özkan bulut

dfoit_mayis

 

ORTAKÖY DOSYASI

 

Ortaköy, günümüzde hem kentliler hem de yerli yabancı turistler için İstanbul’daki cazibe ve çekim merkezlerinden biridir. Hem tarihi yapıları hem de gece gündüz tüm gün yaşayan, capcanlı bir semt olması bu cazibenin de  kaynağıdır. Ortaköy, özellikle sahil tarafındaki mekanları ile tüm gün canlı ve hareketli bir semt.Tarihi yapıların yanı sıra sahilde ve ara sokaklarda yer alan çay bahçeleri, kafeler, restoranlar, barlar, mağazalar, hediyelik eşya dükkanları ve alış veriş tezgahları semtte görmenizi tavsiye ettiğimiz yerler. Ortaköy’de görülmesi gereken tarihi yapıların başında elbette Ortaköy Camii geliyor. 1853 yılında Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan cami Barok üsluba sahiptir ve Boğaz’da eşsiz bir konumda yer almaktadır. Ortaköy’ün simgesi haline gelmiş olan Ortaköy Camii mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında gelir.

 

dfoit_mayis

dfoit_mayis
Yahya Efendi Turbesi

 

Şeyh Yahya Efendi türbesi, Çırağan Sarayının karşısında Yahya Efendi yokuşunda yer alır. 1500’ lerin başlarında Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Mimar Sinan tarafından inşa edildiği bilenmektedir. bir yapıttır. Yahya Efendi’nin Kanuni Sultan Süleyman’ın süt kardeşi olduğu ve hayatında çok önemli bir rol oynadığı bilinmektedir.Şeyh Yahya Efendi, ilköğrenimini Trabzon’da Müftü Ali Çelebi’den almış, daha sonra İstanbul’a gelerek Zenbilli Ali Efendi tarafından eğitim görmüştür. Uzun yıllar Cambaziye Medresesi’nde müderrislik yaptıktan sonra inzivaya çekilmiş ve Beşiktaş’a yerleşmiştir. Bu inzivasının sebebinin Şehzade Mustafa’nın öldürülmesinin ardından, Kanuni Sultan Süleyman’la ters düşmesi olduğu yaygın bir kanıdır. Bu uzaklaşma kararına bağlı olarak, bugün türbe ve mezarlığının bulunduğu yerde kendisine bir ev, yanına bir mescit, küçük bir medrese, hamam ve çeşme yaptırmıştır.

Halkın çok sevip saydığı bir şahsiyet olarak bilinen Şeyh Yahya Efendi’nin Türbesi, zaman içerisinde sıklıkla ziyaret edilen bir yer olmuştur. özellikle denizciler, her seferden döndüklerinde  türbeyi ziyaret etmeyi adet haline gelmişlerdir. Türbe, kare planlı, ahşap bir yapıdır. Türbenin ahşap bir koridora açılan kapısı doğu yönündedir, bu kapının her iki yanında iki katlı birer pencere yer almaktadır. Türbenin tüm duvarlarında da ikişer pencere bulunmaktadır. Bu doğramalardan özellikle doğu ve batı yer alanlarında yapıldığı dönemin üslubuna uygun klasik özellik rahatlıkla fark edilir. Diğer doğramalar ne yazık ki zaman içerisinde yapılan onarımlar sonucunda bu özellikleri kaybetmişlerdir. Türbenin üzeri basık bağdadi bir kubbe ile örtülüdür ve bu kubbe ahşap bir çatının altına gizlenmiştir. Bu kubbenin bu şekli, Pertevniyal Valide Sultan tarafından yaptırılan tadilat sırasında aldığı bilinmektedir. Bunun yanı sıra türbe Sultan II. Mahmut (1808–1839), Sultan II. Abdülhamid (1876–1909) dönemlerinde de çeşitli yenilenmeler geçirmiştir.

