objeler

dfot

Sizler de bize katılacaksınız. Bohem ve eklektik kavramları yan yana gelince bir stilden, bir dekorasyon biçiminden çok daha fazlası canlanıyor gözümüzde. Dekorasyonla evlerimizde hayat bulan bu tarzların altında derin bir felsefe, bir duruş, bir dünya görüşü yatıyor. Trish Bygott ve Nathan Crotty’e ve ailelerine ait olan Avustralya’da Perth’de konumlanan bu evde de aynı durum söz konusu. Burayı aslında “ev“ diye de sınırlandırmak doğru değil. Burası için, içerisine 1950 model bir otobüsün ve 1970 model bir karavanın da büyük bir ustalıkla entegre edildiği bir  “yaşam alanı” tanımını kullanmak daha doğru olacak sanırız.

Trish ve Nathan burada çocukları kedileri, köpekleri, çeşitli bitkileri, farklı tarzdaki tasarım objeleri ile inandıkları yaşam biçimine uygun özgün bir hayat sürüyorlar.

Evin mutfağından başlayacak olursa oldukça standart beyaz dolapların verdiği etki dev bir doğal ahşap masayla ve farklı tarzdaki tabure ve sandalyelerle altüst edilmiş demek yanlış olmaz. Aksesuarlardaki renkli detaylar ve ev sahibemize ait kapı resmi, olayı kendi içinde farklı boyutlara taşımaya yetmiş. Siz ne dersiniz? Bahçedeki Austin marka 1970 beyaz model otobüs, bahçedeki oturma düzenine ve peyzaja, çarpıcı ve uzlaşmasız bir estetik bakış açısı kazandırmış. Bohem ruh, bahçenin dört bir köşesine hakim duyguyu tanımlayacak en doğru kelime. Trish ve Nathan, daha ilk görüşlerinde birbirlerine aşık olan ve daha önceki evliliklerine ait 6 çocukla bu evde yaşamaya karar verdiklerinde ev sadece bir odalıymış. Karavanın, otobüsün ve farklı odaların dahil edilmesiyle, bugün hepsinin tüm ihtiyaçlarına cevap veren özgür ve özgün bir ev ortaya çıkmış. Sonuçtan tüm aile fertleri çok memnun. Biz de gördüklerimizden çok memnun kaldık. Etnik ev tekstilini, el yapımı objelerin, geri dönüşüm hikayelerinin, sanatsal değeri olan her türlü yaratıcı faaliyetin ve doğallığın her fırsatta öne çıkarıldığı ev, sadece ilham verici değil, aynı zamanda mistik ve büyüleyici atmosferiyle bizi çoktan etkisi altına aldı bile.

dfot

 

Burgazada

İstanbul adalarının en mütevazısı Burgazada, martı seslerinin yankılandığı sokakları, yazarlara ilham veren kırları ve zarif köşkleriyle huzurlu bir liman arayanları bekliyor…

Burgazada’da

Huzur ve renk

Diğer adalara nazaran daha az bilinen ve tercih edilen Burgaz’ın sakinliği, doğallığı ve eşsiz manzarası bir başkadır. Adaya ayak bastığınızda size en sıcak karşılamayı önce martılar ve kediler yapar. Sonrasında ise iskele meydanında mezeleri ile meşhur restoranlar muazzam kokularıyla aklınızı başınızdan alır.

 

Adayı gezdikten ve yorgunluk sarhoşu olduktan sonra da Ada’nın en meşhur dondurmacısı ile günü büyük bir keyifle noktalayabilirsiniz. Geri dönmek için hazırlanmaya başladığınızda ise içiniz burkulur ve bu huzuru hiç terk etmek istemezsiniz. Bahar Mahmure Derviş ise bu terk etme duygusunu bir daha yaşamamak üzere yıllar önce buraya yerleşip, adayı sindire sindire yaşamaya karar verenler arasında.

Hayatını dolu dolu yaşayan, her dakikasının kıymetini bilen huzur dolu ve inanılmaz hikayeler biriktiren Bahar Derviş Hanım evinin kapılarını Bast Home için açtı. Evin yolunu tutuyoruz ve bir kez daha Burgazada’ya aşık oluyoruz. İnanılmaz bir huzur eşlik ediyor bize. Sessizliği ne kadar özlediğimizi fark ediyoruz o an. Ve öğreniyoruz ki bu adada fayton atları genelde serbest dolaşırmış, eğer evlerin kapısı açık unutulursa bahçede  bir atla karşılaşma olasılığı çok yüksekmiş meğer. Bunu duyunca özellikle Büyükada için temennide bulunduk; en kısa zamanda şartlar değişip de buradaki atlar kadar özgür olabilsinler diye. Ve biraz yokuş çıktıktan sonra bizi bahçesinde çiçekler içinde karşılayan Bahar Hanım ile merhabalaştık ve bize ‘’Adalı” olmanın ne demek olduğunu anlattı.

