklar geçirten kariyerinde istikrarsız ama yakışıklı bir aktör olan Kevin Costner var. The Bodyguard ile kadınların sevgilisi olmuştu, No Way Out ile oyunculuğuna bayılmıştık, Robin Hood, The Untouchables ve tam 7 Oscar ödüllü Dances With Wolves ile önünde saygıyla eğilmiştik. Sonrasında The Postman ve Waterworld ile yapım şirketlerini batma noktasına getirmişti. Sonrasında zaman zaman ışığı olan işlere -JFK, Thirteen Days gibi- imza atsa da genelde daha ortadan işlerle düşe kalka ilerleyen bir kariyer çizdi. Çoğu filminde hep iyi adamı oynayan Costner yapımcılığına da el attığı bu ay üzerine yazıp çizeceğimiz Mr.Brooks’da çok farklı bir şey deniyor ve “kötü adamı” oynuyor. Hem de epey kötü bir adamı: Acımasız bir seri katili…

Filmin diğer rollerinde de hiç fena isimler yok bu arada. William Hurt (filmde kimdir söylemem filmi izleyin!) Demi Moore, Jason Lewis, Dane Cook, Marg Helgenberger, Ruben Santiago-Hudson ve Danielle Panabaker gibi…

Gelelim filmin hikâyesine;

 

Başarılı bir işadamı, cömert bir hayırsever, sevgi dolu bir koca, baba ve toplumun düzgün bir üyesini hayal edin… İşte Bay Brooks’la tanıştınız. Herkes onun mükemmel bir olduğunu düşünmektedir. Bununla birlikte, Bay Brooks’un çok büyük ve tehlikeli bir sırrı vardır:  Tüm bu harika özelliklerinin yanında şimdiye kadar hiç kimsenin kendisinden şüphelenmediği, keskin zekâlı ve doyumsuz bir seri katildir. Earl Brooks (Costner) onu çok seven bir eş (Marg Helgenberger), kendisine çok düşkün bir kız evlat (Danielle Panabaker), toplumun saygısı ve devamlı gelişmekte olan kendi işi de dâhil olmak üzere hayatta hemen her şeye sahiptir. Oysa Bay Brooks başkalarınca hiç bilinmeyen bambaşka bir hayat daha sürdürmektedir. O aynı zamanda “Parmak İzi Katili” namıyla ün salmış seri bir katildir.

Yakın zamana kadar aktif olmamasına rağmen, Bay Brooks’un patolojik dürtüsü, Bay Brooks’un günahları için onu suçladığı tilki gibi kurnaz şeytani ikinci benliği tarafından yeniden harekete geçirilmiştir. Fakat masum bir çifti öldürmek için bir kez daha sadist dürtülerine yenik düşen Bay Brooks ilk hatasını yapar ve Bay Brooks’a tuhaf bir taleple şantaj yapmayı tercih eden fotoğrafçı – ya da röntgenci diyelim- Tom (Dane Cook) tarafından deyim yerindeyse “ebelenir”. Ayrıca bu son cinayeti, kişisel bunalımı yüzünden gözü dönmüş bir şekilde Parmak İzi Katilinin gerçek kimliğini çözmeye çalışan inatçı bir dedektifin de (Demi Moore) kendisinin peşine düşmesini sağlar.

 

Bay Brooks, şimdi şaşırtıcı gizli yaşamını ve gerçek kimliğini gizlemeye ebediyen devam edemezse, oyunun son aşamasıyla karşı karşıya kalacaktır

Karizmatik bir komşunun, iş ortağının veya bir aile üyesinin içinde soğukkanlı bir katili nasıl barındırdığı sorusu uzun zamandır toplumun kafasını karıştırmış ve yazarları ve film yapımcılarını, seyircilerin daha önce hiç içinde bulunmadıkları esrarlı, büyüleyici ve şüphe dolu bir dünyaya götürmek üzere ilham vermiştir. Bay Brooks, hem çok başarılı ve saygın bir adamın hem de tüyler ürpertici cinayetleriyle bir seri katilin aynı anda, nasıl çifte bir yaşam sürdürebileceğiyle ilgili olarak bizlere yepyeni bir bakış açısı getiriyor. Bay Brooks gururla “arkadaşım” diyebileceğiniz harika biri mi, yoksa kötü, karanlık bir gecede kesinlikle karşılaşmak istemeyeceğiniz sapık bir katil mi? ya da siz o anda hangisiyle berabersiniz? Filmin başarısı bu ve benzeri soruları film boyunca size sordurabilmesinden geliyor.

 

Uzun zamandır ortağı olan Raynold Gideon’la birlikte filmin senaryosunu yazan yönetmen Bruce Evans “Mr. Brooks’ta konu şu ki o çok iyi tanıdığınız birisi olabilir” diyor. “Hepimizin karanlık yönleri vardır ama Bay Brooks uç noktalarda yaşıyor. O gerçekten ailesini seven sineği bile incitmeyeceğini düşündüğünüz biri ve standart ölçüleriyle mükemmel bir yaşama sahip. Ama aynı zamanda bir türlü yola getiremediği güçlü tehlikeli istekleri var.”