Türbenin içerisi devrine uygun kalem işleri ile bezelidir. Türbe içerisinde on bir sanduka bulunmaktadır, bunların çevresine sedef kakmalı korkuluklar ile sınır çizilmiştir. Buralarda Şeyh Yahya Efendi’nin yanı sıra, Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Raziye Sultan, oğlu İbrahim Efendi, annesi Afife Hatun, Sultan II. Abdülhamid’in kızı Hatice Sultan ve oğlu Bedreddin Efendi, Şeyh Mehmet Nuri Şemseddin Efendi, Şeyh Hasan Efendi, Şeyh Yahya Efendi’inin küçük oğlu Şeyh Ali Efendi, Derviş Ali, Yahya Efendi’nin eşi Şerife Hatun’un mezarları bulunmaktadır.

Ayrıca türbe girişinde ve dışarısında Şeyh Yahya Efendi’nin torunlarına, saray ve haneden mensuplarına, devrin önde gelen kişilerine, türbedarlara ve müritlere ait mezarlar bulunmaktadır. Günümüzde türbe İstanbul Türbeler Müdürlüğü’nün yönetiminde olup, ziyarete açıktır. Her gün birçok kişi tarafından ziyaret edilen türbe, yoğun mistik atmosferi, muhteşem manzarası ve tarihi değeriyle Beşiktaş’tan Ortaköy’e uzanan sahil şeridinin en önemli değerlerinden biridir. İstanbul Boğazı’nın dört manevi bekçisinden birisi olduğuna inanılan Yahya Efendiye Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdayi, Beykoz’da Yuşâ Peygamber, Sarıyer’de Telli Baba eşlik eder.
dfoit_mayis

dfoit_mayis

 

Çölün ortasında bir vaha hayal edenlere, hayallerinin çok ötesinde avant gard bir dünya…

 

The Parker Palm Springs California’da 2004 yılının Ekim ayında hizmete açılmış. Oldukça geniş bir yeşil alana yayılmış olan kompleksin standart, bahçe ve deluxe odalarıyla toplamda 144 odası mevcut. Ayrıca iki yatak odalı oturma ve yemek odası bulunan Gene Autry’nin evi ve 12 özel villa da aynı arazide konumlanmış durumda. Ziyaretçilerini ikonlaşmış tasarımlarla, yemyeşil doğasıyla, birbirinden gösterişli sanat eserleriyle ve coğrafyanın vaad ettiği sonsuz huzurla kucaklayan mekan, kurulduğu günen beri bölgeyi ziyaret edenlerin ilgi odağı olmuş.

3 farklı içerikteki restoranları, görkemli barı, tenis kortları, golf sahası, spa, havuz ve çok çeşitli peyzajlarla ihtişamlı bahçeleri ile Parker Palm Springs Amerikanın yaşayan kültürünün tipik bir temsilcisi. Odalarının ve bu saydığımız ortak alanların dışında, göz alabildiğince uzanan yemyeşil bahçesi ile tesis, konuklarına hamaklar, bitki çeşitliliği ile muhteşem bir keyif alanı vadediyor.

Parker Palm Springs’ın genel dekorasyon seçimlerinde bir zamanın ötesine geçme, rahatlık ve konforun yanı sıra şaşırtma ve akılda kalma eğilimi seziyorsunuz. Mekanlarında geniş olmasının verdiği rahatlıkla büyük mobilyalar gösterişli aksesuarlar birbirini boğmadan ve insana fazla gelmeden, cömertçe kullanılabilmiş orelin genelinde. Amerikan kültüründe derin izler bırakmış birçok tasarıma rastlıyoruz odaları yakından incelediğimizde.

İç tasarımı Jonathan Adler’e ait olan otelin, zaman içerisinde birçok ünlü konuğu da ağırladığı biliniyor.

Robert Downey Jr. da bunlardan biri.

Tüm ortak alanlarıyla tam 10000m2’lik alana yayılmış olan otel 5 yıldızlı restoranları aracılığıyla, couture mutfak deneyimi sunuyor misafirlerine. Başka yerde tatmadığınız hatta duymadığınız birçok lezzeti bu özel atmosferde tecrübe etmeniz mümkün oluyor böylece. Menüde ıstakozu ve havyarlı omlet dahi bulunuyor gerisini siz düşünün.