‘Çocukken aile ile beraber adalarda büyümek ayrı, bir de seneler sonra ada hayatını tercih edip bunu yaşam biçimi haline getirmek ayrı. Ada hayatını tercih ettiyseniz bir kere kendinizi disipline etmeniz şart! Planlı ve programlı olmalısınız ki vapur saatleri programınızı alt üst etmesin.Onun dışında adada iseniz zaten tek yapmanız gereken bu hayata ayak uydurmanız. Unutmayın şehirdeki yaşantınızı buraya adapte etmek değil amaç aksine teslim olmak ve bir bütün halinde yaşamak’ diyor Bahar Hanım. Son 15 yılını Burgazada’da yaşadığını ve artık İstanbul’a yalnızca öğrencileri için gittiğinin altını çiziyor. Tam anlamıyla bir adalı Bahar hanım. Hatta öyle ki tatil tercihini de başka ülkelerin adalarına kaçmaktan yana kullanıyor. Kendi yaşadığı evin bahçesi görülmeye aslında yaşamaya değer diyebiliriz. 20 çeşitten fazla çiçek var bu bahçede.Ve her birine öğle bağlı ki kimseye teslim edemiyormuş.Gittiği yerlerden en nadide çiçekleri bile bu bahçeye taşıyormuş.Tüm bahçe bakımını bizzat kendi yaptığının altını çiziyor ve ekliyor, ‘Her bitkinin bakımı ve ihtiyacı apayrıdır. İşin en keyifli tarafı ise bunca çeşidin içinde her mevsimi bir başka yaşıyor olmanız. Bu bahçede her mevsimde farklı bir çiçek açar ve bahçe kendini yeniler. Öyle muazzam bir oluşuma şahit olursunuz ki bahçeniz adeta masalsı bir görünüme bürünür.’

Sohbet sırasında bir diğer öğrendiğimiz şey ise bu evin bulunduğu yerin Reşat Paşa Köşkü’ne ait olduğu. Sonrasında ise bu köşk kızları arasında bölüştürülmüş meğer.

Bahar hanım’ın bu evi nasıl seçtiği ise onun seneler evvel yaşadığı bir anıda gizli. Bu hikaye şimdilik bizde saklı kalsa da bir kelebeğin insanın hayatını değiştirebildiğini söyleyebiliriz. Evin her köşesi başka hikayelerle, başka anılarla dolu. Her objenin kendine ait bir hikayesi var. Evin içi o kadar sıcak detaylarla tamamlanmış ki kendinizi hiç de misafir gibi hissetmiyorsunuz.Evin başrolü ise şüphesiz kelebekler.Ancak mavi renk, melek figürlü detaylar ve antika objeler de arka planda kalmıyor. Bir oda bir salon olan bu ev son derece kullanışlı dekore edilmiş. Yazlık kışlık olarak kullanılan bu ada evinin her köşesi rahatlığa ve huzura işaret ediyor. Salondan bağımsız, kitabınızı alıp okuyacağınız bir alan dahi oluşturulmuş. Pencerelerden baktığınız bahçe manzarası ise görülmeğe değer. Kendinizi hem dağ evinde, hem de bir ada evinde hissedebileceğiniz nadir yerlerden anlayacağınız. Salondan verandaya açılan bir çıkış var ve Bahar Hanım’ın yine kendi yarattığı; Burgazada hatırası köşesi bulunuyor. Bu eve her gelenin mutlaka bu bölümde bir fotoğrafı ve hatırası olurmuş. Biz de es geçmiyor ve hemen bir hatıra fotoğrafı çekiyoruz elbette. Bahar hanımın hoş sohbeti ve samimiyeti  ile harika geçen bir günün ardından vapura biniyoruz ancak herkes gibi içimiz buruk bir şekilde terk ediyoruz adayı.Tez zamanda yeniden ziyaret etmek üzere…

SAİT FAİK

ABASIYANIK

MÜZESİ

Türk edebiyatının usta isimlerinden Sait Faik’in uzun yıllar yaşadığı tarihi köşke uğramadan yapılan bir Burgazada gezisi eksik kalır. Ada günlerinden geriye ölümsüz eserlerden oluşan paha biçilmez bir miras bırakan yazarın hayatının son yıllarını geçirdiği ev günümüzde bir müze. Güzel bir bahçe içerisinde yer alan köşkte yazarın el yazmaları, fotoğrafları, mektupları, kitapları ve kişisel eşyaları sergileniyor.