 

Evans ve Gideon, bir katilin kafasındaki bu ahlaksız deliliğin içine giden orijinal güzergahla birlikte, kendini hem bir dedektif hem de rahatsızlık veren genç bir hayran tarafından takip edilirken bularak, kendisiyle ilgili gerçeğin ortaya çıkması ve ailesini mahvetmesi olasılığıyla yüzyüze kaldığında, Bay Brooks’un en korkunç kabusuna doğru gidişini keşfedebilmişler. Popüler kültür ve aralarında Hannibal Lector serisi, Zodiac, The Talented Mr. Ripley, Seven, Psycho, Karındeşen Jack filmleri ve Showtime’ın büyük beğeni toplayan Dexter isimli dizisinin de olduğu klasik filmler ve diziler seri katillerin çarpık gerçeğini uzun uzadıya anlatmışlardır. Evans ve Gideon Mr. Brooks’un hikâyesinin bu film ve diziler arasında yepyeni bir çığır açacağı ön görmüşler. Bay Brooks’un kurbanlarına ürkütücü bir şekilde kur yapması, onları dikkatlice seçmesi, takip etmesi, onların alışkanlıklarını ve hayat tarzlarını öğrenmesi ve sonrasında, ilişkiyi dehşet verici ama yeteri kadar planlı cinayetlere dönüştürürken yaşadığı canlılık, cinayetleri diğerlerinden farklı kılıyor.

Mr.Brooks’un yaratıcıları Evans ve Gideon 10 hafta gibi kısa bir sürede senaryoyu yazıp bitirmişler. Yazarlarken bile, Bay Brooks rolünü en çok kimin canlandırmasını istediklerine karar vermişler. Ve bu da Kevin Costner’mış. İkili, tamamiyle karşıt bir tipi canlandıracağı için Costner’ın bu role çok uygun olacağını düşünmüş.

 

Kadın dedektifi başarıyla oynayan Demi Moore için “Onun orijinalliği setteki diğer oyuncuların ve ekibin dikkatlerini perçinledi. Karaktere uygun gücü ve korkuyu yanında getirecek belirgin bir aktrise ihtiyacımız vardı ve Demi imdadımıza yetişti” diyerek durumu özetliyor Kevin Costner…

 

Özetle bu film hiçbir standart yöne gitmeyen bir katilin hikâyesi… Kötü biri de olsa, Bay Brooks bir sürü zarı olan bir koza gibi. Onun gerçekten kim olduğunu ve onu rahatsız eden şeyin ne olduğunu öğrenmeyi çok istiyorsunuz.

 

Şimdi de gelelim Mr.Brooks’un neden bu ay Bast-Home’un sayfalarına davet edildiği meselesine. Çünkü onun çok havalı bir evi var!

Seri katiller nadiren sevimli ve rahat banliyö evlerinde otururlar… Onları daha çok kurbanlarına bırakırlar. Ama Mr.Brooks yukarıda anlattığım üzere bildiğimiz seri katillerden çok farklı. Seyirciyi Bay Brooks’un farklı güdülerden oluşan iki ayrı dünyasına götürmek için yönetmen Bruce Evans, ayırt edilen bir görsel tasarım geliştirmiş. Kapsamlı bir story-board’u yavaş yavaş oluşturup, oldukça yaratıcı bir sanatçı ekibi oluşturmuş. Evans en büyük görsel ilhamını, psikolojik yönden gergin insan portreleri, bozuk ailelerin ve Amerikan tarzı evliliklerin rahatsız edici imajlarını resmetmekle tanınan günümüz sanatçısı Eric Fischl’dan almış.

 

“Eric Fischl’in bir sergisine gittiğimde, hemen ‘Bay Brooks aynen buna benziyor’ dedim. Siyahların simsiyah, kırmızıların kıpkırmızı olduğu ve çok kışkırtıcı bir his uyandıran çok canlı bir banliyö dünyası duygusunu veriyor” diye anlatıyor.

Yapım tasarımcısı Jeffrey Beecroft (The Game, Twelve Monkeys ve Dance With Wolves) ekibe katıldığında, Evans, onun çok beğeni toplayan tasarımcı yeteneklerinin filme bu havayı vereceğine güvenmiş. Evans şöyle anlatıyor: “Jeff’in harika bir gözü var. Onsuz bu film, şimdiki kadar katmanlı olamazdı. Birlikte kitaplara bakıp, karakterlere ve hikâyeye gerçekten uyan yerlerin benzerlerini aramak için çok vakit geçirdik.”