Bu oteldeki ana amaç, günümüz şehir hayatının koşuşturmacasından, teknolojinin ve modern hayatın burnumuza dayadığı gelişmiş toplum kaygı ve kirliklerinden çok uzakta zamansız bir mekan yaratmak olmuş. Bu amacı da rafine ve fazlaya kaçmayan bir lüks içerisinde konuklarına sağlayarak onları biraz şımartıp hafifletmeyi amaçlıyorlar, sonuç olarak bunu çok iyi başardıklarını da gözlemliyoruz kolayca.

Kırmızının ve tonlarının beyazla ve toprak renkleriyle ustaca harmanlanadığı dekorasyon tercihleri de hep bu hizmet etmek amaçlı kurgulanmış demek çok da yanlış olmaz. Klasik tarzdan zaman zaman avantgarde stile kayan bir çizgide hazırlanmış iç dekorasyon insanı kendisine çekmekle kalmıyor, kendisi dışındaki tüm gerçekliği de ziyaretçilerinin hafızasından silmeyi başarıyor açıkçası.

Hamak keyiflerinden, restoranına, içkinizi yudumlarken rahatlayacağınız spasından, golf sahalarına kadar herşeyin ziyaretçilerin konforu ve hoşça vakit geçirmesi için planlandığı bu komplekste insan kendisini Alice Harikalar Diyarındaki Alice gibi hissediyor, bundan emin olabilirsiniz.

 

dfoit_mayis

 

dfoit_mayis

 

Yediklerimiz daha önemli olmamıştı.

Mellow’un fikir sahipleri Ze ve Caterina,  yaptıkları araştırmalar sonucunda, evlerde taze pişen yemek miktarında son on yılda ciddi bir düşüş yaşandığını gözlemlemişler. Gerçekte insanların ev yemeklerini, zararlı fast-food’a tercih ettiklerini söylüyorlar.

Ze ve Catherine bu konuda teknolojinin insanlara daha fazla yardımcı olması gerektiğini düşünüyorlar. Mevcut tarif uygulamaları ve kalori sayaçları, insanların günlük hayatta tükettikleri yiyeceklerin şeker ve tuz yükünü sağlıklı bir şekilde ayıramadıkları belirtiyorlar.  Pratiklik konusunda dikkat çeken Mellow ekibi, örnek olarak dondulurlmuş pizzanın, mikrodalga fırına koyulduktan 10 dakika sonra yemek için hazır olmasının pratikliğinin, tüketmemiz gereken sağlıklı yiyeceklerde de olması gerektiğini savunuyorlar.

PEKİ, NEDİR BU MELLOW?

 

Dünyanin İlk Akıllı Sous-Vide Makinası

– Mellow, tezgahınızda ve telefonunuzda bir şef yaratmayı amaçlıyor.
– Yemeklerinizi Sous-Vide tekniğiyle pişirerek, hassas sıcaklıklarda yemeklerinizin eşsiz bir tat kazanmasını sağlıyor.
– Mellow’da hiçbir düğme veya kontrol ekranı bulunmuyor, tamamen iPhone ve Android cihazlarınıza yüklemiş olduğunuz özel uygulaması ile kontrol ediliyor.
– Mellow’un içinde aynı zamanda küçük bir soğutucu var, böylece yemekleriniz pişeceği ana kadar tazeliğini koruyor.
– Belli bir süre sonrasında Mellow tercihlerinizden ağız tadınıza uygun pişirme süreleri ve sıcaklıklarını öğreniyor.

 

Sous-vide ne demek?

Fransızca bir terim olup, gıdaların vakumlanmış torbalar içersinde ve düşük sıcaklıkta ısı uygulanarak yapılan bir pişirme tekniğidir.

Sous Vide, olağanüstü lezzetler yakalamanıza izin veren ve bugüne dek tarihte hiçbir pişirme tekniğinin sağlayamayacağı besin, lezzet ve sunum yararları sağlayan sıradışı, çarpıcı bir tekniktir.

