proje

dfoit_mayis

Laboratuvar Tasarım Stüdyosu 2010 yılında Ceren ve Fatih Başgöze tarafindan İstanbul Beyoğlu’nda kurulmuştur. O günden bugüne de çalışmalarını sürdürmektedirler.

Yaptıkları işler; iç mekan tasarımı ve uygulaması; mimarlık ve mobilya-ürün tasarımı olarak özetlenebilir. İç mekan olarak proje ve uygulamaların başında daha çok butik oteller; rezidans ve daireler; cafeler geliyor. Bunun dışında butik olarak tek mekan da çalışıyorlar. Genelde İstanbul da konumlanan projelerini işlerini yurt dışında Paris, Bahreyn, Hamburg gibi bazı şehirlerde yaptıkları butik ve özel işlerle destekliyorlar.

Showroomları ise Tophane Beyoğlu’nda , burada tasarım ürünlerinin bir kısmını sergiliyorlar ve satışını gerçekleştiriyorlar.

Hem iç mekan projelerinde hem de yaptıkları mobilya-ürün tasarımlarında çeşitli malzemeleri bir arada kullanmayı tercih ediyorlar. Çeşitli malzemelerin biraraya gelişindeki ahenk ve armoni tasarımlarının çıkış noktası. Genelde modern bir çizgiye sahipler var ama bazı noktalarda tarihsel öğeleri de kullanmayı seviyorlar.

2012-2013 yıllarında oluşturdukları RÖNESANS isimli koleksiyonunda çeşitli antik ve tarihi değeri olan mobilyaları yaptıkları tasarımların bir parçası olarak kullanmayı tercihe ettikleri gözlemleniyor. Bu sayede tarihi yapım teknikleri ile çağdaş yöntemle bir arada kullanılmış oluyor. Çıkan tasarım bir nevi eski ve yeninin birleşimi halini alıyor. Bu kolleksiyonun bir diğer amacı ise eskiyi olabildiği ikincil ham madde olarak tasarımlara katarak yok olmaktan kurtarmak; tabi çağdaş yöntemlerden de yararlanarak. Burada önemli nokta şu: ne eski yeninin önüne geçiyor nede yeni eskiyi gölgede bırakıyor. Estetik bir denge oluşuyor iki uç arasında.

Bu koleksiyondan bir kaç parça Ocak 2014te Maison&Objet Paris fuarında Talents Ala Carte bölümünde sergilenmeye layık görüldü ve hem yabancı basın hem de profesyoneller tarafından oldukça ilgi gördü.

RÖNESANS

isimli limited koleksiyonu dışında da kendi tasarım dilleri ile meydana getirdikleri modern tasarımlarla da  kişiye özel ürünler tasarlamayı sürdürüyorlar.

 

dfoit_mayis

dergi_form_nisan

 

Casa Pina

Beyaz, AydInlIk, Ferah…

 

Deniz kıyısında muhteşem bir daireyi düşlediğinizde çoğunlukla gözünüzde canlanan sahneler bu projede gerçek olmuş. “Casa Pina” Fabie Fantolino’nun bu çok şık ve bir o kadar da rahatlatıcı projesi. Beyaz tahta paneller, “Casa Pina” Fabie Fantolino’nun bu çok şık projesi, sayısız kontrastları olan, açık ve koyu damarlı ağaç malzemeler, yaklaşık evin genelinde tekrarlanan materyaller olmuş. Doğal ışık kare şeklinde bölünmüş duvarlardaki spot aydınlatmaya yansıyor ve ortamı yumuşatıp belli bir karakter kazandırıyor. Geniş yemek masası, asa, mutfağı, açılıp kapanabilen panellerle bölünmüş yemek alanından ayırıyor.

Evde, girişten itibaren terasa bakan büyük pencereler dikkat çekiyor. Bahçe ve denizden gelen yumuşak esinti, terasın büyülü atmosferini tamamlıyor. Eve karakterini veren baskın renk beyaz. Duvarlarda, mobilyalarda ve hatta bahçede bile beyaz sıklıkla kullanılmış. Projenin genelinde ise sadelik ve ferahlık ön planda tutulmuş demek doğru olacaktır.