AYA YORGİ

KLİSESİ

17. yüzyılda yapıldığı sanılan manastır, Cennet Yolu’nun altındaki yamaçta inşa edilmiş. Üç katlı ve dikdörtgen planlı taş bina, 1920’li yıllarda Beyaz Ruslar tarafından da kullanılmış. Manastırın yukarısındaki çam ağaçlarıyla kaplı düzlükteki kilise ise 19. yüzyıl tarihli. Kilisenin içi ise resimler ve ikonalarla dolu bir müze gibi. Dekorasyonda kullanılan gümüşler ve ahşap oymalar ilginç.

KALPAZANKAYA

İskeleden yarım saatlik bir yürüyüşle, faytonla ya da gezi tekneleriyle ulaşabileceğiniz Kalpazankaya, adanın görülmeden geçilemeyecek yerlerinden biri. Püfür püfür rüzgârlarıyla yazın sıcağını hiç hissettirmeyen bu güzel doğa parçasının bir tarafı ormanla, diğer tarafı denizle çevrili. Hemen aşağısındaki küçük koy, güneşlenmek ve denize girmek için ideal. Civardaki kır gazinolarında ise balık ve kuyu kebabı çok lezzetli.

 

HRİİıSTOS TEPESıİ VE MANASTIRI

Bizans manastırı olan Theokoryphotos (Hz. İsa’nın Başkalaşımı), adının da söylediği gibi, Hristos (İsa) Tepesi’nin zirvesinde yer alır. Bizans kaynaklarınca doğrulanmamış olmamakla beraber, söylenceye göre, manastır Makedonyalı İmparator I. Basil tarafından (tks 867-86) bir antik Yunan tapınağının kalıntıları üzerine kurulmuştur.

18. yy.ın sonunda ise manastır terk edilmiş, bir harabe haline gelmiştir. Manastırdan günümüze, eski manastır bölgesinin çeşitli yerlerine dağılmış, önceki yapılara ait harabeler ve mimari kalıntıların yanı sıra, 19. yy.da yapılmış bir kiliseyle 18. yy.da inşa edilmiş iki katlı bir yapı kalmıştır. Manastır bölgesi girişinin içinde, çok güzel oyulmuş dört Bizans sütun başını da içeren bir dizi antik mimari kalıntısı bulunur.

Manastır yöresinin sınırları içinde bugün bile hâlâ yağmur sularını toplayan dört adet kocaman, kemerli yer altı sarnıcı bulunuyor.

Tepeden seyredilen manzara harikadır: Bütün Adalar ve Asya sahilleri görülebilir. Rumlar ve diğerleri hâlâ, Hz. İsa’nın Başkalaşımı’nın panigirisini (o yerdeki kiliseye adını veren azizin anısına yapılan şenlik) hatırda tutmak üzere 6 Ağustos’ta kiliseye geliyorlar; bu olay eskiden, tepenin zirvesinde müzik ve danslarla kutlanırdı.

Rum mezarlığı, manastır bölgesinin hemen yukarısında. Mezarlıktaki minik kilise, tapınakları hep tepelerin zirvesinde kurulmuş olan Hagios Profitis İllias’a adanmıştır.

KINALIADA

Krikor Lusavoriç Kilisesi

Ada nüfusunda önemli bir payı Ermeniler oluşturmaktadır. Gregoryen kilisesi sahil yolunda yer almaktadır. Prens adaları içerisindeki tek Ermeni kilisesi olma özelliğine sahiptir. 1857’de kurulmuştur ve 1988’de yeniden inşa edilerek bugünkü halini almıştır. İçerisinde ortaçağ taş oymacılığının güzel örneklerini içeren panolar bulunmaktadır.

KINALIADA CAMİİ

Kınalıada’da yaşayan müslümanların isteği ile modern bir  camii yapılmıştır.Üçgen çatısı, kesik yivli minaresi ve zikzaklı yedigen bir poligon oluşturan ana binasıyla Kınalıada Camii, İstanbul’da örneği bulunmayan modern bir mimari üslup taşıyor. Deniz kenarındaki 450 metrekarelik bir alan üzerine kurulu ibadethanenin avlusunda, şadırvan, cemaat odası, sağlık merkezi, gasilhane ve su sarnıcı bulunuyor.

DÖNÜŞÜM MANASTIRI

Dönüşüm Manastırı, Manastır Tepesi’nin üstündedir. Bu manastır aynı isimdeki Bizans manastırının yerine kurulmuştur. Bu manastırın bazı mimari kısımları katholikon yani keşiş manastırının içine yerleştirilmiştir, diğerleri ise araziye yayılmış durumdadır. Türklerin fethinden sonra manastır yıkılmaya başlamış ama sonra 1722’de İstanbul’da iş yapan Sakızadalı bir grup zengin Yunanlı tüccar tamamen onarımını üstlenmiştir. Bu tüccarlar Bizans katholikonunun yerine yeni bir kilise inşa ettirmiş ve yanına Aziz Paraskevi’ye adanmış bir şapel eklemişlerdir. İconostasis ve piskoposluk tahtı ağaç oymacılığının güzel eserlerindendir. Özgün katholikondaki Bizans ikonları İstanbul’da Rum Ortodoks Patrikhanesi’nde korunmaktadır. Şimdiki kilisenin ikonları Rus yapımıdır ve 1723’te Patrik III. Jeremias’a Çar Büyük Petro tarafından yollanmıştır.