HAYATINIZA HEMEN ADAPTE EDEBİLECEĞİNİZ BİR UYGULAMA

HER SANİYE TAKİPTE OLUN
Nerede olursanız olun, telefonunuzla neler olduğunu kesin sayılar ve grafiklerle öğrenebilirsiniz

KENDİ TEKNİĞİNİZİ UYGULAYIN
Diğer cihazlar gibi kendi sıcaklık ve pişirme sürelerini ayarlayabilirsiniz.

AĞIZ TADINIZI ÖĞRETİN
Mellow geri bildirimleriniz sayesinde kendini geliştirir. eşsiz damak tadınızı zamanla anlar ve yemekleriniz her zamankinden daha leziz pişirir.

 

dfoit_mayis

dfoit_mayis

 

BÜYÜK

HAYALLER iÇiN…

 

Liliput Kids,  çocuklara hayaller kurabilecekleri, kendilerine ve kendilerini ait hissedebilecekleri, sorumluluk duygusunu huzur içinde yaşayabilecekleri bir dünya kurmak amacıyla yola çıkan yepyeni, sımsıcak bir marka. Adından da anlayacağınız üzere, çocuklar için boy boy, çeşit çeşit rengarenk oyun evleri üretiyorlar. Gülümseyen mutlu çocuklar ve onları keyifle, huzur içinde izleyen ebeveynler hayal ettiklerini belirtiyorlar işe  başlarken.

Firmanın kurucusu Işıl Kırmiç; “Bu hayalimizi gerçekleştirirken çocuk güvenliği, kalite ve farklılığı misyon edindik kendimize. Uzman önerileriyle 2-15 yaş gruplarındaki çocuklar için alternatifli oyun alanları geliştirdik ve her geçen gün ürün gamımızı genişletmeyi, kendimizi yenilemeyi hedefledik.”

Ürün yelpazeleri içerisinde hem outdoor hem ev içi oyun evleri mevcut. Çocuğunuza hayal gücünü geliştirecek bir oyun alanı sunmak istediğinizde www.liliputkids.com adresindeki formu doldurmanız yeterli. Bahçe, teras, balkon, salon ve çocuk odanız için dilediğiniz oyun evini seçebilir böylece çocuklarınıza yaratıcılıklarını geliştirmek için tam da ihtiyaçları olan şeyi yani sadece kendilerine ait olacak ve özgür olacakları bir alan sağlamış olacaksınız. Markanın bahçe ve teras için hazırladıklarını oyun evleri gönüllerinizi hemen kazanacak ondan eminiz, hele de dış alan kullanımlarımızın hızla yaygınlaştığı yılın bu döneminde.

Ama açık alanı olmayan ebebeynlerimiz üzülmesinler onlar için de ev içi kullanıma uygun oyun evleri de mevcut Liliput Kids’te. Farklı zevklere, farklı cinsiyetteli ve yaştaki çocukların farklı zevk ve ihtiyaçlarına cevay vermeyi amaçlayan marka oldukça zengin bir ürün seçeneğiyle karşımızda üstelik.Çocukların ruhsal gelişimleri için çok önemli olduğu uzmanlar tarafından onaylanan oyun evlerinin sizlerin de bildiği çocuk açısından birçok faydası söz konusu.

Çocuğun aidiyet duygusunu güçlendiren, kendisine ait yaşam alanı algısının olgunlaşmasına faydası olan, yaratıcılık ve sorumluluk alabilme gibi yetkinliklerinin gelişmesine katkıda bulunan oyun evlerinde, en önemli bir diğer konuya, güvenlik konusuna değinelim biraz da. Liliput Kids oyun evlerin de kullanılan tüm ürünlerdeki tüm detaylar ve kullanılan malzemeler çocuk sağlığı esas alınarak belirleniyor diyerek girelim öncelikler konuya. Dış mekan oyun evlerinde malzeme olarak karkasta masif çam, duvarlar ve zeminlerde ahşap, pencerelerde ise ahşap çerçeveli pleksi glass kullanılıyor. İç mekan oyun evlerinde ise tek malzeme tercih edilmiş: kontraplak /mdf.