Büyük yatak odasında yatağın bulunduğu bölüm tarafı cam duvarla banyodan ayrılmış. Banyonun arka cephesinden ise panoramik teras manzarası göze çarpıyor.

Manzarayı biraz olsun kapatan elektrikli tente ise terasta yalnızca ihtiyaç halinde kullanılıyor. Bahçede büyük yuvarlak bir masa, aynı tahta malzemeden yapılmış platformun tam ortasında konumlandırılmış. Çim alan ve taşlardan ise doğal bir patika oluşturulmuş. Terastaki ağaç ve bitkiler de Casa Pina’nın geneline hakim olan Pasifik havasını, fonda seyir halindeki izlenen deniz taşıtlarının da katılımıyla adeta yeniden vurguluyor.
dergi_form_nisan

dergi_form_nisan

5 KITADAKİ ORTAK İZ:
KENZO TANGE

Yapısalcılık akımının öncülerinden olan ünlü Japon mimar Kenzo Tange, 20. yüzyılda yetişmiş en önemli mimarlarından biridir. Modernizmin genel çizgilerini, geleneksel Japon stili ile birleştirip kendine özgü bir akım yaratmıştır. Dünyanın beş kıtasında birbirinden önemli projelere imza atmıştır. 4 Eylül 1913 de Japonya’nın Osaka kentinde doğmuştur. Babasının görevi gereği o hayatının ilk yıllarını Çin’de geçirmiş, ardından sırasıyla Şangay ve İngiltere’de yaşadıktan sonra 1920 yılında Japonya’ya dönmüştür.1935 yılında Tokyo Teknik Üniversitesinde mimarlık eğitimi almış, buradan mezun olduktan sonra da (1938-1941 yılları arasında) Japon mimar Kunio Maekawa’nın yanında çalışmaya başlamıştır. Bu çalışma yıllarının ardından Tokyo Üniversitesi’ne geri dönmüş ve yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 1946 yılında aynı üniversitede asistan olan Kenzo Tange, yine aynı yıl Tange Laboratuvarı’nı kurmuştur.
1963 yılında Şehir Mühendisliği Bölümü’nde profesörlük ünvanına hak kazanmıştır. Bu başarılı akademik kariyere paralel olarak, 1961 yılında‘’Kenzo Tange & URTEC, Kent Planlamacıları ve Mimarlar’’ adını verdiği bir tasarım ofisinin yönetimini de üstlenmiştir. 1946-74 yılları arasında Tokyo Üniversitesi’nde profesörlük yapan Tange, 1974 yılından sonra da emekliye ayrılmasına karşın aynı üniversitede öğretim görevini sürdürmüştür.1950-60 arasında ABD Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde(MIT), 1972 de ise Harvard Üniversitesi’nde konuk öğretim üyeliğinde bulunmuştur.Washington, Yale, Princeton gibi üniversitelerde de dersler vermiştir. Çok sayıda ulusal ve uluslararası ödül alan Tange (1966 Altın Madalya, 1980 Order of Culture, 1987 Pritzker Mimarlık Ödülü, 1994 Sacred Terasures v.s.) içlerinde Yugoslavya, Tayvan, ABD, İtalya, Cezayir, Suudi Arabistan, İran, Nepel, Suriye, Meksika, Kuveyt, Ürdün ve Katar’ın da bulunduğu çeşitli ülkelerde çeşitli büyük projeler üstlenmiştir. 22 Mart 2005 tarihinde vefat eden Kenzō Tange’nin cenazesi, tasarladığı eserlerin en önemlilerinden olan, Tokyo Katedrali’nde düzenlenen bir törenle toprağa verilmiştir.