RUM ORTODOKS PANAYİA KİLİSESİ

Adanın doğusunda yer alır ve Bizanslı tarihçiler tarafından bu manastırın İmparator V.Leon’a (813-820) kadar yaşadığı kabul edilir. Temel kazımı sırasında şamdanlar, zeytinyağı elde etmeye yarayan aletler, büyük mermer parçaları ve yazılı sütunlar ortaya çıkmıştır.

SİRAKYAN İKİZ EVLERİ

Ali Baran Meydanında bulunan Sirakyan İkiz Evleri Osmanlı döneminde mesken olarak kullanılmak için inşa edilmiştir. Üç katlı ahşap yapılardır ve Kınalıada’nın simgelerindendir.

 

dfot

 

Kır Evi Country Cottage Stili

Rahatlığı ön planda tutan, dingin ve huzurlu bir yaşam sunan, kendini tatile gitmiş gibi hisseden ve doğayla iç içe bir yaşam arayanların tercihidir . Country kırsal, yani geleneksel tarz dekorasyon demek; yaşanmışlık, yani bir eskiye gidiş, eski dönemi anımsatan objeler, eskitme masif mobilyalar, farklı bir romantizm, romantik sıcacık evler demektir. Kısacası modernin tam zıttı bir tarzı temsil eder, daha çok kır evi olarak biliniyor ve kökeni Fransa’ya dayanmaktadır. Amerikan Country,İngiliz Country ve Fransız Country en çok bilinenler arasındadır.

Gerçekte “kır evi tarzı” olarak benimsediğimiz hayatın içinden gelen bu stil, şehir yaşamından uzaklaşmak için sıcak ve davetkar havasıyla kucaklayıcı bir etki yaratmaktadır.. Konforlu, rahat, sıcak ve samimi, pastel veya toprak renklerinin hakim olduğu, yumuşak detaylara sahip mobilyalarla döşenmiş dekorasyon olarak tanımlanabilen Country tarzın doğum yeri Fransa olarak bilinmektedir. 17. ve 18. Yüzyılda Fransa dışında üretilen mobilyaları yapan marangozlar, saray ya da asiller için üretim yapmamaktaydılar. Bu nedenle onların ürettiği mobilyalarda daha basit malzemeler kullanılıp, işçilik daha basit tutulmaktaydı. Ahşap malzeme cilalanmak ya da yaldız kaplanmak yerine sadece boyanıp, kimi zaman kendi renginde bırakılmaktaydı. Kullanılan malzeme daha çok meşe, meyve ağaçları, ceviz ve bazen de maundu. Yüzeyler süslenmemekte, cilalanmamaktaydı ama biçim olarak mobilyalar asillerin evlerinden ilham alınmaktaydı. Paris’i hariç, Fransa’nın ‘Provans’ olarak adlandırılan bölgesinde üretilen mobilyaları ve mimariyi referans alan country stiline bugün beyaz mobilyalar, patine zeminler ve ahşap dokular eşlik ederek özellikle kır evi stili olarak bilinen stil günümüzde modern country olarak yeniden şekillendirilmektedir.

Country tarzı uygularken unutulmaması gereken ilk ve en önemli detay; sadelik, ferahlık ve samimiyettir. Daha çok pastel ve toprak renklerinin hakim olduğu ve ayrıca içine doğada bulunan renklerin estiği bir tarz olarak karşımıza çıkmaktadır.

Renk kullanımı

Bir kır stili olduğu için pencereden bakıldığında görülebilecek  tüm doğa renkleri ilham kaynağı olabilecektir. Yeşili, maviyi, çiçek renklerinin güneş ışığında biraz  soldurulduğunda oluşan bu mat renkler desenlerle birleştirilip kullanılır genellikle. Bunlar beyaz, krem veya toprak tonlarıyla kombinlenebilir, pastel renk tonları üzerinde gitmek harika sonuçlar verecektir.

Zemin beyaz, mobilyalar kahverengi, krem ya da toprak tonlarında kurgulandığında genel renk seçiminin yapılırken  aynı renk paleti üzerinde gidilmesi homojen bir etki verecektir. Kontrastlık oluşturulmak  istendiğinde, seçilecek rengin mekanda kargaşa yaratmaması için kontrastlık oranının birbirine yakın tutulması uygun olmaktadır. Evin tamamında ferah ve havadar bir ortam yaratmak için kesinlikle koyu kırmızı, koyu mor gibi tonlardan kaçmak gerekmektedir.