 

Çekimlerden önce film için hayati öneme sahip mekanın, yani Mr.Brooks’un evinin bulunması için oldukça fazla vakit harcanmış. Evans bu evi kafasında hep, camlarla, çelikle ve çok açılı görüntülerle parıl parıl parlayan geniş bir modern ev olarak canlandırmış. “Evin kendisi filmin, bir tür karakteri gibi… Aklımızda hep Bay Brooks’un cam bir evde yaşadığını hayal ettik. Onu görebildiğiniz ama hangi taraftan bakarsanız bakın, onu aslında “gerçekten” göremediğiniz fikri hoşumuza gitti. Bay Brooks’un hayatını kutular yaparak kazanması (Costner’in canlandırdığı karakter kutu sektöründe çalışan bir işletmenin patronu bu arada), bu yüzden de bu evin strüktürünün kutularla dolu olması fikri de hoşumuza gidiyordu” diye açıklıyor Evans.

Çoğu iç mekân çekimlerinin yapıldığı yer olan ama aslında modernizmden pek nasibini aldığı söylenemeyecek olan Shreveport/Louisiana’da böyle bir evi bulmak sorun olmuş. Louisiana da bitmez tükenmez arayışlarla evi bulma işini Jim Wilson üstlenmiş. Wilson’ın, bir zamanlar Architectural Design dergisinin sayfalarında yer almış eşsiz bir evi ortaya çıkarması herkesin şaşırmasına ve rahatlamasına neden olmuş. Evans “Ev bir görsel metafordu ve inanılmaz ama Jim onu buldu” diyor. Gerçekten ev filmin harika bir metaforu çünkü iki kanatlı cephe Mr.Brooks’un sürdürdüğü ikili hayatı temsil ediyor: Toplumun saygın üyesini ve seri katili.

Kutu kutu dikdörtgen camlarla dekore edilmiş ana giriş kutu sektöründe çalışan Brooks’un cama, çeliğe ve betona dönüşmüş hali gibi. Mutfakta kullanılan paslanmaz çelik malzemeler onun erkeksi tarafını temsil ediyor. Evin iç dekorasyonundaki beyaz, ahşap ve simetri ise onun toplum tarafından kabul edilmiş saygın kişiliğini…

Evet, bu aylık da bu kadar. Umarım siz bu yazıyı tabletinizden, telefonunuzdan ya da dizüstü bilgisayarınızda okurken hava güzeldir ve denizin kenarında yazın tadını çıkarıyorsunuzdur. İyi tatiller!

 

 

dfot

 

 

 

Yusuf Aygeç:

“Baykuşlar ormanların gece bekçileridir normalde.

Fakat şu anda ormanların katli ve birçok orman alanının imara açılmasıyla birlikte, ormanların şantiye bekçiliğine terfi etmiş durumdalar.”

Röportaj: Ayse Gülay Hakyemez

Akaretler’deki C.A.M. Sanat Galerisi’nin bu ayki sergisi

START “Art within Reach” adını taşıyor.

Genç sanatçıların yer aldığı karma sergide Yusuf Aygeç’in hayvan resimleri dikkatimi çekti. Foreks üzerine kağıt presleyerek karışık teknik (yağlıboya akrilik, isographi kalemi ve sprey) ile ürettiği eserler modern zaman “fabl”ları gibi.

Son sergi çalışmalarınızın serüvenini anlatır mısınız?

 

Seride kullandığım hayvanlar, dünya üzerinde küresel ısınma ve hayvanların yaşam alanlarının katlini, bozulan hayat dengelerini ve bozan ögeleri anlatıyor. Bir resimde, önde baretli bir baykuş ve arkada bir inşaat silüeti görürsünüz. Baykuşlar ormanların gece bekçileridir normalde. Fakat şu anda ormanların katli ve birçok orman alanının imara açılmasıyla birlikte artık ormanların şantiye bekçiliğine terfi etmiş durumdalar.

Sanat ve sanatçı tanımınız nedir?

 

Doğanın bize sunduklarından, güzelliklerden türeyen bir kavramdır sanat.  teknolojinin gelişmesi, devletlerin büyümesi, sermaye düzeni öğelerinin çoğalmasına tepki veren sanat eserleri birer tarih görseli artık. Devletlerin marka dayatmaları ve teknolojinin had safada kullanılmasını yeren bir alan halini almıştır sanat.

 

Sanatçı ise şu an özgürlüğünü bir bakıma kaybetmiş bir bedevi gibidir. doğasına geri dönmeye calışıyor. Kapitalist  sebeplerden ötürü önceliği para almış durumda. Yaptığı sanatın önceliğinin önüne malzemelerinin parası ve kullandığı atölyesinin giderleri geçmiş durumda.  Bunun yanında ruhen besleneceği bir doğa da kalmamış. Tüm bu olumsuzlukların içerisinde sanatçı, katledilen doğayı gözlemlemeye çalışır, dayatılan bir ideolojiyi takip edip onu eleştirmeye çalışır. Bu dayatmadan kendini sıyırıp sağlıklı bir biçimde objektif bakabilen kişidir sanatçı.

Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce?