TASARIM YAKLAŞIMI
Tange’nin mimarlık eğitimine başladığı 1930’lu yıllarda pek çok ülkede olduğu gibi Japonya’da da ulusal bir mimarlık anlayışı oluşturma çabaları egemendi. Bu ortamda yetişen Tange, ülkesinin teknolojideki ileri düzeyinden de yararlanarak, bir yandan Japon mimarisinin özelliklerini taşırken öte yandan da çağdaş mimarlık ilkelerini içeren tasarımlar ortaya koymuş ve tasarım vizyonunda ilginç bir birleşimin oluşmasına neden olmuştur.
1960’lı yıllardan itibaren ise, bir arayışa girmiş ve yeni strüktür denemelerine yönelerek, hem geleneksel Japon mimarisinin hem de uzun süre etkisinde kaldığı Le Corbusier’in izlerinden kurtulmayı amaçlamıştır. Tange’nin mimari tarzının en temel özellikleri; gelenekle çağdaşlığı birlikte sunması ve teknolojiyle insanın uyumlu birlikteliğini savunmasıdır şeklinde özetlenebilir. Bunu otobiyografisinde şöyle izah eder; “Mimari, öncelikle insan ruhuna hitap eden bir şey olmalı; daha sonra temel formlar, mekan ve dış görünüş devreye girmelidir. Çağımızda yaratıcılık; teknoloji ve insanlığın bir birlikteliği olarak ifade edilir. Geleneklerin asıl rolü, yaratıcılıkta bir katalizör görevi üstlenmeleridir. Finalde kendisini öne çıkarmayan geleneksel çizgiler, yaratıcılığın kesinlikle içerisinde olmalı ama asla yaratıcının kendisi olmamalıdır.”
Kenzo Tange’nin bu felsefesi, tasarladığı hemen hemen bütün projelerde görülebilir. Bu bakış açısı Tange’yi farklı kılan en önemli özelliğidir.
Tange’nin 1960’lardan sonra yöneldiği bir alan da genç kuşak mimarlarınca başlatılan METABOLİZM AKIMI(1950lerin sonunda Japonya ‘daki yeni sosyal gereksinimleri ve hızlı nüfus artışını karşılayabilecek, değişimlere uyum gösterebilecek ve megastrüktür şeklinde öngören mimarlık yaklaşımı) doğrultusundaki çalışmalarıdır. Ahşap strüktürün modernizme uyarlanması anlayışı II.Dünya Savaşı’ndan sonra Tange tarafından yeni bir akım olarak ortaya konmuş ve Japon mimarisine özgü oranların hangi kaynakta aranması gerektiğini sorgulayan ‘’Comon’’ (M.Ö. 5000-300) ‘’Yayoi’’ (M.Ö. 300-400) tartışmasını gündeme getirmiştir. Comon döneminin ürünleri coşkulu ve dışavurumcu bir anlayışı yansıtırken, Yayoi dönemi örnekleri sakin ve dengelidir. Tange önce Yayoi anlayışında kiriş-kolon oranlarına özen göstererek Hiroşima Barış Parkı’nı, Tokyo Eski Belediye Binası’nı ve Kanagava Vilayet Binası’nı tasarlamış, ardından de strüktür uzmanı Yoşikatsu Tsuboi’nin de yardımıyla Tokyo Katedrali ve Tokyo Olimpiyat Salonu’nu Comon anlayışında gerçekleştirmiştir. Modernizmin teknoloji sayesinde iç mekanı olduğu gibi dış biçime aktaran işlevsellik anlayışını Comon sözcüğü çatısı altında toplayan Tange ve öğrencileri (Kikutake, Kurokava, Isozaki) 60 ve 70li yılların en önemli hareketi olan metabolizm akımını hayata geçirmişlerdir. Tange ‘’metabolizm’’sözcüğünü bir teknolojik terim olarak değil ifade tekniği yönüyle kullanmıştır.Tange genel meslek hayatına Japon ve Batı estetik ilkelerini birbiri içinde kaynaştırdığı yalın ve zarif üslubu damgasını vurmuş, bu üslup bütün dünyada büyük beğeni kazanmıştır demek yanlış olmaz.
Tange’in erken dönem çalışmalarını, yapıtlarından çok etkilendiği Le Corbusier’in de etkisinde kalarak oluşturduğu rahatça gözlemlenebilir. “Kapsamlı şehirler”(comprehensive cities) olarak adlandırdığı kent çalışmaları ise, hizmet ve ulaşım sistemlerinin entegre olarak çalıştığı mega strüktürlerden oluşur. Kenzo Tange’in esinlendiği diğer isimler ise Rönesans döneminin büyük ustalarından Italyan Michelangelo ve 20.yy mimarlık dünyasının önemli isimlerinden Alman Mimar Walter Gropius’dur. Bu eşsiz batılı sanatçılarının seçkin tarzlarını, Japon gelenekleri ile ustalıkla harmanlaması, Tange’nin kendi çizgisinin karakteristik özelliğini de oluşturmuştur.