Liliput Kids oyun evleri için mevcut olan birbirinden farklı onlarca renk seçeneği için kullanılan boyalar çocuk sağlığı ve güvenliği esas alarak belirlenmiş. Tüm boyalar %100 su bazlı, bebek-çocuk kullanımına uygun olarak seçilmiş.

Evleri gördüğünüzde siz de çocuk olmak istediniz değil mi yeniden? İtiraf edin! Bu da markanın çok iyi yerlere geleceğinin en güzel göstergesi aslında. Çocukları için bir sonraki ev alışverişlerinin ne olduğuna kara verenler oldu bile aranızda farkındayız…

dfoit_mayis

dfoit_mayis

 

TARİHİN KUCAĞINDA BÜYÜLÜ BİR ATMOSFER:

THE MARMARA ESMA SULTAN

Adını 32. Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz’in kızı Esma Sultan’dan alan yalı, tarih içinde birçok olaya ve kişiye tanıklık etmiş…Sultan Abdülaziz’in kızı Esma Sultan, 1873 yılında Dolmabahçe Sarayı’nda dünyaya gelmiş. 3 yaşındayken babası tahttan indirilen Esma Sultan, yetiştirilmek üzere Abdülhamit’in Yıldız Sarayı Haremi’ne alınmış. 16 yaşına geldiğinde zamanın önemli devlet adamlarından Çerkes Mehmet Paşa’yla evlendirilmiş ve Ortaköy Camii’nin yanında bulunan yalı Esma Sultan’a düğün hediyesi olarak kendisine verilmiş.

Esma Sultan’ın ölümü üzerine, II. Abdülhamit yalıyı 1899 yılında kızı Cemile Sultan’a vermiş. Cemile Sultan öldükten sonra ise kızı Fatma Hanım Sultan’a kalan yalı, 1915 yılında Osmanlı saray hanedanının mülkiyetinden çıkmış. 1918 yılından itibaren Rum okulu, 1922 yılından sonra da tütün deposu olarak kullanılmış. 1950’lerde ise birkaç defa alınıp satılmış sırasıyla marangozhane ve depo olarak kullanılmıştır. Bina 1975 yılında büyük bir yangın geçirmiştir.

The Marmara Collection, 90’lı yılların başlarında Esma Sultan Yalısı’nı satın almış ve orijinal planına sadık kalarak binaya yeni bir kültürel kimlik kazandırmıştır. Bu çalışma kapsamında 2001 yılında Philip Robert’in projesi doğrultusunda cam ve çelik kullanılarak binanın içi yeniden yapılmıştır ve o tarihten beri yalı, yılın tamamında açık olacak şekilde hizmet vermeye başlamıştır.

Boğaz’ın kıyısı Ortaköy’de, tarihin izlerini taşıyan The Marmara Esma Sultan, eşsiz manzarası, yemyeşil bahçesi, farklı iç mekanı, The Marmara’nın muhteşem lezzetleri ve hizmet kalitesiyle kusursuz organizasyonlara ev sahipliği yapıyor… Ve gururla İstanbul Boğazının siluetine gizemli bir hava katmayı sürdürüyor.

Esma Sultan Yalısı, The Marmara Collection tarafından tarihi dokusu zarar görmeden adeta yeniden hayata döndürüldü. Turizm alanında dünyanın “en iyilerine” verilen “Five Star Diamond Award” sahibi olmanın tüm ayrıcalığını hissettiren The Marmara Esma Sultan, 2001 yılından bu yana davet, konser, şirket yemeği, toplantı, organizasyon, düğün gibi etkinlikler için özellikle tercih edilen, seçkin bir mekan olarak misafirlerini ağırlıyor…
dfoit_mayis