 

Mobilya seçimi

 

 

Country tarzda daha çok açık renkli ahşap malzemeler kullanılmaktadır. Doğal ahşaplar, ceviz, maun en fazla tercih edilenlerdendir. Ayrıca hasır ve bambu mobilyalar da özellikle kış bahçelerinde, teraslarda veya evin herhangi bir köşesinde kullanılabilmekte ve oldukça şık bir hava vermektedir. Büyük kanepeler, yumuşak sandalyeler, cilasız masif mobilyalar, antika objeler, ahşap sehpalar, masalar sayısı çok tutulmadan ve karmaşa yaratılmadan doğru konumlandırma ile bu tarz bir dekorasyonda yerini almaktadır. Tarzın koltukları oldukça geniş, oturma ve yaslanma yerleri tanımlanabilmektedir. Keskin değil yuvarlak hatlı mobilyalar daha sıcak ve samimi etki yaratmaktadır. Her ne kadar eskilerde kaldığı düşünülse de ahşap camlı bir vitrin bu tarzın tamamlayıcısı olmaktadır. Mobilyalarda el işçiliği çok önemlidir. Çok az da olsa oymalar kullanılır ama bu durum genel görünümün sadeliğini bozmamalıdır.

Country tarz bir dekorasyonda, yeniden kazanılmış mobilyalar ön plana çıkmaktadır. Aileden kalma bir konsol ya da eski bir ahşap ustasının elinde çıkmış yemek masası evin en önemli parçası haline gelebilmekte ve eski bir mobilya gerçek kullanımından başka bir amaçla yeni bir işlev kazandırılarak tarzın daha etkin olarak uygulanması mümkün olabilmektedir.

Yatak başı olarak ferforje kullanmak etkili olmaktadır. Beyaz ya da pastel tonlarda boyalı ve eskitmeli olarak kullanılabilir. Salon için ağaçtan bir yemek masası seçilebilir. Üzeri sıfır zımparalanmış ve cila atılmış modeller yerine direkt ağaç görünümlü ve mat cilaya sahip modellerle daha doğal bir görüntü yakalanabilir.

 

Kumaşlar

 

 

Koltuk ve sandalye döşemelerinde, yastıklarda daha çok pamuk, keten  kumaşlar tercih edilmelidir. Düz, çizgili, ekose veya çiçekli desenler birbiriyle kolaylıkla kombin edilebilir.

Minik çiçek desenli kumaşların düz ve açık tonlarda kumaşlarla birlikte kullanılması tavsiye edilir, son yıllarda ayrıca çiçeklilerin pastel baskın olmayan çizgili desenlerle de kullanımı artmıştır…Ayrıca çıkış noktası ile bağlantılı olarak lavanta, zeytin, üzüm ve kelebek desenleri tarza imza atmaktadır. Göz yormayan renklerden oluşturulacak bu desenler evin daimi baharda olmasını sağlayacaktır.

 

Aksesuarlar

 

 

Aksesuar denilince bu stilin iki ana kahramanı vardır; biri ferforje objeler diğeri ise hasır sepetler. Seramik ve topraktan yapılmış aksesuarlar da aralara serpiştirilebilir. Doğal olan her şeyin bu stilde yeri olduğu kesin. Ayrıca mutlaka abajur kullanılmalıdır. Sadece yatak odası için değil salon aydınlatması için de abajur stilin olmazsa olmazlarından biridir.

Büyüleyici porselen tabaklar, eski şapkalar, antika müzik aletleri, aileden kalma objeler, koleksiyon parçaları bu stilin en önemli aksesuarlarıdır. Desenli kırlentler bakır tencereler, hoş kokulu doğal sabunlar, saksılarda canlı çiçekler, yeşillikler dekorasyonu tamamlayan ince detaylardır. Bu tarzda bakırlar, çömlekler, döküm tencereler temel işlevlerinin yanı sıra birer dekorasyon objesine dönüşmektedir. Çekmece ve dolap diplerinde sergilenmeyi bekleyen aile yadigarı objeler, pastel tonlardaki ev tekstilleri ve taze çiçekler bu stilin anahtar parçalarındandır. Tarza uyumlu şamdanlar, mumluklar ve kuş kafesleri kalabalık yaratmamak şartıyla zeminde de kullanılabilmektedir.