KAZANDIĞI ÖDÜLLER

1966 Altın Madalya, Amerikan Mimarlar Enstitüsü
1980 Order of Culture
1987 Pritzker Mimarlık Ödülü
1994 Sacred Treasures

UYGULANAN PROJELERİ

1955: Hiroşima Barış Anıtı Parkı, Hiroşima, Japonya
1955: St. Mary’s Katedrali (Tokyo Katedrali), Tokyo, Japonya
1957: Eski Tokyo Büyükşehir Belediye Başkanlığı Binası, Yūrakuchō, Tokyo, Japonya
1958: Kagawa Hükümet Binaları, doğu ofisleri, Takamatsu, Kagawa, Japonya
1960: Kurashiki Belediye Meclis Binası, Kurashiki, Okayama
1964: Yoyogi Ulusal Jimnastik Salonu (1964 Tokyo Olimpiyatları için), Tokyo,
1966: 1963 depreminde yerle bir olan Makedonya’nın başkenti Üsküp için şehir master planı, 1970: Expo 1970, Suita, Osaka, Japonya
1977: Sogetsu Kaikan, Aoyama, Tokyo, Japonya
1979: Hanae Mori Binası, Aoyama, Tokyo, Japonya
1982: Yeni Federal Başkent Merkez Bölgesi, Nijerya
1986: Nanyang Teknoloji Üniversitesi, Singapur
1986: OUB Merkezi, Singapur
1987: American Tıp Derneği Merkez Binası, Şikago, Illinois, ABD
1991: Tokyo Büyükşehir Belediye Binası, Shinjuku, Tokyo, Japonya
1992: UOB Plaza, Singapur
1996: Fuji Televizyon Binası, Odaiba, Tokyo, Japonya
1998: Bahreyn Üniversitesi, Sakhir, Bahreyn
1998: WKC Merkezi, Kobe, Hyogo, Japonya
2000: Kagawa Hükümet Binaları, Takamatsu, Kagawa, Japonya
2000: Tokyo Dome Hoteli, Tokyo, Japonya
2003: The Linear – Müstakil Apartmanlar, Singapur
2005: Hwa Chong Vakfı Yatılı Okulu, Singapur

PROJELERİNE YORUM;
TOKYO PLANI

6 Ağustos 1945 tarihinde yerel saat 08:15’i gösterirken, “Little Boy”(Küçük Çocuk) adı verilen atom bombası Hiroşima’da ilk anda 140.000 insanın ölümüne yol açtı. Ölü sayısı sonraki yıllarda da radyasyon etkisini gösterdikçe daha da arttı. Suya ve toprağa yayılan radyasyon ile artan bombanın etkisi, rakamlarla ifade edilemeyecek kadar büyüktü. Öyle ki, söylentiler, uzun yıllar tek bir bitkinin bile Hiroşima’da yetişmeyeceği yönündeydi. Özetle, Hiroşima haritadan silinmişti.
Hiroşima’yı yeniden inşa etmek için açılan yarışma sonucunda proje “Hiroşima Master Planı” ile Kenzo Tange’e verildi.
“II. Dünya Savaşı’nın küllerinden modern Japonya’yı inşa eden mimar” olarak da anılır Kenzo Tange. Modern Japon mimarisinin de onunla başladığı ve bu nedenle Tange’in sadece Hiroşima’yı küllerinden inşa etmekle kalmayarak yeni Japonya’yı da inşa ettiği düşüncesi yaygın bir görüştür bu nedenle.2. Dünya Savaşı’nda atom bombasının atılması ile haritadan silinen Hiroşima’da, bombardıman sırasında yapıların yaklaşık %69’u tamamen yıkılmıştı , %6,6’sı ise ciddi hasar görmüştü. Kent saniyeler içinde tanınamaz hale gelmişti. Bu yüzden mimarımızı çok zorlu bir görev bekliyordu. O da işe Barış Bulvarı ile yani atom bombasının düştüğü yerde konumlanan bir anıt ve müze ile başladı. Yapıtları Hiroşima’ya çağdaş bir görünüm verirken, yaşananların unutulmaması için geçmişten kalan bazı eserleri de planlamaya dahil etti büyük usta. 1955 yılında tamamlanan bu plan, Modern Japon mimarisinin başyapıtı olarak kabul ediliyor.
dergi_form_nisan

dergi_form_nisan

 