dfoit_mayis
NAZZ CAKES & BAKES

Herkesin tatlı bir kaçamağa ihtiyacı vardır…
Bu ay Bast Home’a, Marmara Güzel Sanatlar Seramik Bölümü mezunu, tasarım meraklısı Nazlıhan Akçay’ın, 2 sene önce açtığı “Nazz Cakes&Bakes“ takıldı.
On yıl kadar özel sektörde kurumsal satış yöneticiliği yapmış olan Nazlıhan Akçay, 2005’te işten ayrılıp yiyecek içecek sektörüne yönelmek amacıyla MSA’nın sertifika programını bitirmiş. Önceden sadece yakın çevresi için hazırladığı pastaları, daha sonra özel bir kulüp için hazırladığı süreçte profesyonelleşme yolundaki ilk adımını atmış. O sıralarda çiçeği burnunda bir anne adayı olduğundan, sektöre 2 yıl kadar ara vermek zorunda kalmış. Üretmekten fazla ayrı kalamayan Nazlıhan hanımın kızına hazırladığı pastalar ve okuldaki etkinlikler için yaptığı tasarım pastaları gören veliler, ciddi bir talep oluşturmuş. Çevresinden gelen teşvik ve destek ile hayallerindeki dükkanı açmaya karar vermiş Nazlıhan hanım.
‘Nazz Cakes&Bakes‘ adı altında açtığı Göztepe’deki ufak ama bir o kadar samimi olan dükkanın dekorasyonu da kendisine ait.
Nazlıhan hanım siparişle çalıştığını özellikle belirtiyor. Ancak büyük ve temalı tasarım gerektiren isteyen siparişlerin, önceden sipariş sahibi ile beraber kararlaştırılması sonucunda, son derece güzel işlerin çıktığını biz katalog sayfalarından ve etrafımızdaki maketlerden de görmüş olduk.
Farklı çeşit ve zenginlikte bu özel tasarım pastaları daha detaylı incelemek isterseniz www.nazzcake.com ve www.facebook.com/nazzcakespastatasarim sayfalarından ulaşabilirsiniz. Aynı zamanda; nazlihan.deniz@gmail.com adresinden de fikirlerinizi ve siparişlerinizi paylaşabilirsiniz.
dfoit_mayis

dfoit_mayis

 

Anadolu’nun yaratıcı ruhunu dile getiren marka “Lalay”

Çağımızda tüketim çılgınlığının arkasına takılmış giderken, tüketim temasının dahi artık tüketildiği bir döneme giriyoruz ki bunun bir anlamda hepimiz için güzel bir haber olduğu kanısındayım. Bu vizyonla artık peşi sıra mükemmel tekdüzelik ve hatasızlık ile çoğaltılan değil, insan emeğinin yansıdığı  kişisel göz, el ayarı, beyin gücü ve yaratıcılığa odaklı, biri birine benzerlik göstermeyen, arkasında güçlü hikayeleri olan ürünlere taleplerin yükseldiğini görüyoruz.

Doğadan ve doğallıktan uzak yaşayan biz “Modern Şehir” insanları için değeri olan ürünler ise sadece satın alınan ve bir süre sonra kolayca atılanlar değil, evimizde gururla ve keyifle kullanacağımız, sevgimizi ve beğenilerimizi bedenimize saygımızı yansıtan kişisel eşyalarımız ola gelmekte. Eğer siz de bu farkındalık ile geleneksel el sanatlarını ve yöresel yetenekleri desteklemekten büyük keyif alanlardansanız sosyal sorumluluk projesi olarak bir çok atılımları bulunan Lalay markasını ve felsefesini çok beğeneceksiniz, hatta Anadolu’ nun yaratıcı ruhunu yansıtan bu marka da hiç kuşkusuz kendinizden bir şeyler bulacaksınız.

2006 senesinde Figen Subaşı Westerhoff tarafından sadece 2 tezgah ile Denizli’nin Babadağ kasabasında küçük çapta üretime başlayan Lalay, yurtdışına da geleneksel el sanatları yöntemlerinden yola çıkılarak dokuma tezgahlarında üretilen, günlük yaşamımızda pratik olarak kullanılabilecek ürünleri ile yoğun talep görmeye başlamış. Bu ilgi bölgede yok olmak üzere olan tekstil üretim geleneklerinin yeniden canlanmasına yardımcı olmuş. Proje sayesinde daha çok 50-55 yaş grubunda konunun ehli olan ustalar arkalarından gelen jenerasyona bilgi aktararak bu geleneksel üretim tekniklerini gençlere öğretme imkanı bulmuşlar. Bugün ise üretim yapılan el tezgah sayısı 16’ya yükselmiş.