 

 

Country tarzla uyumlu detaylar
Beyaz, krem mobilyalar ve özellikle eskitme mobilyalar
Evde bir yerlerde taze çiçek yada koltukta, minderde, perdede çiçekli desen
Bir kuş kafesi objesi, gösterişli şamdanlar, uzun zarif mumlar, fenerler…
Şömine, doğal taş duvar kaplaması
Rustik  taş desenler ve tuğlalar,
Ferforje objeler
Hasır sepetler, ahşap objeler

 

 

Country tarza asla uymayacak detaylar

 

Metal ve dijital objeler
Modern raflı duvar üniteleri
Ses sistemi, hoparlörleri vs gibi ev teknolojilerinin açıkta ve çok göz önünde olması,
Köşe koltuk takımları kullanılması
Lake, parlak kapaklı mutfak dolapları ve tezgahlar tercih edilmesi,
Düz hatlı, metal, modern avizeler, spotlar, aplikler seçilmesi, Fresh bir etki, pastoral bir hava ve romantik çağrışımlar için bu yaz evinizde tam da country tarz uygulama zamanıdır.

dfoit_mayis

 

BD Barcelona Design, tasarım dünyasında, İspanya’nın uluslararası platformda prestiji  en yüksek markalarından biri. 1972 yılında tasarım kalıplarına tepki olarak kurulan bu genç ve zor memnun olan mimarlar topluluğu, üretkenliği kendilerine felsefe edinmişler.

70’lerin başında Pep Bonet, Cristian Cirici, Lluís Clotet, Mireia Riera ve Oscar Tusquets tarafından kurulan Bocaccio Design, mağazalarda kolay kolay bulamayacağınız mobilya, aksesuar ve obje tasarlamayı hedeflemişler daha yola çıkarken. Bu konsept ilk başlarda “kendini beğenmiş” bir tutum olarak algılansa da, zamanla bu fikir, gündelik nesnelerin tasarımında farklı bakışaçıları sunarak, İspanya’da o güne kadar ortaya çıkmamış eşsiz bir tecrübe sunmuş oldusektöre ve büyük ilgi görmüş.

 

Bu küçük başlangıç oluşumu gün geçtikçe zenginleşerek trend setter halini almış. Bu nedenle BD Barcelona’nın çağdaş koleksiyon katalogları, hayranlık duyulan usta tasarımcıların tasarımlarıyla, dünya geneline yayılan fenomenler haline gelmiş zaman içerisinde. Siza Viera, Ettore Sottsass, Javier Mariscal, Alessandro Mendini, Konstantin Grcic, Jaime Hayón, Ross Lovegrove ve Alfredo Häberli gibi isimler Antoni Gaudì, Charles Rennie Mackintosh ve Giuseppe Terragni gibi unutulmaz duayenlerle bir araya gelmiş bu kataloglar aracılığıyla.

 

KriskaDECOR metal perde Akdeniz ülkelerinde çocukluğu geçenler için tam bir klasik. İspanya Tarragona’da ilk kez kullanılan bu perde yaz aylarında açık duran kapıları dış dünyadan separe etmek amacıyla, evlerde, dükkanlarda ve barlarda kullanılıyor genel olarak. Yıllar sonra, mimarlar ve iç mimarlar oluşturdukları  yeni projelerinde bu perdelerin benzelerine yer verdiler ve misafirperverliği simgeleyen bu perdeleri Philippe Starck, Mama Shelter Hotel’de, Patricia Urquiola ise Dos Palillos Restaurant’ta ve Mandarin Otel Barcelona’da kullanmışlardır.

dfoit_mayis

 

dergi_form_nisan

 

Harikalar Diyarı:
Maison&Objet

 

24-28 Ocak tarihleri arasında gerçekleşen Maison&Objet Fuarı, çekici trend alanı, birbirinden güzel salonları ve rengarenk dekoruyla bu yıl da keyifli ve ilham veren bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Gezerken kendinizi Alice Harikalar Diyarı’nda hissedeceğiniz bu fuarda dikkat çeken aydınlatma tasarımlarını sizin için seçtik.

 

Wonderglass:

 

Flow[T]

Tasarımcısı Noa Tamura, Wonderglass Flow[T]’yi ‘çağdaş bir avize’ olarak tanımlıyor. Venedik Lagünü’nün renginden esinlenen tasarımcı, bu ürünü kullanıcının isteğine göre uyarlayabiliyor. Parçaları tek tek satın alabilir ya da birkaçını heykelsi bir ışık bütünü olarak zevkinize göre tasarlayabilirsiniz. Nao Tamura tam bir modern tasarımcı. İşinin kalbine yerleştirdiği akılcı düşünceyle uyum içerisindeki yeteneği kültürlerin, dillerin, konseptlerin ve tarzların ötesine geçiyor. Olağanüstü yeteneği sayesinde, Tokyo ve New York’taki yaratıcı toplulukların ürünü olan çözümleri, iki boyutlu ve üç boyutlu ortamlarda da izleyicisiyle aynı rahatlıkla duygusal bir iletişim kurabiliyor.