BİZON STUDIO

Sahip oldukları farklı marka ve müşteri deneyimlerini bir araya getirerek, piyasanın görsel ve tasarıma dair ihtiyaçlarına fark yaratıcı çözümler sunmayı amaçlıyor. Bunu yanı sıra kişiye ve projeye özel, sanatsal değeri ön planda olan el yapımı işler üretiyor. Yaratıcı, yenilikçi, akademik başarılarıyla ön plana çıkmış kollektif bir oluşum Bizon Studio.
Bizon 2011 in ilk çeyreğinde farklı “Güzel Sanatlar” disiplinlerini bir araya getirerek “Kadıköy-Moda” da doğdu. Sanatçılarının “Seramik, Heykel, Modern Takı” uzmanlıkları sayesinde giderek büyüdü. Bizon, farklı malzeme arayışları, bu arayışlardan çıkan özel ürün tasarımlarının yanı sıra, Fotoğraf, Grafik, Animasyon, İllustrasyon gibi dijital sanat dallarında da hizmet vererek doğadaki yaşamına devam etmektedir.
Bizon, bilinçsiz avlanmaya rağmen çizgi ve samimiyetine güvenerek doğadaki neslini sürdürmek için yeni dostlar ve projelerle birlikte bu listeyi giderek uzatma çabası içerisinde, “Merhaba” diyor..

Modern Takı Tasarımı ve Heykel – Seçil ABDİŞLER
M.Ü Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü mezunu sanatçımız Seçil ABDİŞLER, hazırlamış olduğu koleksiyonlarını kendi elleriyle modellemekte ve sizlerin beğenilerine sunmaktadır. Sanatçımızın şu an sergilemekte olan koleksiyon parçalarını Bizonstudio-Moda’da ve diğer birçok özel butik mağazadan takip edebilirsiniz. Anıt heykel, büst, soyut heykel, ödül heykelciği ve tüm modern – klasik çizgideki çalışmalarımız kurumsal firmalara, özel projelere tasarım ve çözümler üreterek devam etmektedir.

Seramik – Murat Gökçe YILMAZ
Dumlupınar Üniversitesi Seramik Tasarım mezunu sanatçımız Murat Gökçe YILMAZ mimari uygulamalar, modüler seramik, ürün tasarım alanlarında çalışmalarına devam etmektedir. Bizonstudio Moda’da bulunan atölyemizde yapılan tüm çalışma ve tasarım örneklerini inceleyebilir, kendinizin ve firmanız için özel proje ve ihtiyaçlarınız doğrultusunda fikirlerimizi alabilirsiniz.

Enstelasyon
Kendi malzeme disiplinlerinden biraz uzaklaşıp farklı malzemeler farklı denizler keşfetmek, eğlenmek adına yapılan çalışmaların tümüne denir.
dergi_form_nisan

dfot

helismetrofis

 

 

Helis Metro Ofis, Anadolu yakasının yeni gözdesi Kartal’da yükseliyor.

E-5’in üzerinde, metro istasyonuna beş adım mesafede olan Metro Ofiste amaç, son kullanıcıların işlerini kolaylaştırmak, gereksiz alanlardan, masraflardan korumak ve sadece işlerini yürütmeye odaklanmalarını sağlamaktır.

Bir ofiste olması gereken Toplantı Odası, Mutfak, Sekreterya gibi alanlara yer ayırmadan ve bu birimlerde görevli personeli çalıştırmadan projede bu hizmetleri tek noktada çözümlüyoruz. Kullanıcıya sadece işine odaklanmak kalıyor. Bunun yanı sıra sinema düzeninde tasarladığımız seminer salonu ile eğitim, bayi toplantıları gibi organizasyonlarını otellerde değil tasarlattığımız projede çözüm yoluna gittik.

Bu projenin, değerini arttıracağı gibi; yatırımcıların yatırımlarını dönüş hızını da olumlu etkileyecektir.