Bunların arasında Sümerbank’ın geçmişte kullandığı tarihi tezgahlar da yerini almış. Ancak, marka sahibi Figen Hanım’ın röportajımız sırasında paylaştığı hikayesinde acıklı bir kısmı var ki o da son dönemde artan fabrikalaşma sonucunda Denizli bölgesindeki halkın  ümitsizliğe düşerek  evlerindeki ahşap el tezgahlarını yakmış olmaları. Ancak, tüm bu olumsuzluklar Lalay’ın girişimcilik gayretleri ile  yeniden yerel el sanatlarına karşı umutların filizlenmesi ile son bulmuş. Yeni tasarımlar ile renklendirilmiş, çeşitlendirilmiş ürünler gündeme gelerek  Lalay’ın koleksiyonu zenginleştirilmiş ve özellikle yurt dışından yoğun talep almış. Bu durum Lalay projeleri sayesinde bölgede eğitim alan genç yetenekler için büyük bir motivasyon kaynağı olmuş.

Ürünlerini %100 pamuk, keten ve ipekten üreten Lalay markası Denizli bölgesine has peştamal, peşhir havlu bornozların yanında yatak çarşafları, saf zeytin yağından sabunlar, Antep bölgesinden tamamı el işçiliği ile üretilmiş birbirinden orijinal bakır ev dekorasyon ürünleri ve Tokat’a has tahta kalıplarla yapılmış el basmalı ürünlere koleksiyonunda yer veriyor. Marka aynı zamanda Anadolu’ nun birbirinden güzel yöresel kilim ve halıları da markasında satışa sunuyor.

Çoğu Avrupa’ya ihraç edilen ürünler 2006 senesinden bu yana  her yıl Paris’te yapılan Maison&Objet fuarında el sanatına ve kaliteli üretime önem veren alıcılar ile buluşuyor. Dünyanın dört bir yanına ihracat yapan Lalay, el emeğine özelikle saygı gösteren Uzakdoğulu müşteriler tarafından da büyük ilgi ile karşılanıyor. Markanın sahibi Figen Subaşı Westerhoff’un yüksek enerjisi ve hayalleri ile Anadolu’ nun yaratıcılık ve el yeteneğini konusunda sahip olduğu potansiyeli en güzel şekli ile tüm dünyaya duyurmaya devam edeceği aşikar.

Benzer vizyona sahip kişilerin birleşip Anadolu’yu tüm dünyada geleneksel sanatlar konusunda lider pozisyona yükselteceği, ama hepsinden önemlisi bölgesinden çok da uzaklaşmayı istemeyen insanlarını tıpkı geçmişte olduğu gibi işlerini zevkle yürütmelerine, gelirlerini sağlarken aynı zamanda ruhlarını da besleyebilecekleri meşgalelerine tekrar kavuşmalarına destek verecekleri, Anadolu’ muzun saf, güzel ve estetik vizyona sahip insanlarını yeniden hayata kazandırmayı sağlayacak girişimleri sanırım ülkemiz için üzerinde çalışılabilecek en anlamlı projeler arasında olurdu.

Bu hayal ile yolunda hızla yürüyenleri, tıpkı Figen Subaşı Westerhoff gibi kişisel hayallerini markaları aracılığı ile aksiyona dönüştüren ve sesini yükseltenleri hayranlıkla selamlıyorum.

 

dfoit_mayis

dfoit_mayis
MUXXİ

2 eski dost,kendi yarattıkları özel tasarım takı ve aksesuarları tek bir çatı altında toplamak adına Muxxi’yi 2013 yılında kurdu. Feryal Hendekli ve ortağı için mağazanın konumu  çok önemli bir konu olduğundan içlerine sinen, aynı zamanda da tasarımlarını da yansıtan ayrıcalıklı bir yer olması konusunda titiz bir araştırma süreci geçirmişler. Sonunda Ortaköy’de tarihi kilisenin çan kulesi altında yer alan bu ufacık mekanı görünce hayallerindeki yeri bulmuşlar. Bu tarihi mekanın dokusuna fazla müdahale edilmeden ve olabildiğince doğal hali korunarak oluşturulan detaylar da tamamen kendilerine ait.