 

Dante:

 

Scintilla

Pietro Russo tasarımı olan ‘Scintilla’ cam zanaatinin zıtlarını, müthiş etkileyici yeni bir üründe bir araya getiriyor. Bir yanda, oldukça ileri endüstriyel bir teknik kullanılarak, borosilikat camın ışık açıldığında çizgili yüzeyi sayesinde kıvılcımlar saçıp parıldaması sağlanmış. Diğer yandaysa, İtalyan tarzı bir seçim olan üfleme camın içine, çağdaş ve endüstriyel bir yaklaşımla LED ampul yerleştirilerek, hoş bir tezat elde edilmiş. Bu şık masa üstü aydınlatma sisteminin farklı ebatları da mevcut.

 

Veronese:

 

Drop

Patrick E. Naggar imzalı Drop koleksiyonu, piyasaya ilk sunulduğu 2003 yılından bu yana müthiş bir başarı yakalamış. Böylesi bir tutkuya dönüşmesinde, bir damla Murano camına odaklanan yalın tasarımın payı büyük diyebiliriz. Bu damla artık buzlu camda yumuşak ışıklar yayan krom ve bakır kenarlı çerçevelerde hayat buluyor. Ve bu eşsiz sunumu, birinde tek damla diğerinde iki damla bulunan iki küçük masa lambası tamamlıyor.

 

Anemone

Maurizio Galante ve Tal Lancman’ın sudan ilham alarak tasarladıkları Anemone ihtişamlı görüntüsüyle göz dolduruyor. Pek çok cam materyali birleştirme fikrinden yola çıkan tasarım baştan sona  elde biçimlendirilmiş. Murano camı bu tasarımda  geleneksel aydınlatmanın farklı bir yüzü olarak karşımıza çıkıyor.

 

Opossum Design:

 

ediSUN

ediSUN 1879’da ampulü icat eden Edison’a bir saygı duruşu niteliğinde. Uzun ömürlü fitil ve çelik soket kullanılan ampul özellikle buzlu camdan üretilmiş. Yağ doldurulduğunda bu cam berraklaşıyor. Ürün, çekici ahşap bir kutuda sunuluyor. Bu hoş tasarımı romantik ambiyanslardan hoşlananlara öneriyoruz.

 

CTO Lighting:

 

Bell

Polikarbon ve saten pirinçten tasarlanan Bell, hem endüstiriyel, hem de zamansız tasarımıyla göz dolduruyor. Bu şık avize yalın ve sofistike görünümüyle evinize çok yakışacak.

 

dergi_form_nisan

dergi_format_mart

 

Bohem ve Eklektik Stil

 

ÖZGÜN VE
ÖZGÜR RUHLAR İÇİN

Bohem stil rahatına düşkün, bol seyahat eden, her seyahatten özel bir obje alan, eski objelere değer veren ve etnik desenleri sevenlere göre bir tarz. Renk renk, desen desen kumaşlar, kontrast renkler, ahşabın doğallığı ile lakenin modernliğini bir arada ustaca sergilemesi, vintage kullanımı bu tarz içerisinde kendine yer bulan seçimlerin başında gelir diyebiliriz.

Bohem ve hippi yaşam tarzlarının etkileriyle moda dünyasında yükselişe geçen boho chic’i ise , 2000li yılların sonunda hayatımıza giren ve o günden bu yana önemini hiç kaybetmeyen bir akım diye tanımlayabiliriz en genel hatlarıyla.

 

BOHEM YAŞAMIN İZLERİNİ TAKİP EDECEK OLURSAK:

 

EL İŞÇİLİĞİ İLE YAPILMIŞ DOKUSU OLAN MALZEMELER BOHEM YAŞAMIN VAZGEİLMEZLERİ DEMEK YANLIK OLMAZ, HELE BİR DE OTANTİK ÇİZGİLER TAŞIYORLARSA İDEAL FORMÜLÜ YAKALAMIŞSINIZ DEMEKTİR…

ETNİK DOKULU EV TEKSTİL ÜRÜNLERİ,  AİT OLDUĞU TARZDAKİ GENEL GÖRÜNTÜLERİNİN ÇOK DIŞINA ÇIKMIŞ FORMLARDA KULLANILAN OBJELER YİNE BOHEM HAYATIN VAZGEÇİLMEZLERİNDEN DEMEK YANLIŞ OLMAZ

RENUVE EDİLMİŞ VE BÜYÜK BİR ÇOĞUNLUKLA İLK YAPILIŞ AMAÇLARININ ÇOK DIŞINDA HİZMET VERMEK ÜZERE YENİDEN YAPILANDIRILMIŞ LOFT YAŞAM ALANLARINDA ÖZGÜN DEKORASTİF ÖĞELER KULLANMAK BOHEM STİLE ÇOK UYGUN YAŞAM MODELLERİ KAZANDIRIR HAYATIMIZA.