Projenin, mimarisinden özelliklerine, yönetiminden işletme sistemine kadar olan her aşamasında daha önceden de olduğu gibi Proje Beyaz’dan danışmanlık hizmeti aldık. Helis Yapı olarak aldığımız doğru danışmanlıkla bölgedeki ilk projemizde de yatırımcılarımıza kazandırdığımız değer ve onların talepleri bu projeyi hayata geçirmemize sebep olmuştur.

Helis Yapı olarak Mayıs 2014’te teslim etmeyi planladığımız Helis Metro Ofis Projesi ile Kartal’daki kentsel dönüşüme katkı vermeye devam etmiş oluyoruz.

Her zaman zamanın ilerisinde, yaşayan projeler tasarlamaya devam edeceğiz.

dfot

 

Modern bir marangoz atölyesi:

Detay mobilya babadan oğla miras ahşap sanatı 1960 yılında babam Adil Usta tarafından kurulan ve çuurcumada yer alan detay mobilya zanaatımızla eski, yeni ağaçları dokularını bozmadan tasarlıyor ve üretiyoruz. Baba mesleğini aldığımız eğitim ve yaratıcılık ile devam ettiriyoruz. Klasikten moderne kadar Century tarzını yaptığımız ünitelerle işlemekteyiz.
Bünyemizde torna, oyma, gomalak cila, lake, tik yağı, taş ve metal aksesuarlı siparişlerde yapılmaktadır. Mobilya imalatı yanı sıra Villa ve çiftlik evi gibi projelerde uygulanmaktadır.
Günümüz trendleri arasında yer alan ham ahşap mobilya tasarımlarını yaklaşık 50 senedir bünyemizde bulundurmaktayız. Projeli imalatlar, özel tasarımlar, siparişler, masif ahşap el işçiliği ile şekillendirilmektedir. Eski ağaçlarda (Meşe, ceviz, kestane, çam) orijinal dokuyu koruyarak yada makine perdahından sonra hatları temizleyerek; masa, sehpa, bank, Parke, lambiri, tavan kaplamaları, kapı, büfe, dolap üniteleri, şömine, dış ve iç mekan üniteleri ve aklınıza gelebilecek sizin tasarladığınız hayalinizdeki ağaç üniteleri özenle imal ediyoruz.
Yerli yabancı her türlü ağaç çeşidini bünyemizde bulundurmaktayız. Teknoloji her geçen gün yenilensede detay mobilya olarak el işçiliğinden ödün vermiyoruz,

dfot

 

 

Kristalia, 1994’te lokal girişimciler tarafından iki ortak tutku; tasarım ve caz tutkusunun biraraya getirilmesi vizyonuyla kurulmuş.

Biraraya gelen tasarım ekibi gelenekselliğe bağlı olmayan, estetik ve kaliteli özelliklere sahip çağdaş İtalyan stilinden etkiler taşıyan ürünleri meraklılarına sundu.

En başından beri Kristalia yenilikçi projelere özel ilgi göstermiştir. Moda ve spor alanlarında kullanılan malzemeleri tasarımlarına adapte etmiş, teknik çözümlerle deneysel çalışmalara imza atmışlardır.

1995 sonbaharında Kristalia, sektöre ilk kataloğunu tanıtmıştır. Bu ilk koleksiyonda, orta ekonomik düzeyde ve satın aldıkları mobilyalarda çağdaşlık, stil ve detayları ayırdedebilen orta yaş tüketicileri hedef kitlesi olarak belirlemişlerdir.

90’ların sonundan itibaren, belirli bir şirket organizasyonunun oluşmasıyla birlikte, yeni bir yol arayışı içine girerler.

Bugün, Kristalia koleksiyonlarında yer alan tasarımların dikkat çeken temel özellikleri, genç yaş gruplarının günlük yaşam ihtiyaçlarına yönelik ve ergonomik ürünlerden oluşmasıdır.

Günümüzde halen Kristalia, gelişime çok açık ve çok motive bir ekip tarafından yönetilmeye devam ediyor. Şirket yönetimi ellerine geçen ve oluşturdukları tüm analiz ve stratejileri tüm çalışanlarla paylaşmaya büyük özen gösteriyor. Bu sayede de her zaman peşinde oldukları takım ruhunun coşkulu, özverili ve mücadeleci enerjisini en tepeden en alt kademeye kadar tüm organizasyonda yaşatıyorlar.