 

Sanat motivasyondan beslenir çoğunlukla. Değişik ruh hallerinden esinlenir. Bu durum sanat üretimini tetikler. Bence sanat bir mutluluk aracı değil, tam aksine mutluluklarımızı eşit bir şekilde yaşamamızı sağlayacak bir tepki biçimidir. Sanatçının en mutlu olduğu an, eserinin izleyici veya eleştirmen tarafından doğru tespitlerle okunduğu, eser ile sanatçı arasında doğru bir köprü kurulabildiği andır.

Sizi tetikleyen unsurlar, ilham kaynaklarınız nelerdir?

 

Gün içerisinde birçok duygu değişimi ve ruh hallerine gireriz hepimiz.  İlham kaynağı dediğimiz nokta tamamen bizim kendi inanç ve maneviyatımızdır. Bizi bunlar besler, ilham verir. Tetikleyen unsurlar ise herşey olabilir. Kendi doğrularımıza uymayan her şeye tepki olarak sanat üretebilirsiniz. Yaşam şeklinizi sanatınıza aktarırsınız. Hayatın aslında “bir varmış bir yokmuş”luğuyla ilgileniyorum. İçerisindeki mizahdan besleniyorum. Yaşadığımız toplum ve kültürün kült öğelerinden yola çıkıyorum.

Sanatın insan yaşamındaki yeri nedir, ne olmalıdır sizce?

 

Her insanın hayatında sanat vardır. İnsan zaten kendi başına bir sanat ürünüdür. Sadece bu yetiyi açığa çıkarmayı veya okumayı öğrenme evreleri vardır. Bizlere öğretilenin dışında, derine inmemiz gerekmektedir. Soru sorup o sorulara cevap arayabilmemiz gerekmektedir. Özü ve manayı araştırıp o doğrultuda sanatı ve sanatçıyı okuyabilmemiz gerekir.

Günümüz sanatı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 

Teknolojinin de gelişmesiyle doğru orantılı olarak şu an sanat işçilikten uzaklaşmış, sadece manifestolar üzerine kurulu bir düzen halini almıştır. Sanatçıların yerini makineler ve endüstri almıştır. Bunun içerisinde de hala sanat yapılıyor, yapılmaya devam edecektir. O yüzden de bitmeyen bir serüvenin içerisindeyiz. Önemli olan bu sistemin parçası olmadan, kendi doğru ve yanlışlarımızdan çıkardığımız sonuçlarla sanat yapabilmek.

 

dfot

 

Sanat Haberleri

 

Karma Sergi

START ‘Art within Reach’ vol.2

05 Haziran – 19 Temmuz

Gecen sene aynı tarihlerde ilkini düzenledigimiz ve buyuk ilgi goren START “Art within Reach” sergisi, farkli disiplindeki sanatcilarin isleri ile sanati daha ulasilabilir kilmayi amacliyor. Belirli bir fiyat araliginda, ozellikle genc sanatcilarin islerinden olusan sergide amac genc koleksiyonere ve sanatseverlere ulasmak; “sanatin yukardanligi” ve “ulasilamaz” oldugu konusundaki tabulari yikmak. Her sene duzenlemeyi arzu ettigimiz START, yaz mevsimini dinamik ve etkileyici islerle karsilamak icin guzel bir firsat.

 

Andy Warhol

Herkes için Pop Sanat

7 Mayıs – 20 Temmuz 2014

Pera Müzesi’nde “Andy Warhol: Herkes için Pop Sanat” sergisinde, Slovak asıllı Amerikalı sanatçının, Slovakya Modra’daki Zoya Müzesi koleksiyonundan derlenen 87 yapıtı arasında daha önce Türkiye’de sergilenmeyen serigrafi dizileri ve desenleri yer alıyor. 20. yüzyılda dünyanın sanata bakışını değiştiren, Amerikan kültürüne yeni bir boyut getiren ve döneme damgasını vuran sanatçılardan biri olan Andy Warhol’un (1928-1987) sergilenen eserleri arasında Campbell’s Çorbası, Kovboylar ve Kızılderililer, Tehlikedeki Türler, Çiçekler dizilerinin yanı sıra Mick Jagger ve Lenin gibi ünlü isimlerin portreleri de var.

Maik Armstrong

Lodos

21 Haziran – 21 Temmuz 2014

Bodrum, Gümüşlük Akademisi

Bodrum Gümüşlük Akademisi Vakfı, 21 Haziran – 21 Temmuz 2014 tarihleri arasında sanatçı Maik Amstrong’un Lodos adlı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Serginin küratörlüğünü ise Mehmet Kahraman üstleniyor. Güneybatıdan esen lodos rüzgarı, Maik Amstrong’un soyut yağlıboya çalışmaları ve fotoğraflarında bireyin değişkenliğine dair bir sembol oluyor. İstanbul Boğazı’nın sunduğu “Pollock-vari” anların izini süren sanatçı, şehrin kaotikliğini doğanın döngüselliğiyle ilişkilendiriyor. Bu ilişkinin orta yerindeki birey ise, güneybatı rüzgarının taşıdığı yorgunluğu ve mutsuzluğu bir şehrin şiddeti ile birlikte yaşıyor

PG Art Gallery

18- Haziran- 31Temmuz

Topoloji

Pg Art Gallery yeni sergisi ‘Topoloji’de dokuz sanatçıyı bir araya getirecek. Tayfun Akdemir, Ceyda Aykan, Basako, Kerem Ozan Bayraktar, Seçil Erel, Nilüfer Kozikoğlu, Devran Mursaloğlu, Özge Topçu ve Kemal Tufan’nın yer aldığı sergi, anlatısal bir temel yerine sanatçıların formalist yaklaşımları açısından bir bağlam sunuyor.