2013 Aralık’ta açılmalarına rağmen Muxxi, özel tasarım ürünlerinden oluşan koleksiyonunu ve müşteri portföyünü şimdiden oturtmaya başlamış bile. Mağazada kadın, erkek, unisex olmak üzere her biri elde özel olarak tasarlanan takı ve aksesuarlar yer almakta.

Yarı değerli taşlar, gümüş, pirinç, metal ve bronzla ile bezenmiş bu özel ürün kombinasyonlarla kişilerin sevdiklerine hediye alabilecekleri bir mekan yaratmak istenilmiş. Yarattıkça ortaya çıkan enerji, dostlarının onlara verdiği destek ve güç ile birleşince yakalanan sinerji daha yaratıcı olmalarını motive olmalarını sağlıyor.
http://www.muxxi.com.tr/ adresinden de ürünlere ulaşabilirsiniz.
dfoit_mayis

dfoit_mayis

Laboratuvar Tasarım Stüdyosu 2010 yılında Ceren ve Fatih Başgöze tarafindan İstanbul Beyoğlu’nda kurulmuştur. O günden bugüne de çalışmalarını sürdürmektedirler.

Yaptıkları işler; iç mekan tasarımı ve uygulaması; mimarlık ve mobilya-ürün tasarımı olarak özetlenebilir. İç mekan olarak proje ve uygulamaların başında daha çok butik oteller; rezidans ve daireler; cafeler geliyor. Bunun dışında butik olarak tek mekan da çalışıyorlar. Genelde İstanbul da konumlanan projelerini işlerini yurt dışında Paris, Bahreyn, Hamburg gibi bazı şehirlerde yaptıkları butik ve özel işlerle destekliyorlar.

Showroomları ise Tophane Beyoğlu’nda , burada tasarım ürünlerinin bir kısmını sergiliyorlar ve satışını gerçekleştiriyorlar.

Hem iç mekan projelerinde hem de yaptıkları mobilya-ürün tasarımlarında çeşitli malzemeleri bir arada kullanmayı tercih ediyorlar. Çeşitli malzemelerin biraraya gelişindeki ahenk ve armoni tasarımlarının çıkış noktası. Genelde modern bir çizgiye sahipler var ama bazı noktalarda tarihsel öğeleri de kullanmayı seviyorlar.

2012-2013 yıllarında oluşturdukları RÖNESANS isimli koleksiyonunda çeşitli antik ve tarihi değeri olan mobilyaları yaptıkları tasarımların bir parçası olarak kullanmayı tercihe ettikleri gözlemleniyor. Bu sayede tarihi yapım teknikleri ile çağdaş yöntemle bir arada kullanılmış oluyor. Çıkan tasarım bir nevi eski ve yeninin birleşimi halini alıyor. Bu kolleksiyonun bir diğer amacı ise eskiyi olabildiği ikincil ham madde olarak tasarımlara katarak yok olmaktan kurtarmak; tabi çağdaş yöntemlerden de yararlanarak. Burada önemli nokta şu: ne eski yeninin önüne geçiyor nede yeni eskiyi gölgede bırakıyor. Estetik bir denge oluşuyor iki uç arasında.

Bu koleksiyondan bir kaç parça Ocak 2014te Maison&Objet Paris fuarında Talents Ala Carte bölümünde sergilenmeye layık görüldü ve hem yabancı basın hem de profesyoneller tarafından oldukça ilgi gördü.

RÖNESANS

isimli limited koleksiyonu dışında da kendi tasarım dilleri ile meydana getirdikleri modern tasarımlarla da  kişiye özel ürünler tasarlamayı sürdürüyorlar.

 

dfoit_mayis