BOHEM HAYAT, HIZLA TÜKETİME, YENİNİNİN ESKİNİN YERİNİ ÇABUCAK ALDIĞI TÜKETİM TOPLUMLARINA SESSİZ BİR BAŞKALIDIRIDIR ASLINDA. BU YÜZDEN ESKİ OBJELER, ANTİKA DEĞERİ TAŞISINLAR VEYA TAŞIMASINLAR BOHEM KÜLTÜRÜN VAZGEÇİLMEZ YAPI TAŞLARINI OLUŞTURURLAR. GEÇMİŞİN KIYMETİNİ BİLMEK ESTETİK YAKLAŞIMDA BOHEM KÜLTÜRÜN EN BÜYÜK ZENGİNLİKLERİNDEN BİRİNİ OLUŞTURUR ASLINA BAKACAK OLURSANIZ.

 

FARKLI TARZLARIN
UYUMLU BİRLİKTELİĞİ

 

Farklı kültürlerin,tarihsel dönemlerin ve sanat akımlarının seçilip uyumlu bir birlikteliğin sağlanmasına biz, Eklektik Stil diyoruz. Farklı dönemleri kucaklayabilen, renk ve doku çeşitliliğini yansıtan, farklı tarzlarda objelerin biraraya gelmesini sağlayan bu tarzın en kritik noktası finalde uyumu yakalayabilmektir. Eklektik dekorasyonun en güzel yanı, tek bir dönem ve tarza bağlı kalmadan, özgürce,yaratıcı bir şekilde hareket edebilmemizdir .

Yaygın bir bakış açısına göre insan kişiliğinin karmaşıklığı, ihtiyaçların değişkenliği, estetik anlayışının çeşitliliği nedeniyle, aslında her evin gerçek tarzı eklektik olmalıdır. Biz de bu görüşü destekleyen taraftayız aslına bakacak olursanız.

* Antika aksesuarlar kullanın. Aile yadigarı, anısı olan objeler en kıymetlileri olacaktır elbette.
* Modern ve geleneksel ögeleri bir arada kullanın. Günümüzün ve geçmişin ruhunu bir araya getirin.
* Geleneksel ve ağır çizgideki kumaşlarla, modern ve zarif kumaşları bir araya getirin.
* Aslında bu tarz dekorasyonda her şey sizin yaratıcılığınıza ve zevkinize kalıyor. Öyle özgür ve özgün bir tarz ki, neleri biraraya getirirseniz getirin mutlaka bir ruhu ve güzelliği olacaktır.

 

ESKİYLE YENİNİN, KLASİKLE MODERN YORUMUN BİRLİKTE KULLANILDIĞI BİR EKLEKTİK TARZ YAKALAYACAKSANIZ, MEKANIN MİMARİ DETAYLARININ SADE VE YALIN ÇİZGİLER TAŞIMASINA DİKKAT ETMELİSİNİZ.  BU TÜR DURUMLARDA MEKANI   BOŞ BİR PALET OLARAK DÜŞÜNÜP ÜZERİNE DOLDURACAK BEYAZ ZEMİN VE DUVAR RENGİ SEÇMENİZ İDEAL SONUÇLAR ELDE ETMEK İÇİN UYGUN BİR SEÇİM OLACAKTIR.

OTANTİK VE AĞIR OBJELERİ VEYA SANAT ESERLERİNİ KULLANIRKEN, AĞIR VE KARMAŞIK ORTAMLAR YARATMAMAK İÇİN DİĞER DETAYLARDA SADELİĞE VE ÖNE ÇIKMAYAN ÇİZGİLERE YÖNELMEKTE FAYDA VAR

ORYANTALİZMİN YÜKSELİŞTE OLDUĞUNU DÜŞÜNECEK OLURSAK,  DİNLENDİREN RENKLERİN HAKİM OLDUĞU MODERNLE OTANTİĞİN USTACA HARMANLANDIĞI EKLEKTİK DENGELER YARATACAĞINIZ KOMPOZİSYONDA AŞIRI UÇLARA KAYMANIZA ENGEL OLACAK ÖĞELER OLACAKTIR.

EKLEKTİK, KLASİK VE BEKLENTİNİN DIŞINDA, ÇERÇEVEYİ SADECE SİZİN BİLDİĞİNİZ BİR DÜNYADA VA OLABİLME ÖZGÜRLÜĞÜ VERİR İNSANA. KİŞİLİĞİ OLAN EVLER İÇİN HAYATA BİRAZ DA ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BAKMAK GEREKLİLİĞİYLE DE EN UYGUN İLERLEYEBİLECEK STİLDİR BU NEDENLE. EĞLENMEYİ VE KENDİNİZE VE MİSAFİRLERİNİZE KÜÇÜK ÇELİŞKİLER YAŞATMAKTAN ÇEKİNMEYİN

 

dergi_format_mart