Sergi, mimari amaçla üretilmiş deneysel formlar, çizim ve fotoğraflardan oluşmuş kolajlar, dijital grafikler ve heykel gibi birbirinden oldukça farklı tekniklerle çalışan sanatçıların, imgeyi ele alma biçimlerindeki yöntemsel özellikleri karşılaştırma fikri üzerinden temelleniyor. Mekansal problemlerin belirginleştiği çalışmalarda, gerek sanat gerekse mimari bağlam içinde “yapı” kavramının vurgusu ön plana çıkıyor.

Galerist

27 Haziran- 26 Temmuz

En Yakın Mesafe

Galerist, çizgi algısı ve kullanımındaki farklılıkları inceleyen ‘En Yakın Mesafe’ başlıklı karma sergiye 27 Haziran- 26 Temmuz 2014 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Çizgi; kompozisyon, taslak ve tasarımların temeli, görsel düşüncenin tüm zaman ve coğrafyalarda kullanılan anadilidir. Sanatçıların yaratım süreçlerinde değişik şekillerde kullanılan ve malzemelerle çeşitlenen çizgi; izleyiciler için de, sanatçının üretimini anlamak için en direk, çıplak ve samimi form olmuştur. Sergide yer alan sanatçılar desen, resim, video ve heykel aracılığıyla çizgiye farklı yaklaşımlarını ortaya koyarlar.

ARTNEXT iSTANBUL

“FİGÜRATİF YAZ SERGİSİ // FIGURATIVE SUMMER EXHIBITION” 17 Haziran – 30 Ağustos 2014)

İstanbul’da çağdaş sanatın güncel örneklerini takip eden her kesimle buluşturan ARTNEXT ISTANBUL; 2013-2014 sanat sezonunun final sergisinde dokuz sanatçının farklı medyumları kullanarak ürettiği, figürü merkeze alan eserlere yer veriyor. İstanbul çağdaş sanat ortamının etkin bir platformu haline gelen ARTNEXT ISTANBUL’un 17 Haziran’da açılış kokteyli gerçekleştirilecek olan başlıklı grup sergisi çağdaş sanatın yeni ifade biçimlerini araştıran, yaratıcı sanatçıların eserlerinden oluşan “FİGÜRATİF YAZ SERGİSİ // FIGURATİVE SUMMER EXHIBITION” 30 Ağustos’a kadar ARTNEXT ISTANBUL Çağdaş Sanat Alanı’nda ziyaret edilebilir.

artON İstanbul ONUR MANSIZ

TRAJEDİ

27.05.2014 – 12.07.2014

art ON İstanbul 27 Mayıs-12 Temmuz tarihleri arasında genç sanatçı Onur Mansız’ın “Trajedi” adlı ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. İspanya’da yaşayan sanatçının hiperrealist portreleri izleyicilerden bir duygu yoğunluğu talep ediyor; onları melankoli ve belki de kara bir mizahın sınırlarında dolaşan kendi trajedileriyle yüzleşmeye çağırıyor.

Galeri Zilberman

Genç Yeni Farklı – V

01/07/2014 – 09/08/2014

Galeri Zilberman, bu sene 5. edisyonu gerçekleşecek olan Genç Yeni Farklı sergisini sunmaktan mutluluk duyar. Sergi 28 Haziran Cumartesi günü Mısır Apartmanı’nda Galeri Zilberman’ın ikinci katındaki sergi mekanında açılıyor. Başvuruların her yıl farklı ve bağımsız bir jüri tarafından değerlendirildiği Genç Yeni Farklı’nın bu yılki seçimleri, Emre Zeytinoğlu başkanlığında, Burcu Pelvanoğlu, Genco Gülan ve galeriyi temsilen Burçak Bingöl tarafından gerçekleştirildi. Galeri Zilberman tarafından ülke genelinde yapılan açık çağrıyla duyurulan ve genç sanatçılara destek amaçlı gerçekleştirilen Genç Yeni Farklı, her sezonun son sergisi olarak düzenleniyor.

 

dfot

Galeri Zilberman

Galeri Zilberman 2008 yılında kuruldu. Amacı, hem çağdaş Türk sanatçılarına uluslararası alanda destek vermek, hem de yabancı sanatçıları yerli sanat çevresine tanıtmaktır. Galeri Zilberman her sene iki galerisinde toplam 10 ila 12 arası sergiye ev sahipliği yapmaktadır. Galeriler, art deco mimarisinin İstanbul’daki en ünlü örneklerinden biri olan, 1910 yılında Ermeni asıllı Osmanlı mimar Hovsep Aznavur tarafından tasarlanan Mısır Apartmanı’nın iki ayrı katında yer almaktadır.

Galeri Zilberman Türkiye’nin pek çok köklü sanatçısını temsil etmektedir. Mecralarının sınırlarını zorlayan Ahmet Elhan ve Azade Köker, veteran sanatçı ve eleştirmen İpek Duben ve Türk performans sanatının en öncü isimlerinden Şükran Moral’ın yanısıra galeri, yeni kuşak Türk sanatçılarıyla da çalışmaktadır.

 

Galeri Zilberman’ın kuruluş hikayesini, sanata bakışını ve güncel sergilerini galeri direktörü sayın Moiz Zilberman anlattı. Şu anda galeride Kay Rosen ve Burçak Bingöl eserleri sergileniyor.

 

Galeri aynı zamanda uluslararası sanat fuarlarında da güçlü bir konuma sahiptir; koleksiyonerler, kuratörler ve kültürel düşünürlerle yakın ilişkiler kurup galeri sanatçılarına yeni imkanlar yaratmaktadır.

 

Ticari bir galerinin aynı zamanda eğitim ve izleyici kitlesi geliştirme konusunda sosyal sorumluluk alması gerektiğinin bilinciyle Galeri Zilberman, düzenli olarak sanatçı sohbetleri, konferanslar, kitap tanıtımları ve yuvarlak masa toplantıları düzenlemektedir. Bu organizasyonlarla ilgili daha geniş bilgiye www.kat1.org adresinden ulaşılabilir.

 

Galeri Zilberman, Burçak Bingöl’ün yeni çalısmalarından olusan sergisini sunmaktan mutluluk duyar. Sergi 9 Mayıs Cuma günü Mısır Apartmanı’nda açılıyor.

Sanatçının Galeri Zilberman’daki bu ikinci solo sergisi, adını, Recaizade Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası” isimli klasik romanından alıyor. 1896’da yazılan bu roman, tipik bir ask hikayesinden farklı olarak; Türkiye’nin, Batı’daki sınıf, adap ve modernlik olgularındaki konumuna olan tutkusunu hikayelestirerek, Batı’yla aynı düzeyde olabilme arzusuna ayna tutuyor. Yazar, mizahi, yer yer de alaycı bir üslupla, modern Türk’ün zihin karmasasını okuyucuya aktarıyor.

 

 

Galeri aynı zamanda dünyanın her tarafındaki sanat emekçilerine açık, 10.000 Euro ödüllü yıllık araştırma bursu Zed Grant’a da destek vermektedir. Bu ödül, her sene değişen ve galeriyle ilişkisi olmayan sanat uzmanlarından oluşan bir jüri tarafından verilmektedir. Bu seneki jüri Irit Rogoff, Bassam El Baroni ve Gerard Byrne’den oluşmaktaydı. Bu konuda ayrıntılı bilgiye www.zedgrant.org adresinden ulaşılabilir.

 

Galeri Zilberman, Amerikalı sanatçı Kay Rosen’ın tek kisilik sergisini sunmaktan mutluluk duyar. Sanatçının Istanbul’daki ilk tek kisilik sergisi, yeni desen, resim ve mekana özgü bir duvar resminden olusmakta. Açılısı 9 Mayıs Cuma

günü saat 18.00 – 21.00 arasında gerçeklesecek olan sergi, 26 Temmuz 2014’e kadar devam edecektir. Kay Rosen, 30 yılı askın bir süredir, dilin güvenilmez dogasına odaklanmakta. Rosen’ın sanatı, görselin nasıl bir algı ve yeniden idrak

etme ile benimsendigine deginir ama aslında bunun ötesine gitmektedir: dilin sergiledigi mekanizmaları bir iletisim sistemi olarak

arastırmakta ve yeniden sekillenen, sunulan, yürürlüge konan sıradan kelimeler ve anlatım tarzları ile dilin özünü bozmaktadır.

 

 

 

 

dfot

 

Sandberg

İsveç duvarkagıdı ve tekstil sanatı

Sandberg markasının konsepti, alıcılara çevrelerini kişiselleştirme şansı verecek niteliklerde duvar kağıtları tasarlamak ve kumaşlar üretmek.

Güzel bir ev hayali kuran herkese yardımcı olmayı amaç edinen firme resepsiyon alanları, ofisler, otel ve konukevleri gibi ortak alanlarda da duvar kağıdı ve kumaş koleksiyonları ile mekan bütünlüğünü sağlıyorlar. Çevreye zarar verebilecek ya da alerjik herhangi bir materyali asla kullanmıyorlar.Sadece sürdürülebilir materyal ve üretim metodları ile florokarbon, pvc, renklendirilmiş plastik içermeyen ürünler yaratıyorlar. Su haricinde hiçbir çözücü maddeyi fabrikalarına bile sokmuyorlar.

Sandberg tasarım stüdyosu Göteborg’da. Tasarımcılar inovatif renk ve stilleri, klasiklerle kombine ederek, yarının klasiklerine imza atıyorlar. İlhamlarını, kitaplarsan, seyahatten, doğadan, sergilerden alıyor,  kısaca çevrelerindeki her şeyden etkiler taşıyan ürünler meydana getiriyorlar. Prodüksiyon mühendisleri ve renk uzmanlarıyla her koleksiyonun, deneme baskıları alındıktan sonra üretim aşamasına geçilmesine dikkat ediliyor.

Tüm çizimleri el ile yapıyorlar. Bunun sebebi teknolojiye asla karşı olamları değil, kağıt üzerinde müdahale edilen çizimlerde çok daha iyi sonuç alındığını bugüne kadar deneyimlemişler. Firma İsveç’in çok önemli iç mimarlarıyla çalışmalar yapıyor. Projelerini bu deneyimli snaatçılarla uygulayarak olası en mükemmel sonucu elde ediyorlar. Böylece marka sürecin başlangıçtan bitişe kadar profesyonel ilerleyişini garantilemiş oluyor.


dfot

dfot

 

Amasra’dayız.

İstanbul ve Amasra arasında yaşayan mimar Gülce Gökmen Türk ile eşi ressam-tasarımcı Mustafa Türk’e ait olan iki katlı daire; Amasra’nın merkezindeki tepelerden birinde konumlanmış 5 katlı bir binanın en üst katında bulunuyor. Giriş katta salon, mutfak ve müstakil banyolu misafir odası bulunuyor, üst katta ise ebeveyn odası ve teras var. Her biri deniz manzaralı odalar; 180 m2’lik bir alana yerleşiyor.
Projelendirme ve yapım aşaması 6 ay gibi bir sürede tamamlanan ev; tasarımcılarının zihninde birbirine yönelen mekanlarla akıcılık kazanan; rahatlık odaklı sade bir ev olarak yola çıkmış. ‘eski’nin yaşanmışlık deneyiminden aldığı güçle grafiksel detayları birleştirerek yer yer klasik detayların da dikkati çektiği retro-modern tarzını ortaya koymuş.Eve adım attığınızda tavanda antre, salon ve mutfağın ortasından geçen geniş bir kiriş dikkat çekiyor. Brüt beton olarak bırakılmış bu kiriş; birbirine bağlı bu üç mekan arasında ortak bir geçiş sağlıyor.Harman tuğlasının sıcak etkisi, yemek bölümündeki geniş duvarda kaplama olarak, antreyi mutfağa bağlayan geçişte kolon olarak, antreden salona geçişte ise ahşap lentonun bittiği yerdeki kenar detayları olarak karşımıza çıkıyor. Birbirine bağlı bu üç mekanın tavanından geçen doğal ahşap kirişlerin köşeleri yuvarlatılarak doğal bir görünüm kazandırılmış.
Duvarlar ve ahşap parkelerde, renk olarak; evin genelindeki tonlarla kontrast oluşturması için beyaz tercih edilmiş.Tamamı deniz gören pencerelerde perde yerine duvarla aynı renkte düz stor kullanılarak; perdenin sınırlayıcı etkisinden kurtulmak istenmiş.
Mobilyaların tamamı ev sahipleri tarafından tasarlanarak marangoza yaptırılmış. Oda kapıları, yemek masası, kitaplığın konstrüksiyonu ve aile yadigarı mermerlere yaptırılan ayaklarda ortak dil olarak diagonal hatlar dikkat çekiyor. Zemin kaplaması olarak seramik ve parke kullanılmış. Antre ve mutfakta kullanılan altıgen formdaki seramikler; evin genelinde etkisini gösteren diagonal hatlarla yuvarlak formlu mobilyalar arasında bir denge unsuru olarak düşünülmüş. Ayakkabılık olarak da kullanılan aile yadigarı sandığın üzerine; doğal ahşap askılık takılarak vestiyer ihtiyacı kısmen giderilmiş.
Mimarın eskiciden aldığı dresuvarı; her mekanda karşımıza çıkan ev sahibi Mustafa bey’in yağlı boya tablolarından biri süslüyor. Fotoğrafçılıkla da uğraşan ev sahipleri evlerinin duvarlarında kendi çektikleri fotoğrafları da sergiliyorlar. Salondaki geniş kanepe dışındaki tüm mobilyalar ya eskiciden alınarak kaplatılmış ya da marangoza yaptırılmış. Yemek masasının başlarındaki oymalı sandalyeler aile dostlarının hediyesi.
Tamamı deniz gören pencerelerde perde yerine duvarla aynı renkte düz stor kullanılarak; perdenin sınırlayıcı etkisinden kurtulmak istenmiş.
Üst kata çıkan masif ahşap olarak merdiven beyazlatılmış açık meşe yaptırılmış. Sık aralıklı korkuluklar griye boyanarak modern bir etki oluşturulmuş.Üst katta bulunan ebeveyn odasında tavan komple ahşap kaplanarak beyaza boyanmış. Yine ahşap kirişler kullanılarak çatının formu belirginleştirilmiş. Yatak başı olarak doğal ahşap plakalar farklı aralık ve ebatlarda çakılarak, seçilen renklerde boyanmış, mobilyalar mimarın tasarımı.
Ebeveyn odasına açılan banyoda; ev sahibi Mustafa Bey’in demir ustasıyla birlikte yaptığı ayna; yine harman tuğlasıyla oluşturulan diş üzerine monte edilmiş. Banyonun tavanı da ebeveyn odasıyla aynı nitelikte düşünülmüş.

 

dfot

dfot

 

Harmony sanat galerisi

Harmony Sanat Galerisi, Kuzguncuk’ta yaşayan ve sanatlarını sürdürmekte olan sanatçıların biraradalıklarını isteyen Nedret Erençin ve Ayşe Ülkü Berber tarafından kurulmuştur. Galeri ile sanatçılar arasındaki bağ, sanatın sürdürülmesi inancından doğmuştur.
Bugüne kadar gerçekleştirdikleri etkinlikler sanatçıların sanatlarını yapabilme imkanlarına katkıda bulunmak içindir. Plastik sanatların Türkiye’de modern sanata eklemlenmesi, görünürde merkezden uzakta kurulmuş galerinin hem yöneticilerinin, hem galericilerin, hem de sanatçıların ortak kaygısıdır. Harmony, plastik sanatların onu sanat yapan değerlerine sadakati kendisine amaç edinmiştir.
Sanatın güncel spekülatif dalgalanmaları karşısında mesafesini koruyan, sanatın “şimdi” nin içinde değil, “zamanla eklemli bir süreklilik” olduğunun bilincindeki bir anlayışı geliştirmeye çalışmaktadır. Bu yapı, şimdinin sanatçısı olabilmenin ancak geçmiş sanata nüfus edebilmek olduğunu fark edenlerin biraradalığıdır.
Adres: Kuzguncuk Mh., 34674 Üsküdar/İstanbul
Telefon:(0216) 553 2167

 

dfot

dfoit_mayis
DUVARLARINIZI KİŞİSELLEŞTİRMENİN VAKTİ GELDİ…

Özel tasarım sanatsal duvar kağıtlarımız ile mekanlarınıza benzersiz bir atmosfer katabilir, aynı zamanda duvarlarınızı birbirinden değerli sanatçıların tablolarıyla süsleyebilirsiniz.
Zamanın en değerli kavram haline geldiği günümüzde, showroom, galeri, sergi gibi mekanları ziyaret ederek tüm sanatçıların ve tasarımcıların çalışmalarını görmek neredeyse imkansız hale gelmiş diyebiliriz. Nishdecor olarak, kendi markaları olan Nishart ile; yaptığı işlerle dünya çapında beğeni toplayan, ressam, illustratör, fotoğraf ve grafik sanatçılarının eserlerini ortak platformda bir araya getirerek, web sitesi üzerinden sanatseverlere ulaşmasını hedeflemişler. Çok da iyi yapmışlar.
‘Dünyadaki trendler değişiyor. Kurumlar ve kişiler artık kendini ifade etmeye ve bireyselciliğe yöneliyor. Dünyada çok az sayıda verilen böyle bir hizmet ile bireyler de mekanlarında kendi kişiliklerini tam anlamıyla yansıtma olanağına sahip oluyorlar.’ şeklinde özetliyor. Faaliyet alanlarını genel olarak sipariş üzerine üretilen özel sanat eserleri, portreler ve grafik enstalasyonları konusunda uzmanlaşan görsel ambians atölyeleri, zevk sahibi özel müşterilere, kurumlara ve mimarlara hizmet vermekte.
NishArt dev duvar resimleri, soyut portreler, aile freskleri, dekoratif uygulamalar, enstalasyonlar, Bizans ikonalarının reprodüksiyonları, antik freskler, büyük ölçekli projeler için fine-art baskı, yağlıboya/akrilik tablolar, fotoğraf çalışmaları ve serigrafi işleri gibi geniş bir stil ve teknik seçeneği sunuyor müşterilerine. Tek yapmanız gereken onlara ulaşmak ve ne istediğinizi tam olarak anlatmak. Hem ev hem de işyerlerimiz için farklı seçeneklerde sınırsız bir dünyanın kapılarını bize aralayan Nish Art sayesinde tek yapmamız gereken yaratıcılığımız ve hayal gümüzü kullanarak düşledğimiz mekanın ne olduğunu kurgulamak. Gerisini onlar hallediyorlar.
dfoit_mayis